Milletler, yüzyıllar boyunca edindikleri kültür, deneyim ve bilgilerini kendilerinden sonraki kuşaklara aktarıp kültürel hafızalarını yaşatmak ve zenginleştirmek ister. Bu aktarım sürecinin en kıymetli, en zengin kaynaklarından biri de şüphesiz edebiyattır. Edebiyatla sunulan tarihî, kültürel, dinî, ekonomik, siyasi, sosyal, ahlâki, sanatsal pek çok ortak hazine; bireyin ruhunun şekillenmesinde; bireyde, duyuş, düşünüş ve davranış şekilleri oluşturmada rehber olur.
Kadim bir gelenekten süzülüp gelen, kültür dünyamıza aktardığımız tekerlemelerden bilmecelere, efsanelerden destanlara, masallardan hikâyelere, ninnilerden şiirlere kadar pek çok edebî tür; bir hazine gibi nesilden nesle ulaşmayı bekler. Yapılması gereken en önemli iş; harcı kültürümüzle karılmış, sağlam temelleri olan pek çok edebî türden örneği çocukla buluşturup çocuğun beşerî ve estetik dünyasına dokunmak olmalıdır.
Hayatın bir parçası olan kitaplar çocuğun bilişsel, duyuşsal, kişilik ve dil gelişiminde büyük rol üstlenir. Ayrıca çocuğu yaşam ve gerçekle karşı karşıya getirerek çocuğa yeni deneyim ve beceriler kazandırır. Sevgi, ölüm, doğum, ayrılık, sağlık, hastalık, felaketler, iyilik, kötülük, fedakârlık gibi yaşamın gerçeklerine hazırlayan kitaplar; yazarın anlatımıyla da yeni bir kimlik kazanır. Böylece çocuk belki de hiç yaşayamayacağı pek çok yaşam durumlarına tanık olur. Kimi zaman denizlerin altını üstüne getirir, fersah fersah uzak diyarlara açılır kimi zaman aylarca sürecek devriâlem seyahatlerine çıkar. Eskici ile ailesinden, vatanından uzak, özlemle dolu bir yaşama dâhil olurken Pembe İncili Kaftan ile fedakârlığın önemini görür ve maceradan maceraya koşar. Nasrettin Hoca Fıkraları ile bir yandan gülüp diğer yandan Hoca’nın akıl ve mantığını çözümlemeye çalışırken Keloğlan Masalları ile saflığı öğrenir.
Çocuğu yaşam ve gerçekle karşı karşıya getiren kitaplar; dilin anlatım gücünü, güzelliğini ve musikisini de sunar. Sanatsal niteliği olan resimleriyle, sözcüklerin estetik yönüyle kitaplar; okul öncesi dönemden itibaren çocukları ana dilinin güzelliğiyle karşılaştırır. Böylece çocuk, hem okuma kültürü edinir hem de estetik duyarlılığa sahip olur.
İnsanoğlu için estetik, bir ihtiyaçtır.
Maslow, “İhtiyaçlar Hiyerarşisi”nde insanın ihtiyaçlarını “fizyolojik, güvenlik, aitlik ve sevgi, sosyal, bilişsel, estetik, kendini gerçekleştirme ve doruk yaşantılar” olarak sıralar.
Maslow’un belli bir sırada ve birbiriyle ilişkili olarak hazırladığı bu hiyerarşide estetik altıncı sırada yer alır. “Sanatsal yaratının genel yasalarıyla sanatta ve hayatta güzelliğin kuramsal bilimi, güzel duyu” anlamlarına gelen estetik, güzel olanı aramak ve duyumsamaktır. Çocukların doğuştan getirdiği güzelliğe ve estetiğe olan eğilimini destekleyip geliştirmek için çocuk yazınından yararlanmak son derece önemlidir. Bu nedenle çocuk edebiyatı eserlerinin edebî değer taşıması için çocuğun duygusal dünyasına seslenip estetik kaygı gütmesi, estetik zevk ve düşünce içerisinde kaleme alınması gerekir. Bu sayede çocuk önce estetik bilinç kazanır daha sonra da estetiği aramaya, oluşturmaya ve estetik yargı oluşturma davranışı edinmeye başlar.
Estetiğin görüldüğü pek çok alan olmakla birlikte Vygotsky, sanatın estetikle olan bağını edebiyatla, dille ilişkilendirir. Vygotsky’ye göre dilin insan zihnindeki estetik duyguları tahrik eden esas bir değeri vardır. Onun dil üzerindeki estetik görüşü “dilin estetik fonksiyonlarını iyileştirmek” ve “kişinin estetik farkındalığını zenginleştirmek için dili bir araç olarak faydalı hâle getirmek” olarak açıklanabilir. Onun görüşlerinden hareketle “Çocuk edebiyatı eserleriyle dilin en güzel örnekleri sunulmalıdır.” diyebiliriz. Sözcüklerin seçimi ve sıralanmasıyla ritim ve anlam zenginliği oluşturulmalı, çocuk okura “Ne güzel yazılmış!” cümlesini kurdurabilmeli ve çocukta estetik bakış açısı oluşturulmalıdır.
Yazı gibi resim de çocuğun düş ve düşünce gücünü harekete geçirir ve çocukta estetik farkındalık oluşturur. Metin, diliyle ve barındırdığı resimlerle estetik bir objedir. Şiirsel anlatımla, betimlemelerle duygu, düşünce ve olayları duyulara seslenerek ifade eden, hayal ve anlatım zenginliği oluşturan kitaplar; metinle uyumlu, metni tamamlayan ve açıklayan resimlerle çocukta beğenme duygusu oluşturur. Böylece yazar ve çizerden çocuk okura “güzel olan” yansır. Güzeli ve güzelliği görebilen göz, aynı zamanda güzel düşünmeyi de öğrenir. Bu nedenle çocukta güzel görebilmeyi sağlamak çok kıymetlidir.
Çocukluk dönemi, hayatımızın uzun bir dilimini kapsamasa da zihinsel, duygusal, sosyal, bedensel, estetik ve sanatsal gelişim için gerekli, köklü tüm davranış ve alışkanlıklar bu dönemde kazanılır.
Bu yüzden çocukları estetik açıdan güçlü sanatsal uyarıcılarla erken yaşlarda tanıştırmak gerekir.
Çocuğun estetik ihtiyacını karşılayarak estetik deneyimlerini ilerletmek ve derinleştirmek; çocuğun nitelikli çocuk yazınına yakınlaştırılmasıyla mümkündür. Çocuk; doğası gereği keşfedeceği, bulacağı, çözeceği, ilgi ve merakını canlı tutacağı, düşüncesinin devindirileceği, estetik haz alacağı yazıları okumak ister. Çocukları ilgi ve istekleri doğrultusunda, kültürümüzle mayalanmış, estetik değer taşıyan nitelikli yazılarla karşılaştırmalıyız. Unutmayalım, “Çocuk, anahtarı üzerinde bırakılmış kapalı kapı gibidir. Anahtar doğru yöne çevrilirse kapı, aydınlık geleceğe açılacaktır.”
Bilginin doğruluğu kadar bağlamın doğruluğu da önemlidir. Bir anlatıda doğru bilgilerin olması, kurgunun, anlatının da doğru olmasını zorunlu kılmaz. Evet, ‘söylem’ anlatanın dünya görüşüne, bakış ve inanç biçimine göre şekillenir. Asıl dikkat edilmesi gereken söylemler, içerisinde bolca doğruların olduğu söylemlerdir.
Otuz beş senelik sıçramayla bugünün okuma kültürüne baktığımızda tür, başlık, biçim, tasarım vb. birimlerin, aşırılaşan ve baş döndüren seçenekleri arasında okuru ürküttüğünü düşünebiliriz. Çocuk kolayca seçiyor aslında, ürken anası babası. Birçok şey gibi okumanın da güncellenmesi gereken temel bir beceri olduğunu gözden kaçıran taş devri okuru; mamutlar hatta dinozorlar kadar eski olan okuma pratikleriyle bugünü kavramaya çalışan trajikomik insan grupları.
Varoluşun temel olgularından biridir müzik. İnsanı büyüleme gücü en yüksek sanattır müzik. Sevgileri, coşkuları, hasreti sesler aracılığıyla anlatma sanatıdır müzik. Bir araya gelen ses dalgalarının oluşturduğu uyumlu, ritimli, hoşa giden, insanda çeşitli duygular oluşturan kompozisyonlardır müzik. Varlığı tanımlama biçimlerinden biridir müzik.
Düşünceler, kelebeklerin kelebek doğurduğu gibi doğmazlar; düşünceler, kendilerinden önceki düşüncelere ve içinde yer aldıkları çağın problemlerine tepkiden doğarlar. Bu genelleme her genelleme gibi istisnaları içinde barındırır; ancak tarih bizi bu genellemeyi yapmaya mecbur kılıyor. Şu an “egemen Batı tarihi”ne baktığımızda bu durumu çok rahat görebiliyoruz. Özellikle modern dönem diye adlandırılan; belli bir felsefi kökün sonucu …
Mü’min; yaşamın bütün uğrak yerlerinde “şeylerin” farkına varabilendir. Mükellef olduğu ibadetlerinin vakte bağlı oluşu mü’mini, akıp giden zamanın farkına vardırır. Mü’min, kendisini esir almaya çalışan zamana, vakit ile etkin müdahale eder. Dinamik vakit bilinci, zaman karşısında pasif olan beşeri, “eşref-i mahlûk” derecesine yükseltir. Dünyanın temel ritmine karşı, dinamik bir farkındalığı mümkün kılan “kamerî takvim” sisteminde …
Çocuğun Beşerî ve Estetik Dünyasına Dokunmada Kitaplar
Milletler, yüzyıllar boyunca edindikleri kültür, deneyim ve bilgilerini kendilerinden sonraki kuşaklara aktarıp kültürel hafızalarını yaşatmak ve zenginleştirmek ister. Bu aktarım sürecinin en kıymetli, en zengin kaynaklarından biri de şüphesiz edebiyattır. Edebiyatla sunulan tarihî, kültürel, dinî, ekonomik, siyasi, sosyal, ahlâki, sanatsal pek çok ortak hazine; bireyin ruhunun şekillenmesinde; bireyde, duyuş, düşünüş ve davranış şekilleri oluşturmada rehber olur.
Kadim bir gelenekten süzülüp gelen, kültür dünyamıza aktardığımız tekerlemelerden bilmecelere, efsanelerden destanlara, masallardan hikâyelere, ninnilerden şiirlere kadar pek çok edebî tür; bir hazine gibi nesilden nesle ulaşmayı bekler. Yapılması gereken en önemli iş; harcı kültürümüzle karılmış, sağlam temelleri olan pek çok edebî türden örneği çocukla buluşturup çocuğun beşerî ve estetik dünyasına dokunmak olmalıdır.
Hayatın bir parçası olan kitaplar çocuğun bilişsel, duyuşsal, kişilik ve dil gelişiminde büyük rol üstlenir. Ayrıca çocuğu yaşam ve gerçekle karşı karşıya getirerek çocuğa yeni deneyim ve beceriler kazandırır. Sevgi, ölüm, doğum, ayrılık, sağlık, hastalık, felaketler, iyilik, kötülük, fedakârlık gibi yaşamın gerçeklerine hazırlayan kitaplar; yazarın anlatımıyla da yeni bir kimlik kazanır. Böylece çocuk belki de hiç yaşayamayacağı pek çok yaşam durumlarına tanık olur. Kimi zaman denizlerin altını üstüne getirir, fersah fersah uzak diyarlara açılır kimi zaman aylarca sürecek devriâlem seyahatlerine çıkar. Eskici ile ailesinden, vatanından uzak, özlemle dolu bir yaşama dâhil olurken Pembe İncili Kaftan ile fedakârlığın önemini görür ve maceradan maceraya koşar. Nasrettin Hoca Fıkraları ile bir yandan gülüp diğer yandan Hoca’nın akıl ve mantığını çözümlemeye çalışırken Keloğlan Masalları ile saflığı öğrenir.
Çocuğu yaşam ve gerçekle karşı karşıya getiren kitaplar; dilin anlatım gücünü, güzelliğini ve musikisini de sunar. Sanatsal niteliği olan resimleriyle, sözcüklerin estetik yönüyle kitaplar; okul öncesi dönemden itibaren çocukları ana dilinin güzelliğiyle karşılaştırır. Böylece çocuk, hem okuma kültürü edinir hem de estetik duyarlılığa sahip olur.
İnsanoğlu için estetik, bir ihtiyaçtır.
Maslow’un belli bir sırada ve birbiriyle ilişkili olarak hazırladığı bu hiyerarşide estetik altıncı sırada yer alır. “Sanatsal yaratının genel yasalarıyla sanatta ve hayatta güzelliğin kuramsal bilimi, güzel duyu” anlamlarına gelen estetik, güzel olanı aramak ve duyumsamaktır. Çocukların doğuştan getirdiği güzelliğe ve estetiğe olan eğilimini destekleyip geliştirmek için çocuk yazınından yararlanmak son derece önemlidir. Bu nedenle çocuk edebiyatı eserlerinin edebî değer taşıması için çocuğun duygusal dünyasına seslenip estetik kaygı gütmesi, estetik zevk ve düşünce içerisinde kaleme alınması gerekir. Bu sayede çocuk önce estetik bilinç kazanır daha sonra da estetiği aramaya, oluşturmaya ve estetik yargı oluşturma davranışı edinmeye başlar.
Estetiğin görüldüğü pek çok alan olmakla birlikte Vygotsky, sanatın estetikle olan bağını edebiyatla, dille ilişkilendirir. Vygotsky’ye göre dilin insan zihnindeki estetik duyguları tahrik eden esas bir değeri vardır. Onun dil üzerindeki estetik görüşü “dilin estetik fonksiyonlarını iyileştirmek” ve “kişinin estetik farkındalığını zenginleştirmek için dili bir araç olarak faydalı hâle getirmek” olarak açıklanabilir. Onun görüşlerinden hareketle “Çocuk edebiyatı eserleriyle dilin en güzel örnekleri sunulmalıdır.” diyebiliriz. Sözcüklerin seçimi ve sıralanmasıyla ritim ve anlam zenginliği oluşturulmalı, çocuk okura “Ne güzel yazılmış!” cümlesini kurdurabilmeli ve çocukta estetik bakış açısı oluşturulmalıdır.
Yazı gibi resim de çocuğun düş ve düşünce gücünü harekete geçirir ve çocukta estetik farkındalık oluşturur. Metin, diliyle ve barındırdığı resimlerle estetik bir objedir. Şiirsel anlatımla, betimlemelerle duygu, düşünce ve olayları duyulara seslenerek ifade eden, hayal ve anlatım zenginliği oluşturan kitaplar; metinle uyumlu, metni tamamlayan ve açıklayan resimlerle çocukta beğenme duygusu oluşturur. Böylece yazar ve çizerden çocuk okura “güzel olan” yansır. Güzeli ve güzelliği görebilen göz, aynı zamanda güzel düşünmeyi de öğrenir. Bu nedenle çocukta güzel görebilmeyi sağlamak çok kıymetlidir.
Bu yüzden çocukları estetik açıdan güçlü sanatsal uyarıcılarla erken yaşlarda tanıştırmak gerekir.
Çocuğun estetik ihtiyacını karşılayarak estetik deneyimlerini ilerletmek ve derinleştirmek; çocuğun nitelikli çocuk yazınına yakınlaştırılmasıyla mümkündür. Çocuk; doğası gereği keşfedeceği, bulacağı, çözeceği, ilgi ve merakını canlı tutacağı, düşüncesinin devindirileceği, estetik haz alacağı yazıları okumak ister. Çocukları ilgi ve istekleri doğrultusunda, kültürümüzle mayalanmış, estetik değer taşıyan nitelikli yazılarla karşılaştırmalıyız. Unutmayalım, “Çocuk, anahtarı üzerinde bırakılmış kapalı kapı gibidir. Anahtar doğru yöne çevrilirse kapı, aydınlık geleceğe açılacaktır.”
İlgili Yazılar
Söylemin Manipülatif Gücü
Bilginin doğruluğu kadar bağlamın doğruluğu da önemlidir. Bir anlatıda doğru bilgilerin olması, kurgunun, anlatının da doğru olmasını zorunlu kılmaz. Evet, ‘söylem’ anlatanın dünya görüşüne, bakış ve inanç biçimine göre şekillenir. Asıl dikkat edilmesi gereken söylemler, içerisinde bolca doğruların olduğu söylemlerdir.
Yıldızların Özüne İşlenmiş Hikâyeler
Otuz beş senelik sıçramayla bugünün okuma kültürüne baktığımızda tür, başlık, biçim, tasarım vb. birimlerin, aşırılaşan ve baş döndüren seçenekleri arasında okuru ürküttüğünü düşünebiliriz. Çocuk kolayca seçiyor aslında, ürken anası babası. Birçok şey gibi okumanın da güncellenmesi gereken temel bir beceri olduğunu gözden kaçıran taş devri okuru; mamutlar hatta dinozorlar kadar eski olan okuma pratikleriyle bugünü kavramaya çalışan trajikomik insan grupları.
Popüler Kültürden Uzak Bir Müzik
Varoluşun temel olgularından biridir müzik. İnsanı büyüleme gücü en yüksek sanattır müzik. Sevgileri, coşkuları, hasreti sesler aracılığıyla anlatma sanatıdır müzik. Bir araya gelen ses dalgalarının oluşturduğu uyumlu, ritimli, hoşa giden, insanda çeşitli duygular oluşturan kompozisyonlardır müzik. Varlığı tanımlama biçimlerinden biridir müzik.
Modernizmin Tarihi Kodları
Düşünceler, kelebeklerin kelebek doğurduğu gibi doğmazlar; düşünceler, kendilerinden önceki düşüncelere ve içinde yer aldıkları çağın problemlerine tepkiden doğarlar. Bu genelleme her genelleme gibi istisnaları içinde barındırır; ancak tarih bizi bu genellemeyi yapmaya mecbur kılıyor. Şu an “egemen Batı tarihi”ne baktığımızda bu durumu çok rahat görebiliyoruz. Özellikle modern dönem diye adlandırılan; belli bir felsefi kökün sonucu …
Ramazan; Vakit ve Zaman
Mü’min; yaşamın bütün uğrak yerlerinde “şeylerin” farkına varabilendir. Mükellef olduğu ibadetlerinin vakte bağlı oluşu mü’mini, akıp giden zamanın farkına vardırır. Mü’min, kendisini esir almaya çalışan zamana, vakit ile etkin müdahale eder. Dinamik vakit bilinci, zaman karşısında pasif olan beşeri, “eşref-i mahlûk” derecesine yükseltir. Dünyanın temel ritmine karşı, dinamik bir farkındalığı mümkün kılan “kamerî takvim” sisteminde …