Aristoteles’in Nikomakhos’a Etik eserini, etik alana dair bir sınır bulma çabası olarak okumak mümkündür. Etik alanın özerk yapısını belirleme ve etik alana sınır bulma konularında doğa ve alışkanlıklar ön plana çıkmaktadır.[1] Etik alanın özerk yapısını bulmaya “Aristoteles’te Erdem Kazanımı” bahsi, doğa ve alışkanlıklar sentezini sunması hasebiyle hizmet eder görünmektedir. Aristoteles’in söz konusu eserinde ele aldığı erdem kazanımı bahsi, doğamıza mündemiç davranışlar ve alışkanlıklar boyutunda ele alınabilir. Bu çalışma kapsamında doğamıza mündemiç davranışlara ve isteyerek-istemeyerek yapılan eylemler neticesinde elde ettiklerimize dair bir inceleme yapılacak olup etik alanın özerk yapısına, filozofun natüralist çizgisini takip ederek ulaşma denemesinde bulunulacaktır. Filozofik bir soru olan erdem kazanımında doğanın ve alışkanlıkların konumlandırılışı sorunsalı hakkında bir görüş ortaya koymak için konu hakkında düşünmeye teşvik edecek kapsamlı bir akıl yürütmeye ihtiyaç vardır. Söz konusu akıl yürütme hangi çizgide ele alınabilir?
Aristoteles’te erdem kazanımını, natüralist bir çizgide ele almak mümkündür. Erdemleri kazanmada doğamızın, alışkanlıklarımızın ve aklımızın etkisi vardır. Erdemli davranışlarda bulundukça erdemli oluruz, erdemli oldukça da erdemli davranışlarda bulunuruz. Burada sirküler bir yapı söz konusudur. Söz konusu sirküler yapı erdem kazanımındaki natüralist kayda göndermede bulunmaktadır. Şöyle ki Aristoteles açısından erdemli davranışlarda bulunma ve bunun neticesinde birtakım erdemleri kazanma doğamıza mündemiç bir kayda vurgu yapmaktadır. Bu hiçbir zaman kendisinden çıkılamayacak bir doğaya göndermede bulunurken, bize doğuştan mündemiç bir kaydın izlerini vermektedir. Bu çalışma kapsamında erdem kazanımındaki natüralist kayıt irdelenmeye çalışılacaktır.
Bu yazının devamı
211. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Güçlü, sağlıklı ve çalışma potansiyeli olanların dışındaki tüm insanları yok sayan kapitalist sistem ve güçlü tüm yapıları eritmeye kararlı modern sömürgeci dünya düzeninde hasta, yaşlı ve bakıma muhtaç çocuklar asla öncelenmez. Hatta bu insanların bakımı da sömürgeci sisteme hizmet eden bir sektöre dönüştürülür.
Ahlâkın toplumda bir geçerlilik ve gerçeklik kazanabilmesi için bireyin kendisinde bulunanlardan daha üstün bir değere sahip ahlâki güçler olduğu ve bu güçlere boyun eğecek şekilde yetiştirilmiş olması gerektiği kabul edilmelidir. Bunu sağlamanın yolu da otoritenin varlığını kabul etmekten geçmektedir zira hiçbir duygu otorite duygusunun içine sızamamakta ve onu etkileyememektedir
İslâmî Mücadele’nin kendisi “İyilik Hareketi”dir. Bireyden başlayarak topluma yayılan bir hareket… İyilik hareketinin söze ve amele dayalı temelleri açısından iyi/güzel/tayyib olanın kabul edilebilir bir üslup ile harman olarak salih amele dönüşmesinden bahsediyoruz. Salih amelin, güzel sözleri Allah katına
Müslümanlar olarak, inşa ettiğimiz bir uygarlık içinde yaşamıyoruz bilakis başkaları tarafından Müslümanca olmayan dinamiklerle inşa edilmiş bir uygarlık içerisinde yaşıyoruz. Yalnızca Müslümanlar değil Batı dışı topluluklar kendilerinin inşa etmediği var edilmiş bir dünyada yaşamaktadırlar. Batı dışı toplumlar, 300 yıldır Batı ontolojisinin ve epistemolojisinin inşa ettiği (ç)ağlara, mekânlara ve olaylara maruz kalmaktadırlar. Tarihsel olarak “güç” ve “iktidar” varlığını çok mühim gören Batı inanç ve düşünce tarihinde Mitoloji (tasavvuri varlıkların hâkim olduğu bakış), Kilise (din adamlarının ve dogmaların hâkim olduğu yapılanma) ve Devlet (seküler aklın inşa ettiği kurumlaşma) son olarak meydana gelen Şirketleşme (rasyonel akıl gücünün bireyselleşme ile buluştuğu kurumlaşma türü) süreçleri yaşanmıştır.
İslam’a göre tevhid olmadan, vahye dayanmadan bütüncül ve sahici adaletin sağlanması mümkün değildir. Adalet; hikmet, şecaat ve iffet faziletlerinin gerçekleşmesi ile kazanılan ve bunların üçünü de içine alan dördüncü temel fazilettir,
Natüralist Çizgide Erdem Kazanımı: Aristoteles, Nikomakhos’a Etik
Özet
Aristoteles’in Nikomakhos’a Etik eserini, etik alana dair bir sınır bulma çabası olarak okumak mümkündür. Etik alanın özerk yapısını belirleme ve etik alana sınır bulma konularında doğa ve alışkanlıklar ön plana çıkmaktadır.[1] Etik alanın özerk yapısını bulmaya “Aristoteles’te Erdem Kazanımı” bahsi, doğa ve alışkanlıklar sentezini sunması hasebiyle hizmet eder görünmektedir. Aristoteles’in söz konusu eserinde ele aldığı erdem kazanımı bahsi, doğamıza mündemiç davranışlar ve alışkanlıklar boyutunda ele alınabilir. Bu çalışma kapsamında doğamıza mündemiç davranışlara ve isteyerek-istemeyerek yapılan eylemler neticesinde elde ettiklerimize dair bir inceleme yapılacak olup etik alanın özerk yapısına, filozofun natüralist çizgisini takip ederek ulaşma denemesinde bulunulacaktır. Filozofik bir soru olan erdem kazanımında doğanın ve alışkanlıkların konumlandırılışı sorunsalı hakkında bir görüş ortaya koymak için konu hakkında düşünmeye teşvik edecek kapsamlı bir akıl yürütmeye ihtiyaç vardır. Söz konusu akıl yürütme hangi çizgide ele alınabilir?
Aristoteles’te erdem kazanımını, natüralist bir çizgide ele almak mümkündür. Erdemleri kazanmada doğamızın, alışkanlıklarımızın ve aklımızın etkisi vardır. Erdemli davranışlarda bulundukça erdemli oluruz, erdemli oldukça da erdemli davranışlarda bulunuruz. Burada sirküler bir yapı söz konusudur. Söz konusu sirküler yapı erdem kazanımındaki natüralist kayda göndermede bulunmaktadır. Şöyle ki Aristoteles açısından erdemli davranışlarda bulunma ve bunun neticesinde birtakım erdemleri kazanma doğamıza mündemiç bir kayda vurgu yapmaktadır. Bu hiçbir zaman kendisinden çıkılamayacak bir doğaya göndermede bulunurken, bize doğuştan mündemiç bir kaydın izlerini vermektedir. Bu çalışma kapsamında erdem kazanımındaki natüralist kayıt irdelenmeye çalışılacaktır.
Bu yazının devamı 211. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Aile Kurumunun Sömürgeci Zihnin Güdümünde Geçirdiği Değişim ve Dönüşüm
Güçlü, sağlıklı ve çalışma potansiyeli olanların dışındaki tüm insanları yok sayan kapitalist sistem ve güçlü tüm yapıları eritmeye kararlı modern sömürgeci dünya düzeninde hasta, yaşlı ve bakıma muhtaç çocuklar asla öncelenmez. Hatta bu insanların bakımı da sömürgeci sisteme hizmet eden bir sektöre dönüştürülür.
Ahlâkın Sosyolojisi Sosyolojinin Ahlâkı
Ahlâkın toplumda bir geçerlilik ve gerçeklik kazanabilmesi için bireyin kendisinde bulunanlardan daha üstün bir değere sahip ahlâki güçler olduğu ve bu güçlere boyun eğecek şekilde yetiştirilmiş olması gerektiği kabul edilmelidir. Bunu sağlamanın yolu da otoritenin varlığını kabul etmekten geçmektedir zira hiçbir duygu otorite duygusunun içine sızamamakta ve onu etkileyememektedir
İslâmî Mücadelede Dil, Üslup Ve Estetik
İslâmî Mücadele’nin kendisi “İyilik Hareketi”dir. Bireyden başlayarak topluma yayılan bir hareket… İyilik hareketinin söze ve amele dayalı temelleri açısından iyi/güzel/tayyib olanın kabul edilebilir bir üslup ile harman olarak salih amele dönüşmesinden bahsediyoruz. Salih amelin, güzel sözleri Allah katına
Mekanik Panoptikon’dan Sanal Panoptikon’a: Gözetim
Müslümanlar olarak, inşa ettiğimiz bir uygarlık içinde yaşamıyoruz bilakis başkaları tarafından Müslümanca olmayan dinamiklerle inşa edilmiş bir uygarlık içerisinde yaşıyoruz. Yalnızca Müslümanlar değil Batı dışı topluluklar kendilerinin inşa etmediği var edilmiş bir dünyada yaşamaktadırlar. Batı dışı toplumlar, 300 yıldır Batı ontolojisinin ve epistemolojisinin inşa ettiği (ç)ağlara, mekânlara ve olaylara maruz kalmaktadırlar. Tarihsel olarak “güç” ve “iktidar” varlığını çok mühim gören Batı inanç ve düşünce tarihinde Mitoloji (tasavvuri varlıkların hâkim olduğu bakış), Kilise (din adamlarının ve dogmaların hâkim olduğu yapılanma) ve Devlet (seküler aklın inşa ettiği kurumlaşma) son olarak meydana gelen Şirketleşme (rasyonel akıl gücünün bireyselleşme ile buluştuğu kurumlaşma türü) süreçleri yaşanmıştır.
İnsan Odaklı Bir Yönetim Anlayışı
İslam’a göre tevhid olmadan, vahye dayanmadan bütüncül ve sahici adaletin sağlanması mümkün değildir. Adalet; hikmet, şecaat ve iffet faziletlerinin gerçekleşmesi ile kazanılan ve bunların üçünü de içine alan dördüncü temel fazilettir,
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.