Hayattaki en büyük pişmanlıklarımdan biri Ayşegül’ün kalın örüklü saçlarını çekmemdi. Bir sayfaya doldurduğu kocaman “Ali gel”leri de, sınıftaki hemen herkesin onu hor görmesini de unutmuyorum. En fazla altı yaşındaydım, sınıf arkadaşlarım çoğunlukla yedi, gene de bu bize ona kötü davranma hakkı vermiyordu. Kök hatıra diye bir şey var mı bilmiyorum, eğer varsa kötülük içeren bu kök hatıra, insan olma yolunda bana çok şey öğretti.
Kendime bile zar zor yetişirken; elimin, aklımın, hayallerimin değdiği hemen her yeri kuşatan korkunçluklara ne yapabilirim, ne yapabiliriz? Son zamanlarda kendimi sık sık kötülük ve kötü olma hakkında düşünürken yakalıyorum. Kaba tasniflere aldıracak olsak, birisini öldürmemiş, ciddi yaralamamış, iftirayla hayatını karartmamış, malını mülkünü çalıp çırpmamışsanız kötü değilsiniz. Başa çıkılabilir kaba bir karikatür. Konforumuzu hep bu tip karikatürler besliyor. Oysa kötülük bu kadar kaba; iyilik bu denli değersiz değil. O muhteşem kitapta yazar ya; “teslim olduk deyin, inandık demeyin” diye. Ucundan kıyısından teslim olanlarla sarılmış durumdayız; gönlünün yakıtı iyilik olanlara ara ki rastlayasın.
Bu yazının devamı
223. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Rutine dair hoş bir resimli kitap okumuştum yakınlarda. Kıymetli dostumun rutin övgüsü peşisıra çıkmıştı karşıma. Arkadaş sohbetlerinden tutun da, anne-baba nasihatlerine, okuldaki derslere, dini söylemlere varıncaya kadar hemen her yerde,
El minibüsleri, el arabaları, bakkallar, vitrini bile tevazusuna başkaldıramayan ardiyeden hallice dükkânlar çocukluğumuzu öyle sarmış sarmalamış ki, para bile vermeden alıyormuşçasına mutluluk yüklü hatıralarımız.
Otuz beş senelik sıçramayla bugünün okuma kültürüne baktığımızda tür, başlık, biçim, tasarım vb. birimlerin, aşırılaşan ve baş döndüren seçenekleri arasında okuru ürküttüğünü düşünebiliriz. Çocuk kolayca seçiyor aslında, ürken anası babası. Birçok şey gibi okumanın da güncellenmesi gereken temel bir beceri olduğunu gözden kaçıran taş devri okuru;
Medeniyet yüzyıllar boyu güneydeydi, sıcağa yakın ılıklık ve soğuktan uzak serinlik zihinlerin olduğu gibi tarımın, ticaretin bereketli ve selamette kalmasını sağlıyordu. Kuzey bilinmeyendi, sertlikti, barbarlıktı, öcüler diyarıydı, ilkesizlik, ölçüsüzlüktü.
Kalbin Gördüğünü Hiçbir Güncelleme Silemez
Hayattaki en büyük pişmanlıklarımdan biri Ayşegül’ün kalın örüklü saçlarını çekmemdi. Bir sayfaya doldurduğu kocaman “Ali gel”leri de, sınıftaki hemen herkesin onu hor görmesini de unutmuyorum. En fazla altı yaşındaydım, sınıf arkadaşlarım çoğunlukla yedi, gene de bu bize ona kötü davranma hakkı vermiyordu. Kök hatıra diye bir şey var mı bilmiyorum, eğer varsa kötülük içeren bu kök hatıra, insan olma yolunda bana çok şey öğretti.
Kendime bile zar zor yetişirken; elimin, aklımın, hayallerimin değdiği hemen her yeri kuşatan korkunçluklara ne yapabilirim, ne yapabiliriz? Son zamanlarda kendimi sık sık kötülük ve kötü olma hakkında düşünürken yakalıyorum. Kaba tasniflere aldıracak olsak, birisini öldürmemiş, ciddi yaralamamış, iftirayla hayatını karartmamış, malını mülkünü çalıp çırpmamışsanız kötü değilsiniz. Başa çıkılabilir kaba bir karikatür. Konforumuzu hep bu tip karikatürler besliyor. Oysa kötülük bu kadar kaba; iyilik bu denli değersiz değil. O muhteşem kitapta yazar ya; “teslim olduk deyin, inandık demeyin” diye. Ucundan kıyısından teslim olanlarla sarılmış durumdayız; gönlünün yakıtı iyilik olanlara ara ki rastlayasın.
Bu yazının devamı 223. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Bir Rutinbozar ve Çocuksavar Olarak Savaş
Rutine dair hoş bir resimli kitap okumuştum yakınlarda. Kıymetli dostumun rutin övgüsü peşisıra çıkmıştı karşıma. Arkadaş sohbetlerinden tutun da, anne-baba nasihatlerine, okuldaki derslere, dini söylemlere varıncaya kadar hemen her yerde,
Kosmosun Gölgesinde Dirayetli Bir Kaos Öyküsü: Evrenin Öncesi ve Şimdisi
Eski çamlar bardak olmuş, o devirler eskide kalmış, akıl almaz şeylermiş kimin umurunda, bizi hâlâ hikâyeler bağlıyor birbirimize.
Ekonomi-politiğin Çocukça Dile Gelişi: Kahraman Seyyar Satıcılar Devasa Kamyonlara Karşı
El minibüsleri, el arabaları, bakkallar, vitrini bile tevazusuna başkaldıramayan ardiyeden hallice dükkânlar çocukluğumuzu öyle sarmış sarmalamış ki, para bile vermeden alıyormuşçasına mutluluk yüklü hatıralarımız.
Yıldızların Özüne İşlenmiş Hikâyeler
Otuz beş senelik sıçramayla bugünün okuma kültürüne baktığımızda tür, başlık, biçim, tasarım vb. birimlerin, aşırılaşan ve baş döndüren seçenekleri arasında okuru ürküttüğünü düşünebiliriz. Çocuk kolayca seçiyor aslında, ürken anası babası. Birçok şey gibi okumanın da güncellenmesi gereken temel bir beceri olduğunu gözden kaçıran taş devri okuru;
Çocuk Özerkliği Olarak Makul Medeniyet
Medeniyet yüzyıllar boyu güneydeydi, sıcağa yakın ılıklık ve soğuktan uzak serinlik zihinlerin olduğu gibi tarımın, ticaretin bereketli ve selamette kalmasını sağlıyordu. Kuzey bilinmeyendi, sertlikti, barbarlıktı, öcüler diyarıydı, ilkesizlik, ölçüsüzlüktü.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.