Hayattaki en büyük pişmanlıklarımdan biri Ayşegül’ün kalın örüklü saçlarını çekmemdi. Bir sayfaya doldurduğu kocaman “Ali gel”leri de, sınıftaki hemen herkesin onu hor görmesini de unutmuyorum. En fazla altı yaşındaydım, sınıf arkadaşlarım çoğunlukla yedi, gene de bu bize ona kötü davranma hakkı vermiyordu. Kök hatıra diye bir şey var mı bilmiyorum, eğer varsa kötülük içeren bu kök hatıra, insan olma yolunda bana çok şey öğretti.
Kendime bile zar zor yetişirken; elimin, aklımın, hayallerimin değdiği hemen her yeri kuşatan korkunçluklara ne yapabilirim, ne yapabiliriz? Son zamanlarda kendimi sık sık kötülük ve kötü olma hakkında düşünürken yakalıyorum. Kaba tasniflere aldıracak olsak, birisini öldürmemiş, ciddi yaralamamış, iftirayla hayatını karartmamış, malını mülkünü çalıp çırpmamışsanız kötü değilsiniz. Başa çıkılabilir kaba bir karikatür. Konforumuzu hep bu tip karikatürler besliyor. Oysa kötülük bu kadar kaba; iyilik bu denli değersiz değil. O muhteşem kitapta yazar ya; “teslim olduk deyin, inandık demeyin” diye. Ucundan kıyısından teslim olanlarla sarılmış durumdayız; gönlünün yakıtı iyilik olanlara ara ki rastlayasın.
Bu yazının devamı
223. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Güneş başıma geçmiş olmalı, baksanıza ne de çok saçmalamışım. Gerçeğe sırtımı dönmüş, hayatta çuvallamışım. Ne şişkin banka hesaplarından ne kocaman villadan ne de sen, ben, sen dalaşından söz açmışım. Oysa hayat böyle mi?
Kesin bende bir tuhaflık var, bundan eminim. Bir şeyleri yanlış anlıyor, yapayanlış değerlendiriyor olmalıyım. Yoksa insanlık tarihinin baştan aşağı çarpık bir gelişimini; tüm kurumlarının insanlığa rağmen karakter kazandıklarını kabullenmemiz gerekir ki bu pek mümkün gözükmüyor.
Çağların da insanlar gibi alacakları olsa, yenmiş haklarını gündeme getirme fırsatları olsa, davacıların ilki orta çağ olurdu herhalde. İnsanın cetvelle zamanı orasından burasından çizip bölme küstahlığı yetmiyormuş gibi, buna anlam ve norm yüklemesi,
Bir yerler karışıyor ve birileri yollara düşüyor, insanlar doğdukları ülkelerde değil de, rüyalarında bile görmedikleri ülkelerde doyuyor, çoğalıyor ve ölüyor. Rûmi’ye Rûmi dediğim için beni milliyetçi olmakla suçlamıştı Şiraz’da Hafız’ın mezarı başındaki İranlı insandaşım.
Kalbin Gördüğünü Hiçbir Güncelleme Silemez
Hayattaki en büyük pişmanlıklarımdan biri Ayşegül’ün kalın örüklü saçlarını çekmemdi. Bir sayfaya doldurduğu kocaman “Ali gel”leri de, sınıftaki hemen herkesin onu hor görmesini de unutmuyorum. En fazla altı yaşındaydım, sınıf arkadaşlarım çoğunlukla yedi, gene de bu bize ona kötü davranma hakkı vermiyordu. Kök hatıra diye bir şey var mı bilmiyorum, eğer varsa kötülük içeren bu kök hatıra, insan olma yolunda bana çok şey öğretti.
Kendime bile zar zor yetişirken; elimin, aklımın, hayallerimin değdiği hemen her yeri kuşatan korkunçluklara ne yapabilirim, ne yapabiliriz? Son zamanlarda kendimi sık sık kötülük ve kötü olma hakkında düşünürken yakalıyorum. Kaba tasniflere aldıracak olsak, birisini öldürmemiş, ciddi yaralamamış, iftirayla hayatını karartmamış, malını mülkünü çalıp çırpmamışsanız kötü değilsiniz. Başa çıkılabilir kaba bir karikatür. Konforumuzu hep bu tip karikatürler besliyor. Oysa kötülük bu kadar kaba; iyilik bu denli değersiz değil. O muhteşem kitapta yazar ya; “teslim olduk deyin, inandık demeyin” diye. Ucundan kıyısından teslim olanlarla sarılmış durumdayız; gönlünün yakıtı iyilik olanlara ara ki rastlayasın.
Bu yazının devamı 223. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Anlam Dolu Hayatın Harika Anları: Jacominus’nün Hayırlı Ömrü
Güneş başıma geçmiş olmalı, baksanıza ne de çok saçmalamışım. Gerçeğe sırtımı dönmüş, hayatta çuvallamışım. Ne şişkin banka hesaplarından ne kocaman villadan ne de sen, ben, sen dalaşından söz açmışım. Oysa hayat böyle mi?
Kosmosun Gölgesinde Dirayetli Bir Kaos Öyküsü: Evrenin Öncesi ve Şimdisi
Eski çamlar bardak olmuş, o devirler eskide kalmış, akıl almaz şeylermiş kimin umurunda, bizi hâlâ hikâyeler bağlıyor birbirimize.
Asla Süper Kahraman Olmayan Bir Çocuğun Dünyaya Tutunma Macerası
Kesin bende bir tuhaflık var, bundan eminim. Bir şeyleri yanlış anlıyor, yapayanlış değerlendiriyor olmalıyım. Yoksa insanlık tarihinin baştan aşağı çarpık bir gelişimini; tüm kurumlarının insanlığa rağmen karakter kazandıklarını kabullenmemiz gerekir ki bu pek mümkün gözükmüyor.
Bilgelik Dolu Orta Çağ’dan Şövalyelik Yerine İyilik Destanı
Çağların da insanlar gibi alacakları olsa, yenmiş haklarını gündeme getirme fırsatları olsa, davacıların ilki orta çağ olurdu herhalde. İnsanın cetvelle zamanı orasından burasından çizip bölme küstahlığı yetmiyormuş gibi, buna anlam ve norm yüklemesi,
Yine Yoldayız: İnsanlık Ne Zaman Çıkıyor Yola?
Bir yerler karışıyor ve birileri yollara düşüyor, insanlar doğdukları ülkelerde değil de, rüyalarında bile görmedikleri ülkelerde doyuyor, çoğalıyor ve ölüyor. Rûmi’ye Rûmi dediğim için beni milliyetçi olmakla suçlamıştı Şiraz’da Hafız’ın mezarı başındaki İranlı insandaşım.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.