İvan Gonçarov, “Oblomov” adlı romanında Rus derebeyleri ile Avrupalı tüccarları, yani feodaller ile bujuvaziyi kıyaslar. Roman ilerledikçe derebeyi Oblomov’un uyuşukluğuna ve edilgenliğine, burjuva Ştoltz’un ise hırsına ve dinamizmine tanık olunur. Birbirini anlamayan iki eski dostun tezatlıkları oluşturur romanın önemli bir kısmını.
Rusya’da zengin ve toprak sahibi bir ailenin tek çocuğu olan romanın kahramanı İlya İlyiç Oblomov, kendi başına hiçbir işi başaramamış, hayatı boyunca hiçbir zorlukla karşılaşmamış, tembelliği alışkanlık haline getirmiş ve işlerini sürekli başkalarına yaptırmaya alışmış birisidir. Oblomovka adlı memleketine bile gitmemişti tembelliği yüzünden. Mektup yazmak gibi basit bir işi bile haftalarca bekletmiş, işleri aksadığında hep yakınma yolunu seçmiştir. Yataktan çıkmayı anlamsız bulmuş, bütün zamanını neredeyse yatağında uzanarak geçirmiştir. Üzerindeki eski hırkasıyla odasından çıkmadan çiftliği yönetmek, işleri düzene koymak ve evi çekip çevirmek için çokça kafa yorup sürekli planlar yapmış ama onları gerçekleştirmek için parmağını bile kıpırdatmamıştı.
Oblomov’un okuldan arkadaşı olan yarı Alman Andrey Ştoltz ise düzenli, disiplinli bir adamdı. Ştoltz, klasik bir Alman eğitimi almış ve dinamizmi seven, enerjik, çalışkan, girişken birisidir. O, Oblomov’un gerçek bir dostuydu ve onu korumaya çalışıyordu.
Bu yazının devamı
222. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İnsanlığı nasıl bir gelecek bekliyor? Gelecekte ekonomi, sanayi ve teknoloji hangi şekle ve renge evirilecek? Gelecekteki gençlik nelere merak saracak? Gelecekte hangi trendler, akımlar öne çıkacak? Dünyayı ve insanı bekleyen muhtemel tehlikeler nelerdir?
İslam’a göre tevhid olmadan, vahye dayanmadan bütüncül ve sahici adaletin sağlanması mümkün değildir. Adalet; hikmet, şecaat ve iffet faziletlerinin gerçekleşmesi ile kazanılan ve bunların üçünü de içine alan dördüncü temel fazilettir,
Allah’ım! Bu mefhum bize ne kadar da yabancı… Bürokraside, akademik(!) dünyada, sanatta, eğitimde ve hatta sokakta… Çünkü toplumumuzda eleştirmek demek bir tür körlük içinde yargılamak demektir. Eleştirinin bizim toplumumuzdaki yeri, daha büyük ün için karşısındaki kişiyi yerle bir etmekle aynı şeydir. Dolayısıyla eleştiriye maruz kalma ihtimali bile üstünlüğü elden kaçırma korkusuna sebep olmaktadır. Bu zihinsel kalıplar içinde dürüst, ard niyetsiz ve makul bir eleştiriye bile rest çekmek, muhatabına aşırı tepkiler göstermek, kendisinde vehmettiği o enaniyete bağlı gücün kaybedilmesi olarak telâkki edilmektedir.
Masallar, çocuk edebiyatını besleyen en zengin kaynaklardan biri olagelmiştir. Samed Behrengi’den John Boyne’a birçok yazar doğrudan ya da dolaylı bir şekilde masallarla alışveriş hâlinde olmuştur. Uyarlama, motif, tema, tip, ödünçleme, parodi, ters yüz etme teknikleriyle masallar bundan sonra da çocuk edebiyatı için bereketli bir damar olmayı sürdürecek gibi görünmektedir.
Çocuk edebiyatı; çocuklara dilin ve çizginin anlatım imkânlarıyla insan doğasını anlatır, sevdirir, hayatı tanımlamalarına ve anlamlandırmalarına yardımcı olur; estetik bir araçtır. Çocuk edebiyatı; efsaneleri, destanları, masalları hayal gücünün yardımıyla uçlara taşıyarak gerçekliğin sınırlarını genişletip düşseli geliştirmeye daha fazla imkân sağlayan ve ayrıca insan ile doğa, insan ile hayvan arasındaki ayrımları büyük oranda ortadan kaldıran ikili bir nitelik taşır. Ağaçlar konuşur, hayvanlar konuşur, bulutlar konuşur, ayrımlar silinir…
Bir Toplumun Çöküşü Anlatılır Oblomov Üzerinden
İvan Gonçarov, “Oblomov” adlı romanında Rus derebeyleri ile Avrupalı tüccarları, yani feodaller ile bujuvaziyi kıyaslar. Roman ilerledikçe derebeyi Oblomov’un uyuşukluğuna ve edilgenliğine, burjuva Ştoltz’un ise hırsına ve dinamizmine tanık olunur. Birbirini anlamayan iki eski dostun tezatlıkları oluşturur romanın önemli bir kısmını.
Rusya’da zengin ve toprak sahibi bir ailenin tek çocuğu olan romanın kahramanı İlya İlyiç Oblomov, kendi başına hiçbir işi başaramamış, hayatı boyunca hiçbir zorlukla karşılaşmamış, tembelliği alışkanlık haline getirmiş ve işlerini sürekli başkalarına yaptırmaya alışmış birisidir. Oblomovka adlı memleketine bile gitmemişti tembelliği yüzünden. Mektup yazmak gibi basit bir işi bile haftalarca bekletmiş, işleri aksadığında hep yakınma yolunu seçmiştir. Yataktan çıkmayı anlamsız bulmuş, bütün zamanını neredeyse yatağında uzanarak geçirmiştir. Üzerindeki eski hırkasıyla odasından çıkmadan çiftliği yönetmek, işleri düzene koymak ve evi çekip çevirmek için çokça kafa yorup sürekli planlar yapmış ama onları gerçekleştirmek için parmağını bile kıpırdatmamıştı.
Oblomov’un okuldan arkadaşı olan yarı Alman Andrey Ştoltz ise düzenli, disiplinli bir adamdı. Ştoltz, klasik bir Alman eğitimi almış ve dinamizmi seven, enerjik, çalışkan, girişken birisidir. O, Oblomov’un gerçek bir dostuydu ve onu korumaya çalışıyordu.
Bu yazının devamı 222. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Dijital Çağda Geleceğin Dünyasını Tasarlamak
İnsanlığı nasıl bir gelecek bekliyor? Gelecekte ekonomi, sanayi ve teknoloji hangi şekle ve renge evirilecek? Gelecekteki gençlik nelere merak saracak? Gelecekte hangi trendler, akımlar öne çıkacak? Dünyayı ve insanı bekleyen muhtemel tehlikeler nelerdir?
İnsan Odaklı Bir Yönetim Anlayışı
İslam’a göre tevhid olmadan, vahye dayanmadan bütüncül ve sahici adaletin sağlanması mümkün değildir. Adalet; hikmet, şecaat ve iffet faziletlerinin gerçekleşmesi ile kazanılan ve bunların üçünü de içine alan dördüncü temel fazilettir,
Eleştiri, Bize Yabancı Bir Mefhum..
Allah’ım! Bu mefhum bize ne kadar da yabancı… Bürokraside, akademik(!) dünyada, sanatta, eğitimde ve hatta sokakta… Çünkü toplumumuzda eleştirmek demek bir tür körlük içinde yargılamak demektir. Eleştirinin bizim toplumumuzdaki yeri, daha büyük ün için karşısındaki kişiyi yerle bir etmekle aynı şeydir. Dolayısıyla eleştiriye maruz kalma ihtimali bile üstünlüğü elden kaçırma korkusuna sebep olmaktadır. Bu zihinsel kalıplar içinde dürüst, ard niyetsiz ve makul bir eleştiriye bile rest çekmek, muhatabına aşırı tepkiler göstermek, kendisinde vehmettiği o enaniyete bağlı gücün kaybedilmesi olarak telâkki edilmektedir.
Ütopyaya Masal Aşısı ya da Masaldan Ütopyaya Bir Yol Var mı?
Masallar, çocuk edebiyatını besleyen en zengin kaynaklardan biri olagelmiştir. Samed Behrengi’den John Boyne’a birçok yazar doğrudan ya da dolaylı bir şekilde masallarla alışveriş hâlinde olmuştur. Uyarlama, motif, tema, tip, ödünçleme, parodi, ters yüz etme teknikleriyle masallar bundan sonra da çocuk edebiyatı için bereketli bir damar olmayı sürdürecek gibi görünmektedir.
Doğru ve Hedef Odaklı Bir Çocuk Edebiyatı
Çocuk edebiyatı; çocuklara dilin ve çizginin anlatım imkânlarıyla insan doğasını anlatır, sevdirir, hayatı tanımlamalarına ve anlamlandırmalarına yardımcı olur; estetik bir araçtır. Çocuk edebiyatı; efsaneleri, destanları, masalları hayal gücünün yardımıyla uçlara taşıyarak gerçekliğin sınırlarını genişletip düşseli geliştirmeye daha fazla imkân sağlayan ve ayrıca insan ile doğa, insan ile hayvan arasındaki ayrımları büyük oranda ortadan kaldıran ikili bir nitelik taşır. Ağaçlar konuşur, hayvanlar konuşur, bulutlar konuşur, ayrımlar silinir…
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.