(Yâ Rabbi!) Ancak sana kulluk eder, ancak senden yardım dileriz. Bizi dosdoğru yola ilet; nimet verdiğin kimselerin yoluna; kendilerine gazap edilmişlerin ve sapmışların yoluna değil. (Fatiha, 1/1-7)
Abdullah bin Mes’ud anlatıyor: “Bir gün, Resûlüllah toprağa düz bir çizgi çizdi ve “Bu Allah’ın insanlar için takdir ettiği yoldur” dedi. Sonra bu düz çizginin sağına ve soluna eğri çizgiler çizdi ve “Bunlar da diğer yollardır. Her birinin üzerinde kötülüğe davet eden bir şeytan vardır.” dedi. Arkasından da şu ayeti okudu: “İşte benim doğru yolum bu. Ona uyun, (başka) yollara uymayın ki, sizi O’nun yolundan ayırmasın! (Azabından) korunmanız için (Allah) size böyle tavsiye ediyor.” (En’am, 6/153)[1]
Tüm Müslüman toplumlarında, dolayısıyla ve özellikle Türkiye’de oldukça problemli, son derece tuhaf bir süreç yaşanıyor. Gerçi hemen herkesin kolaylıkla ifade edeceği üzere, Türkiye’de problemlerden, tuhaflıklardan bahsetmekte hiç de zorlanılmaz. Çünkü burası adeta problemler, tuhaflıklar ülkesi konumunda. Elinizi nereye uzatsanız, gözünüzü nereye çevirseniz, kulağınızı nereye tutsanız, kolaylıkla büyük bir problem veya gariplikle karşılaşmanız mümkündür. Uzun zamandır -genel anlamda iki yüz yıldır, özel olarak da bir yüz yıldır- birçok toplumsal, siyasal, ekonomik, kültürel problem ve garabet bu ülkenin değişmezleri arasına katılmış durumda.
Bu yazının devamı
183. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Hiç akla gelir miydi bu âşıklığım ey dil Kim derdi ki bir gün bana divane desinler Lâ Edrî Muhitimde çok sık telâffuz edilen bir kavram var; şartlar kavramı… “Efendim, şartlar bunu gerektiriyor. Bu böyle oldu çünkü şartlar bunu zorunlu kıldı. Mevcut şartlar gereği böyle olmasında fayda vardır. Öyle yapmak zorundaydılar çünkü şartlar öyle …
Çevirilerin adalet sistemi üzerindeki etkisi bir sonraki yüzyılın başlarına kadar tam olarak fark edilmeyecekti. Ancak tercümeler, İslam’ın sömürgeci eklemlenmesinde dolaysız bir epistemolojik işlev gördüler; zira Michael Anderson’ın zekice tespit ettiği üzere, tercümeler yalnızca “özcü, statik ve içeriden değişime kapalı bir İslam” fikrini doğurmakla kalmadı, aynı zamanda tüm klasik Oryantalizmin temel söylemsel pratiğini, yani “klasik hukuk metinleri üzerinde ayrıntılı bir çalışma yapılmadan Hindistan ve Doğu’nun doğru bir şekilde anlaşılamayacağı” fikrini yarattı ve destekledi.
Levent’in cam kulelerinde gün boyu bütçe kesen, performans hedefi koyan, birinin emeğini ucuza satın alan insan, akşam sekizde kentin gürültüsünü kapıda bırakır ve tütsü kokan loş bir salona girer. Dışarıda kirası artanlar, işini kaybedenler, durakta bekleyenler kalır.
Hiç şüphesiz güzellik kavramını gündemine alan bütün çalışmalar sanat, dil ve belki edebiyat alanına da bakmak durumunda kalacaklardır. Ben, “Vahiy ve Sanat” çalışmamı daha ziyade Müslüman çevrelerdeki yanlış
Theseus’un Gemisi, felsefenin en bilinen ve en eski paradokslarından biridir ve temel olarak kimlik ile süreklilik ilişkisini sorgular. Zaman içerisinde parçaları tek tek değiştirilen bir nesnenin, tüm bileşenleri yenilendiğinde hâlâ aynı nesne olarak kabul edilip
“Dosdoğru Yol”un Sapakları ve Gidişatı Dosdoğru Kılmak Üzerine
(Yâ Rabbi!) Ancak sana kulluk eder, ancak senden yardım dileriz. Bizi dosdoğru yola ilet; nimet verdiğin kimselerin yoluna; kendilerine gazap edilmişlerin ve sapmışların yoluna değil. (Fatiha, 1/1-7)
Abdullah bin Mes’ud anlatıyor: “Bir gün, Resûlüllah toprağa düz bir çizgi çizdi ve “Bu Allah’ın insanlar için takdir ettiği yoldur” dedi. Sonra bu düz çizginin sağına ve soluna eğri çizgiler çizdi ve “Bunlar da diğer yollardır. Her birinin üzerinde kötülüğe davet eden bir şeytan vardır.” dedi. Arkasından da şu ayeti okudu: “İşte benim doğru yolum bu. Ona uyun, (başka) yollara uymayın ki, sizi O’nun yolundan ayırmasın! (Azabından) korunmanız için (Allah) size böyle tavsiye ediyor.” (En’am, 6/153)[1]
Tüm Müslüman toplumlarında, dolayısıyla ve özellikle Türkiye’de oldukça problemli, son derece tuhaf bir süreç yaşanıyor. Gerçi hemen herkesin kolaylıkla ifade edeceği üzere, Türkiye’de problemlerden, tuhaflıklardan bahsetmekte hiç de zorlanılmaz. Çünkü burası adeta problemler, tuhaflıklar ülkesi konumunda. Elinizi nereye uzatsanız, gözünüzü nereye çevirseniz, kulağınızı nereye tutsanız, kolaylıkla büyük bir problem veya gariplikle karşılaşmanız mümkündür. Uzun zamandır -genel anlamda iki yüz yıldır, özel olarak da bir yüz yıldır- birçok toplumsal, siyasal, ekonomik, kültürel problem ve garabet bu ülkenin değişmezleri arasına katılmış durumda.
Bu yazının devamı 183. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Efendim Şartlar Böyle
Hiç akla gelir miydi bu âşıklığım ey dil Kim derdi ki bir gün bana divane desinler Lâ Edrî Muhitimde çok sık telâffuz edilen bir kavram var; şartlar kavramı… “Efendim, şartlar bunu gerektiriyor. Bu böyle oldu çünkü şartlar bunu zorunlu kıldı. Mevcut şartlar gereği böyle olmasında fayda vardır. Öyle yapmak zorundaydılar çünkü şartlar öyle …
Sömürgecinin Değişen Yüzü Olarak Hukuk
Çevirilerin adalet sistemi üzerindeki etkisi bir sonraki yüzyılın başlarına kadar tam olarak fark edilmeyecekti. Ancak tercümeler, İslam’ın sömürgeci eklemlenmesinde dolaysız bir epistemolojik işlev gördüler; zira Michael Anderson’ın zekice tespit ettiği üzere, tercümeler yalnızca “özcü, statik ve içeriden değişime kapalı bir İslam” fikrini doğurmakla kalmadı, aynı zamanda tüm klasik Oryantalizmin temel söylemsel pratiğini, yani “klasik hukuk metinleri üzerinde ayrıntılı bir çalışma yapılmadan Hindistan ve Doğu’nun doğru bir şekilde anlaşılamayacağı” fikrini yarattı ve destekledi.
Mat Üstünde İmal Edilen Cennet
Levent’in cam kulelerinde gün boyu bütçe kesen, performans hedefi koyan, birinin emeğini ucuza satın alan insan, akşam sekizde kentin gürültüsünü kapıda bırakır ve tütsü kokan loş bir salona girer. Dışarıda kirası artanlar, işini kaybedenler, durakta bekleyenler kalır.
Bakma Biçimlerinden Güzellik Olgusuna
Hiç şüphesiz güzellik kavramını gündemine alan bütün çalışmalar sanat, dil ve belki edebiyat alanına da bakmak durumunda kalacaklardır. Ben, “Vahiy ve Sanat” çalışmamı daha ziyade Müslüman çevrelerdeki yanlış
Aynı Kişi miyim? Zaman ve Değişim Bağlamında Kişisel Kimlik Problemi
Theseus’un Gemisi, felsefenin en bilinen ve en eski paradokslarından biridir ve temel olarak kimlik ile süreklilik ilişkisini sorgular. Zaman içerisinde parçaları tek tek değiştirilen bir nesnenin, tüm bileşenleri yenilendiğinde hâlâ aynı nesne olarak kabul edilip
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.