Özgürlük, Düşünce Kontrolü ve Kapitalist İktidarın Evrimi
Özgürlük kavramı büyüdükçe, toplumda bu özgürlüğün etkin biçimde kullanılmasını engellemek isteyen iktidar odakları da artan oranda düşünceleri kontrol etme ihtiyacı duyarlar. Tarihsel olarak özgürlüğün yayılması, özellikle ekonomik ve siyasi alanlarda, egemen güçlerin çıkarlarıyla çatışmış ve bu durum daha sıkı ideolojik denetim mekanizmalarının devreye sokulmasına yol açmıştır. Günümüzde de benzer süreçler yaşanmaktadır; halkın bilgiye erişimi ve özgür düşünce pratiği genişledikçe, bu alanda müdahaleler ve baskılar çoğalmaktadır.
Bu bağlamda, çağdaş sağcı ideolojilerin yükselişinde kahraman olarak anılan isimlerden biri olan Adam Smith, neoliberal ekonomi politikalarının temel referanslarından biri olarak sunulur. Ancak, Smith üzerine yapılan derinlemesine okumalar ve analizler, onun hakkında genel kabul gören ve popüler kültürde yerleşmiş imajdan çok farklı bir tablo ortaya koymaktadır. Noam Chomsky’nin vurguladığı gibi, Smith kapitalizmi kutsayan değil; daha ziyade eleştiren bir düşünürdü.
Smith’in başyapıtı olan Ulusların Zenginliğinin ilk bölümlerinde iş bölümünün üretkenliğe katkısı övülse de kitabın ilerleyen sayfalarında iş bölümünün insan doğasını yozlaştırdığı, bireyleri mekanik ve düşüncesiz varlıklara dönüştürdüğü yönünde sert eleştiriler yer alır. Bu noktada Smith, iş bölümünün aşırı derecede gelişmesini önlemek için devletin müdahale etmesini savunur. Buradan hareketle, Smith’in devlet müdahalesi gerekliliği, bugünkü neoliberal ideolojinin savunduğunun aksine, serbest piyasa mekanizmasının sınırsız işlemesine karşı bir uyarıdır.
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana ya Rabbi
Taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbel alemin
tütmesi gereken ocak nerde?
Yazı için zihnin parmak izi derler. Bu bakımdan yazmak insan zihninden kâğıda dökülen harf suretli bir boyadır. Zihnin farklı işleyişine bağlı olarak bu boyanın rengi de değişiklik arz edecektir. Zihinden dökülen bu harf suretli boya,
“Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.”
‘Kelimelerin kalbi neresidir?’ diye soracak olduğumda; soruma karşı bir soruyu duyuveriyorum: ‘Kelimelerin bir kalbi var mıdır?’ Sorular çoğalıyor… ’Peki kalbin bir raf ömrü var mıdır?’ ‘Bedenin ve kalbin ölümü hep eş zamanlı mıdır?’ ‘Hem çürümenin hem de onarımın merkezi orası mı oluyor?’ ‘Ne emek ne ekmek önce kalbimiz bozuluyor, diyen haklı mı?’
İnsan aceleci bir varlıktır derken bunu mu kastetti acaba yüce yaratıcımız, diye düşünüyorum. Öyle bir koşuşturma içinde ki insanlarımız, yaptıkları eylemlerin, davranışların lehine mi aleyhine mi geliştiğini fark edemiyor. Sadece yapması gerektiğini düşünüp yapıyor.
Düşüncenin Evrimi
Özgürlük, Düşünce Kontrolü ve Kapitalist İktidarın Evrimi
Özgürlük kavramı büyüdükçe, toplumda bu özgürlüğün etkin biçimde kullanılmasını engellemek isteyen iktidar odakları da artan oranda düşünceleri kontrol etme ihtiyacı duyarlar. Tarihsel olarak özgürlüğün yayılması, özellikle ekonomik ve siyasi alanlarda, egemen güçlerin çıkarlarıyla çatışmış ve bu durum daha sıkı ideolojik denetim mekanizmalarının devreye sokulmasına yol açmıştır. Günümüzde de benzer süreçler yaşanmaktadır; halkın bilgiye erişimi ve özgür düşünce pratiği genişledikçe, bu alanda müdahaleler ve baskılar çoğalmaktadır.
Bu bağlamda, çağdaş sağcı ideolojilerin yükselişinde kahraman olarak anılan isimlerden biri olan Adam Smith, neoliberal ekonomi politikalarının temel referanslarından biri olarak sunulur. Ancak, Smith üzerine yapılan derinlemesine okumalar ve analizler, onun hakkında genel kabul gören ve popüler kültürde yerleşmiş imajdan çok farklı bir tablo ortaya koymaktadır. Noam Chomsky’nin vurguladığı gibi, Smith kapitalizmi kutsayan değil; daha ziyade eleştiren bir düşünürdü.
Smith’in başyapıtı olan Ulusların Zenginliğinin ilk bölümlerinde iş bölümünün üretkenliğe katkısı övülse de kitabın ilerleyen sayfalarında iş bölümünün insan doğasını yozlaştırdığı, bireyleri mekanik ve düşüncesiz varlıklara dönüştürdüğü yönünde sert eleştiriler yer alır. Bu noktada Smith, iş bölümünün aşırı derecede gelişmesini önlemek için devletin müdahale etmesini savunur. Buradan hareketle, Smith’in devlet müdahalesi gerekliliği, bugünkü neoliberal ideolojinin savunduğunun aksine, serbest piyasa mekanizmasının sınırsız işlemesine karşı bir uyarıdır.
Bu yazının devamı 220. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
220. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Üzerimde Kalan Yaşamak Suçu mu?
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana ya Rabbi
Taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbel alemin
tütmesi gereken ocak nerde?
Bir Kültür Havzası Taşıyıcısı Olarak Dergiler
Yazı için zihnin parmak izi derler. Bu bakımdan yazmak insan zihninden kâğıda dökülen harf suretli bir boyadır. Zihnin farklı işleyişine bağlı olarak bu boyanın rengi de değişiklik arz edecektir. Zihinden dökülen bu harf suretli boya,
Yazmasak Deli Olur Muyduk?
“Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da, bir hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin, ölümü bekleyecektim; hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kalem kâğıt aldım. Oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.”
Günlerden Bir Gün
‘Kelimelerin kalbi neresidir?’ diye soracak olduğumda; soruma karşı bir soruyu duyuveriyorum: ‘Kelimelerin bir kalbi var mıdır?’ Sorular çoğalıyor… ’Peki kalbin bir raf ömrü var mıdır?’ ‘Bedenin ve kalbin ölümü hep eş zamanlı mıdır?’ ‘Hem çürümenin hem de onarımın merkezi orası mı oluyor?’ ‘Ne emek ne ekmek önce kalbimiz bozuluyor, diyen haklı mı?’
İşin Sonunu Gören Gözler
İnsan aceleci bir varlıktır derken bunu mu kastetti acaba yüce yaratıcımız, diye düşünüyorum. Öyle bir koşuşturma içinde ki insanlarımız, yaptıkları eylemlerin, davranışların lehine mi aleyhine mi geliştiğini fark edemiyor. Sadece yapması gerektiğini düşünüp yapıyor.
Alışverişe devam et