Hayatta bir gayesi olan, bir amaç veya dâvâ uğruna mücadele veren her insan, ‘değişim’ meselesiyle yüzleşmek durumundadır. Çünkü bir gaye sahibi olmak, henüz elinizde olmayan, size ait olmayan bir şeye ulaşmak için çaba göstermeniz gerektiği anlamına gelir. Bunun için ise, bir şeylerin ‘değişmesi’ gerekir ve bu da bir ‘cehd’e ihtiyaç duyar. Mücadele ve sabır olmaksızın, bir hedefe ulaşmak, yani ‘başarı’ elde etmek mümkün değildir. Allah bu dünya hayatını, tabiri caizse, bu ilke üzerine kurmuştur ve o yüzdendir ki insan için ‘çalıştığından’ başkası yoktur! (Necm:39)
İnsan, bu dünyada, bir fanus içinde yaşamıyor. Bilakis verili şartlara doğuyor. Herkes, öyle veya böyle bir ‘çevre’ etkisine maruz kalıyor. Hatta popüler bir tartışmanın diliyle ifade edilecek olursa, bütün insanlar, şu veya bu şekilde ‘çevre’sinin ürünü olarak dahi görülebilir. Bu, Aristo’dan sosyalist, Marks’tan stoacı, Ebu Hanife’den Gazzâlî olamayacağı anlamına gelir.
Bu yazının devamı
184. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Tövbe bir özgürlük manifestosudur.
İçsel bir bildiridir. Kişinin kendi iç aleminde kendisine verdiği bir manifestodur. Günah yüklerinden, hataların ağırlığından özgürleşmenin bildirisidir.
Tövbe, bir şeyden geri dönmek, dönüş yapmak, yönelmek demektir. Hatalardan, günahlardan dönerek Allah’a yönelişin eylemsel bir ifadesidir.
Tövbe, kişinin kendisini değerlendirme eylemidir. Tövbe, söylem ve eylemlerin objektif bir şekilde değerlendirilebilmesidir. Öyle ki kişinin kendisiyle karşılaşması ve kendisinin tüm yanlışlarını ortaya koyarak doğruya yönelebilme cesaretidir.
Hukukun bulunduğu yeri, ne olduğunu ve neye hizmet ettiğini anlamak için cesur sorular sorulmalıdır. Verilecek cevaplar bizlere zarar verse dahi. Hukuk, adil bir düzen yaratmak için var ise, adalet acı da olsa talep edilebilmeli. Ancak geçen zamana bakıldığında; gücü elinde bulunduran erk, hukuku kontrol etmiş ve hukuk ile kendi menfaatleri çerçevesinde toplumu şekillendirmiştir.
Akıl-vahiy ilişkisi üzerine mülâhazalar” yazısı, bilginin kaynağı sorunu ekseninde kapsamlı bir çalışmanın önsözü mahiyetindedir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Yazıda İslâm düşüncesinde esas itibariyle ‘bilginin kaynağı sorunu’nun olmadığına ancak daha sonraki dönemlerde kirlenmeye başlayan ‘Müslüman aklı’yla birlikte zihnî karışıklığın (teşevvüş) oluştuğuna dikkat çekilmiştir. Farklı kültür ve inançların müslüman düşünceye karışmasıyla oluşan kirlenme, kendi kavramlarını üretmede gecikmeyip kurumsallaşmıştır.
Hayat ve ölüm hakkını elinde tutan modern iktidar sistemleri eylemlerin de işlevsizleştirmesini sağlarlar, eylem özünde bir potansiyeli göstermekten ziyade onu terbiye etme yöntemi olarak vardır. Dolayısıyla hakikatin ve anlamın değersizleştiği bir dünyada ifade etme özgürlüğünü tartışamazsın. Ölüm ve yaşam hakkının ifade etmeyle özdeşleştiği bir dünyada eylemin değil susmanın özgürlüğünü tartışmamız lazım. Susma hakkını elinde tutabildiğin ölçüde potansiyel bir tehdit olabilirsin. Bu da elbette nefes alma hürriyetiyle alakalıdır.
Bugün Gazze’de yaşanan trajik gerçek, tam da nekroiktidarın gücünü gösterir.
“Avrupa kurumsal modernizminin” Avrupa’yı inşa etmesi ile birlikte hükümran bir güç olarak dünyanın geri kalanı ile ilişkiye geçmesi, Batı dışı toplumlar açısından zorunlu bir ilişki biçimi olarak gündeme gelmiştir.
‘Şartlar’ Neyi Belirler
Hayatta bir gayesi olan, bir amaç veya dâvâ uğruna mücadele veren her insan, ‘değişim’ meselesiyle yüzleşmek durumundadır. Çünkü bir gaye sahibi olmak, henüz elinizde olmayan, size ait olmayan bir şeye ulaşmak için çaba göstermeniz gerektiği anlamına gelir. Bunun için ise, bir şeylerin ‘değişmesi’ gerekir ve bu da bir ‘cehd’e ihtiyaç duyar. Mücadele ve sabır olmaksızın, bir hedefe ulaşmak, yani ‘başarı’ elde etmek mümkün değildir. Allah bu dünya hayatını, tabiri caizse, bu ilke üzerine kurmuştur ve o yüzdendir ki insan için ‘çalıştığından’ başkası yoktur! (Necm:39)
İnsan, bu dünyada, bir fanus içinde yaşamıyor. Bilakis verili şartlara doğuyor. Herkes, öyle veya böyle bir ‘çevre’ etkisine maruz kalıyor. Hatta popüler bir tartışmanın diliyle ifade edilecek olursa, bütün insanlar, şu veya bu şekilde ‘çevre’sinin ürünü olarak dahi görülebilir. Bu, Aristo’dan sosyalist, Marks’tan stoacı, Ebu Hanife’den Gazzâlî olamayacağı anlamına gelir.
Bu yazının devamı 184. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Özgürlük Manifestosu
Tövbe bir özgürlük manifestosudur.
İçsel bir bildiridir. Kişinin kendi iç aleminde kendisine verdiği bir manifestodur. Günah yüklerinden, hataların ağırlığından özgürleşmenin bildirisidir.
Tövbe, bir şeyden geri dönmek, dönüş yapmak, yönelmek demektir. Hatalardan, günahlardan dönerek Allah’a yönelişin eylemsel bir ifadesidir.
Tövbe, kişinin kendisini değerlendirme eylemidir. Tövbe, söylem ve eylemlerin objektif bir şekilde değerlendirilebilmesidir. Öyle ki kişinin kendisiyle karşılaşması ve kendisinin tüm yanlışlarını ortaya koyarak doğruya yönelebilme cesaretidir.
Hukuk: Devletin Manipülatif Bir Aracı mı Yoksa Toplumsal Düzenin Temeli mi?
Hukukun bulunduğu yeri, ne olduğunu ve neye hizmet ettiğini anlamak için cesur sorular sorulmalıdır. Verilecek cevaplar bizlere zarar verse dahi. Hukuk, adil bir düzen yaratmak için var ise, adalet acı da olsa talep edilebilmeli. Ancak geçen zamana bakıldığında; gücü elinde bulunduran erk, hukuku kontrol etmiş ve hukuk ile kendi menfaatleri çerçevesinde toplumu şekillendirmiştir.
Akıl-Vahiy İlişkisi Üzerine Mülâhazalar- Bilgiyi Temellendirmenin Serüveni-II-
Akıl-vahiy ilişkisi üzerine mülâhazalar” yazısı, bilginin kaynağı sorunu ekseninde kapsamlı bir çalışmanın önsözü mahiyetindedir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Yazıda İslâm düşüncesinde esas itibariyle ‘bilginin kaynağı sorunu’nun olmadığına ancak daha sonraki dönemlerde kirlenmeye başlayan ‘Müslüman aklı’yla birlikte zihnî karışıklığın (teşevvüş) oluştuğuna dikkat çekilmiştir. Farklı kültür ve inançların müslüman düşünceye karışmasıyla oluşan kirlenme, kendi kavramlarını üretmede gecikmeyip kurumsallaşmıştır.
Nekropolitikalar ve Ortadoğu
Hayat ve ölüm hakkını elinde tutan modern iktidar sistemleri eylemlerin de işlevsizleştirmesini sağlarlar, eylem özünde bir potansiyeli göstermekten ziyade onu terbiye etme yöntemi olarak vardır. Dolayısıyla hakikatin ve anlamın değersizleştiği bir dünyada ifade etme özgürlüğünü tartışamazsın. Ölüm ve yaşam hakkının ifade etmeyle özdeşleştiği bir dünyada eylemin değil susmanın özgürlüğünü tartışmamız lazım. Susma hakkını elinde tutabildiğin ölçüde potansiyel bir tehdit olabilirsin. Bu da elbette nefes alma hürriyetiyle alakalıdır.
Bugün Gazze’de yaşanan trajik gerçek, tam da nekroiktidarın gücünü gösterir.
İslamcılık İdeolojisinde Devlet, Egemenlik Ve İktidar Olgularının Soykütüğü
“Avrupa kurumsal modernizminin” Avrupa’yı inşa etmesi ile birlikte hükümran bir güç olarak dünyanın geri kalanı ile ilişkiye geçmesi, Batı dışı toplumlar açısından zorunlu bir ilişki biçimi olarak gündeme gelmiştir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.