Kendimce bir hayal kuruyorum: 1930’larda çocukluğumu yaşıyorum. Eve gelen gazetenin arka sayfalarında çocuklar için bir tefrika yayınlanıyor ve ben her gün ne olacak merakıyla babamın, aslında gazetenin yolunu gözlüyorum. Büyük ihtimalle sıramı beklemem gerekiyor, büyükten küçüğe giden gazete sırasında en iyi ihtimalle dört ya da beşinci olmalıyım. Soba yanan odanın kendime yakıştırdığım köşesinde muhtemelen yere uzanarak ve yayılarak açtığım sayfada oyuncak tahta atın maceralarıyla büyüleniyorum.
Anadolu’da birçok evde Hz. Ali cenkleri okunup insanlar cezbeye kapılırken, Britanya’nın havalı yurttaşları Dickens’ın yazdığı her satırı hemencecik okumak için can atarken, Fransa’nın romanperverleri üç ilkeden daha önce Balzac romanlarına tutunurken benzer şeyler olup bitiyordu herhalde. Başı sonu belli olmayan, noktalama işaretlerine, paragraflara, zaman dizinine gönül indirmeyen metinler ortalığı sarmışken, o eski günleri, eski okuma şenliklerini özleyip “Ne ara bunca yaşlandın sen?” diye soruyorum kendime. Üç beş sayfadan başlayıp on yirmi sayfayı geçmeyen bölümleri özerk romancıklar başıma üşüşsünler istiyorum.
Çocuk edebiyatı deryasına daldığım ilk yıllarda Kaestner romanlarını okurken, bölüm başlarında yer alan ve bölümü özetleyen bir iki cümleciğe çok şaşırmıştım.
Bu yazının devamı
214. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Öğretmen, gönlünün sesiyle ufak yüreklere dokunmayı dert edinen kişidir. Savaş vermeden, emek harcamadan, sevmeden yapılan öğretmenlik “mevzuat öğretmenliğinden” öteye geçmiyor. Kendinden vererek çoğalabileceğin bir meslek yani öğretmenlik…
Yürek köküne dokunmak… İnsan bu duyguyu bir kere yaşayınca hayatının merkezine oturtabiliyor bunu. Kâmil insan olma yolunda bir basamak olarak kullanabiliyor.
Mânâyı incitmeden…
“Her Şeyi Onaran Adam, dışarı çıktığında yıkılmaya yüz tutan evin tek kendi evi olmadığını gördü. Mahallesinde onarılması gereken başka evler de vardı.”
“Onardıkça kent büyüyordu. (Sonra) Şehir bir çığ gibi adamın üstüne yıkıldı. Fakat yığınların içinden çıktı adam.
Her Şeyi Onaran Adam, her şeyi yeniden inşa etmesini de biliyordu.
Yeniden işe koyuldu.”
– Onarmak nedir?
– Kırılan bir şeyi tekrar kullanılabilecek hâle getirmek ya da başka bir şeye dönüştürmektir.
Yalnızlık içinde olup huzura erememekten söz ediyorum – ama bir ressamın ücra bir bölgede herkes tarafından bir kaçık, bir katil, bir serseri vs. vs. olarak görüldüğünde karşılaştığı türden yalnızlık. Evet, ufak bir sıkıntı olabilir ama sonuçta bir sıkıntı. Bir yabancı, üstelik garip ve sevimsiz biri sayılıyorsun – kırsal alan ne kadar ilham verici ve güzel olursa olsun
Her çocuk tabii hilkat ile tertemiz yaratılır. İslam’ın aslıdır bu. Anasından doğduğu gibi yaşamaya devam edebilen her çocuk, müslüman olarak yaşar ve ölür. O nedenle ayrıca İslam fıtratı olarak belirtmek fıtratı tanımadığımızı gösterir. Zira İslam fıtratı diyecek olursak akabinde yahudi, hristiyan fıtratları da gündeme gelir ki bu fıtrat türlerini de kabul
Bundan birkaç yıl önce içinde bulunduğum okuma gruplarından biriyle “Hatırat” okumaları yapmıştık. Bir sene devam etmişti bu okumalar. Seçtiğimiz kitaplar/hatıratlar arasında kimler yoktu ki? Bu bir senelik liste sayılabilir elbette.
Bir Çocuğun Karakutusu Olarak Oyuncak ve Dünyanın Türlü Türlü Halleri
Havin’e, Nisa’ya, Aleyna’ya, Melek’e, Melike’ye, Ayaz’a, Egemen’e, Burak’a, Zuhal’e, Tuana’ya, Elif’e, Fehmi’ye ve Ayşegül Öğretmene…
Kendimce bir hayal kuruyorum: 1930’larda çocukluğumu yaşıyorum. Eve gelen gazetenin arka sayfalarında çocuklar için bir tefrika yayınlanıyor ve ben her gün ne olacak merakıyla babamın, aslında gazetenin yolunu gözlüyorum. Büyük ihtimalle sıramı beklemem gerekiyor, büyükten küçüğe giden gazete sırasında en iyi ihtimalle dört ya da beşinci olmalıyım. Soba yanan odanın kendime yakıştırdığım köşesinde muhtemelen yere uzanarak ve yayılarak açtığım sayfada oyuncak tahta atın maceralarıyla büyüleniyorum.
Anadolu’da birçok evde Hz. Ali cenkleri okunup insanlar cezbeye kapılırken, Britanya’nın havalı yurttaşları Dickens’ın yazdığı her satırı hemencecik okumak için can atarken, Fransa’nın romanperverleri üç ilkeden daha önce Balzac romanlarına tutunurken benzer şeyler olup bitiyordu herhalde. Başı sonu belli olmayan, noktalama işaretlerine, paragraflara, zaman dizinine gönül indirmeyen metinler ortalığı sarmışken, o eski günleri, eski okuma şenliklerini özleyip “Ne ara bunca yaşlandın sen?” diye soruyorum kendime. Üç beş sayfadan başlayıp on yirmi sayfayı geçmeyen bölümleri özerk romancıklar başıma üşüşsünler istiyorum.
Çocuk edebiyatı deryasına daldığım ilk yıllarda Kaestner romanlarını okurken, bölüm başlarında yer alan ve bölümü özetleyen bir iki cümleciğe çok şaşırmıştım.
Bu yazının devamı 214. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Okuyarak Dokumak: Endülüs Okuma Projesi
Öğretmen, gönlünün sesiyle ufak yüreklere dokunmayı dert edinen kişidir. Savaş vermeden, emek harcamadan, sevmeden yapılan öğretmenlik “mevzuat öğretmenliğinden” öteye geçmiyor. Kendinden vererek çoğalabileceğin bir meslek yani öğretmenlik…
Yürek köküne dokunmak… İnsan bu duyguyu bir kere yaşayınca hayatının merkezine oturtabiliyor bunu. Kâmil insan olma yolunda bir basamak olarak kullanabiliyor.
Mânâyı incitmeden…
Her Şeyi Onaran Adam
“Her Şeyi Onaran Adam, dışarı çıktığında yıkılmaya yüz tutan evin tek kendi evi olmadığını gördü. Mahallesinde onarılması gereken başka evler de vardı.”
“Onardıkça kent büyüyordu. (Sonra) Şehir bir çığ gibi adamın üstüne yıkıldı. Fakat yığınların içinden çıktı adam.
Her Şeyi Onaran Adam, her şeyi yeniden inşa etmesini de biliyordu.
Yeniden işe koyuldu.”
– Onarmak nedir?
– Kırılan bir şeyi tekrar kullanılabilecek hâle getirmek ya da başka bir şeye dönüştürmektir.
Bir Kulak Bir Jilet Bir İsyan: Van Gogh
Yalnızlık içinde olup huzura erememekten söz ediyorum – ama bir ressamın ücra bir bölgede herkes tarafından bir kaçık, bir katil, bir serseri vs. vs. olarak görüldüğünde karşılaştığı türden yalnızlık. Evet, ufak bir sıkıntı olabilir ama sonuçta bir sıkıntı. Bir yabancı, üstelik garip ve sevimsiz biri sayılıyorsun – kırsal alan ne kadar ilham verici ve güzel olursa olsun
Bir Annenin Rüyası
Her çocuk tabii hilkat ile tertemiz yaratılır. İslam’ın aslıdır bu. Anasından doğduğu gibi yaşamaya devam edebilen her çocuk, müslüman olarak yaşar ve ölür. O nedenle ayrıca İslam fıtratı olarak belirtmek fıtratı tanımadığımızı gösterir. Zira İslam fıtratı diyecek olursak akabinde yahudi, hristiyan fıtratları da gündeme gelir ki bu fıtrat türlerini de kabul
Mustafa Ökkeş Evren Kitabı: Düne Düşen Yazılar
Bundan birkaç yıl önce içinde bulunduğum okuma gruplarından biriyle “Hatırat” okumaları yapmıştık. Bir sene devam etmişti bu okumalar. Seçtiğimiz kitaplar/hatıratlar arasında kimler yoktu ki? Bu bir senelik liste sayılabilir elbette.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.