20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren mekân ve coğrafya, düşünürlerin sistematik çalışma konularından biri olagelmiştir. Özellikle Marksist geleneğin temsilcilerinden Henri Lefebvre ve David Harvey, bu çalışmaların seyrinde en ciddi katkısı olan düşünürlerdendir. Mekân, toplumsal süreçlerden ve iktisadi değişimlerden azade bir olgu
Daha-
Sosyal Adalet ve Şehir
-
Kulluğun Bir Cüz’ü Olarak Oruç ve Ramazan
“Kulluk nedir?” diye sorulduğunda ise; ‘Allah’ın rızasını kazanmaya yönelik; O’nun sınırlarını aşmayan, emirlerini ise eksiltmeyen bir yaşam biçimi’ olduğu dile getirilebilir. O’nun rızası gözetilerek ortaya koyulan her iş, oluş, eylem kulluğun bir parçası hâline gelmektedir. Bu tanımın, kulluğun yapılabilecek en geniş anlamdaki tanımı olduğu söylenebilir. Kulluğun bir cüz’ü olarak ise; Allah’ın kullarına belirli zamanlarda ve belirli şekillerde yapılmasını emrettiği fiiller olan (namaz, oruç, hac, zekât vb.) ibadetlerden bahsedilebilir.
Daha -
Batılı Bir Kavram: “Özgürlük”
Kavramlar düşüncenin yapı taşlarıdır. İnsan kavramlarla düşünür, kavramlarla hayatına yön verir. Bir kavramın anlam sınırlarını belirleyebilmek için o kavramın üretildiği toplumu tanımak bir zorunluluktur. Çünkü kavramlar üretildiği toplumun rengini alır. İslam’a ait tevhid, ihlas ya da salât gibi kavramların anlam sınırlarını belirleyebilmek için öncelikle Kur’an’a, hadislere ve kelimenin kavram özelliği kazandığı Arap toplumuna bakmak bir zorunluluktur. Bu kavramlara dileyenin dilediği gibi bir anlam vermesi düşünülemez.
Daha -
Muâdil(!) Gerçekliğin Popülaritesinde Yeni Kulluklar
İçinde bulunduğumuz zamanın tüm gerçeklerine ve sanallaştırılmış her türlü ortamına rağmen düşünebilen insanların gelir geçer sorularına/sorunlarına bulduğu cevap ve cevaplar, ‘oflamalar’ eşliğinde gelen bahaneleri ve yakınmaları bir türlü gideremiyor, ‘zamanın vahimliğiyle’ ilgili söylemleri silip atmaya yetmiyor. “Ben” diyebilen insanın kendi olabilmesi için görmezden geldiği “gerçek”le yüzleşmek istememesi onu parçalamaya iştiyaklı ve parçalanmaya müsait kılıyor. Galip olarak başlanan hayat yolculuğunda uğranılan yenilgiler ve bu yenilgilere yüklenen anlamlar bu parçalar tarafından belirlenmeye başlıyor. “Bir” olanların taksimatı yolun mecrasını değiştirirken herkesten âdil olmasını bekleyen insan kendisine zulmettiğini göremiyor.
Daha -
Terazinin Adaleti
Nerededir bu aranıp da bulunamayan adalet. Saklanmış mıdır yoksa mahkûm mu edilmiştir? Yoksa idealize edildiği için realiteye ilişememiş midir?
Daha
Toplumların adalet istemi niye özlem olarak kalmış, bir türlü vuslat gerçekleşmemiştir?
Hammurabi yasaları, insan hakları beyannameleri, mecelleler yetersiz mi gelmiştir adalet özlemi için?
Neden insanlık tarih boyunca haksızlık üretmiş; sonra da onun altında ezilmiş de ezilmiştir?
Neden insan insanın kurdu olmuş, birbirini parçalayıp parçalayıp kenara atmıştır? -
Felsefî Bağlamda Adalet Kavramı ve Yansımaları Üzerine
Kavramlar, tarihsel süreç içinde yüklendiği anlamlar ile birlikte günümüze kadar gelmektedirler. Kavramların bugün taşıdığı anlamı kavrayabilmek için tarihsel süreç içinde geçirmiş oldukları değişim ve dönüşüme de bakmak gerekmektedir.
Daha -
Adaletin Mahiyetine Bir Bakış
Muhakkak ki Allah,
Daha
adâleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder;
çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar.
O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.
(Nahl, 16:90)
Her Cuma namazında hutbenin sonunda okunan bu ayet, Yüce Rabbimizin biz kullarının uyması gereken kuralları öğüt almamız ve hayatımıza tatbik etmemiz için önemli emirleri içermektedir. Bu emirlerin başında adalet gelmektedir. Rabbimiz bize ‘adaleti… emrediyor’. Buradan hareketle bu yazımızda emredilen adaletin ne olduğunu anlamaya çalışacağız. Bunu yaparken de bazen git geller de yapmak durumunda kalacağız. Bir kavramı anlamak, tanımlamak, çağın idrakine sunmak, aynı zamanda o kavramın geçirmiş olduğu merhaleleri bilmeyi, ona yaklaşımların ne yönde olduğunu, nasıl tanımlandığını bilmeyi de gerektirir. -
Adl’e Boyun Eğmek
Adalet, hakk kavramından bağımsız ele alınabilir bir kavram değildir. Hakk; gerçek, sabit ve tutarlı, doğruluğu teyit edilmiş olandır. Zıddı olan bâtıl ise sahte, tutarsız, varlığı sabit olsa da hükümsüz olandır. Adl için dile getirilen tanımlarından en bilineni ve önemlisi: eşyayı yerli yerine koymak, hakkı sahibine vermek demektir. Adaleti talep etmek söz konusu olduğundaysa, hakkın olana razı olmak, münasip ve gerekli olanı, gerekli olduğu kadar almaktır diyebiliriz.
Daha -
Bir Teyakkuz Hali Olarak ‘Adalet’ Üzerine
Adalet kavramı, tarih boyunca anlaşılmaya çalışılmış, üzerinde çokça konuşulmuş, bununla birlikte kalıba sığmayan yönüyle tanımları delip geçmiş bir kavramdır. Bizler de ele avuca sığmayan, hayatımızı şekillendirmesi gereken adalet kavramını anlamak adına siyaset bilimci Ahmet Okumuş hocaya sorularımızı ilettik.
Daha