“Bilgi ile insan gücü eşanlamlıdır. Çünkü tabiat, sadece yine tabiatın kurallarına uyularak kontrol altına alınabilir.”[1]
On altıncı yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan bir gerçeklik olarak modernizm[2], yalnızca kronolojik bir dönem adı değil; aynı zamanda doğanın, toplumun ve insan davranışlarının hesaplanabilir, öngörülebilir ve yönetilebilir bir düzene dönüştürülmesini hedefleyen özgül bir rasyonalite biçimi olarak anlaşılmalıdır.[3] Bu anlamda, her ne kadar, şimdiyi orta çağdan ve antik zamanlardan ayıran bir kavram işlevi görse de[4] esasında bilgi ve iktidar arasındaki ilişkinin yeniden yapılandırılması anlamına gelir. Francis Bacon’ın yukarıdaki ifadesi, bu dönüşümün epistemolojik temelini açıkça ortaya koyar: Doğa üzerindeki hâkimiyet, ancak doğanın yasalarının bilinmesiyle mümkündür. Ancak bu anlayış zamanla yalnızca doğaya değil, topluma ve insan ilişkilerine de teşmil edilmiş; böylece toplumsal alan da rasyonel müdahalenin ve düzenlemenin nesnesi hâline gelmiştir.
Yukarıdaki süreç, modernizmin kurucu unsurlarından birinin doğumuna sebebiyet vermiştir: meşruiyetin kaynağında meydana gelen radikal dönüşüm. Orta çağ boyunca siyasal ve hukuki düzenin temel meşruiyet zemini olan teolojik referansların çözülmesiyle birlikte bu boşluğun doldurulması ve bu muğlak ve müphem söylemsel alanın[5] yeni güçler tarafından devralınması gerekmiştir.
Bu yazının devamı
223. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Sosyolog Zygmunt Bauman ise mutluluk konusuna oldukça farklı bir noktadan yaklaşır. Ona göre “mutluluk, dertsizlik değil; dertlerle mücadele edebilme gücüdür. Mutluluk, sorunların yokluğu değil, onlarla yüzleşip onları aşabilme cesaretidir. İnsan hayatı hiçbir zaman tamamen huzurlu değildir; ancak anlamlı bir mücadele sürdüğü sürece ‘mutlu bir yaşam’dan söz edilebilir.”
Gündelik dil felsefesinin yapıldığı döneme “İkinci Analiz Dönemi” denir. Gündelik dil filozofları biçimsel dilin analizleriyle değil; doğal dillerle ilgilenmiştir. Kuşkusuz gündelik dil filozoflarından bazıları analizlerinde biçimsel dili de kullanmışlardır. Ancak bu analizler çok azdır.
Âlemdeki düzenin en başında Allah vardır. Allah âlemi düzenli ve ahenkli bir şekilde var etmiş ve ona varlığını sürdürecek nitelikleri vermiştir. Bunun yanında insanlara da düzenli bir şekilde yaşamaları ve ortak bir amaca yönelmeleri için vahiy göndermiştir. Nasıl ki âlemin bir yöneticisi varsa gönderilen bu vahyi insanların uygulamasını sağlayacak bir yönetici olmalıdır. Aksi takdirde düzenli ve ortak amaca yönelmiş bir topluluk ortaya çıkamaz.
Burada dönemsel etkilerin ya da bazı isimlerin eserlerinin kendi bağlamlarında okunamamasının ve anlaşılamamasının özellikle sorgulanması gerekmektedir. Seyyid Kutub’u, Mevdudi’yi ya da İran Devrimi sonrasında Humeyni’yi ve Ali Şeriati’yi, şimdilerde de Aliya İzzetbegoviç’i ve Taha Abdurrahman’ı kendi bağlamında okumamanın önemli sonuçlarından biri, dönemlere sıkışan söylemlerdir.
Yaratılmış en değerli varlık olan insan neslinin kader, ecel ve rızık konusunda hem Yüce Allah’ın ve hem de kendisinin hatta diğer varlıklar ile eşyanın gerekli yetenek, kazanım ve koşullarını bilmesi elzem bir husustur. Ancak görüldüğü kadarıyla bazı insanlar nezdinde hem olgusal aşamaları ve hem de sorumluluk ve irade basamaklarını olduğu gibi anlamasının bazı engelleri olduğu muhakkaktır.
Modernliğin Hukuki Mimarisi: Rasyonalite, Devlet ve Normatif Merkezileşme
“Bilgi ile insan gücü eşanlamlıdır. Çünkü tabiat, sadece yine tabiatın kurallarına uyularak kontrol altına alınabilir.”[1]
On altıncı yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan bir gerçeklik olarak modernizm[2], yalnızca kronolojik bir dönem adı değil; aynı zamanda doğanın, toplumun ve insan davranışlarının hesaplanabilir, öngörülebilir ve yönetilebilir bir düzene dönüştürülmesini hedefleyen özgül bir rasyonalite biçimi olarak anlaşılmalıdır.[3] Bu anlamda, her ne kadar, şimdiyi orta çağdan ve antik zamanlardan ayıran bir kavram işlevi görse de[4] esasında bilgi ve iktidar arasındaki ilişkinin yeniden yapılandırılması anlamına gelir. Francis Bacon’ın yukarıdaki ifadesi, bu dönüşümün epistemolojik temelini açıkça ortaya koyar: Doğa üzerindeki hâkimiyet, ancak doğanın yasalarının bilinmesiyle mümkündür. Ancak bu anlayış zamanla yalnızca doğaya değil, topluma ve insan ilişkilerine de teşmil edilmiş; böylece toplumsal alan da rasyonel müdahalenin ve düzenlemenin nesnesi hâline gelmiştir.
Yukarıdaki süreç, modernizmin kurucu unsurlarından birinin doğumuna sebebiyet vermiştir: meşruiyetin kaynağında meydana gelen radikal dönüşüm. Orta çağ boyunca siyasal ve hukuki düzenin temel meşruiyet zemini olan teolojik referansların çözülmesiyle birlikte bu boşluğun doldurulması ve bu muğlak ve müphem söylemsel alanın[5] yeni güçler tarafından devralınması gerekmiştir.
Bu yazının devamı 223. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Mutluluk ve Ahlâk İlişkisi
Sosyolog Zygmunt Bauman ise mutluluk konusuna oldukça farklı bir noktadan yaklaşır. Ona göre “mutluluk, dertsizlik değil; dertlerle mücadele edebilme gücüdür. Mutluluk, sorunların yokluğu değil, onlarla yüzleşip onları aşabilme cesaretidir. İnsan hayatı hiçbir zaman tamamen huzurlu değildir; ancak anlamlı bir mücadele sürdüğü sürece ‘mutlu bir yaşam’dan söz edilebilir.”
Gündelik Dil Felsefesi
Gündelik dil felsefesinin yapıldığı döneme “İkinci Analiz Dönemi” denir. Gündelik dil filozofları biçimsel dilin analizleriyle değil; doğal dillerle ilgilenmiştir. Kuşkusuz gündelik dil filozoflarından bazıları analizlerinde biçimsel dili de kullanmışlardır. Ancak bu analizler çok azdır.
Kitâbü’l-Mille Çerçevesinde Fârâbî’de Şehrin Meşruiyeti
Âlemdeki düzenin en başında Allah vardır. Allah âlemi düzenli ve ahenkli bir şekilde var etmiş ve ona varlığını sürdürecek nitelikleri vermiştir. Bunun yanında insanlara da düzenli bir şekilde yaşamaları ve ortak bir amaca yönelmeleri için vahiy göndermiştir. Nasıl ki âlemin bir yöneticisi varsa gönderilen bu vahyi insanların uygulamasını sağlayacak bir yönetici olmalıdır. Aksi takdirde düzenli ve ortak amaca yönelmiş bir topluluk ortaya çıkamaz.
Gelenekçiliğin Reaksiyon Girdabı ve Eleştirel Düşünce
Burada dönemsel etkilerin ya da bazı isimlerin eserlerinin kendi bağlamlarında okunamamasının ve anlaşılamamasının özellikle sorgulanması gerekmektedir. Seyyid Kutub’u, Mevdudi’yi ya da İran Devrimi sonrasında Humeyni’yi ve Ali Şeriati’yi, şimdilerde de Aliya İzzetbegoviç’i ve Taha Abdurrahman’ı kendi bağlamında okumamanın önemli sonuçlarından biri, dönemlere sıkışan söylemlerdir.
İnsanın Varlık Yasasının Sünnetullah Bağlamında Teşekkül Esasları
Yaratılmış en değerli varlık olan insan neslinin kader, ecel ve rızık konusunda hem Yüce Allah’ın ve hem de kendisinin hatta diğer varlıklar ile eşyanın gerekli yetenek, kazanım ve koşullarını bilmesi elzem bir husustur. Ancak görüldüğü kadarıyla bazı insanlar nezdinde hem olgusal aşamaları ve hem de sorumluluk ve irade basamaklarını olduğu gibi anlamasının bazı engelleri olduğu muhakkaktır.
Alışverişe devam et