Toplum hayatında hak, borç ve yükümlülük arasında ince bir karşılık ilişkisinin bulunduğu görülür. Hukuk düzeninin belirli bir kişi için tanıdığı hak başkaları için hukuksal yükümlülük doğurur. İnsanın bir hakka sahip olması, başkalarının da aynı haklara sahip olması demektir. Her hak, aynı zamanda bir yükümlülük getirir kuşkusuz. Bu yükümlülük başkalarının sahip olduğu aynı haklara saygı gösterme yükümlülüğüdür. Herkesin hak sahibi olduğu, ama hiç kimsenin yükümlü olmadığı bir toplumda karşılıklı haklardan, saygıdan söz edilemez.
Hak kavramı, yalnızca özel hukuk veya bireyler için değil, toplumlar için de geçerlidir. Hak bilincinin gelişmediği toplumlarda haklara sahip çıkılamayacağından bu tür toplumları bir kişinin veya bir azınlık grubun keyfi şekilde idare etmesi muhtemeldir. Böyle toplumlarda yazılı veya sözlü bazı kurallar olsa da, bu kurallar kâğıt üzerinde kalacaktır. Hakkın özü de, esası da pek bilinmez çünkü.
Batı hukukunda hak kavramının özü ve esası konusunda görüş birliği olduğu söylenemez. Hak kavramını kabul edenler gerekçelerini genellikle irade kuramı, menfaat kuramı, karma kuram adı altında açıklamışlardır, denebilir. İrade kuramından yana olanlar hakkın, hukuk düzeni tarafından kişilerin lehine bahşedilen iradi bir yetki, güç, hâkimiyet olduğunu ileri sürerek hak sahibi sayılan kişilerin iradelerini kullanarak hukuk düzenini harekete geçirme yetki ve imkânına sahip olduğunu söylerler. Friedrich Carl von Savigny bu kuramın öncülerinden biridir.
Öteki” sosyolojik bir terim olarak din, etnisite, dil ve kültür acısından farklı olan toplumsal kategorileri ifade etmektedir. Burada sorun ötekinin varlığı ile ilgili değil, onunla gerçekleştirilecek ilişkinin niteliğidir. Bir devleti totaliter veya demokratik hukuk devleti yapan da öteki olarak algılananlara karşı yürüttüğü politikalarla ilgilidir.
Tarih boyunca birbirine muhalif birçok kesim tarafından övülen ve sahip çıkılan bir kavramı tartışmaya açalım; ‘Hukukun üstünlüğü’. Aristo’ya kadar götürebileceğimiz yazınsal tartışmalarda hukukun üstünlüğü söylemi ilginç bir şekilde her kesim tarafından olumlanmış bir kavramdır.
İnsanların özgürlük beklentileri hiçbir dönemde bu kadar çok olmamıştır. Tarihe bakıldığında insanoğlunun kimi dönemlerde özgürce yaşadığı kimi dönemlerde özgürlüğünü bir güç sahibine devrettiği, görece daha sınırlandırılmış bir şekilde hayatına devam ettiği görülecektir. Tarih boyunca kitle yönetimi devletlerin önceliği olmuştur hep. Gerek hapishanelerin doğuşu ve gerekse akıl hastanelerinin kuruluşu hatta düzenli eğitim kurumlarının ortaya çıkışı bir yandan başıbozukluğu ve kaosu önlemişken diğer yandan da toplumu sınırlamış, bireylerin tek tipleşmesinin ve onları istenilen şekle dönüştürmenin yolunu açmıştır.
İletişimin gelmesi ve iletişimin bitmesi… Başlığa zahiri anlamda baktığımız vakit çok ciddi bir tezatla karşı karşıya kalmaktayız. Çünkü iletişim literatürdeki anlamıyla; duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması ise iletişimin gelmesi ile iletişim nasıl son bulabilir?
Çocuk edebiyatı; çocuklara dilin ve çizginin anlatım imkânlarıyla insan doğasını anlatır, sevdirir, hayatı tanımlamalarına ve anlamlandırmalarına yardımcı olur; estetik bir araçtır. Çocuk edebiyatı; efsaneleri, destanları, masalları hayal gücünün yardımıyla uçlara taşıyarak gerçekliğin sınırlarını genişletip düşseli geliştirmeye daha fazla imkân sağlayan ve ayrıca insan ile doğa, insan ile hayvan arasındaki ayrımları büyük oranda ortadan kaldıran ikili bir nitelik taşır. Ağaçlar konuşur, hayvanlar konuşur, bulutlar konuşur, ayrımlar silinir…
Hakkın Menşei ve Gerçek Sahibi Allah’tır
Toplum hayatında hak, borç ve yükümlülük arasında ince bir karşılık ilişkisinin bulunduğu görülür. Hukuk düzeninin belirli bir kişi için tanıdığı hak başkaları için hukuksal yükümlülük doğurur. İnsanın bir hakka sahip olması, başkalarının da aynı haklara sahip olması demektir. Her hak, aynı zamanda bir yükümlülük getirir kuşkusuz. Bu yükümlülük başkalarının sahip olduğu aynı haklara saygı gösterme yükümlülüğüdür. Herkesin hak sahibi olduğu, ama hiç kimsenin yükümlü olmadığı bir toplumda karşılıklı haklardan, saygıdan söz edilemez.
Hak kavramı, yalnızca özel hukuk veya bireyler için değil, toplumlar için de geçerlidir. Hak bilincinin gelişmediği toplumlarda haklara sahip çıkılamayacağından bu tür toplumları bir kişinin veya bir azınlık grubun keyfi şekilde idare etmesi muhtemeldir. Böyle toplumlarda yazılı veya sözlü bazı kurallar olsa da, bu kurallar kâğıt üzerinde kalacaktır. Hakkın özü de, esası da pek bilinmez çünkü.
Batı hukukunda hak kavramının özü ve esası konusunda görüş birliği olduğu söylenemez. Hak kavramını kabul edenler gerekçelerini genellikle irade kuramı, menfaat kuramı, karma kuram adı altında açıklamışlardır, denebilir. İrade kuramından yana olanlar hakkın, hukuk düzeni tarafından kişilerin lehine bahşedilen iradi bir yetki, güç, hâkimiyet olduğunu ileri sürerek hak sahibi sayılan kişilerin iradelerini kullanarak hukuk düzenini harekete geçirme yetki ve imkânına sahip olduğunu söylerler. Friedrich Carl von Savigny bu kuramın öncülerinden biridir.
Bu yazının devamı 197. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
197. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Ötekileştirme Ve Göç Sorunu
Öteki” sosyolojik bir terim olarak din, etnisite, dil ve kültür acısından farklı olan toplumsal kategorileri ifade etmektedir. Burada sorun ötekinin varlığı ile ilgili değil, onunla gerçekleştirilecek ilişkinin niteliğidir. Bir devleti totaliter veya demokratik hukuk devleti yapan da öteki olarak algılananlara karşı yürüttüğü politikalarla ilgilidir.
Hukukun Üstünlüğü Bir Safsatadan mı İbaret?
Tarih boyunca birbirine muhalif birçok kesim tarafından övülen ve sahip çıkılan bir kavramı tartışmaya açalım; ‘Hukukun üstünlüğü’. Aristo’ya kadar götürebileceğimiz yazınsal tartışmalarda hukukun üstünlüğü söylemi ilginç bir şekilde her kesim tarafından olumlanmış bir kavramdır.
Küresel Panoptikon Egemen Güçlerin Yenidünya Düzenidir
İnsanların özgürlük beklentileri hiçbir dönemde bu kadar çok olmamıştır. Tarihe bakıldığında insanoğlunun kimi dönemlerde özgürce yaşadığı kimi dönemlerde özgürlüğünü bir güç sahibine devrettiği, görece daha sınırlandırılmış bir şekilde hayatına devam ettiği görülecektir. Tarih boyunca kitle yönetimi devletlerin önceliği olmuştur hep. Gerek hapishanelerin doğuşu ve gerekse akıl hastanelerinin kuruluşu hatta düzenli eğitim kurumlarının ortaya çıkışı bir yandan başıbozukluğu ve kaosu önlemişken diğer yandan da toplumu sınırlamış, bireylerin tek tipleşmesinin ve onları istenilen şekle dönüştürmenin yolunu açmıştır.
İletişim Geldi İletişim Bitti
İletişimin gelmesi ve iletişimin bitmesi… Başlığa zahiri anlamda baktığımız vakit çok ciddi bir tezatla karşı karşıya kalmaktayız. Çünkü iletişim literatürdeki anlamıyla; duygu, düşünce veya bilgilerin akla gelebilecek her türlü yolla başkalarına aktarılması ise iletişimin gelmesi ile iletişim nasıl son bulabilir?
Doğru ve Hedef Odaklı Bir Çocuk Edebiyatı
Çocuk edebiyatı; çocuklara dilin ve çizginin anlatım imkânlarıyla insan doğasını anlatır, sevdirir, hayatı tanımlamalarına ve anlamlandırmalarına yardımcı olur; estetik bir araçtır. Çocuk edebiyatı; efsaneleri, destanları, masalları hayal gücünün yardımıyla uçlara taşıyarak gerçekliğin sınırlarını genişletip düşseli geliştirmeye daha fazla imkân sağlayan ve ayrıca insan ile doğa, insan ile hayvan arasındaki ayrımları büyük oranda ortadan kaldıran ikili bir nitelik taşır. Ağaçlar konuşur, hayvanlar konuşur, bulutlar konuşur, ayrımlar silinir…
Alışverişe devam et