Kendimce bir hayal kuruyorum: 1930’larda çocukluğumu yaşıyorum. Eve gelen gazetenin arka sayfalarında çocuklar için bir tefrika yayınlanıyor ve ben her gün ne olacak merakıyla babamın, aslında gazetenin yolunu gözlüyorum. Büyük ihtimalle sıramı beklemem gerekiyor, büyükten küçüğe giden gazete sırasında en iyi ihtimalle dört ya da beşinci olmalıyım. Soba yanan odanın kendime yakıştırdığım köşesinde muhtemelen yere uzanarak ve yayılarak açtığım sayfada oyuncak tahta atın maceralarıyla büyüleniyorum.
Anadolu’da birçok evde Hz. Ali cenkleri okunup insanlar cezbeye kapılırken, Britanya’nın havalı yurttaşları Dickens’ın yazdığı her satırı hemencecik okumak için can atarken, Fransa’nın romanperverleri üç ilkeden daha önce Balzac romanlarına tutunurken benzer şeyler olup bitiyordu herhalde. Başı sonu belli olmayan, noktalama işaretlerine, paragraflara, zaman dizinine gönül indirmeyen metinler ortalığı sarmışken, o eski günleri, eski okuma şenliklerini özleyip “Ne ara bunca yaşlandın sen?” diye soruyorum kendime. Üç beş sayfadan başlayıp on yirmi sayfayı geçmeyen bölümleri özerk romancıklar başıma üşüşsünler istiyorum.
Çocuk edebiyatı deryasına daldığım ilk yıllarda Kaestner romanlarını okurken, bölüm başlarında yer alan ve bölümü özetleyen bir iki cümleciğe çok şaşırmıştım.
İnsanın üzerine sinen en güzel koku çocukluk kokusudur. Üzerinize sinen o kokuyu bir ömür yanınızda taşırsınız ya da taşımak istersiniz. Çünkü bu koku ötelerin cennetin kokusudur. Uçsuz bucaksız hayal dünyasında, ayakları yere basmadan diyarlar aşan çocukluktur. Dinlediği her masal sonrası kendi masalını yazmak, yaşamak isteyen çocukluk…
Bir insan kaç yaşına kadar okuyabilir, niçin okur, okumanın, öğrenmenin yaşı veya sınırı var mıdır? Okumak nasıl bir özgünlük ya da özgürlük sunar? Yolumuzu aydınlatmak için eğitimli olmak şart mıdır, eğitim olmadan da özgür olamaz mıyız? Eğitim görmüş herkesin bilgisi, bilinci, tefekkürü neyi anlatır? Zihnimizdeki pek çok suale cevaplar bulmak için çaba sarf ediyoruz. Bir cevap bulduğumuzu hissettiğimizde başka sorular soruyor ve bunlara makul cevaplar aramaya çalışıyoruz. Suallerin biteceği yok, cevaplar da aranmaya devam edecek gibi ömür boyu.
Lumiere Kardeşlerin ilk çektiği videolardan Griffith’in Bir Ulusun Doğuşu filmine, 1920’lerin Arap Şeyhleri temalı filmlerinden 11 Eylül olaylarına, oradan da günümüze kadar uzanan pek çok tarihi filmde ‘öteki’ temsilinin beyazperdede farklı biçimlerde yer edindiği söylenebilir. Hollywood sinemasında öne çıkan “öteki” temsili tarihsel süreçte farklı toplumlar ve ırklar bağlamında sahnelenir. Sinemada öteki sunumunda “kötü adamlar” kategorisine …
Kore Savaşı (Güney Kore’de Hanguk-jeonjaeng (Han-Guk Savaşı) veya Yugio sabyeon yani 25 Haziran Olayı, (Kuzey Kore’de Chogukhaebang chŏnjaeng yani Vatan Kurtuluş Savaşı), 1950-1953 yılları arasında yapılan, Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki savaştır. Soğuk Savaş’ın ilk sıcak çatışması olmuştur. Savaş, ABD ve müttefiklerinin, daha sonra da Çin’in müdahalesiyle uluslararası bir boyut kazanmıştır. Kore Savaşı sonunda …
Bir Çocuğun Karakutusu Olarak Oyuncak ve Dünyanın Türlü Türlü Halleri
Havin’e, Nisa’ya, Aleyna’ya, Melek’e, Melike’ye, Ayaz’a, Egemen’e, Burak’a, Zuhal’e, Tuana’ya, Elif’e, Fehmi’ye ve Ayşegül Öğretmene…
Kendimce bir hayal kuruyorum: 1930’larda çocukluğumu yaşıyorum. Eve gelen gazetenin arka sayfalarında çocuklar için bir tefrika yayınlanıyor ve ben her gün ne olacak merakıyla babamın, aslında gazetenin yolunu gözlüyorum. Büyük ihtimalle sıramı beklemem gerekiyor, büyükten küçüğe giden gazete sırasında en iyi ihtimalle dört ya da beşinci olmalıyım. Soba yanan odanın kendime yakıştırdığım köşesinde muhtemelen yere uzanarak ve yayılarak açtığım sayfada oyuncak tahta atın maceralarıyla büyüleniyorum.
Anadolu’da birçok evde Hz. Ali cenkleri okunup insanlar cezbeye kapılırken, Britanya’nın havalı yurttaşları Dickens’ın yazdığı her satırı hemencecik okumak için can atarken, Fransa’nın romanperverleri üç ilkeden daha önce Balzac romanlarına tutunurken benzer şeyler olup bitiyordu herhalde. Başı sonu belli olmayan, noktalama işaretlerine, paragraflara, zaman dizinine gönül indirmeyen metinler ortalığı sarmışken, o eski günleri, eski okuma şenliklerini özleyip “Ne ara bunca yaşlandın sen?” diye soruyorum kendime. Üç beş sayfadan başlayıp on yirmi sayfayı geçmeyen bölümleri özerk romancıklar başıma üşüşsünler istiyorum.
Çocuk edebiyatı deryasına daldığım ilk yıllarda Kaestner romanlarını okurken, bölüm başlarında yer alan ve bölümü özetleyen bir iki cümleciğe çok şaşırmıştım.
Bu yazının devamı 214. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
214. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Çocukluğun Kokusu…
İnsanın üzerine sinen en güzel koku çocukluk kokusudur. Üzerinize sinen o kokuyu bir ömür yanınızda taşırsınız ya da taşımak istersiniz. Çünkü bu koku ötelerin cennetin kokusudur. Uçsuz bucaksız hayal dünyasında, ayakları yere basmadan diyarlar aşan çocukluktur. Dinlediği her masal sonrası kendi masalını yazmak, yaşamak isteyen çocukluk…
Mavi Kardelenler Borçlusu
Kırsal hakikatler besliyorum, kentler ki samimiyetten küçüktür,
Köylerdeki inancı kuşanıp da geldim, şehirler ki ağır bir yüktür.
Bildiklerim, çıktığım yolların tarifine yetmiyor,
Bu kara yazı, şu koca ömrün tarihine gitmiyor.
Hayal, zihnin kapısına itinayla vurulmuş alımlı bir rüyadır,
Aşk, uçsuz bucaksız sahradan denizler çıkaran bir deryadır.
Ezgiler mırıldandık, üstelik sevdalar satın aldık,
Gündüzleri güneşe, her gece aya hasret kaldık.
Birinci Sınıf’ta Eğitim ve Özgürlük Arayışı
Bir insan kaç yaşına kadar okuyabilir, niçin okur, okumanın, öğrenmenin yaşı veya sınırı var mıdır? Okumak nasıl bir özgünlük ya da özgürlük sunar? Yolumuzu aydınlatmak için eğitimli olmak şart mıdır, eğitim olmadan da özgür olamaz mıyız? Eğitim görmüş herkesin bilgisi, bilinci, tefekkürü neyi anlatır? Zihnimizdeki pek çok suale cevaplar bulmak için çaba sarf ediyoruz. Bir cevap bulduğumuzu hissettiğimizde başka sorular soruyor ve bunlara makul cevaplar aramaya çalışıyoruz. Suallerin biteceği yok, cevaplar da aranmaya devam edecek gibi ömür boyu.
Sinemada Öteki ve Oryantalizm Üzerine Okumalar
Lumiere Kardeşlerin ilk çektiği videolardan Griffith’in Bir Ulusun Doğuşu filmine, 1920’lerin Arap Şeyhleri temalı filmlerinden 11 Eylül olaylarına, oradan da günümüze kadar uzanan pek çok tarihi filmde ‘öteki’ temsilinin beyazperdede farklı biçimlerde yer edindiği söylenebilir. Hollywood sinemasında öne çıkan “öteki” temsili tarihsel süreçte farklı toplumlar ve ırklar bağlamında sahnelenir. Sinemada öteki sunumunda “kötü adamlar” kategorisine …
Alternatif Ayla Hikâyesi
Kore Savaşı (Güney Kore’de Hanguk-jeonjaeng (Han-Guk Savaşı) veya Yugio sabyeon yani 25 Haziran Olayı, (Kuzey Kore’de Chogukhaebang chŏnjaeng yani Vatan Kurtuluş Savaşı), 1950-1953 yılları arasında yapılan, Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki savaştır. Soğuk Savaş’ın ilk sıcak çatışması olmuştur. Savaş, ABD ve müttefiklerinin, daha sonra da Çin’in müdahalesiyle uluslararası bir boyut kazanmıştır. Kore Savaşı sonunda …
Alışverişe devam et