“Bilgi ile insan gücü eşanlamlıdır. Çünkü tabiat, sadece yine tabiatın kurallarına uyularak kontrol altına alınabilir.”[1]
On altıncı yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan bir gerçeklik olarak modernizm[2], yalnızca kronolojik bir dönem adı değil; aynı zamanda doğanın, toplumun ve insan davranışlarının hesaplanabilir, öngörülebilir ve yönetilebilir bir düzene dönüştürülmesini hedefleyen özgül bir rasyonalite biçimi olarak anlaşılmalıdır.[3] Bu anlamda, her ne kadar, şimdiyi orta çağdan ve antik zamanlardan ayıran bir kavram işlevi görse de[4] esasında bilgi ve iktidar arasındaki ilişkinin yeniden yapılandırılması anlamına gelir. Francis Bacon’ın yukarıdaki ifadesi, bu dönüşümün epistemolojik temelini açıkça ortaya koyar: Doğa üzerindeki hâkimiyet, ancak doğanın yasalarının bilinmesiyle mümkündür. Ancak bu anlayış zamanla yalnızca doğaya değil, topluma ve insan ilişkilerine de teşmil edilmiş; böylece toplumsal alan da rasyonel müdahalenin ve düzenlemenin nesnesi hâline gelmiştir.
Yukarıdaki süreç, modernizmin kurucu unsurlarından birinin doğumuna sebebiyet vermiştir: meşruiyetin kaynağında meydana gelen radikal dönüşüm. Orta çağ boyunca siyasal ve hukuki düzenin temel meşruiyet zemini olan teolojik referansların çözülmesiyle birlikte bu boşluğun doldurulması ve bu muğlak ve müphem söylemsel alanın[5] yeni güçler tarafından devralınması gerekmiştir.
Bu yazının devamı
223. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Gonçarov’un Oblomov’u 1859’da yayımlandığında Rus edebiyatının en tuhaf kahramanlarından birini dünya edebiyatına armağan etmişti. Oblomov öyle bir adamdı ki romanın neredeyse yarısı boyunca yatağından kalkamıyordu.
Bu metin, sosyal gelişme (insani yetkinlikler, gelişimci demokrasi) perspektifine yöneltilmiş krizler/eleştiriler dizisine dair bir teşhis ve sonuçların genel bir taslağını sunmaktadır. Bu perspektif, modernitenin merkez-liberal “jeo-kültürü”nün bir tezahürü
Toplumsal değişimler çoğu zaman büyük siyasal olaylar, ekonomik krizler veya hukuki düzenlemeler üzerinden okunmaya çalışılır. Oysa bir toplumun zihniyetinde meydana gelen en derin dönüşümler, çoğu zaman gündelik hayatın sıradan görünen ritüellerinde, alışkanlıklarında ve ürettiği sembollerde daha açık biçimde izlenebilir.
Aziz İslam varoluşsal önceliğini kaybettiği için, iktidarlar, emperyalistlerle ittifak içerisinde yer almayı tercih ediyor. İslam dünyası ulus-devletleri, varlıklarını, İslami dayanışma yoluyla değil, birbirlerini dışlayarak ve rekabetle sürdürüyor. Sözünü ettiğimiz ulus-devletler, ahlâki birliği değil, çıkarların birliğini esas alan ilişkiler kurmaya çalışıyor. Ahlâki birlik, ötekine karşı sorumlu olmayı gerektirirken; çıkarların birliği, ötekine karşı mutlak sorumsuzluğu öncelikli hâle getiriyor.
Aile toplumun en küçük birimi olarak kabul edilmektedir. Sağlıklı, güçlü ve huzurlu bir toplumun garantisi aile kurumudur. Ailenin belki de en başta gelen görevlerinden biri, çocukların bakımı ve eğitimidir.
Modernliğin Hukuki Mimarisi: Rasyonalite, Devlet ve Normatif Merkezileşme
“Bilgi ile insan gücü eşanlamlıdır. Çünkü tabiat, sadece yine tabiatın kurallarına uyularak kontrol altına alınabilir.”[1]
On altıncı yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan bir gerçeklik olarak modernizm[2], yalnızca kronolojik bir dönem adı değil; aynı zamanda doğanın, toplumun ve insan davranışlarının hesaplanabilir, öngörülebilir ve yönetilebilir bir düzene dönüştürülmesini hedefleyen özgül bir rasyonalite biçimi olarak anlaşılmalıdır.[3] Bu anlamda, her ne kadar, şimdiyi orta çağdan ve antik zamanlardan ayıran bir kavram işlevi görse de[4] esasında bilgi ve iktidar arasındaki ilişkinin yeniden yapılandırılması anlamına gelir. Francis Bacon’ın yukarıdaki ifadesi, bu dönüşümün epistemolojik temelini açıkça ortaya koyar: Doğa üzerindeki hâkimiyet, ancak doğanın yasalarının bilinmesiyle mümkündür. Ancak bu anlayış zamanla yalnızca doğaya değil, topluma ve insan ilişkilerine de teşmil edilmiş; böylece toplumsal alan da rasyonel müdahalenin ve düzenlemenin nesnesi hâline gelmiştir.
Yukarıdaki süreç, modernizmin kurucu unsurlarından birinin doğumuna sebebiyet vermiştir: meşruiyetin kaynağında meydana gelen radikal dönüşüm. Orta çağ boyunca siyasal ve hukuki düzenin temel meşruiyet zemini olan teolojik referansların çözülmesiyle birlikte bu boşluğun doldurulması ve bu muğlak ve müphem söylemsel alanın[5] yeni güçler tarafından devralınması gerekmiştir.
Bu yazının devamı 223. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Dijital Divan: Çağdaş Oblomovculuğun Ekran Başındaki Dönüşümü
Gonçarov’un Oblomov’u 1859’da yayımlandığında Rus edebiyatının en tuhaf kahramanlarından birini dünya edebiyatına armağan etmişti. Oblomov öyle bir adamdı ki romanın neredeyse yarısı boyunca yatağından kalkamıyordu.
Geç Demokrasinin Post-Liberal Dünyasında İslam ve İslamofobi. Irkçılığın Neo-Reel-Politik Temelleri
Bu metin, sosyal gelişme (insani yetkinlikler, gelişimci demokrasi) perspektifine yöneltilmiş krizler/eleştiriler dizisine dair bir teşhis ve sonuçların genel bir taslağını sunmaktadır. Bu perspektif, modernitenin merkez-liberal “jeo-kültürü”nün bir tezahürü
Mezuniyet Fotoğrafları ve Zihniyetin Sessiz Dönüşümü
Toplumsal değişimler çoğu zaman büyük siyasal olaylar, ekonomik krizler veya hukuki düzenlemeler üzerinden okunmaya çalışılır. Oysa bir toplumun zihniyetinde meydana gelen en derin dönüşümler, çoğu zaman gündelik hayatın sıradan görünen ritüellerinde, alışkanlıklarında ve ürettiği sembollerde daha açık biçimde izlenebilir.
En Büyük Kötülükle Uzlaşmak
Aziz İslam varoluşsal önceliğini kaybettiği için, iktidarlar, emperyalistlerle ittifak içerisinde yer almayı tercih ediyor. İslam dünyası ulus-devletleri, varlıklarını, İslami dayanışma yoluyla değil, birbirlerini dışlayarak ve rekabetle sürdürüyor. Sözünü ettiğimiz ulus-devletler, ahlâki birliği değil, çıkarların birliğini esas alan ilişkiler kurmaya çalışıyor. Ahlâki birlik, ötekine karşı sorumlu olmayı gerektirirken; çıkarların birliği, ötekine karşı mutlak sorumsuzluğu öncelikli hâle getiriyor.
Okul Öncesi Dönemde Din Eğitimi IV
Aile toplumun en küçük birimi olarak kabul edilmektedir. Sağlıklı, güçlü ve huzurlu bir toplumun garantisi aile kurumudur. Ailenin belki de en başta gelen görevlerinden biri, çocukların bakımı ve eğitimidir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.