“Ey ekin peşindeki kardeşim, tohumu Kendi tarlandan da uzaklara saç Gün gelir, uzun yollar düşerse menziline Sana doğru haykıran sesler de duyacaksın” demekteydi. Muhsin de öyle yaptı ve tohumlarını, gücünün yettiği en uzak topraklara kadar saçmaya çalıştı.
Şimdi ise o tohumlar boy vermiş, bereketli bir başak misali karşısında duruyor ve kendi saçtığı tohumları anlatıyordu.
Muhsin, uzun yıllar görmediği arkadaşı İlyas’la karşılaşmış ve onu dinledikçe Mâlik B. Nebi’nin ne kadar isabetli tespitlerde bulunduğunu bir kez daha kavramıştı. Çünkü İlyas kendisinden binlerce kilometre uzakta öğretmenlik yapmakta ve kendi yaşadığı süreçlere başka insanları dâhil etmekteydi.
Bu yazının devamı
186. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Uyku tutmadı. Sağa döndü, sola döndü. Mutfağa doğru götürdü ayakları. İki kaşık yoğurt yedi. Ağzının kenarını, biçimsizce kopardığı kâğıt havluyla sildi. Yine de uyku tutmadı. Komidinin üstündeki telefonunu aldı eline, uçuş modunu kapatıp mobil veriyi açtı:
“Arkadaşlarına karşı iyi” diyerek dalga geçerdik, hakkaniyetten uzak kişilerle. Yeniyetmeliğimiz, bu keskin bakışa kavuşmamıza engel değildi. Adalet teorimiz yoktu, biraz sezgi bolca gözlemle, birçok kişinin nalıncı keserleriyle ömür sürdüğünü anlayabilmiştik.
Hâlâ parmaklarımda kalan boyalarla çocuklarımı uyutuyorum. Yoksa ‘Sahibi’mize ne deriz? Hala babamın resimlerinden tanıyorum renkleri.
‘Ey renklerin sahibi renklerimize acı’
Çünkü baba, yeryüzünü renklerle ayırt ettigi bir resim çizer çocuğunun zihnine .
Kimi zaman güçlü bir ağaca benzetir kendini. Kabuğu sert, ama güçlü . Karıncalar dolaşır üzerinde. Bazı resimlerde dalgalı bir denizdir, kağıttan gemileri yüzdürür. Bazen de bir çocuğun sürekli silgi tozlarının biriktirdiği silinmiş bir sayfasıdır. Cocuk silgi tozlarına bile kıyamaz, avucuna alır, şekiller çıkarır, oyunlar kurar… boş sayfayı uçak yapar da gökyüzüne uçurur. Gözü kuşlara takılır, düşer çocuk. Ama yine de uçurur. Renkleri çok sonra tanır ve düştükçe dizi hep aynı yerden kanar durur…
Adalet bir gün hepimize lazım olacak, diye bir söz vardır. Doğru fakat eksik bir sözdür. Şöyle ki bir Müslüman, bir gün adalet kendisine lazım olmayacak olsa da adaletin savunusunu yapıp gereğini yerine getirmek zorundadır. Müslümanca duruş bunu gerektirir.
Tüm bu arayışlar, sorular, cevaplar, kaçışlar ve duvara toslayışlar bana öğretti ki hayat herkes için başka bir yaşta, başka bir boyutta, birçok kez ve bambaşka olaylarla başlıyor. Hayat; tekdüze giden yaşamın (olumlu veya olumsuz fark etmeksizin) var olanın zıddıyla temasında başlıyor zannımca.
Pencere Değiştikçe Manzara Değişir
Malik b. Nebi, Rumuzlu Neşîdeler adlı şiirinde:
“Ey ekin peşindeki kardeşim, tohumu
Kendi tarlandan da uzaklara saç
Gün gelir, uzun yollar düşerse menziline
Sana doğru haykıran sesler de duyacaksın” demekteydi. Muhsin de öyle yaptı ve tohumlarını, gücünün yettiği en uzak topraklara kadar saçmaya çalıştı.
Şimdi ise o tohumlar boy vermiş, bereketli bir başak misali karşısında duruyor ve kendi saçtığı tohumları anlatıyordu.
Muhsin, uzun yıllar görmediği arkadaşı İlyas’la karşılaşmış ve onu dinledikçe Mâlik B. Nebi’nin ne kadar isabetli tespitlerde bulunduğunu bir kez daha kavramıştı. Çünkü İlyas kendisinden binlerce kilometre uzakta öğretmenlik yapmakta ve kendi yaşadığı süreçlere başka insanları dâhil etmekteydi.
Bu yazının devamı 186. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Kaydıraç
Uyku tutmadı. Sağa döndü, sola döndü. Mutfağa doğru götürdü ayakları. İki kaşık yoğurt yedi. Ağzının kenarını, biçimsizce kopardığı kâğıt havluyla sildi. Yine de uyku tutmadı. Komidinin üstündeki telefonunu aldı eline, uçuş modunu kapatıp mobil veriyi açtı:
Ötekinin Şifası: Yaşasın Cadılar, Fareler, Kara Kediler, Baykuşlar, Kargalar ve Hamamböcekleri
“Arkadaşlarına karşı iyi” diyerek dalga geçerdik, hakkaniyetten uzak kişilerle. Yeniyetmeliğimiz, bu keskin bakışa kavuşmamıza engel değildi. Adalet teorimiz yoktu, biraz sezgi bolca gözlemle, birçok kişinin nalıncı keserleriyle ömür sürdüğünü anlayabilmiştik.
Baba
Hâlâ parmaklarımda kalan boyalarla çocuklarımı uyutuyorum. Yoksa ‘Sahibi’mize ne deriz? Hala babamın resimlerinden tanıyorum renkleri.
‘Ey renklerin sahibi renklerimize acı’
Çünkü baba, yeryüzünü renklerle ayırt ettigi bir resim çizer çocuğunun zihnine .
Kimi zaman güçlü bir ağaca benzetir kendini. Kabuğu sert, ama güçlü . Karıncalar dolaşır üzerinde. Bazı resimlerde dalgalı bir denizdir, kağıttan gemileri yüzdürür. Bazen de bir çocuğun sürekli silgi tozlarının biriktirdiği silinmiş bir sayfasıdır. Cocuk silgi tozlarına bile kıyamaz, avucuna alır, şekiller çıkarır, oyunlar kurar… boş sayfayı uçak yapar da gökyüzüne uçurur. Gözü kuşlara takılır, düşer çocuk. Ama yine de uçurur. Renkleri çok sonra tanır ve düştükçe dizi hep aynı yerden kanar durur…
Adalet Üzerine
Adalet bir gün hepimize lazım olacak, diye bir söz vardır. Doğru fakat eksik bir sözdür. Şöyle ki bir Müslüman, bir gün adalet kendisine lazım olmayacak olsa da adaletin savunusunu yapıp gereğini yerine getirmek zorundadır. Müslümanca duruş bunu gerektirir.
Dikkat! Hayat Çıkabilir.
Tüm bu arayışlar, sorular, cevaplar, kaçışlar ve duvara toslayışlar bana öğretti ki hayat herkes için başka bir yaşta, başka bir boyutta, birçok kez ve bambaşka olaylarla başlıyor. Hayat; tekdüze giden yaşamın (olumlu veya olumsuz fark etmeksizin) var olanın zıddıyla temasında başlıyor zannımca.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.