– Ne olmuş? Hep yaşayacak mıydık da? Bir gün ölmek de gerek.
(İvan İliç’in Ölümü / Tolstoy)
TRT’nin dijital platformu Tabii’de yayınlanan Gassal dizisi büyük yankı uyandırdı. Sanal cemaatlerin uzantıları olan mecralarda; diziden kesitler, replikler paylaşıldı. Kısa sürede oluşan bu güçlü yankının evveliyatı var aslında. Dizi yapımcılarının yaratıcı bir reklam stratejisi yürüttüklerini -şimdi daha iyi- söylemek mümkün. “Ölünce Beni Kim Yıkayacak?” afişlerini görmeyen neredeyse kalmadı. En ücra yerleşim birimindekiler dahi, sosyal medyada sıkça paylaşılan bu afişle karşılaştılar. Kimi reklamın Diyanet İşleri Başkanlığı’na ait olduğunu düşünüp bunun üzerinden “veryansın dalgası” başlattı. Kimileri, çocukların psikolojilerini bozacağı nedeniyle tepkisini dile getirdi. İçlerinde en dolu ve anlamlı olan eleştiri, 6 Şubat depremlerinde yakınlarını yıkayamadan ve kefen bulamadan defneden insanların acısını tekrar hatırlatabileceğiydi. Ancak en azından dizinin ilk iki bölümünü izleyince afişteki soru cümlesinin, başroldeki Gassal Baki’ye ait olduğunu anlamak güç değil. Vefat edenleri yıkayan Baki’nin aklını, ölünce kendisini kimin yıkayacağı düşüncesi işgal eder. “Ölsem yıkayanım yok” diyerek, kaygısını dile getirir.
Bu yazının devamı
218. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Senaryosunu Harvey Gates’in yazdığı ve Roy Del Ruth tarafından yönetilen 1928 yapımı Terör (The Terror) ve Soğuk Savaş dönemindeki Sabotaj (Sabotage, 1936) adlı filmler, terör ve terörizm olgusunun sinema filmleri
Coğrafya kaderdir sözü son zamanlarda hep olumsuz çağrışımıyla kullanılıyor. Sanki iki üç bin yıl medeniyetlerin en işlek hattı Mısır-Mezopotamya-Hindistan değilmiş gibi bugünkü trajediler hep bu söze bağlanıyor.
Değişmek, dönüşmek veya dönüştürmek… İnsan yaşamının vazgeçilmez kavramları. Bunlar olmadan ‘ben yaşıyorum’ ve ‘ben de varım’ diyebilmek gerçekten çok zor. Çünkü insan hayatı sürekli biyolojik, sosyolojik ve psikolojik bir değişim
Sokaklarda başıboş dolaşan, caddelerde arabaların arasında bir şeyler satmaya çalışan çocuklar…Belki bir ömür keşfedemeyecekler kendilerini. “İnsan” olduklarının farkına bile varmadan tüketecekler koca bir ömrü. Ne pejmürde kıyafetleridir beni üzen, ne de açlıkları, sersefil hayatları. O, görünen halleridir nihayetinde. Üç-beş kuruşla düzeltilebilecek halleri… Ölünce de geçer veya biter dünyalık sıkıntıları. Her şey bu kadar mı ama? …
Gassal: Randevuyla Çalışmıyoruz
– Ne o, ölecek misin yoksa?
– Ne olmuş? Hep yaşayacak mıydık da? Bir gün ölmek de gerek.
(İvan İliç’in Ölümü / Tolstoy)
TRT’nin dijital platformu Tabii’de yayınlanan Gassal dizisi büyük yankı uyandırdı. Sanal cemaatlerin uzantıları olan mecralarda; diziden kesitler, replikler paylaşıldı. Kısa sürede oluşan bu güçlü yankının evveliyatı var aslında. Dizi yapımcılarının yaratıcı bir reklam stratejisi yürüttüklerini -şimdi daha iyi- söylemek mümkün. “Ölünce Beni Kim Yıkayacak?” afişlerini görmeyen neredeyse kalmadı. En ücra yerleşim birimindekiler dahi, sosyal medyada sıkça paylaşılan bu afişle karşılaştılar. Kimi reklamın Diyanet İşleri Başkanlığı’na ait olduğunu düşünüp bunun üzerinden “veryansın dalgası” başlattı. Kimileri, çocukların psikolojilerini bozacağı nedeniyle tepkisini dile getirdi. İçlerinde en dolu ve anlamlı olan eleştiri, 6 Şubat depremlerinde yakınlarını yıkayamadan ve kefen bulamadan defneden insanların acısını tekrar hatırlatabileceğiydi. Ancak en azından dizinin ilk iki bölümünü izleyince afişteki soru cümlesinin, başroldeki Gassal Baki’ye ait olduğunu anlamak güç değil. Vefat edenleri yıkayan Baki’nin aklını, ölünce kendisini kimin yıkayacağı düşüncesi işgal eder. “Ölsem yıkayanım yok” diyerek, kaygısını dile getirir.
Bu yazının devamı 218. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
11 Eylül Sonrası Sinemada Terörizm: Hain Filminin Analizi
Senaryosunu Harvey Gates’in yazdığı ve Roy Del Ruth tarafından yönetilen 1928 yapımı Terör (The Terror) ve Soğuk Savaş dönemindeki Sabotaj (Sabotage, 1936) adlı filmler, terör ve terörizm olgusunun sinema filmleri
Hikâye Değirmeninde Öğütülen İnsan
Coğrafya kaderdir sözü son zamanlarda hep olumsuz çağrışımıyla kullanılıyor. Sanki iki üç bin yıl medeniyetlerin en işlek hattı Mısır-Mezopotamya-Hindistan değilmiş gibi bugünkü trajediler hep bu söze bağlanıyor.
Hayat Yansıttıklarımızdan mı İbaret
Değişmek, dönüşmek veya dönüştürmek… İnsan yaşamının vazgeçilmez kavramları. Bunlar olmadan ‘ben yaşıyorum’ ve ‘ben de varım’ diyebilmek gerçekten çok zor. Çünkü insan hayatı sürekli biyolojik, sosyolojik ve psikolojik bir değişim
Gençlerin Rüyasını Ekim Düşü’nde (1999) Görmek ve Kadın Öğretmenlerin Değerine Dair Kısa Bir Giriş
Eğitimi ve eğitimcileri konu edinen filmlerin kahir ekseriyetinde ana karakterlerin çocuklar ve gençler olması dikkat çekici bir hâl alır.
“İnsan” Olmanın Farkına Varmak
Sokaklarda başıboş dolaşan, caddelerde arabaların arasında bir şeyler satmaya çalışan çocuklar…Belki bir ömür keşfedemeyecekler kendilerini. “İnsan” olduklarının farkına bile varmadan tüketecekler koca bir ömrü. Ne pejmürde kıyafetleridir beni üzen, ne de açlıkları, sersefil hayatları. O, görünen halleridir nihayetinde. Üç-beş kuruşla düzeltilebilecek halleri… Ölünce de geçer veya biter dünyalık sıkıntıları. Her şey bu kadar mı ama? …
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.