Özellikle ebeveynin, çocuğun dünyasına girmekten ziyade çocuğu, cep telefonunun, televizyonun
terk etiğini görmek bizi üzüyor. Büyükler çocuklara birşevler öğretme telaşındalarsa alsında onların dünyalarına kendilerini bıraksalar, onlardan öğrenecek o kadar çok şeyleri var ki… Ama ne yazık ki dünyalarına girmek şöyle dursun teknolojinin kucağına atıyoruz onları. Onlarla gülemeden, onlarla ağlamadan, onlarla emekleyip onlarla aynı heyecanları yaşayamadıktan sonra aile, yuva ve ilişkilerimiz nasıl ‘ibadet’ olacak?
Hüseyin Karatay da buna kafa yoranlardan… Biz de birlikte düşünelim dedik:
“‘Çocuklarla bakışlarınız ve dille anlaşırsınız. Diliniz hem çocukların hem sevginizin hem şefkatinizin dili olmalı Canlıların güneşe yönelmesi gibi çocuklar sevgive yönelir. Sevginizle şefkatiniz, çocuğun ihtiyacına verilen doyurucu gıdadır. Manevi gıdaların en zenginidir. Çocuğu sevgi ile besleyebilirseniz, düşüncelerinizle beslemeniz kolaylaşacaktır, Onsuz büyüyen çocuk ruhunun problemsiz olacağı sanılmasın. Sevgi ve şefkat, sevileni çatışmasız yönlendirir.
Gerçeklerin habercisi son peygamber; ‘Çocuğu olan onunla çocuk gibi olsun ! ” buyuruyor, Zira çocuk dünyasına yakınlaşan ancak çocuğu güzelliğe yakınlaştırır. Ana-babanın görevi, kendi çocuk özlemini karşılamak değil; elbette onun ruhsal ve bedensel gereksinimlerini de karşılamaktır.”
Çocukların dünyasına girmeyi nasıl başarırız?
Çocuğun dünyasına girebilmemiz için, çocuğun ilgisinden izin almamız gerekir. Çocuğu anlamayanla çocuk ilgilenmez. Kendisini anlamayan büyüklerin yanında, kendisini yalnız hisseder; mutsuz olur, hatta hırçınlaşır. Çocuğunu değerli görmek isteyen, çocuğun ilgisine değer vermelidir.
Özellikle rahmani dünyadan yeni kopan çocuk, çetin dünyaya uyumda zorlanır. O, yine rahmani ve masum bir yanı olan hayalle oyalanır. Çocuk hayallerinin her zaman bozulmamış, rahmani bir yönü vardır. Çocuğun hayal dünyasıyla gerçek dünyayı, incitmeden, kırmadan, birbirine bağlayacak sabır, anlayış, sevgi ve beceri gerekir.
Sevdiklerinden ayrılmanın zorluğunu bilenler, çocukların hayalden ayrılmasının ne demek olduğunu bilirler. Ayırdığınız şeyin yerine bir dengini ya da daha güzelini koymazsanız çocuk boşlukta kalır.
Günümüzde çocuk edebiyatı ne durumda?
Çocuk edebiyatı, her zaman çocuk dünyasıyla yetişkin dünyası arası bir yerdedir. Bu, zoru başarmak, çocuk psikolojisine girmeyi, hatta çocuk olmayı gerektirir. Çocuklar da yazar değildir. Yazar ne kadar başarılı olsa da çocukla yazar arasında mutlaka tercüme farkı olacaktır. Kendi dünyasını zor anlatan yazar, çocuk dünyasını tam anlattığını sanmasın. Yazar; bir imkânsızın içine girdiğini biliyorsa ve imkân sınırlarını zorlayabiliyorsa o zaman daha iyi sonuç alabilir.
Çocuğun iç dünyası renklidir, dış dünyası da bir o kadar hareketli. Bilinen bu yönü çocuk edebiyatı için avantaj sayılmalı. Renk ve hareket sağlanarak, zararlı ve faydalı olanı, yazar somutlaştırabilir. Çocuk bencil olsa da bencilleri, kötülük düşünenleri sevmez. Çocuk edebiyatı; iyi ve kötü kahramanlarıyla iyi insan olmayı, yararlı olmayı çocuğa benimsetebilir. Ayrıca çocuk romanları, hayatı gösterip sevdiren bir nitelik taşımalı. Onların benliğini keşfetme, onların dünyasına girme sanatı, şüphesiz sanatların en zoru. Birisi çıkıp çocukların dünyasını tam yazabilirse, şüphesiz bu dünyanın en büyük başarısı olur. Bu hususta, halk masallarının daha başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Halk masallarının basit, sıcak, anlaşılır bir dili vardır. Çocuğun zengin olan hayal dünyasına girerek, güzel telkinlerde bulunur halk masalları.
Çocuğu gerçeklerle buluşturmalı, diyen eğitimciler de var. Oysa çocuğu hayalden, hayali çocuktan ayıramazsınız. Oyuncak uçağında o bir pilottur. Bir kap suda yüzen gemisinde kaptandır. Dünyanın her yanında ortaktır ve gider gelir. Okyanusları dolaşır, kâh korsanları kovalar kâh define arar, ülkeleri gezer.
Çocuk edebiyatı bundan yeterince faydalanmayı bilseydi, çocuk gelişimine katkısı büyük olurdu. Çocuk kitaplarının çocukların hoşuna gitmesini istiyorsak, onun gözüyle bakmamız gerekir. Söylemesi kolay, üstesinden gelmesi elbette zor! Denedim ama ben yapamadım. -Hayal Tutkusu- romanında, çocukları büyüklere anlatmaya çalıştım, ancak büyükleri çocuklara anlatamadım.
Çocuklar aileleriyle ne gibi problemler yaşıyor?
Anlama, anlaşılma, şefkat, sevgi sorunu yaşıyor diyebiliriz. Özellikle içinde bulunduğumuz şartlar, beklentiler problemi derinleştiriyor.
Çocuklarla bakışlarınız ve dille anlaşırsınız. Diliniz hem çocukların hem sevginizin hem şefkatinizin dili olmalı. Canlıların güneşe yönelmesi gibi çocuklar sevgiye yönelir. Sevginizle şefkatiniz, çocuğun ihtiyacına verilen doyurucu gıdadır. Manevi gıdaların en zenginidir. Çocuğu sevgi ile besleyebilirseniz, düşüncelerinizle beslemeniz kolaylaşacaktır. Onsuz büyüyen çocuk ruhunun problemsiz olacağı sanılmasın. Sevgi ve şefkat, sevileni çatışmasız yönlendirir.
Gerçeklerin habercisi son peygamber; “Çocuğu olan onunla çocuk gibi olsun!” buyuruyor. Zira çocuk dünyasına yakınlaşan ancak çocuğu güzelliğe yakınlaştırır.
Ana-babanın görevi; kendi çocuk özlemini karşılamak değil; elbette onun ruhsal ve bedensel gereksinimlerini de karşılamaktır. Amaca onsuz ulaşılamaz. Bütün zamanların en etkin aracının sevgi olduğunu unutma! Bilin ki çocukları kendi kopyanız gibi yetiştirme aracı olmanız hem yanlış hem mümkün değil. Çocuklar sizinle beraberdir ama dünyaları sizinle beraber değildir.
Çocuğu anlamada sevgi ve şefkati yetersiz olanlar, yararsız olana yol açabilirler. Bunların bir şey yapmaması, yapmasından daha iyidir. Sesimiz, sözümüz; çocuğun dünyasında ve kalbinden gelen sese uygun olursa, problem azalır sanıyorum.
Aile, çocuğu formel eğitim dışında nasıl keşfetmeli?
Yukarıda verilen cevaplar, sorunuzu az çok kapsamakta. Formel eğitim dediğinizi, aile etkeninden ayırmak zor. Hatta eğitim kapsamına çevreyi de katmak gerekir. Çoğu eğitimciler, birini diğerinden üstün tutmuyor. Bence aile, okul, çevre üçlüsünden, bizde daha çok okul baskın çıkıyor diyebilirim.
Eğitim için yeni bir benlik, yeni bir kişilik oluşturma kanısını taşıyanlar var. Büyük bir iddia. İnsanın eğitime uygun yaratıldığına inanıyorum. Oysa doğuştan getirilen yok edilemez, ancak yönlendirilebilinir.
İnsanın, özellikle çocukların bu yapısından başlayarak, hayata uyumunu, zorluklara direncini artırma, her türlü iyi şeylere açık kişilik kazandırma ereğini taşımalı. İyi bir eğitim; kendine hâkim olmayı, engelleri sabırla aşmayı, dünya nimetlerinden helal yollarla yararlanmayı, paylaşmayı, nimeti yaratana şükretmeyi öğreten sistemdir.
Aile eğitiminde, çocuğun penceresinden, çocuğun özlemlerinden bakmalı. Çocuğun fıtratını keşfeden, onun dilini benimseyen iyi bir öğretici olabilir.
Çoğunlukla çocukların aileden bir şeyler öğreneceğinden bahsedilir. Sizce ailenin çocuktan öğreneceği neler vardır?
Büyükler okuyucu durumunda ise ancak çocuk dünyasını keşfedebilir. Aslında durum iki taraflıdır. Çocuklar okutucudur, büyükler ise her zaman okumaya istekli değildir.
Aile; çocukların gelecek için olduğunu, gelecek zamanı sevdiğini, gelecek için eğitmek gerektiğini deneyimleriyle öğrenir.
Çocuk; onlara sabrı, başeğmeyi, yumuşak olmayı, sevgiyi öğretir ki bu da az şey değildir. Ayrıca; basit şeylerden mutlu olmayı, birlikte olmanın huzur getireceğini, saf ve temiz duyguyu öğrenebilir çocuktan.
Çocuk dünyaya nasıl bakar, nasıl dokunur, nasıl yorumlar?
Çocuk uzmanı değilim ama düşündüğümü söyleyeyim. Her şey çocuğu kendine çeker, çocuk her şeyi kendine çeker. Çocuk dünyaya bir kâşif gibi bakar, sevgiyle dokunur. Kalbi gibi temiz, kusursuz görmek ister dünyayı. Gördüğünü, dokunduğunu kendisine sunulmuş şeyler olarak algılar. Bu onu öğrenmeye, harekete, düşünmeye sevkeder. Onları kabullenir ve kendisinin de dünya tarafından kabul edilmesini ister. Sevme ve sevilmek ister.
Müslüman camiayı formasyon bakımından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu konularda iyi niyetle düşünce üretiliyor ama düşünüleni ürüne dönüştürmekte acele ediliyor. Kolaya yönelmek başarıya götürmez. Başarmak; yetenek ister, birikim, bilimsel hazırlık, emek ve sabır ister.
Yöntem bağları yenilense, yeni şeyler söylemenin gereğine inanılsa iyi şeyler olacak. Eskilerin ayaklarıyla değil kendi ayaklarımızla yürünüleceğini unutmamalıyız.
Zamanın başarısı yine zamanın içindedir. Aceleci olmamalı! Çocuğun hayal dünyasıyla gerçek dünyayı sanatla bütünleştirerek çocuk psikolojisine yaklaştıran ancak başaracaktır. Daha derin, daha anlamlı bakmalı, çocuğun düşleriyle kanatlanacağını bilmeli.
Cabbar ve kahhar olan bir ülkenin, zalim bir topluluğun ürünlerini, siyasetini boykot etmek bence insani olarak da İslami olarak da son derece erdemli ve değerli bir tutum. Ama burada boykotun düzeyinin böyle Starbucks kahve zinciri veya başka bir market üzerinden sürdürülmesi çok yüzeysel ve basit kalıyor. Cenab Şahabettin’in Tiryaki Sözleri’nde kullandığı bir ifade var; Derken avam her şeyin gürültülüsünü sever düğünün de ibadetin de yani hemen yanı başımızdaki bir mağazaya saldırarak, sadece onun ürünlerini boykot ederek gerçek anlamda global Yahudi şerrine mâni olabilir misiniz? Yani ortalama bir vatandaş Starbucks’tan kahve içmeyerek bu eylemi yürütebilir barışçıl bir şekilde. Ama öte yandan İsrail’le fiilen ticaret yapan, dünya kadar para kazanan hatta belki tek işi bu olan insanlarla hiçbir şekilde temasa geçilmeden, onlar ikna edilmeden, onlar bu sürece dâhil edilmeden, ortalama bir insanın psikolojisi üzerinden boykot yürütmeyi ben çok makûl görmüyorum. Bu da iç siyasete, vitrinlere oynamak gibi geliyor. Hani kaba bir tabir kullanılır; Starbucks mücahitleri şeklinde. Bu arada İslâm ülkeleri bu konuda samimi iseler Starbucks dışında kendi ülkelerinin İsrail’le, Yahudilerle iş yapan firmalarını teker teker ifşa etsinler ve o ürünler konusunda aynı duyarlılığı göstersinler
Sen onları ahlaklı olarak tanımlıyorsun ve ben de ama aynı zamanda ahlaklılığın doğasını da merak ediyorum. Ahlak, tarafsızlık, ılımlılık, her iki taraf… Bunların bağlamları yok mu? Açık adaletsizlik konusunda ılımlı olmak gerçekten bir erdem midir?
“Beden” müdahaleye açık, kişinin estetik zevkine göre düzenleyebileceği, istediği müdahaleyi yapabileceği, tüm kullanım hakkının kendisinin olduğunu düşündüğü bir eşya mıdır? Tarihsel süreç içerisinde beden algısı değiş midir? Değişti ise bu değişimin yönü nereye bakmaktadır? Kartezyen felsefe ile derinleşmeye başlayan ruh-beden ayrımı günümüz insanının beden algısına nasıl etki etmiştir? Kapitalist üretim biçiminin bedene yaklaşımı nasıldır? Sermaye için beden ne anlam ifade etmektedir? Fabrika işçisi ile bir mankenin bedeni arasındaki sosyo-kültürel ve ekonomik bağlamdaki farklar nelerdir? Bedenin özgürleştirilmesi söylemi ve insanın bedenine malik olma talebi nasıl bir düşünce dünyasına işaret etmektedir?
İslamcılık bitti, İslamcılık zaten tarihin en büyük felaketi, din elden gitti, din iyi ki elden gitti, din elden gitmeli, İslam diye bir şey kalmadı vs… Bu ve benzeri söylemlerle çokça karşılaştığımız bu günlerde aklımıza ‘Din’e karşı ciddi bir yorgunluk mu oluştu? Müslümanlar bir yılgınlık mı yaşıyor? Bu ve benzeri söylemlerin asıl sebebi nedir? İslam, tarihte ve bugün ne gibi sorunlarla karşılaştı ve Müslümanlar bu sorunlarla ne kadar baş edebildi? İslam tarihi boyunca ve bugün yanlış giden ne idi ki bu söylemler normalleşti? Müslümanların sorumlulukları nelerdi ve bugün ne?
Dolayısıyla ne yapmamız lazım? Evvela uyanış. Artık anlamamız lazım bu projenin detaylarını ama bütün cephelerini anlamamız lazım. Sonra da karşı tedbir olarak evvela bir korunma, yani bir algoritma analizi yapan, algoritma filtrasyonu yapan bir sistem ve ondan sonra da bize ait bir sosyal medya, ki ben buna ifsat algoritmaları yerine ıslah algoritmaları diyorum. Islah algoritmaları üreten bir sosyal medya arama motoru, rahmani bir arama motoru ve rahmani bir yapay zekâ tasarlamamız lazım.
‘Çocukları Keşfetmek’ Üzerine..
Özellikle ebeveynin, çocuğun dünyasına girmekten ziyade çocuğu, cep telefonunun, televizyonun
terk etiğini görmek bizi üzüyor. Büyükler çocuklara birşevler öğretme telaşındalarsa alsında onların dünyalarına kendilerini bıraksalar, onlardan öğrenecek o kadar çok şeyleri var ki… Ama ne yazık ki dünyalarına girmek şöyle dursun teknolojinin kucağına atıyoruz onları. Onlarla gülemeden, onlarla ağlamadan, onlarla emekleyip onlarla aynı heyecanları yaşayamadıktan sonra aile, yuva ve ilişkilerimiz nasıl ‘ibadet’ olacak?
Hüseyin Karatay da buna kafa yoranlardan… Biz de birlikte düşünelim dedik:
“‘Çocuklarla bakışlarınız ve dille anlaşırsınız. Diliniz hem çocukların hem sevginizin hem şefkatinizin dili olmalı Canlıların güneşe yönelmesi gibi çocuklar sevgive yönelir. Sevginizle şefkatiniz, çocuğun ihtiyacına verilen doyurucu gıdadır. Manevi gıdaların en zenginidir. Çocuğu sevgi ile besleyebilirseniz, düşüncelerinizle beslemeniz kolaylaşacaktır, Onsuz büyüyen çocuk ruhunun problemsiz olacağı sanılmasın. Sevgi ve şefkat, sevileni çatışmasız yönlendirir.
Gerçeklerin habercisi son peygamber; ‘Çocuğu olan onunla çocuk gibi olsun ! ” buyuruyor, Zira çocuk dünyasına yakınlaşan ancak çocuğu güzelliğe yakınlaştırır. Ana-babanın görevi, kendi çocuk özlemini karşılamak değil; elbette onun ruhsal ve bedensel gereksinimlerini de karşılamaktır.”
Çocukların dünyasına girmeyi nasıl başarırız?
Çocuğun dünyasına girebilmemiz için, çocuğun ilgisinden izin almamız gerekir. Çocuğu anlamayanla çocuk ilgilenmez. Kendisini anlamayan büyüklerin yanında, kendisini yalnız hisseder; mutsuz olur, hatta hırçınlaşır. Çocuğunu değerli görmek isteyen, çocuğun ilgisine değer vermelidir.
Özellikle rahmani dünyadan yeni kopan çocuk, çetin dünyaya uyumda zorlanır. O, yine rahmani ve masum bir yanı olan hayalle oyalanır. Çocuk hayallerinin her zaman bozulmamış, rahmani bir yönü vardır. Çocuğun hayal dünyasıyla gerçek dünyayı, incitmeden, kırmadan, birbirine bağlayacak sabır, anlayış, sevgi ve beceri gerekir.
Sevdiklerinden ayrılmanın zorluğunu bilenler, çocukların hayalden ayrılmasının ne demek olduğunu bilirler. Ayırdığınız şeyin yerine bir dengini ya da daha güzelini koymazsanız çocuk boşlukta kalır.
Günümüzde çocuk edebiyatı ne durumda?
Çocuk edebiyatı, her zaman çocuk dünyasıyla yetişkin dünyası arası bir yerdedir. Bu, zoru başarmak, çocuk psikolojisine girmeyi, hatta çocuk olmayı gerektirir. Çocuklar da yazar değildir. Yazar ne kadar başarılı olsa da çocukla yazar arasında mutlaka tercüme farkı olacaktır. Kendi dünyasını zor anlatan yazar, çocuk dünyasını tam anlattığını sanmasın. Yazar; bir imkânsızın içine girdiğini biliyorsa ve imkân sınırlarını zorlayabiliyorsa o zaman daha iyi sonuç alabilir.
Çocuğun iç dünyası renklidir, dış dünyası da bir o kadar hareketli. Bilinen bu yönü çocuk edebiyatı için avantaj sayılmalı. Renk ve hareket sağlanarak, zararlı ve faydalı olanı, yazar somutlaştırabilir. Çocuk bencil olsa da bencilleri, kötülük düşünenleri sevmez. Çocuk edebiyatı; iyi ve kötü kahramanlarıyla iyi insan olmayı, yararlı olmayı çocuğa benimsetebilir. Ayrıca çocuk romanları, hayatı gösterip sevdiren bir nitelik taşımalı. Onların benliğini keşfetme, onların dünyasına girme sanatı, şüphesiz sanatların en zoru. Birisi çıkıp çocukların dünyasını tam yazabilirse, şüphesiz bu dünyanın en büyük başarısı olur. Bu hususta, halk masallarının daha başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Halk masallarının basit, sıcak, anlaşılır bir dili vardır. Çocuğun zengin olan hayal dünyasına girerek, güzel telkinlerde bulunur halk masalları.
Çocuğu gerçeklerle buluşturmalı, diyen eğitimciler de var. Oysa çocuğu hayalden, hayali çocuktan ayıramazsınız. Oyuncak uçağında o bir pilottur. Bir kap suda yüzen gemisinde kaptandır. Dünyanın her yanında ortaktır ve gider gelir. Okyanusları dolaşır, kâh korsanları kovalar kâh define arar, ülkeleri gezer.
Çocuk edebiyatı bundan yeterince faydalanmayı bilseydi, çocuk gelişimine katkısı büyük olurdu. Çocuk kitaplarının çocukların hoşuna gitmesini istiyorsak, onun gözüyle bakmamız gerekir. Söylemesi kolay, üstesinden gelmesi elbette zor! Denedim ama ben yapamadım. -Hayal Tutkusu- romanında, çocukları büyüklere anlatmaya çalıştım, ancak büyükleri çocuklara anlatamadım.
Çocuklar aileleriyle ne gibi problemler yaşıyor?
Anlama, anlaşılma, şefkat, sevgi sorunu yaşıyor diyebiliriz. Özellikle içinde bulunduğumuz şartlar, beklentiler problemi derinleştiriyor.
Çocuklarla bakışlarınız ve dille anlaşırsınız. Diliniz hem çocukların hem sevginizin hem şefkatinizin dili olmalı. Canlıların güneşe yönelmesi gibi çocuklar sevgiye yönelir. Sevginizle şefkatiniz, çocuğun ihtiyacına verilen doyurucu gıdadır. Manevi gıdaların en zenginidir. Çocuğu sevgi ile besleyebilirseniz, düşüncelerinizle beslemeniz kolaylaşacaktır. Onsuz büyüyen çocuk ruhunun problemsiz olacağı sanılmasın. Sevgi ve şefkat, sevileni çatışmasız yönlendirir.
Gerçeklerin habercisi son peygamber; “Çocuğu olan onunla çocuk gibi olsun!” buyuruyor. Zira çocuk dünyasına yakınlaşan ancak çocuğu güzelliğe yakınlaştırır.
Ana-babanın görevi; kendi çocuk özlemini karşılamak değil; elbette onun ruhsal ve bedensel gereksinimlerini de karşılamaktır. Amaca onsuz ulaşılamaz. Bütün zamanların en etkin aracının sevgi olduğunu unutma! Bilin ki çocukları kendi kopyanız gibi yetiştirme aracı olmanız hem yanlış hem mümkün değil. Çocuklar sizinle beraberdir ama dünyaları sizinle beraber değildir.
Çocuğu anlamada sevgi ve şefkati yetersiz olanlar, yararsız olana yol açabilirler. Bunların bir şey yapmaması, yapmasından daha iyidir. Sesimiz, sözümüz; çocuğun dünyasında ve kalbinden gelen sese uygun olursa, problem azalır sanıyorum.
Aile, çocuğu formel eğitim dışında nasıl keşfetmeli?
Yukarıda verilen cevaplar, sorunuzu az çok kapsamakta. Formel eğitim dediğinizi, aile etkeninden ayırmak zor. Hatta eğitim kapsamına çevreyi de katmak gerekir. Çoğu eğitimciler, birini diğerinden üstün tutmuyor. Bence aile, okul, çevre üçlüsünden, bizde daha çok okul baskın çıkıyor diyebilirim.
İnsanın, özellikle çocukların bu yapısından başlayarak, hayata uyumunu, zorluklara direncini artırma, her türlü iyi şeylere açık kişilik kazandırma ereğini taşımalı. İyi bir eğitim; kendine hâkim olmayı, engelleri sabırla aşmayı, dünya nimetlerinden helal yollarla yararlanmayı, paylaşmayı, nimeti yaratana şükretmeyi öğreten sistemdir.
Aile eğitiminde, çocuğun penceresinden, çocuğun özlemlerinden bakmalı. Çocuğun fıtratını keşfeden, onun dilini benimseyen iyi bir öğretici olabilir.
Çoğunlukla çocukların aileden bir şeyler öğreneceğinden bahsedilir. Sizce ailenin çocuktan öğreneceği neler vardır?
Büyükler okuyucu durumunda ise ancak çocuk dünyasını keşfedebilir. Aslında durum iki taraflıdır. Çocuklar okutucudur, büyükler ise her zaman okumaya istekli değildir.
Aile; çocukların gelecek için olduğunu, gelecek zamanı sevdiğini, gelecek için eğitmek gerektiğini deneyimleriyle öğrenir.
Çocuk; onlara sabrı, başeğmeyi, yumuşak olmayı, sevgiyi öğretir ki bu da az şey değildir. Ayrıca; basit şeylerden mutlu olmayı, birlikte olmanın huzur getireceğini, saf ve temiz duyguyu öğrenebilir çocuktan.
Çocuk dünyaya nasıl bakar, nasıl dokunur, nasıl yorumlar?
Çocuk uzmanı değilim ama düşündüğümü söyleyeyim. Her şey çocuğu kendine çeker, çocuk her şeyi kendine çeker. Çocuk dünyaya bir kâşif gibi bakar, sevgiyle dokunur. Kalbi gibi temiz, kusursuz görmek ister dünyayı. Gördüğünü, dokunduğunu kendisine sunulmuş şeyler olarak algılar. Bu onu öğrenmeye, harekete, düşünmeye sevkeder. Onları kabullenir ve kendisinin de dünya tarafından kabul edilmesini ister. Sevme ve sevilmek ister.
Müslüman camiayı formasyon bakımından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu konularda iyi niyetle düşünce üretiliyor ama düşünüleni ürüne dönüştürmekte acele ediliyor. Kolaya yönelmek başarıya götürmez. Başarmak; yetenek ister, birikim, bilimsel hazırlık, emek ve sabır ister.
Yöntem bağları yenilense, yeni şeyler söylemenin gereğine inanılsa iyi şeyler olacak. Eskilerin ayaklarıyla değil kendi ayaklarımızla yürünüleceğini unutmamalıyız.
Zamanın başarısı yine zamanın içindedir. Aceleci olmamalı! Çocuğun hayal dünyasıyla gerçek dünyayı sanatla bütünleştirerek çocuk psikolojisine yaklaştıran ancak başaracaktır. Daha derin, daha anlamlı bakmalı, çocuğun düşleriyle kanatlanacağını bilmeli.
İlgili Yazılar
Mehmet Çelenk İle Filistin Üzerine; Ameli Boyutu Olmayan Siyaset
Cabbar ve kahhar olan bir ülkenin, zalim bir topluluğun ürünlerini, siyasetini boykot etmek bence insani olarak da İslami olarak da son derece erdemli ve değerli bir tutum. Ama burada boykotun düzeyinin böyle Starbucks kahve zinciri veya başka bir market üzerinden sürdürülmesi çok yüzeysel ve basit kalıyor. Cenab Şahabettin’in Tiryaki Sözleri’nde kullandığı bir ifade var; Derken avam her şeyin gürültülüsünü sever düğünün de ibadetin de yani hemen yanı başımızdaki bir mağazaya saldırarak, sadece onun ürünlerini boykot ederek gerçek anlamda global Yahudi şerrine mâni olabilir misiniz? Yani ortalama bir vatandaş Starbucks’tan kahve içmeyerek bu eylemi yürütebilir barışçıl bir şekilde. Ama öte yandan İsrail’le fiilen ticaret yapan, dünya kadar para kazanan hatta belki tek işi bu olan insanlarla hiçbir şekilde temasa geçilmeden, onlar ikna edilmeden, onlar bu sürece dâhil edilmeden, ortalama bir insanın psikolojisi üzerinden boykot yürütmeyi ben çok makûl görmüyorum. Bu da iç siyasete, vitrinlere oynamak gibi geliyor. Hani kaba bir tabir kullanılır; Starbucks mücahitleri şeklinde. Bu arada İslâm ülkeleri bu konuda samimi iseler Starbucks dışında kendi ülkelerinin İsrail’le, Yahudilerle iş yapan firmalarını teker teker ifşa etsinler ve o ürünler konusunda aynı duyarlılığı göstersinler
Farid Esack ile Güney Afrikalı Nazarında İsrail Apartheidi
Sen onları ahlaklı olarak tanımlıyorsun ve ben de ama aynı zamanda ahlaklılığın doğasını da merak ediyorum. Ahlak, tarafsızlık, ılımlılık, her iki taraf… Bunların bağlamları yok mu? Açık adaletsizlik konusunda ılımlı olmak gerçekten bir erdem midir?
Kasım Küçükalp ile Beden Üzerine
“Beden” müdahaleye açık, kişinin estetik zevkine göre düzenleyebileceği, istediği müdahaleyi yapabileceği, tüm kullanım hakkının kendisinin olduğunu düşündüğü bir eşya mıdır? Tarihsel süreç içerisinde beden algısı değiş midir? Değişti ise bu değişimin yönü nereye bakmaktadır? Kartezyen felsefe ile derinleşmeye başlayan ruh-beden ayrımı günümüz insanının beden algısına nasıl etki etmiştir? Kapitalist üretim biçiminin bedene yaklaşımı nasıldır? Sermaye için beden ne anlam ifade etmektedir? Fabrika işçisi ile bir mankenin bedeni arasındaki sosyo-kültürel ve ekonomik bağlamdaki farklar nelerdir? Bedenin özgürleştirilmesi söylemi ve insanın bedenine malik olma talebi nasıl bir düşünce dünyasına işaret etmektedir?
Atasoy Müftüoğlu ile İslamcılık ve Müslümanlar Üzerine
İslamcılık bitti, İslamcılık zaten tarihin en büyük felaketi, din elden gitti, din iyi ki elden gitti, din elden gitmeli, İslam diye bir şey kalmadı vs… Bu ve benzeri söylemlerle çokça karşılaştığımız bu günlerde aklımıza ‘Din’e karşı ciddi bir yorgunluk mu oluştu? Müslümanlar bir yılgınlık mı yaşıyor? Bu ve benzeri söylemlerin asıl sebebi nedir? İslam, tarihte ve bugün ne gibi sorunlarla karşılaştı ve Müslümanlar bu sorunlarla ne kadar baş edebildi? İslam tarihi boyunca ve bugün yanlış giden ne idi ki bu söylemler normalleşti? Müslümanların sorumlulukları nelerdi ve bugün ne?
Mustafa Merter İle…”Zihni Örtülmüş Durumdaki İnsanlar Haksızlığa Karşı Nasıl mücadele verecek?”
Dolayısıyla ne yapmamız lazım? Evvela uyanış. Artık anlamamız lazım bu projenin detaylarını ama bütün cephelerini anlamamız lazım. Sonra da karşı tedbir olarak evvela bir korunma, yani bir algoritma analizi yapan, algoritma filtrasyonu yapan bir sistem ve ondan sonra da bize ait bir sosyal medya, ki ben buna ifsat algoritmaları yerine ıslah algoritmaları diyorum. Islah algoritmaları üreten bir sosyal medya arama motoru, rahmani bir arama motoru ve rahmani bir yapay zekâ tasarlamamız lazım.