İnsan aciz yaratılmıştır. Yardıma muhtaç olarak yaratılmıştır. Birbirinin ihtiyacını görerek, birbirinin eksiğini tamamlayarak, yardımlaşarak hayatlarını devam ettirirler insanlar.
Yardıma ve hiçbir şeye ihtiyacı olmayan yalnız Allah’tır. Herkes, her şey O’na muhtaç. O, “samed”dir, “Ğani”dir. Yaratan O. Rızk veren, yaşatan, öldüren, dirilten O.
Dünyaya gözümüzü açar açmaz bizi ilk selamlayan fiil “yardım” oluyor. Doktorun, ebenin yardımı… Emzirerek, altını değiştirerek, koruyup büyüterek ananın yardımı… Büyüyünce, bu kez o yardım ediyor başkalarına. Ömür boyu devam ediyor bu yardımlaşma. Ölende; yıkıyorlar, tabutumuzu taşıyorlar, namazımızı kılıp dua ediyorlar. Mezarımızı kazıp defnediyor, berzah âlemine yolcu ediyorlar. Hayatımız boyu sürekli birilerine yardım ediyor ve birilerinden yardım görüyoruz. Bütün hayat bir yardımlaşmadan ibaret. Yardımlaşarak devam ettiriyoruz hayıtımızı.
Aile, birbirinin ihtiyacını gideren, yardımlaşan bir kurumdur. Neden başka bir kelime değil de aile? Aile kelimesinin anlamı; muhtaç insanlar demektir. Birbirine en çok muhtaç olan, ihtiyaç duyan birbirine yardım eden en yakın insanlar topluluğudur aile.
Yardımlaşmaya önce en yakınlarımızdan başlamamızı istiyor Rabbimiz:
“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, yakınlara yardım etmeyi emrediyor, çirkin işleri, kötülüğü ve azgınlığı da yasaklıyor. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”
Peygamberimiz (as) de: “(Harcamaya), bakımları üzerinde olanlardan başla! Üstteki (veren) el, alttaki (alan) elden daha hayırlıdır.” buyuruyor.
Devletin görevi de; vatandaşlarına yardım etmekten başka nedir ki?!
Toplum, insanlara yardım için koşuşturuyor. Memur, işçi, esnaf ve sanatkârlar… İşlerini yaparken, rızklarını kazanırken; bir yönüyle de insanlara yardım için yorulup ter döküyorlar.
İnsanlara hayırlı (güzel, iyi) işlerde yardımcı olmayı bir görev olarak yüklüyor Rabbimiz bize:
“İyilik (birr) ve takva üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah’tan ittika edin. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.” buyuruyor.
Bütün kâinatta bir denge, uyum ve yardımlaşma söz konusu. Her varlık kendi varlığını devam ettirirken, belki farkında değil ama bir başka varlığın da ihtiyacını giderip yardımcı oluyor.
Allah Teâlâ, bütün kâinatı insan için, insana yardım etsin, hizmet etsin diye yarattı.
Ve muhtaç olan insana, Müslüman insan, zekâtıyla, infakıyla, sadakasıyla, yaptığı hayırlarla ve iyiliklerle yardımcı oluyor.
Kendi ihtiyacı olsa bile Müslüman kardeşinin ihtiyacını görmeyi “isar”ı teşvik ediyor Rabbimiz (cc).
İhtiyacı olmasa dahi Müslümanların hediyeleşmesini istiyor Peygamberimiz (sav).
Kuşkusuz yardım etmenin de asıl sahibi Allah’tır. İhtiyaçları gideren O’dur. İnsanlar ancak O’nun verdiğini birbirlerine vererek O’nun memnuniyetini kazanmaya çalışırlar. O’nun yardım etmediğine, kim yardım edebilir! Ve O’nun yardımını kim engelleyebilir? O yardım ettikten sonra insanın neye, kime ihtiyacı olabilir! O, dilerse; her yerde, her zaman, en imkânsız görülen, ümitlerin tükendiği anda bile yardımını ulaştırır.
“De ki: Allah size bir kötülük dilerse, O’na karşı sizi kim korur; ya da size rahmet dilerse (size kim zarar verebilir)? Onlar, kendilerine Allah’tan başka ne bir dost bulurlar ne de bir yardımcı.”
“Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse, ondan sonra size kim yardım eder? Mü’minler ancak Allah’a güvenip dayanmalıdırlar.”
“Sabır ve salat (namaz, dua, itaat ve kulluk) ile Allah’tan yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve salat), Allah’a saygıdan kalbi ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir.”
Allah (cc), kendisine inanıp salih işler yaparak dinine yardım edenlere yardım edeceğini vaat ediyor:
“Ey iman edenler, eğer siz, Allah’a (dinini yaşayarak ve yaşatmaya çalışarak) yardım ederseniz; Allah da size yardım eder. Ayaklarınızı kaydırmaz.)”
“Ey iman edenler, Allah’ın yardımcıları olun. Nitekim Meryem oğlu İsa havarilere: Allah’a (giden yolda) benim yardımcılarım kimdir, demişti. Havariler de: Allah (yolunun) yardımcıları biziz, demişlerdi. İsrail oğullarından bir zümre inanmış, bir zümre de inkâr etmişti. Nihayet biz inananları, düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler.”
“Yardım” kelimesini çekip alırsanız hayattan; geriye hayattan bir şey kalır mı?
Modernizmin dayattığı şeffaf ağ toplumu projesi insanı insan kılan pek çok dini, fıtri veya kültürel değeri kendi varoluşu için tehdit olarak görmektedir. Bu değerlerin en başında ise şüphesiz mahremiyet gelmektedir. Çünkü; biricikliğimizi, özgünlüğümüzü ve kişisel varlığımızı mahrem sınırlarımız korur. Oysa bizim olanı, bize ait olanı başkalarına açtığımızda artık o aynı zamanda kamusallaşmıştır da. Ancak insan, ahlakı, bilgisi, tecrübesi gibi ulvi değerleriyle kamusal alana katkı sağlayan bir özne olmalıyken, kamusal alanın bir nesnesi olmamalıdır.
Yaşam ve ölüm ikilisi hangi ikili kümesine dâhil edilebilir? Ölüm denen gerçeklik yaşamın olmaması hali midir; yoksa ölüm denen gerçeklik yaşam gerçekliğinin ikizi midir? İlki daha makul görünmektedir. Ezdad ikilisindendir yaşam ve ölüm kavramları. Bir olgunun iki ayrı olayı gibidir sanki.
Feodal bir düzende devlet ile tebaa arasındaki ilişki, toprağın kullanım hakkı, bazen de askerlik ile bunlara karşılık alınan vergilerle kurulmaktadır. Yani tebaadan biri için devlet demek kullandığı toprak için vergi verilmek zorunda olunan yer demekti. Ve bunun tecessüm ettiği kişi ise vergi memuruydu. Dolayısıyla devlet adeta yılın belli vakitlerinde gelen vergi memuruydu diyebiliriz.
“Bilir misin nedir o sarp yokuş? Bir kişiyi daha zincirlerinden kurtarmaktır. Veya açlık gününde muhtaçları doyurmaktır. Mesela yakın olan bir yetimi, ya da evsiz, barksız, yurtsuz, yuvasız bir düşkünü… Daha sonra iman edenlerden olmak ve birbirine hakkı ve merhameti tavsiye etmektir”. Beled/12-17 Bir nefes, bir nefes daha diyorum… Bir nefes daha istiyorum Allah’ım! Şu uçlarını …
İrade etmek tercih etmektir. Her tercih de bir vazgeçiş ve bir kabule yaslanır. Ancak yapılan tercihler sağlam değerler düzeni üzerinde temelleniyorsa bir anlam ifade ederler. İrade dediğimiz öyle güçlü bir mekanizmadır ki insan varlığını en zirveye çıkaran bir güç… Aynı zamanda kullanılmadığında ya da yanlış kullanıldığında insanı en ilkel ve canlıların en şerlisi haline dönüştüren bir güç…
Yardım
İnsan aciz yaratılmıştır. Yardıma muhtaç olarak yaratılmıştır. Birbirinin ihtiyacını görerek, birbirinin eksiğini tamamlayarak, yardımlaşarak hayatlarını devam ettirirler insanlar.
Yardıma ve hiçbir şeye ihtiyacı olmayan yalnız Allah’tır. Herkes, her şey O’na muhtaç. O, “samed”dir, “Ğani”dir. Yaratan O. Rızk veren, yaşatan, öldüren, dirilten O.
Dünyaya gözümüzü açar açmaz bizi ilk selamlayan fiil “yardım” oluyor. Doktorun, ebenin yardımı… Emzirerek, altını değiştirerek, koruyup büyüterek ananın yardımı… Büyüyünce, bu kez o yardım ediyor başkalarına. Ömür boyu devam ediyor bu yardımlaşma. Ölende; yıkıyorlar, tabutumuzu taşıyorlar, namazımızı kılıp dua ediyorlar. Mezarımızı kazıp defnediyor, berzah âlemine yolcu ediyorlar. Hayatımız boyu sürekli birilerine yardım ediyor ve birilerinden yardım görüyoruz. Bütün hayat bir yardımlaşmadan ibaret. Yardımlaşarak devam ettiriyoruz hayıtımızı.
Aile, birbirinin ihtiyacını gideren, yardımlaşan bir kurumdur. Neden başka bir kelime değil de aile? Aile kelimesinin anlamı; muhtaç insanlar demektir. Birbirine en çok muhtaç olan, ihtiyaç duyan birbirine yardım eden en yakın insanlar topluluğudur aile.
Yardımlaşmaya önce en yakınlarımızdan başlamamızı istiyor Rabbimiz:
“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, yakınlara yardım etmeyi emrediyor, çirkin işleri, kötülüğü ve azgınlığı da yasaklıyor. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”
Peygamberimiz (as) de: “(Harcamaya), bakımları üzerinde olanlardan başla! Üstteki (veren) el, alttaki (alan) elden daha hayırlıdır.” buyuruyor.
Devletin görevi de; vatandaşlarına yardım etmekten başka nedir ki?!
Toplum, insanlara yardım için koşuşturuyor. Memur, işçi, esnaf ve sanatkârlar… İşlerini yaparken, rızklarını kazanırken; bir yönüyle de insanlara yardım için yorulup ter döküyorlar.
İnsanlara hayırlı (güzel, iyi) işlerde yardımcı olmayı bir görev olarak yüklüyor Rabbimiz bize:
“İyilik (birr) ve takva üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah’tan ittika edin. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.” buyuruyor.
Bütün kâinatta bir denge, uyum ve yardımlaşma söz konusu. Her varlık kendi varlığını devam ettirirken, belki farkında değil ama bir başka varlığın da ihtiyacını giderip yardımcı oluyor.
Allah Teâlâ, bütün kâinatı insan için, insana yardım etsin, hizmet etsin diye yarattı.
Ve muhtaç olan insana, Müslüman insan, zekâtıyla, infakıyla, sadakasıyla, yaptığı hayırlarla ve iyiliklerle yardımcı oluyor.
Kendi ihtiyacı olsa bile Müslüman kardeşinin ihtiyacını görmeyi “isar”ı teşvik ediyor Rabbimiz (cc).
İhtiyacı olmasa dahi Müslümanların hediyeleşmesini istiyor Peygamberimiz (sav).
Kuşkusuz yardım etmenin de asıl sahibi Allah’tır. İhtiyaçları gideren O’dur. İnsanlar ancak O’nun verdiğini birbirlerine vererek O’nun memnuniyetini kazanmaya çalışırlar. O’nun yardım etmediğine, kim yardım edebilir! Ve O’nun yardımını kim engelleyebilir? O yardım ettikten sonra insanın neye, kime ihtiyacı olabilir! O, dilerse; her yerde, her zaman, en imkânsız görülen, ümitlerin tükendiği anda bile yardımını ulaştırır.
“De ki: Allah size bir kötülük dilerse, O’na karşı sizi kim korur; ya da size rahmet dilerse (size kim zarar verebilir)? Onlar, kendilerine Allah’tan başka ne bir dost bulurlar ne de bir yardımcı.”
“Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse, ondan sonra size kim yardım eder? Mü’minler ancak Allah’a güvenip dayanmalıdırlar.”
“Sabır ve salat (namaz, dua, itaat ve kulluk) ile Allah’tan yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve salat), Allah’a saygıdan kalbi ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir.”
Allah (cc), kendisine inanıp salih işler yaparak dinine yardım edenlere yardım edeceğini vaat ediyor:
“Ey iman edenler, eğer siz, Allah’a (dinini yaşayarak ve yaşatmaya çalışarak) yardım ederseniz; Allah da size yardım eder. Ayaklarınızı kaydırmaz.)”
“Ey iman edenler, Allah’ın yardımcıları olun. Nitekim Meryem oğlu İsa havarilere: Allah’a (giden yolda) benim yardımcılarım kimdir, demişti. Havariler de: Allah (yolunun) yardımcıları biziz, demişlerdi. İsrail oğullarından bir zümre inanmış, bir zümre de inkâr etmişti. Nihayet biz inananları, düşmanlarına karşı destekledik. Böylece üstün geldiler.”
“Yardım” kelimesini çekip alırsanız hayattan; geriye hayattan bir şey kalır mı?
İlgili Yazılar
Ağ Toplumu ve Mahremin İfşası
Modernizmin dayattığı şeffaf ağ toplumu projesi insanı insan kılan pek çok dini, fıtri veya kültürel değeri kendi varoluşu için tehdit olarak görmektedir. Bu değerlerin en başında ise şüphesiz mahremiyet gelmektedir. Çünkü; biricikliğimizi, özgünlüğümüzü ve kişisel varlığımızı mahrem sınırlarımız korur. Oysa bizim olanı, bize ait olanı başkalarına açtığımızda artık o aynı zamanda kamusallaşmıştır da. Ancak insan, ahlakı, bilgisi, tecrübesi gibi ulvi değerleriyle kamusal alana katkı sağlayan bir özne olmalıyken, kamusal alanın bir nesnesi olmamalıdır.
Ölümün Anlamı – Anlamın Ölümü
Yaşam ve ölüm ikilisi hangi ikili kümesine dâhil edilebilir? Ölüm denen gerçeklik yaşamın olmaması hali midir; yoksa ölüm denen gerçeklik yaşam gerçekliğinin ikizi midir? İlki daha makul görünmektedir. Ezdad ikilisindendir yaşam ve ölüm kavramları. Bir olgunun iki ayrı olayı gibidir sanki.
Denetimli Özgürlük!
Feodal bir düzende devlet ile tebaa arasındaki ilişki, toprağın kullanım hakkı, bazen de askerlik ile bunlara karşılık alınan vergilerle kurulmaktadır. Yani tebaadan biri için devlet demek kullandığı toprak için vergi verilmek zorunda olunan yer demekti. Ve bunun tecessüm ettiği kişi ise vergi memuruydu. Dolayısıyla devlet adeta yılın belli vakitlerinde gelen vergi memuruydu diyebiliriz.
Sarp Yokuşu Aşabilmek
“Bilir misin nedir o sarp yokuş? Bir kişiyi daha zincirlerinden kurtarmaktır. Veya açlık gününde muhtaçları doyurmaktır. Mesela yakın olan bir yetimi, ya da evsiz, barksız, yurtsuz, yuvasız bir düşkünü… Daha sonra iman edenlerden olmak ve birbirine hakkı ve merhameti tavsiye etmektir”. Beled/12-17 Bir nefes, bir nefes daha diyorum… Bir nefes daha istiyorum Allah’ım! Şu uçlarını …
Anlamlar Büyük Karakterler Küçük
İrade etmek tercih etmektir. Her tercih de bir vazgeçiş ve bir kabule yaslanır. Ancak yapılan tercihler sağlam değerler düzeni üzerinde temelleniyorsa bir anlam ifade ederler. İrade dediğimiz öyle güçlü bir mekanizmadır ki insan varlığını en zirveye çıkaran bir güç… Aynı zamanda kullanılmadığında ya da yanlış kullanıldığında insanı en ilkel ve canlıların en şerlisi haline dönüştüren bir güç…