“Ey aziz, malûm olsun ki, filozoflar demişlerdir ki: İnsanın en büyük rüknü kalbi, en küçük rüknü kalıbıdır ki kalbin kabuğudur. Nitekim insan bedeni, cihanın özüdür. Bunun gibi insan kalbi, bedenlerin özüdür. Şu halde özlerin özü olan gönül, Rahman’ın evidir. Astronominin anatomiye yardımı olduğu gibi, anatomi dahi kalb ilmine yardımcı ve yol göstericidir. Zira ki, bedenin yaratılışında o kadar acayip sanatlar, garip hikmetler, renkli süsler ve çeşitli hizmetler vardır ki, sınırlanamaz ve özetlenemez ve sayılamazdır. Açık ve gizli olan azanın her birinde nice faideler vardır ki, halkın çoğu onlardan habersizdir. Mesela insanda nice yüz adet kemikler ve nice yüz adet sinirler ve nice yüz adet damarlar ve nice yüz adet ihtiyarî hareketler konulmuş ve tertip kılınmıştır. Her biri bir başka yapıda bir başka sıfatta, bir başka hizmette ve bir başka harekette bulunmuştur. Her biri bir başka yararlı iş için yaratılmıştır. Yakînen anlarsın ki, hepsi topluca kaleme alınmıştır.”
Erzurumlu İbrahim Hakkı, Marifetnâme
Giriş
Tıp üzerine yapılan çalışmalar genelde meslekten tıpçı araştırmacılar tarafından yapılagelmiştir. Bir alanda uzman kişilerin kendi alanları üzerine araştırmalarda bulunması, metinler kaleme alması ve söylemsel bir alan oluşturmasından daha doğal ne olabilir ki! Ancak tıp biliminin tarihi, felsefesi, paradigması üzerine yapılan çalışmaların da tıp bilimiyle doğrudan uğraşan insanlar tarafından yapılması “içselci/internalist” bir perspektifin egemen olmasına yol açtı.[1] Söz konusu egemen perspektif, tıbbı kendi içine kapanmış monodolojik bir söyleme ve tekniğe indirgedi. Tıbbın hayattan, insan ilişkilerinden, iktidar mekanizmalarından soyutlanmasını doğuran bu indirgeme karşısında XX. asrın ortalarında George Rosen gibi bazı bilim adamları 1970’lerde ve 1980’lerde “dışarıdan/extarnalist” bir yaklaşımı savundular. Tıp tarihini “dışarıdan” yazan bu yeni tarihçiler, sosyal bilimlerden ödünç alınan yeni araştırma metodolojilerini devreye soktular. Sonuçta, bilim adamlarını tıbbı sosyal bir kategori olarak ele almaya çağıran disiplinler arası bir alan ortaya çıktı.[2] Tıbbın sosyal bilimler bağlamında düşünülmesiyle birlikte içselci ve monolojik söylemde yer almayan yeni sorun alanları belirmeye başlandı. Bunlardan birisi de tıbbın sekülerleşmesi ile birlikte yaşanan değişimlerin sorgulanmasıdır.
Bu yazının devamı
196. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Sosyolog Zygmunt Bauman ise mutluluk konusuna oldukça farklı bir noktadan yaklaşır. Ona göre “mutluluk, dertsizlik değil; dertlerle mücadele edebilme gücüdür. Mutluluk, sorunların yokluğu değil, onlarla yüzleşip onları aşabilme cesaretidir. İnsan hayatı hiçbir zaman tamamen huzurlu değildir; ancak anlamlı bir mücadele sürdüğü sürece ‘mutlu bir yaşam’dan söz edilebilir.”
‘Yardımlaşma’ dendiğinde genellikle anlaşılan; cebimizde ağırlık eden üç beş lirayı bir dilencinin eline tutuşturmak şeklinde karikatürize edilir hale gelmişse; bu anlayışın yaygınlaşmasında eli sıkı davranan her birimizin katkısı vardır.
Cümle ümmet-i İslam’ın gözü aydın, farklı düşündüğü için bir insanı daha, teolojik bir farklı yorumu daha linç ederek istifa etmesine vesile olduk. Linçin şehvet düzeyi, kışkırtma kat sayısı o kadar yüksekti ki sosyal medyada küfrün, hakaretin, tehdidin binlercesi, onlarca saat sürdü. Herhangi bir ibadetinde erişemediği iştiyakı bir insanı linç etmek için kullanan “biz”ler, “insanlıktan çıkma başarımıza” bir yenisini daha eklemiş bulunuyoruz.
-Din Dilinin Politik İşlevleri Üzerine Bir Deneme- …doğa hiçbir şeyi boşuna yapmaz; insan siyasal bir hayvan yapmak amacıyla da, bütün hayvanlar arasında yalnız ona dili, anlamlı konuşma yetisini vermiştir. (Aristo, Politika, I: 2) 1. Politik Teoloji Kavramsallaştırması Tanrı bilimi, bilgisi, öğretileri ve inançların incelenmesi manasında kullanılan teoloji (İlahiyat) ile toplumların yönetilmesi (çobanlık) sanatı olarak yorumlanan …
Pragmatizm, felsefede; uygulayıcılık, uygulamacılık, pragmacılık, fiîliyye, faydacılık, yararcılık, gerçeğe ve eyleme yönelik olan, pratik sonuçlara yönelik düşünme temelleri üzerine kurulmuş olan felsefi akım. William James (1842-1910) tarafından popüler hale getirilmiştir.
Tıbbi Epistemolojinin Teolojik ‘Acı’dan Kopuşu ve Bedensel ‘Ağrı’nın Sekülerleşmesi
“Ey aziz, malûm olsun ki, filozoflar demişlerdir ki: İnsanın en büyük rüknü kalbi, en küçük rüknü kalıbıdır ki kalbin kabuğudur. Nitekim insan bedeni, cihanın özüdür. Bunun gibi insan kalbi, bedenlerin özüdür. Şu halde özlerin özü olan gönül, Rahman’ın evidir. Astronominin anatomiye yardımı olduğu gibi, anatomi dahi kalb ilmine yardımcı ve yol göstericidir. Zira ki, bedenin yaratılışında o kadar acayip sanatlar, garip hikmetler, renkli süsler ve çeşitli hizmetler vardır ki, sınırlanamaz ve özetlenemez ve sayılamazdır. Açık ve gizli olan azanın her birinde nice faideler vardır ki, halkın çoğu onlardan habersizdir. Mesela insanda nice yüz adet kemikler ve nice yüz adet sinirler ve nice yüz adet damarlar ve nice yüz adet ihtiyarî hareketler konulmuş ve tertip kılınmıştır. Her biri bir başka yapıda bir başka sıfatta, bir başka hizmette ve bir başka harekette bulunmuştur. Her biri bir başka yararlı iş için yaratılmıştır. Yakînen anlarsın ki, hepsi topluca kaleme alınmıştır.”
Erzurumlu İbrahim Hakkı, Marifetnâme
Giriş
Tıp üzerine yapılan çalışmalar genelde meslekten tıpçı araştırmacılar tarafından yapılagelmiştir. Bir alanda uzman kişilerin kendi alanları üzerine araştırmalarda bulunması, metinler kaleme alması ve söylemsel bir alan oluşturmasından daha doğal ne olabilir ki! Ancak tıp biliminin tarihi, felsefesi, paradigması üzerine yapılan çalışmaların da tıp bilimiyle doğrudan uğraşan insanlar tarafından yapılması “içselci/internalist” bir perspektifin egemen olmasına yol açtı.[1] Söz konusu egemen perspektif, tıbbı kendi içine kapanmış monodolojik bir söyleme ve tekniğe indirgedi. Tıbbın hayattan, insan ilişkilerinden, iktidar mekanizmalarından soyutlanmasını doğuran bu indirgeme karşısında XX. asrın ortalarında George Rosen gibi bazı bilim adamları 1970’lerde ve 1980’lerde “dışarıdan/extarnalist” bir yaklaşımı savundular. Tıp tarihini “dışarıdan” yazan bu yeni tarihçiler, sosyal bilimlerden ödünç alınan yeni araştırma metodolojilerini devreye soktular. Sonuçta, bilim adamlarını tıbbı sosyal bir kategori olarak ele almaya çağıran disiplinler arası bir alan ortaya çıktı.[2] Tıbbın sosyal bilimler bağlamında düşünülmesiyle birlikte içselci ve monolojik söylemde yer almayan yeni sorun alanları belirmeye başlandı. Bunlardan birisi de tıbbın sekülerleşmesi ile birlikte yaşanan değişimlerin sorgulanmasıdır.
Bu yazının devamı 196. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Mutluluk ve Ahlâk İlişkisi
Sosyolog Zygmunt Bauman ise mutluluk konusuna oldukça farklı bir noktadan yaklaşır. Ona göre “mutluluk, dertsizlik değil; dertlerle mücadele edebilme gücüdür. Mutluluk, sorunların yokluğu değil, onlarla yüzleşip onları aşabilme cesaretidir. İnsan hayatı hiçbir zaman tamamen huzurlu değildir; ancak anlamlı bir mücadele sürdüğü sürece ‘mutlu bir yaşam’dan söz edilebilir.”
Kendimize Yardım Etmek
‘Yardımlaşma’ dendiğinde genellikle anlaşılan; cebimizde ağırlık eden üç beş lirayı bir dilencinin eline tutuşturmak şeklinde karikatürize edilir hale gelmişse; bu anlayışın yaygınlaşmasında eli sıkı davranan her birimizin katkısı vardır.
Eleştiri Kültürümüzün Eleştirisi: Yok Edilmesi Gereken “Öteki”lere Karşı Kahraman “Biz”ler
Cümle ümmet-i İslam’ın gözü aydın, farklı düşündüğü için bir insanı daha, teolojik bir farklı yorumu daha linç ederek istifa etmesine vesile olduk. Linçin şehvet düzeyi, kışkırtma kat sayısı o kadar yüksekti ki sosyal medyada küfrün, hakaretin, tehdidin binlercesi, onlarca saat sürdü. Herhangi bir ibadetinde erişemediği iştiyakı bir insanı linç etmek için kullanan “biz”ler, “insanlıktan çıkma başarımıza” bir yenisini daha eklemiş bulunuyoruz.
Politik Teolojide Din Dilinin Stratejik Ağırlığı
-Din Dilinin Politik İşlevleri Üzerine Bir Deneme- …doğa hiçbir şeyi boşuna yapmaz; insan siyasal bir hayvan yapmak amacıyla da, bütün hayvanlar arasında yalnız ona dili, anlamlı konuşma yetisini vermiştir. (Aristo, Politika, I: 2) 1. Politik Teoloji Kavramsallaştırması Tanrı bilimi, bilgisi, öğretileri ve inançların incelenmesi manasında kullanılan teoloji (İlahiyat) ile toplumların yönetilmesi (çobanlık) sanatı olarak yorumlanan …
Pragmatik Siyasetten İlkeli Politika Çıkar mı
Pragmatizm, felsefede; uygulayıcılık, uygulamacılık, pragmacılık, fiîliyye, faydacılık, yararcılık, gerçeğe ve eyleme yönelik olan, pratik sonuçlara yönelik düşünme temelleri üzerine kurulmuş olan felsefi akım. William James (1842-1910) tarafından popüler hale getirilmiştir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.