“Bilimsel olarak düşünüldüğünde, hiçbir şey kendiliğinden verilmiş değildir; her şey inşa edilir.”G. Bachelard, Bilimsel Zihnin Oluşumu, 1938.Bir toplumsal olgu, ne zaman “bilimsel” bir nesne hâline gelir? Bourdieu’ye göre bu hiçbir zaman kendiliğinden olmaz. O, sıradan bir gözlemin ya da sağduyulu bir kanaatin, düşünülmeden bilimsel bir veriye dönüşebileceği yanılsamasına karşı çıkar. Chamboredon ve Passeron’la kaleme aldığı Sosyoloji Zanaatı’nda (1968) bu dönüşümü üç zorunlu aşamaya bağlar: fethetmek, inşa etmek, saptamak. Bachelard’ın “uygulamalı akılcılık” mirasından devraldığı bu üçlü, aslında inatçı bir sırayı dayatır: önce sıradan algıdan kopmak, sonra kavramı inşa etmek, ancak ondan sonra ampirik olarak kaydetmek. Çünkü Bourdieu’nün ısrarla vurguladığı gibi, sosyolojik olgular doğada hazır beklemez; toplumsal gerçekliğin yüzeyine çoktan yazılmış değildir. Kurulmaları gerekir. Ve bu inşanın ilk, belki de en zor adımı, gündelik...
Bu yazının devamı
224. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İnsan nedir sorusuna verilen cevab doğrultusunda şekillenmiştir toplumsal yapı ve şartlarımız. Toplumsal yapı ve şartlarımız insanı şekillendirmektedir.Birbirinden farklı iki önermeyi sıralamamın sebebi, yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan çıkar hafifliğinde bir tartışma açmak değil;
“Yenilenme arzumuz ve çoğumuzun şu andakinden daha iyi olmamız hususundaki isteği bize, iş işten geçmediği hakkında düşünme hakkı veriyor. Şüphesiz yenilenmek (yeniden hayata dönmek) için ortada bir yol da mevcuttur. Bu yol görebilenler için apaçık ortadadır. Gerçekleşebilmesi de iki şeye bağlıdır. Bizdeki rûhî yenilginin veya ümitsizliğin bir başka adı olan “bahâne bulma rûhunu” terk etmek; Tam bir azim ve şuurla Resûlullah’ın sünnetiyle amel etmek…”
“Dil, varlığın evidir.” diyor, Martin Heidegger. Varlığı, düşünceyi anlamak, etkilemek ancak dil aracılığıyla mümkündür. İnsan kelimeler ve kavramlar aracılığıyla düşünür, her şeyi adı ile algılar. Var olanları adlandırarak onların özelliklerini belirler, kendisi ile diğer varlık alanları arasındaki ilişkileri kurar. Kavramlara yüklenen anlamlar eşyayı, hayatı, olayları, evreni anlamlandırmada doğrudan etkilidir. Kavramlar dünya görüşüne ve dini perspektife şekil verirler. Kelimeler, kavramlar hangi anlam dünyasını yüklenmişse varlıklarla o anlam dünyası üzerinden ilişki kurar. Bu ilişkiler zihni doğrudan yönlendirir ve zihin bu ilişkiler üzerinden düşünür.
Pek çok yaklaşım ilk insan, ilk toplum ve ilk(el) devlet organizasyonu gibi evrimci bir paradigma ile tanımlama yapsa da bilinen tarihi bilgide devlet mefhumu neredeyse insan ile yaşıt durumdadır. Tarihte pek çok devlet bugün anlaşılan aşkın bir yapıda olmasa da siyasal bir organizasyon olarak her daim varlığını devam ettirmiştir.
Modern kentin herhangi bir semtinde yürüyün. Bir plazanın giriş katında yoga stüdyosu, karşısında “nefes atölyesi”, köşede bir “şifa merkezi”, telefonunuzda günlük burç bildirimi, sosyal medyada “evrene mesaj bırak” çağrıları…
Hangi Çürüme
“Bilimsel olarak düşünüldüğünde, hiçbir şey kendiliğinden verilmiş değildir; her şey inşa edilir.”G. Bachelard, Bilimsel Zihnin Oluşumu, 1938.Bir toplumsal olgu, ne zaman “bilimsel” bir nesne hâline gelir? Bourdieu’ye göre bu hiçbir zaman kendiliğinden olmaz. O, sıradan bir gözlemin ya da sağduyulu bir kanaatin, düşünülmeden bilimsel bir veriye dönüşebileceği yanılsamasına karşı çıkar. Chamboredon ve Passeron’la kaleme aldığı Sosyoloji Zanaatı’nda (1968) bu dönüşümü üç zorunlu aşamaya bağlar: fethetmek, inşa etmek, saptamak. Bachelard’ın “uygulamalı akılcılık” mirasından devraldığı bu üçlü, aslında inatçı bir sırayı dayatır: önce sıradan algıdan kopmak, sonra kavramı inşa etmek, ancak ondan sonra ampirik olarak kaydetmek. Çünkü Bourdieu’nün ısrarla vurguladığı gibi, sosyolojik olgular doğada hazır beklemez; toplumsal gerçekliğin yüzeyine çoktan yazılmış değildir. Kurulmaları gerekir. Ve bu inşanın ilk, belki de en zor adımı, gündelik...
Bu yazının devamı 224. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Kamusal ve Özel Alana Dair Düşünceler
İnsan nedir sorusuna verilen cevab doğrultusunda şekillenmiştir toplumsal yapı ve şartlarımız. Toplumsal yapı ve şartlarımız insanı şekillendirmektedir.Birbirinden farklı iki önermeyi sıralamamın sebebi, yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan çıkar hafifliğinde bir tartışma açmak değil;
İqrâ: Yenilen insandan yenilenen insana
“Yenilenme arzumuz ve çoğumuzun şu andakinden daha iyi olmamız hususundaki isteği bize, iş işten geçmediği hakkında düşünme hakkı veriyor. Şüphesiz yenilenmek (yeniden hayata dönmek) için ortada bir yol da mevcuttur. Bu yol görebilenler için apaçık ortadadır. Gerçekleşebilmesi de iki şeye bağlıdır. Bizdeki rûhî yenilginin veya ümitsizliğin bir başka adı olan “bahâne bulma rûhunu” terk etmek; Tam bir azim ve şuurla Resûlullah’ın sünnetiyle amel etmek…”
Her Paradigmanın Kendine Özgü Bir Dili Vardır
“Dil, varlığın evidir.” diyor, Martin Heidegger. Varlığı, düşünceyi anlamak, etkilemek ancak dil aracılığıyla mümkündür. İnsan kelimeler ve kavramlar aracılığıyla düşünür, her şeyi adı ile algılar. Var olanları adlandırarak onların özelliklerini belirler, kendisi ile diğer varlık alanları arasındaki ilişkileri kurar. Kavramlara yüklenen anlamlar eşyayı, hayatı, olayları, evreni anlamlandırmada doğrudan etkilidir. Kavramlar dünya görüşüne ve dini perspektife şekil verirler. Kelimeler, kavramlar hangi anlam dünyasını yüklenmişse varlıklarla o anlam dünyası üzerinden ilişki kurar. Bu ilişkiler zihni doğrudan yönlendirir ve zihin bu ilişkiler üzerinden düşünür.
İnsanın Laneti ve Hikmeti Arasında Devletin Modern Hali
Pek çok yaklaşım ilk insan, ilk toplum ve ilk(el) devlet organizasyonu gibi evrimci bir paradigma ile tanımlama yapsa da bilinen tarihi bilgide devlet mefhumu neredeyse insan ile yaşıt durumdadır. Tarihte pek çok devlet bugün anlaşılan aşkın bir yapıda olmasa da siyasal bir organizasyon olarak her daim varlığını devam ettirmiştir.
Seccadesiz Secde, Cemaatsiz İbadet ya da Piyasa Dindarlığının Yeni Formları
Modern kentin herhangi bir semtinde yürüyün. Bir plazanın giriş katında yoga stüdyosu, karşısında “nefes atölyesi”, köşede bir “şifa merkezi”, telefonunuzda günlük burç bildirimi, sosyal medyada “evrene mesaj bırak” çağrıları…