– Ne olmuş? Hep yaşayacak mıydık da? Bir gün ölmek de gerek.
(İvan İliç’in Ölümü / Tolstoy)
TRT’nin dijital platformu Tabii’de yayınlanan Gassal dizisi büyük yankı uyandırdı. Sanal cemaatlerin uzantıları olan mecralarda; diziden kesitler, replikler paylaşıldı. Kısa sürede oluşan bu güçlü yankının evveliyatı var aslında. Dizi yapımcılarının yaratıcı bir reklam stratejisi yürüttüklerini -şimdi daha iyi- söylemek mümkün. “Ölünce Beni Kim Yıkayacak?” afişlerini görmeyen neredeyse kalmadı. En ücra yerleşim birimindekiler dahi, sosyal medyada sıkça paylaşılan bu afişle karşılaştılar. Kimi reklamın Diyanet İşleri Başkanlığı’na ait olduğunu düşünüp bunun üzerinden “veryansın dalgası” başlattı. Kimileri, çocukların psikolojilerini bozacağı nedeniyle tepkisini dile getirdi. İçlerinde en dolu ve anlamlı olan eleştiri, 6 Şubat depremlerinde yakınlarını yıkayamadan ve kefen bulamadan defneden insanların acısını tekrar hatırlatabileceğiydi. Ancak en azından dizinin ilk iki bölümünü izleyince afişteki soru cümlesinin, başroldeki Gassal Baki’ye ait olduğunu anlamak güç değil. Vefat edenleri yıkayan Baki’nin aklını, ölünce kendisini kimin yıkayacağı düşüncesi işgal eder. “Ölsem yıkayanım yok” diyerek, kaygısını dile getirir.
Bu yazının devamı
218. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Herkesin kendine yeteceği, kendini hep öncelemesi gerektiği; kendi çıkarlarını herkesin çıkarının üstünde tutması gerektiği, bir düşünce dünyası inşa ediliyor. Öyle ki hayatın merkezine sadece kendi benliğini koyup onun için gerekeni gözünü kırpmadan yapabiliyor.
Biz zulmü tanıyamadık. Zulüm neydi anlayamadan mazlum olduk… Zalimin zulmü diyoruz bugün bu olanlara… Asırlardır aynı tuzakla parçalanıyoruz, vuruluyoruz, ölüyoruz, zulüm hâlâ devam ediyor… Ne zaman bitecek… Zulmü bir türlü ortadan kaldıramadık…
Kehanet nedir, gerçekten nerede ayrılır, bugünle gelecek arasındaki muhayyel gerilim nasıl dindirilir? Bilimkurgucular kadrosuz bilim insanları mıdır? Fantastik edebiyat menkıbeler mi anlatır? Bilim, sözünü nasıl dinletir? Olmayan şey ciddiye alınır mı?
Yıllar diyorum, geçip gidiyorlar… Biraz tortuları, biraz pişmanlıkları, biraz ümitleri besleyip-silmekle birlikte. Takvimler diyorum, rakamlardan ibaret değil sadece. Neler neler hatırlatıyor o günü işaret eden takvimler. Öyle ya mezar taşlarındaki tarih de rakamdan ibaret değil bildiğin gibi.
Malik b. Nebi, Rumuzlu Neşîdeler adlı şiirinde: “Ey ekin peşindeki kardeşim, tohumuKendi tarlandan da uzaklara saçGün gelir, uzun yollar düşerse menzilineSana doğru haykıran sesler de duyacaksın” demekteydi. Muhsin de öyle yaptı ve tohumlarını, gücünün yettiği en uzak topraklara kadar saçmaya çalıştı. Şimdi ise o tohumlar boy vermiş, bereketli bir başak misali karşısında duruyor ve kendi …
Gassal: Randevuyla Çalışmıyoruz
– Ne o, ölecek misin yoksa?
– Ne olmuş? Hep yaşayacak mıydık da? Bir gün ölmek de gerek.
(İvan İliç’in Ölümü / Tolstoy)
TRT’nin dijital platformu Tabii’de yayınlanan Gassal dizisi büyük yankı uyandırdı. Sanal cemaatlerin uzantıları olan mecralarda; diziden kesitler, replikler paylaşıldı. Kısa sürede oluşan bu güçlü yankının evveliyatı var aslında. Dizi yapımcılarının yaratıcı bir reklam stratejisi yürüttüklerini -şimdi daha iyi- söylemek mümkün. “Ölünce Beni Kim Yıkayacak?” afişlerini görmeyen neredeyse kalmadı. En ücra yerleşim birimindekiler dahi, sosyal medyada sıkça paylaşılan bu afişle karşılaştılar. Kimi reklamın Diyanet İşleri Başkanlığı’na ait olduğunu düşünüp bunun üzerinden “veryansın dalgası” başlattı. Kimileri, çocukların psikolojilerini bozacağı nedeniyle tepkisini dile getirdi. İçlerinde en dolu ve anlamlı olan eleştiri, 6 Şubat depremlerinde yakınlarını yıkayamadan ve kefen bulamadan defneden insanların acısını tekrar hatırlatabileceğiydi. Ancak en azından dizinin ilk iki bölümünü izleyince afişteki soru cümlesinin, başroldeki Gassal Baki’ye ait olduğunu anlamak güç değil. Vefat edenleri yıkayan Baki’nin aklını, ölünce kendisini kimin yıkayacağı düşüncesi işgal eder. “Ölsem yıkayanım yok” diyerek, kaygısını dile getirir.
Bu yazının devamı 218. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Ne Kadar İhtimam Gösteriyoruz?
Herkesin kendine yeteceği, kendini hep öncelemesi gerektiği; kendi çıkarlarını herkesin çıkarının üstünde tutması gerektiği, bir düşünce dünyası inşa ediliyor. Öyle ki hayatın merkezine sadece kendi benliğini koyup onun için gerekeni gözünü kırpmadan yapabiliyor.
Mahalleden
Biz zulmü tanıyamadık. Zulüm neydi anlayamadan mazlum olduk… Zalimin zulmü diyoruz bugün bu olanlara… Asırlardır aynı tuzakla parçalanıyoruz, vuruluyoruz, ölüyoruz, zulüm hâlâ devam ediyor… Ne zaman bitecek… Zulmü bir türlü ortadan kaldıramadık…
Sözümü Özümü Tartın Öyle Yargılayın Beni
Kehanet nedir, gerçekten nerede ayrılır, bugünle gelecek arasındaki muhayyel gerilim nasıl dindirilir? Bilimkurgucular kadrosuz bilim insanları mıdır? Fantastik edebiyat menkıbeler mi anlatır? Bilim, sözünü nasıl dinletir? Olmayan şey ciddiye alınır mı?
Mektup XIII
Yıllar diyorum, geçip gidiyorlar… Biraz tortuları, biraz pişmanlıkları, biraz ümitleri besleyip-silmekle birlikte. Takvimler diyorum, rakamlardan ibaret değil sadece. Neler neler hatırlatıyor o günü işaret eden takvimler. Öyle ya mezar taşlarındaki tarih de rakamdan ibaret değil bildiğin gibi.
Pencere Değiştikçe Manzara Değişir
Malik b. Nebi, Rumuzlu Neşîdeler adlı şiirinde: “Ey ekin peşindeki kardeşim, tohumuKendi tarlandan da uzaklara saçGün gelir, uzun yollar düşerse menzilineSana doğru haykıran sesler de duyacaksın” demekteydi. Muhsin de öyle yaptı ve tohumlarını, gücünün yettiği en uzak topraklara kadar saçmaya çalıştı. Şimdi ise o tohumlar boy vermiş, bereketli bir başak misali karşısında duruyor ve kendi …
Alışverişe devam et