Haktan yana bir şair Mustafa Ökkeş Evren. Çocuk haklarını şiirlemiş. ‘Çocuk haktır. Çocuğun her çığlığı hakikattir’ diyor. Son şiir kitabında ”hiç haksız olur mu çocuklar?” diye soruyor bize. Her çocuğun hakları ile var olması gerektiğini hatırlatırken, tertemiz bir dünyanın da kapılarından geçiriyor teker teker. Her şiirinde ‘çocuk’ sesi duyuyoruz.
Tertemiz, sade ve masum bir dünya arıyorsanız ‘çocuk dünyasına’ dalmanız, çocuk çığlıklarını duymanız gerektiğini de hatırlıyorsunuz bu kitapta, çünkü sadece çocuk dünyasına daldığınızda gerçekten hayret edecek, heyecanlanacak ve şaşıracaksınız. ”En anlamlı evet” hakkını sunacaklar size üstelik.
İçimizdeki o masum sahneye şu sözlerle çağrılıyoruz: ‘Dönün çocuk dünyasına ki insanlığın haberi duyulsun. Bir çocuk bütün çocukların hatta kendi çocukluk portremizin adını fısıldasın kulaklarınıza.’
Bu yazının devamı
180. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Âdem’in iki oğlu Allah’a kurban sunmuşlardı, birinden kabul edildi diğerininse kabul edilmedi. Kurbanı kabul edilmeyen (Kâbil), kardeşine “seni öldüreceğim” dedi. Kardeşiyse Allah’ın, takva sahiplerinin kurbanlarını kabul edeceğini söyledi ve
Hâlâ parmaklarımda kalan boyalarla çocuklarımı uyutuyorum. Yoksa ‘Sahibi’mize ne deriz? Hala babamın resimlerinden tanıyorum renkleri.
‘Ey renklerin sahibi renklerimize acı’
Çünkü baba, yeryüzünü renklerle ayırt ettigi bir resim çizer çocuğunun zihnine .
Kimi zaman güçlü bir ağaca benzetir kendini. Kabuğu sert, ama güçlü . Karıncalar dolaşır üzerinde. Bazı resimlerde dalgalı bir denizdir, kağıttan gemileri yüzdürür. Bazen de bir çocuğun sürekli silgi tozlarının biriktirdiği silinmiş bir sayfasıdır. Cocuk silgi tozlarına bile kıyamaz, avucuna alır, şekiller çıkarır, oyunlar kurar… boş sayfayı uçak yapar da gökyüzüne uçurur. Gözü kuşlara takılır, düşer çocuk. Ama yine de uçurur. Renkleri çok sonra tanır ve düştükçe dizi hep aynı yerden kanar durur…
Anlamaya değil, yaftalamaya; iletişim kurmaya değil, tezahürat yapmaya teşne olduğumuz şu dünyada ne büyük fırsatlar kaçırıyoruz bir bilsek. Kim bilir, ötelediğimiz kişiler, toplumlar, milletler, tersinden kalkıp aynaya özensiz bakmamız sonucu görüp irkildiğimiz kendi aksimizden başka bir şey değil.
Bu mektupta kelamdan konuşalım dedim, kavramdan, anlamdan, bizi ilgilendiren en önemli konuların birinden yazayım istedim. Öyle ya, anlaşmak ancak ve ancak, anlamaya durmak, anlatmaya çalışmakla mümkündür, bunun için de söze/kelama ihtiyaç vardır. Gündemi dolduran konular bazen gönlü yoruyor ama daha sonraki mektuplara ertelemek doğru olur düşüncesi ile gündemden bahsetmeyip, kelam hakkında dile gelebilenleri yazayım istedim etraflıca olamasa bile…
Nasılsın? diye sormadım ama sen cevap vermediğin içindir, belki de soruyu yük etmeyeyim diyedir. Bazı cevapsız sorular sorunları besleyebilir diye düşünüyorum ben, şahit oldum çünkü. Birine sordun diyelim, “beni seviyor musun?” diye, öyle ya anlayamadın varsayalım halinden-hareketlerinden, iki türlü yorumlanmaya müsait hâli ve tavrı, o da cevap vermiyor ya. Dön-dolaş beyninde bu sorunun cevabının kalabalığı. Bu sadece sevgi konusunda değil tabii, birçok konuda böyle. Nasılsın? En ciddi sorulardan biridir, cevabı hak eder. Sadece kimin ilgilendiği, kime cevap vereceğinle ilgili ufak tefek kısıtlamalar yapılır cevapta. Nasılsın? denildiğinde kendini kontrol etmen gerekir, nasılsın gerçekten, nasılsın gerçeklerle…
Hiç Haksız Olur Mu Çocuklar?
Haktan yana bir şair Mustafa Ökkeş Evren. Çocuk haklarını şiirlemiş. ‘Çocuk haktır. Çocuğun her çığlığı hakikattir’ diyor. Son şiir kitabında ”hiç haksız olur mu çocuklar?” diye soruyor bize. Her çocuğun hakları ile var olması gerektiğini hatırlatırken, tertemiz bir dünyanın da kapılarından geçiriyor teker teker. Her şiirinde ‘çocuk’ sesi duyuyoruz.
Tertemiz, sade ve masum bir dünya arıyorsanız ‘çocuk dünyasına’ dalmanız, çocuk çığlıklarını duymanız gerektiğini de hatırlıyorsunuz bu kitapta, çünkü sadece çocuk dünyasına daldığınızda gerçekten hayret edecek, heyecanlanacak ve şaşıracaksınız. ”En anlamlı evet” hakkını sunacaklar size üstelik.
İçimizdeki o masum sahneye şu sözlerle çağrılıyoruz: ‘Dönün çocuk dünyasına ki insanlığın haberi duyulsun. Bir çocuk bütün çocukların hatta kendi çocukluk portremizin adını fısıldasın kulaklarınıza.’
Bu yazının devamı 180. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Pişmanlık ve Tövbe -Âdem’in İki Oğlu; Hâbil ve Kâbil-
Âdem’in iki oğlu Allah’a kurban sunmuşlardı, birinden kabul edildi diğerininse kabul edilmedi. Kurbanı kabul edilmeyen (Kâbil), kardeşine “seni öldüreceğim” dedi. Kardeşiyse Allah’ın, takva sahiplerinin kurbanlarını kabul edeceğini söyledi ve
Baba
Hâlâ parmaklarımda kalan boyalarla çocuklarımı uyutuyorum. Yoksa ‘Sahibi’mize ne deriz? Hala babamın resimlerinden tanıyorum renkleri.
‘Ey renklerin sahibi renklerimize acı’
Çünkü baba, yeryüzünü renklerle ayırt ettigi bir resim çizer çocuğunun zihnine .
Kimi zaman güçlü bir ağaca benzetir kendini. Kabuğu sert, ama güçlü . Karıncalar dolaşır üzerinde. Bazı resimlerde dalgalı bir denizdir, kağıttan gemileri yüzdürür. Bazen de bir çocuğun sürekli silgi tozlarının biriktirdiği silinmiş bir sayfasıdır. Cocuk silgi tozlarına bile kıyamaz, avucuna alır, şekiller çıkarır, oyunlar kurar… boş sayfayı uçak yapar da gökyüzüne uçurur. Gözü kuşlara takılır, düşer çocuk. Ama yine de uçurur. Renkleri çok sonra tanır ve düştükçe dizi hep aynı yerden kanar durur…
Bay Şavşan ve Basit’in Karmakarışık Oyunları
Anlamaya değil, yaftalamaya; iletişim kurmaya değil, tezahürat yapmaya teşne olduğumuz şu dünyada ne büyük fırsatlar kaçırıyoruz bir bilsek. Kim bilir, ötelediğimiz kişiler, toplumlar, milletler, tersinden kalkıp aynaya özensiz bakmamız sonucu görüp irkildiğimiz kendi aksimizden başka bir şey değil.
Mektup II
Bu mektupta kelamdan konuşalım dedim, kavramdan, anlamdan, bizi ilgilendiren en önemli konuların birinden yazayım istedim. Öyle ya, anlaşmak ancak ve ancak, anlamaya durmak, anlatmaya çalışmakla mümkündür, bunun için de söze/kelama ihtiyaç vardır. Gündemi dolduran konular bazen gönlü yoruyor ama daha sonraki mektuplara ertelemek doğru olur düşüncesi ile gündemden bahsetmeyip, kelam hakkında dile gelebilenleri yazayım istedim etraflıca olamasa bile…
Mektup VII
Nasılsın? diye sormadım ama sen cevap vermediğin içindir, belki de soruyu yük etmeyeyim diyedir. Bazı cevapsız sorular sorunları besleyebilir diye düşünüyorum ben, şahit oldum çünkü. Birine sordun diyelim, “beni seviyor musun?” diye, öyle ya anlayamadın varsayalım halinden-hareketlerinden, iki türlü yorumlanmaya müsait hâli ve tavrı, o da cevap vermiyor ya. Dön-dolaş beyninde bu sorunun cevabının kalabalığı. Bu sadece sevgi konusunda değil tabii, birçok konuda böyle. Nasılsın? En ciddi sorulardan biridir, cevabı hak eder. Sadece kimin ilgilendiği, kime cevap vereceğinle ilgili ufak tefek kısıtlamalar yapılır cevapta. Nasılsın? denildiğinde kendini kontrol etmen gerekir, nasılsın gerçekten, nasılsın gerçeklerle…
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.