Bu yazıda, Kalem suresinin 4. ayeti özelinden yapılan bir yorumun yüzyıllardır değişmeyen anlamsal tekrarının ayetin verdiği mesajda bir daraltma medyana getirdiğine dikkat çekmeye çalışacağız.
وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ “Sen muhakkak ki azim bir huluq üzerindesin.” ayeti salt peygamberin azim ahlâkına yorumlandı. Surenin ilk ayetlerinde peygambere yapılan ithamlara cevaben, Rabb’in nimeti sayesinde mecnun olmadığı, kendisine kesintisiz bir ecrin verileceği, muhakkak ki azim bir huluq üzerinde bulunduğu belirtilmektedir.
الخُلُق= huluk ve hulk’un; din, tabiat ve huy anlamlarına geldiğine, yaratma, yaratılış, kişilik veya karakter anlamları da taşıdığına lügatlerde rastlamak mümkündür.
Biz de bu ayetteki merkezi temanın peygamberin ahlâkının ne denli üstün olduğu, onun kişiliğinin ne kadar sağlam olduğu, tabiatının, huyunun ne denli bir mükemmellikte olduğunu tekraren söylersek, benzerin tekrarı ile esasen anlamsal daralmaya katkı vermeye devam etmiş ve daha derinlikli bir durumu da gözden kaçırmış oluruz.
Şüphesiz bütün peygamberler Allah tarafından seçilmiş/seçkin insanladır. Bu meyanda çok sayıda ayet mevcuttur. Kaldı ki “Hani o vakit Meryem oğlu İsa: “Ey İsrailoğulları, kesinlikle ben, Allah’tan size bir elçiyim. Benden önceki Tevrat’ı tasdik edici ve benden sonra ismi “Ahmed” olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim.” demişti. Fakat O, onlara kesin belgelerle gelince: “Bu, açıkça bir büyüdür.” demişlerdi.“(Saff, 6) ayetiyle de yüzyıllar öncesinden müjdelenen bir elçidir.
Salt olarak, âlemlere rahmet olarak gönderilen (Enbiya, 107) peygamberimizin ahlâkı veya kişiliğinin bizatihi kendisini daha büyük bir ‘şey’in merkezine koymanın sakıncalarından bahsediyoruz.
Âlemlere rahmet olması dışında bir maksatla gönderilmemiş peygamberin kişiliği veya ahlâkı üzerinden rahmetin gerçekleştiğini düşünmek nasıl ki peygamberimiz için yapılan yorumlarda bir ifrata götürücüyse ve en temelde bir sapma oluşturuyorsa Kalem suresi 4. ayete yüklenilen peygamber merkezli anlamın benzeri bir anlam sapmasına yol açtığına değinmek istiyoruz.
Buradaki yorumumuzun, peygamberlerin veya özelde de son peygamber Muhammed (as)’ın ahlâkı merkezli bir yorum değildir. Peygamberi de böylesine muazzam bir kimlik ve kişiliğe sahip kılan ‘şey’in kendisine dikkat çekmek içindir.
Konuyu açacak olursak:
Vahiy almak dışında etrafındakiler misali bir beşer olduğu, “De ki: “Ben ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim. Bana sadece, sizin ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunmaktadır. O’na yönelin ve O’ndan mağfiret dileyin, müşriklere veyl olsun!” (Fussilet, 6) belirtilmekte ve başka bir ayette de “İşte böylece Sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Ancak Biz Onu (Kur’an’ı) bir nur kılıverdik, Onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz Sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip iletmektesin.”(Şûra, 52)
“Seni şaşkın halde bulup da hidayet vermedi mi?”(Dûha, 7)
وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ “Sen muhakkak ki azim bir huluq üzerindesin” ayetine; peygamber dall üzerinde iken yani şaşkın iken de, kitap nedir, iman nedir bilmezken de çok yüce bir ahlâkı vardı şeklindeki yorumların, peygamberi asıl olanın merkezine koyduklarını, “Güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim” (İbn Hanbel) hadisinde de peygamberi güzel ahlâkın tamamlanmasındaki ‘özne’ telakki ettiklerini görmek, peygamberin üzerinde bulunduğu “عَظ۪يم خُلُقٍ“ ’huluqinazim’e dikkatleri yeniden çekmeye bizleri sevk etmektedir.
Değişik bir ifadeyle Kalem suresi 4. ayette geçen ve yaygın bir kanaat olarak “Hz. Muhammed’in büyük ahlâkı” anlamında yorumlanan “عَظ۪يم خُلُقٍ“ ‘huluqinazim’eKur’an bütünselliği bağlamındadeğinmek belki daha hayırlı olacaktır.
Daha farklı bir sapmaya yol açmamak için, değerler dini (kayyum din) İslam’ın sahip olduğu değerlerden bir tanesinin de ahlâk/ahlâklılık olduğu gerçeğiyle Allah Teâlâ’nın mesajı olan vahyi/Kur’an’ı bize aktaran “yegâne güvenilir şahit”in Muhammed peygamberin ahlâkı veya emin kişiliği hakkında tek başına bile yeteri bilgi vermektedir. Ancak belirtmeliyiz ki bütün/muazzam risalet sürecinin merkezine peygamber konulduğunda oluşacak bir sapma şüphesiz ciddi bir sapma olacaktır.
Son bir tekrar olarak:
Bütün peygamberler mesajın aktaran ve uygulayıcıları olarak aynıdır ve birinin diğerine tercih edilmesi söz konusu değildir.
Kendi toplumlarının en güvenilenleri olmak.
Pratiklerinde kendileri için en küçük çıkar veya beklentileri bulunmamak.
Minnet etmemek, minnet duymamak.
Yürüdükleri yolu asla bir tercih olarak yürümemek. Değişik bir ifadeyle, mecbur kaldıkları için bu yola koyulmak ve her türlü musibete hazır olarak, ömürlerinin sonuna kadar girdikleri yolu da bedeller ödeyerek katetmek…
Muhammed peygamberin henüz bu yola girmemişken “güvenilir insan” vasfıyla tanınması da farklı bir değer doğrusu…
وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ “Sen muhakkak ki azim bir huluq üzerindesin.”
Meselenin peygamber efendimizin bireysel ahlâkının tanımlanmasından başka bir boyutta olduğunu aşağıdaki ayetten anlayabiliyoruz.
Şuarâ suresinden 124-137 ayetlerini nakletmekte fayda var. Hud (as)’ın kavmi ile bir diyalogu söz konusudur: “Hani kardeşleri Hûd, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Şüphesiz ben, size gönderilmiş emin bir resulüm. Allah’a ittika edin ve bana itaat edin. Sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. Siz her yüksek yere bir alâmet dikerek eğleniyor musunuz? İçlerinde ebedî yaşama ümidiyle sağlam yapılar mı ediniyorsunuz? Yakaladığınız zaman, zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz? Artık Allah´tan korkun ve bana itaat edin. O Allah´tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte, evlatları ve nimetleri o vermektedir. Bahçeler ve pınarlar vermektedir. Doğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım.” Dediler ki: “Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir. Bu, öncekilerin huluqundan başka bir şey değildir.””… ٱلْأَوَّلِينَ خُلُقُ لَّاإِ هَٰذَآ إِنْ (Şuarâ, 137)
“هَٰذَآ Haza: Bu…
“Bu” dedikleri şey onlara yöneltilmiş olan söylemin toplamdaki karşılığıdır.
“Senden öncekilerin böyle bir ahlâkı vardı, bu tür şeyler diyorlardı…” demek ile bireysel ahlâka vurgu yapılmış olur ki bu durum Kalem suresi 4. ayette verilen anlam misali “Ey Muhammed senin ahlâkın büyük bir ahlâktır.” ile aynı anlamsal daralmaya götürür bizi.
Öne çıkan husus Hud (as)’ın dediği gibi peygamberlerin eminliklerinin ön plana çıkması değildir. Zaten resuller emin insanlardır. Hepsi de yüklendikleri ağır sorumlukların ifası süresinde hiçbir ücret talep etmediklerini, ücretlerinin âlemlerin Rabbi tarafından verileceğini söylemektedirler. Dolayısıyla bu özelliklerinin salt ahlâk ile sınırlandırılması cihetiyle zorlamalı “Resullerin ahlâkı” izahına gitmek için fazladan bir durum söz konusu değildir.
Peki, konunun farklı bir boyuta sahip olduğunu nasıl anlayabiliriz?
وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ “Sen muhakkak ki azim bir huluq üzerindesin.” ayeti çerçevesinde “üzerinde bulunulan“ bu ayette huluq iken peygamberin üzerinde bulunduğu diğer ‘şeyler’in ne olduğuna odaklanmalıyız.
“Sana vahyolunana sımsıkı sarıl; şüphesiz sen dosdoğru yolun üzerindesin!”
Peygamber efendimizin meselenin merkezine konulmadan kendisine vahiy edilene uyması ve sağlama alınmış bir yolun üzerinde olduğu ifadesi olsa olsa peygamberin üzerinde bulunduğu huluqun ayrıca tanımlanması şeklindedir.
“Her ümmete; yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Öyle ise işte seninle çekişmesinler, Rabbine davet et! Şüphesiz ki sen; dosdoğru bir hidayet üzeresin.” مُّسْتَقِيمٍ هُدًى لَعَلَىٰ إِنَّكَ… (Hac, 67) Burada da peygamberin şahsî bir özelliğine vurgu ön planda değildir. Peygamberî davet sürecinde üzerinde bulunulan halin nasıl bir hidayet bütünlüğü olduğu anlaşılmaktadır.
Neml suresi 76-79 arasındaki ayetlerde peygamberin üzerinde bulunduğu şeyin farklı ama bütünleyici bir izahı söz konusudur.
“Şüphesiz bu Kur’an, İsrailoğullarına üzerinde ayrılığa düştükleri şeylerin çoğunu açıklıyor. Şüphesiz o, elbette mü’minler için bir hidayet ve bir rahmettir. Muhakkak Rabbin, onların arasında hükmünü verecektir. O, mutlak güç sahibidir, hakkıyla bilendir. Allah’a tevekkül et! Çünkü sen apaçık bir hak üzere bulunuyorsun.” ٱلْمُبِينِ ٱلْحَقِّ عَلَى إِنَّكَ (Neml, 76-79) Burada da görülüyor ki üzerinde bulunulan barizlik, Kur’an üzere olmanın daha ötesinde tüm peygamberlerin üzerinde bulunduğu hak ve hakikat toplamına atıf ön plana çıkmaktadır. Kur’an zaten apaçık bir hakikat ve haktır!
Peygamberlerin konumlanmasında veya insanların konum belirlemesinde esas olanın Allah katında tek geçerli din olan İslam’ın belirleyici olduğunu aşağıda verilen ayette net bir şekilde gözlemlemekteyiz.
“Yüzünü din için ikame et, sakın müşriklerden olma.” (Yunus, 105)
Şirke düşmeme konusunda peygamberin uyarıldığı bu ayette yüzün yani kimlik ve kişilik inşasının ancak dine bir bütün halinde sarılma ile mümkün olduğunu peygamber/peygamberlerin üzerinde bulundukları huluq, mustaqim olan hidayet, apaçık olan haq bir bütün olarak Allah katındaki tek geçerli olan din olduğu ve peygamberin de bu dine yüzünü ikame etmesi gerektiği bellidir.
“Hanif olarak yüzünü dine ikame et. İnsanları, üzerinde yaratmış olduğu Allah’ın fıtratına. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rum, 30)
Dinin nasıl bir din olduğunun ayrıntılı tanımlamasına, aynı fiil kökünden gelen ikame etmek, kayyum din kelimeleri incelenerek varılabilir. Lakin bu dinin aynı fiilden gelen kıymet/değer veya değerler dini olduğu da açıkça anlaşılmaktadır.
Şu durumda peygamberin üzerinde bulunduğu عَظ۪يم خُلُقٍ“ huluqin azimiçin cümlelerimizi toparlayabiliriz.
‘‘Ben, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.’’ (Muvatta, Husnü’l-Hulk, 1) hadisi ele alındığında peygamberin güzel ahlâkın tamamlanmasında bir özne olmadığı ortaya çıkmaktadır.
“… Bugün sizin için dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçip-beğendim/razı oldum…” (Maide, 3)
Tamamlanan veya kemale erdirilenin de din olduğu, Muhammed (as) ile Allah’ın razı olduğu tek din İslam’ın bilgisine ulaşmaktayız.
Bu yorumları yaptık ama biliyoruz ki Allah en doğrusunu bilendir…
1966 yılında Kahta’da doğdu. 1992 yılında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Türkiye’nin farklı illerinde hekimlik ve idarecilik görevlerinde bulundu. Malatya Tabip Odası başkanlığı görevini yürüttü. Türk Kızılay Malatya Şube Başkanlığı yaptığı dönemde Afrika’nın farklı ülkelerinde çeşitli projelerde koordinatör olarak görev aldı.
Mesleğinin yanı sıra edebiyatla da ilgilenen yazar; çalışmalarında siyaset, toplumsal adalet, dostluk, değerler ve ahlak temalarını işlemektedir. Siyaset Bilimi alanında yüksek lisans eğitimini tamamlayan Yalçın, hâlen İnönü Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdürmektedir.
Malatya’da hekimlik görevine devam eden Ali Yalçın, evli ve üç çocuk babasıdır.
Eserleri arasında; Su Sohbetleri (deneme, Nida Dergisi Yayınları), Mamılo’nun Kürekleri (roman, Bilsam Yayınları), Muhtar (roman, Bilsam Yayınları), Fetret (hikâyeler, Çıra Yayınları) ve Rüya İşçileri (roman, AZ Yayıncılık) bulunmaktadır.
İktidar; toplum bireylerini doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen, davranış ve eğilimlerini belirleyen, sosyal, siyasî, iktisadî ve benzeri birçok alanda toplumsal ilişkileri düzenleyen bağlayıcı kararlar alma, aldığı kararlara uymayanlara yaptırım uygulama dahası fiziksel güç kullanma tekelini elinde bulundurma, bu doğrultuda devlet kurum ve organlarını yönetme gibi yetkilere sahip siyasî bir kurumdur. Bu geniş yetkilere sahip olan iktidarın nasıl sınırlandırılacağı, ne şekilde dengelenip denetleneceği veya bu yetkileri kötüye kullanmasının nasıl önleneceği konusunda siyasal sistemler çeşitli teoriler geliştirmişlerdir.
Tarihin hiçbir aşamasında tek bir hakikat iddiası mutlak egemen olmamış; insanlar, toplumlar, devletler ve medeniyetler arası mücadele ve savaş mutlak anlamda son bulmamıştır. Varlık âleminde herşey zıddıyla kaim olmuştur. Gündüzün hikmeti gecede, imanın küfürde, sıcağın soğukta, bilginin cehalette saklıdır. İçtimai yaşamda da bu kural tarih boyunca geçerli olmuş, “Bârika-i hakikat, müsâdeme-i efkârdan çıkar.” vecizesiyle izah edilmiştir.
Yirmi yıla yakın zamandan beri Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olarak siyasal iktidarın başında bulunan Recep Tayyip Erdoğan, ülke sathındaki icraatlarını övgüyle kendi ağzından sıralarken, son birkaç yıldan bu yana, kültür ve eğitimde, sadece bu alanda pek başarılı olamadıklarını söylemektedir. Bunu aldığı eleştiriler üzerine mi yoksa sahiden kendi kaygısı olarak mı dile getirdiği bilinemez. Ancak görüldüğü kadarıyla ve öteden beri defalarca değinilen, konuşulan bir gerçektir bu noksanlık. Türkiye’de muhafazakâr kesimin kültür, sanat ve eğitim konularındaki tökezlemeleri hiç de son yirmi yılda başlamış değildir. Bağlı hatta bağımlı bulundukları geleneğin/genetiğin buna izin vermediğini görmedikleri, görmeye çalışmadıkları için doğmaktadır aslında söz konusu bir şey yapamamış olmaları.
Gündelik dil felsefesinin yapıldığı döneme “İkinci Analiz Dönemi” denir. Gündelik dil filozofları biçimsel dilin analizleriyle değil; doğal dillerle ilgilenmiştir. Kuşkusuz gündelik dil filozoflarından bazıları analizlerinde biçimsel dili de kullanmışlardır. Ancak bu analizler çok azdır.
Zevkinde sefasında gamında kederinde
Canan gide rindân dağıla mey ola rizân
böyle gecenin hayr umulur mu seherinde
Hayr umma eğer sadr-ı cihan olsa da
Bilfarz her kim ki hasâset ola ırk u güherinde
Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim
Gaflet ile görmez kuyuyu rehgüzerinde
Anlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât
Bin türlü teseyyüb bulunur hanelerinde
Ayînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde
Azim Huluq Üzerinde Olmak
Bu yazıda, Kalem suresinin 4. ayeti özelinden yapılan bir yorumun yüzyıllardır değişmeyen anlamsal tekrarının ayetin verdiği mesajda bir daraltma medyana getirdiğine dikkat çekmeye çalışacağız.
وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ “Sen muhakkak ki azim bir huluq üzerindesin.” ayeti salt peygamberin azim ahlâkına yorumlandı. Surenin ilk ayetlerinde peygambere yapılan ithamlara cevaben, Rabb’in nimeti sayesinde mecnun olmadığı, kendisine kesintisiz bir ecrin verileceği, muhakkak ki azim bir huluq üzerinde bulunduğu belirtilmektedir.
الخُلُق= huluk ve hulk’un; din, tabiat ve huy anlamlarına geldiğine, yaratma, yaratılış, kişilik veya karakter anlamları da taşıdığına lügatlerde rastlamak mümkündür.
Biz de bu ayetteki merkezi temanın peygamberin ahlâkının ne denli üstün olduğu, onun kişiliğinin ne kadar sağlam olduğu, tabiatının, huyunun ne denli bir mükemmellikte olduğunu tekraren söylersek, benzerin tekrarı ile esasen anlamsal daralmaya katkı vermeye devam etmiş ve daha derinlikli bir durumu da gözden kaçırmış oluruz.
Şüphesiz bütün peygamberler Allah tarafından seçilmiş/seçkin insanladır. Bu meyanda çok sayıda ayet mevcuttur. Kaldı ki “Hani o vakit Meryem oğlu İsa: “Ey İsrailoğulları, kesinlikle ben, Allah’tan size bir elçiyim. Benden önceki Tevrat’ı tasdik edici ve benden sonra ismi “Ahmed” olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim.” demişti. Fakat O, onlara kesin belgelerle gelince: “Bu, açıkça bir büyüdür.” demişlerdi.“(Saff, 6) ayetiyle de yüzyıllar öncesinden müjdelenen bir elçidir.
Âlemlere rahmet olması dışında bir maksatla gönderilmemiş peygamberin kişiliği veya ahlâkı üzerinden rahmetin gerçekleştiğini düşünmek nasıl ki peygamberimiz için yapılan yorumlarda bir ifrata götürücüyse ve en temelde bir sapma oluşturuyorsa Kalem suresi 4. ayete yüklenilen peygamber merkezli anlamın benzeri bir anlam sapmasına yol açtığına değinmek istiyoruz.
Buradaki yorumumuzun, peygamberlerin veya özelde de son peygamber Muhammed (as)’ın ahlâkı merkezli bir yorum değildir. Peygamberi de böylesine muazzam bir kimlik ve kişiliğe sahip kılan ‘şey’in kendisine dikkat çekmek içindir.
Konuyu açacak olursak:
Vahiy almak dışında etrafındakiler misali bir beşer olduğu, “De ki: “Ben ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim. Bana sadece, sizin ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunmaktadır. O’na yönelin ve O’ndan mağfiret dileyin, müşriklere veyl olsun!” (Fussilet, 6) belirtilmekte ve başka bir ayette de “İşte böylece Sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Ancak Biz Onu (Kur’an’ı) bir nur kılıverdik, Onunla kullarımızdan dilediklerimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz Sen, dosdoğru olan bir yola yöneltip iletmektesin.”(Şûra, 52)
“Seni şaşkın halde bulup da hidayet vermedi mi?”(Dûha, 7)
وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ “Sen muhakkak ki azim bir huluq üzerindesin” ayetine; peygamber dall üzerinde iken yani şaşkın iken de, kitap nedir, iman nedir bilmezken de çok yüce bir ahlâkı vardı şeklindeki yorumların, peygamberi asıl olanın merkezine koyduklarını, “Güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim” (İbn Hanbel) hadisinde de peygamberi güzel ahlâkın tamamlanmasındaki ‘özne’ telakki ettiklerini görmek, peygamberin üzerinde bulunduğu “عَظ۪يم خُلُقٍ “ ’huluqin azim’e dikkatleri yeniden çekmeye bizleri sevk etmektedir.
Değişik bir ifadeyle Kalem suresi 4. ayette geçen ve yaygın bir kanaat olarak “Hz. Muhammed’in büyük ahlâkı” anlamında yorumlanan “عَظ۪يم خُلُقٍ “ ‘huluqin azim’e Kur’an bütünselliği bağlamında değinmek belki daha hayırlı olacaktır.
Daha farklı bir sapmaya yol açmamak için, değerler dini (kayyum din) İslam’ın sahip olduğu değerlerden bir tanesinin de ahlâk/ahlâklılık olduğu gerçeğiyle Allah Teâlâ’nın mesajı olan vahyi/Kur’an’ı bize aktaran “yegâne güvenilir şahit”in Muhammed peygamberin ahlâkı veya emin kişiliği hakkında tek başına bile yeteri bilgi vermektedir. Ancak belirtmeliyiz ki bütün/muazzam risalet sürecinin merkezine peygamber konulduğunda oluşacak bir sapma şüphesiz ciddi bir sapma olacaktır.
Son bir tekrar olarak:
Bütün peygamberler mesajın aktaran ve uygulayıcıları olarak aynıdır ve birinin diğerine tercih edilmesi söz konusu değildir.
Kendi toplumlarının en güvenilenleri olmak.
Pratiklerinde kendileri için en küçük çıkar veya beklentileri bulunmamak.
Minnet etmemek, minnet duymamak.
Yürüdükleri yolu asla bir tercih olarak yürümemek. Değişik bir ifadeyle, mecbur kaldıkları için bu yola koyulmak ve her türlü musibete hazır olarak, ömürlerinin sonuna kadar girdikleri yolu da bedeller ödeyerek katetmek…
Muhammed peygamberin henüz bu yola girmemişken “güvenilir insan” vasfıyla tanınması da farklı bir değer doğrusu…
وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ “Sen muhakkak ki azim bir huluq üzerindesin.”
Meselenin peygamber efendimizin bireysel ahlâkının tanımlanmasından başka bir boyutta olduğunu aşağıdaki ayetten anlayabiliyoruz.
Şuarâ suresinden 124-137 ayetlerini nakletmekte fayda var. Hud (as)’ın kavmi ile bir diyalogu söz konusudur: “Hani kardeşleri Hûd, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Şüphesiz ben, size gönderilmiş emin bir resulüm. Allah’a ittika edin ve bana itaat edin. Sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. Siz her yüksek yere bir alâmet dikerek eğleniyor musunuz? İçlerinde ebedî yaşama ümidiyle sağlam yapılar mı ediniyorsunuz? Yakaladığınız zaman, zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz? Artık Allah´tan korkun ve bana itaat edin. O Allah´tan korkun ki, size o bildiğiniz şeyleri vermekte, evlatları ve nimetleri o vermektedir. Bahçeler ve pınarlar vermektedir. Doğrusu, ben sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım.” Dediler ki: “Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir. Bu, öncekilerin huluqundan başka bir şey değildir.””… ٱلْأَوَّلِينَ خُلُقُ لَّاإِ هَٰذَآ إِنْ (Şuarâ, 137)
“هَٰذَآ Haza: Bu…
“Bu” dedikleri şey onlara yöneltilmiş olan söylemin toplamdaki karşılığıdır.
“Senden öncekilerin böyle bir ahlâkı vardı, bu tür şeyler diyorlardı…” demek ile bireysel ahlâka vurgu yapılmış olur ki bu durum Kalem suresi 4. ayette verilen anlam misali “Ey Muhammed senin ahlâkın büyük bir ahlâktır.” ile aynı anlamsal daralmaya götürür bizi.
Öne çıkan husus Hud (as)’ın dediği gibi peygamberlerin eminliklerinin ön plana çıkması değildir. Zaten resuller emin insanlardır. Hepsi de yüklendikleri ağır sorumlukların ifası süresinde hiçbir ücret talep etmediklerini, ücretlerinin âlemlerin Rabbi tarafından verileceğini söylemektedirler. Dolayısıyla bu özelliklerinin salt ahlâk ile sınırlandırılması cihetiyle zorlamalı “Resullerin ahlâkı” izahına gitmek için fazladan bir durum söz konusu değildir.
Peki, konunun farklı bir boyuta sahip olduğunu nasıl anlayabiliriz?
وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ “Sen muhakkak ki azim bir huluq üzerindesin.” ayeti çerçevesinde “üzerinde bulunulan“ bu ayette huluq iken peygamberin üzerinde bulunduğu diğer ‘şeyler’in ne olduğuna odaklanmalıyız.
“مُسْتَق۪يمٍ صِرَاطٍ بِالَّـذ۪ٓي اُو۫حِيَ اِلَيْكَۚ اِنَّكَ عَلٰى فَاسْتَمْسِكْ”(Zuhruf, 43)
“Sana vahyolunana sımsıkı sarıl; şüphesiz sen dosdoğru yolun üzerindesin!”
Peygamber efendimizin meselenin merkezine konulmadan kendisine vahiy edilene uyması ve sağlama alınmış bir yolun üzerinde olduğu ifadesi olsa olsa peygamberin üzerinde bulunduğu huluqun ayrıca tanımlanması şeklindedir.
“Her ümmete; yerine getirmeleri gerekli ibadetler koyduk. Öyle ise işte seninle çekişmesinler, Rabbine davet et! Şüphesiz ki sen; dosdoğru bir hidayet üzeresin.” مُّسْتَقِيمٍ هُدًى لَعَلَىٰ إِنَّكَ… (Hac, 67) Burada da peygamberin şahsî bir özelliğine vurgu ön planda değildir. Peygamberî davet sürecinde üzerinde bulunulan halin nasıl bir hidayet bütünlüğü olduğu anlaşılmaktadır.
Neml suresi 76-79 arasındaki ayetlerde peygamberin üzerinde bulunduğu şeyin farklı ama bütünleyici bir izahı söz konusudur.
“Şüphesiz bu Kur’an, İsrailoğullarına üzerinde ayrılığa düştükleri şeylerin çoğunu açıklıyor. Şüphesiz o, elbette mü’minler için bir hidayet ve bir rahmettir. Muhakkak Rabbin, onların arasında hükmünü verecektir. O, mutlak güç sahibidir, hakkıyla bilendir. Allah’a tevekkül et! Çünkü sen apaçık bir hak üzere bulunuyorsun.” ٱلْمُبِينِ ٱلْحَقِّ عَلَى إِنَّكَ (Neml, 76-79) Burada da görülüyor ki üzerinde bulunulan barizlik, Kur’an üzere olmanın daha ötesinde tüm peygamberlerin üzerinde bulunduğu hak ve hakikat toplamına atıf ön plana çıkmaktadır. Kur’an zaten apaçık bir hakikat ve haktır!
Peygamberlerin konumlanmasında veya insanların konum belirlemesinde esas olanın Allah katında tek geçerli din olan İslam’ın belirleyici olduğunu aşağıda verilen ayette net bir şekilde gözlemlemekteyiz.
“Yüzünü din için ikame et, sakın müşriklerden olma.” (Yunus, 105)
Şirke düşmeme konusunda peygamberin uyarıldığı bu ayette yüzün yani kimlik ve kişilik inşasının ancak dine bir bütün halinde sarılma ile mümkün olduğunu peygamber/peygamberlerin üzerinde bulundukları huluq, mustaqim olan hidayet, apaçık olan haq bir bütün olarak Allah katındaki tek geçerli olan din olduğu ve peygamberin de bu dine yüzünü ikame etmesi gerektiği bellidir.
“Hanif olarak yüzünü dine ikame et. İnsanları, üzerinde yaratmış olduğu Allah’ın fıtratına. Allah’ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rum, 30)
Dinin nasıl bir din olduğunun ayrıntılı tanımlamasına, aynı fiil kökünden gelen ikame etmek, kayyum din kelimeleri incelenerek varılabilir. Lakin bu dinin aynı fiilden gelen kıymet/değer veya değerler dini olduğu da açıkça anlaşılmaktadır.
Şu durumda peygamberin üzerinde bulunduğu عَظ۪يم خُلُقٍ “ huluqin azim için cümlelerimizi toparlayabiliriz.
‘‘Ben, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.’’ (Muvatta, Husnü’l-Hulk, 1) hadisi ele alındığında peygamberin güzel ahlâkın tamamlanmasında bir özne olmadığı ortaya çıkmaktadır.
“… Bugün sizin için dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçip-beğendim/razı oldum…” (Maide, 3)
Tamamlanan veya kemale erdirilenin de din olduğu, Muhammed (as) ile Allah’ın razı olduğu tek din İslam’ın bilgisine ulaşmaktayız.
Bu yorumları yaptık ama biliyoruz ki Allah en doğrusunu bilendir…
Yazar
1966 yılında Kahta’da doğdu. 1992 yılında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Türkiye’nin farklı illerinde hekimlik ve idarecilik görevlerinde bulundu. Malatya Tabip Odası başkanlığı görevini yürüttü. Türk Kızılay Malatya Şube Başkanlığı yaptığı dönemde Afrika’nın farklı ülkelerinde çeşitli projelerde koordinatör olarak görev aldı.
Mesleğinin yanı sıra edebiyatla da ilgilenen yazar; çalışmalarında siyaset, toplumsal adalet, dostluk, değerler ve ahlak temalarını işlemektedir. Siyaset Bilimi alanında yüksek lisans eğitimini tamamlayan Yalçın, hâlen İnönü Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdürmektedir.
Malatya’da hekimlik görevine devam eden Ali Yalçın, evli ve üç çocuk babasıdır.
Eserleri arasında; Su Sohbetleri (deneme, Nida Dergisi Yayınları), Mamılo’nun Kürekleri (roman, Bilsam Yayınları), Muhtar (roman, Bilsam Yayınları), Fetret (hikâyeler, Çıra Yayınları) ve Rüya İşçileri (roman, AZ Yayıncılık) bulunmaktadır.
İlgili Yazılar
İktidarın Kötüye Kullanımını Önleyici İlkeler ve Kurumlar
İktidar; toplum bireylerini doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen, davranış ve eğilimlerini belirleyen, sosyal, siyasî, iktisadî ve benzeri birçok alanda toplumsal ilişkileri düzenleyen bağlayıcı kararlar alma, aldığı kararlara uymayanlara yaptırım uygulama dahası fiziksel güç kullanma tekelini elinde bulundurma, bu doğrultuda devlet kurum ve organlarını yönetme gibi yetkilere sahip siyasî bir kurumdur. Bu geniş yetkilere sahip olan iktidarın nasıl sınırlandırılacağı, ne şekilde dengelenip denetleneceği veya bu yetkileri kötüye kullanmasının nasıl önleneceği konusunda siyasal sistemler çeşitli teoriler geliştirmişlerdir.
Yanlış İnsan Tasavvurunun İfşası: Batı, Self-Sosyal Öjenizm ve Gazze
Tarihin hiçbir aşamasında tek bir hakikat iddiası mutlak egemen olmamış; insanlar, toplumlar, devletler ve medeniyetler arası mücadele ve savaş mutlak anlamda son bulmamıştır. Varlık âleminde herşey zıddıyla kaim olmuştur. Gündüzün hikmeti gecede, imanın küfürde, sıcağın soğukta, bilginin cehalette saklıdır. İçtimai yaşamda da bu kural tarih boyunca geçerli olmuş, “Bârika-i hakikat, müsâdeme-i efkârdan çıkar.” vecizesiyle izah edilmiştir.
Eleştirinin Maliyetine Giriş
Yirmi yıla yakın zamandan beri Türkiye Cumhuriyeti hükümeti olarak siyasal iktidarın başında bulunan Recep Tayyip Erdoğan, ülke sathındaki icraatlarını övgüyle kendi ağzından sıralarken, son birkaç yıldan bu yana, kültür ve eğitimde, sadece bu alanda pek başarılı olamadıklarını söylemektedir. Bunu aldığı eleştiriler üzerine mi yoksa sahiden kendi kaygısı olarak mı dile getirdiği bilinemez. Ancak görüldüğü kadarıyla ve öteden beri defalarca değinilen, konuşulan bir gerçektir bu noksanlık. Türkiye’de muhafazakâr kesimin kültür, sanat ve eğitim konularındaki tökezlemeleri hiç de son yirmi yılda başlamış değildir. Bağlı hatta bağımlı bulundukları geleneğin/genetiğin buna izin vermediğini görmedikleri, görmeye çalışmadıkları için doğmaktadır aslında söz konusu bir şey yapamamış olmaları.
Gündelik Dil Felsefesi
Gündelik dil felsefesinin yapıldığı döneme “İkinci Analiz Dönemi” denir. Gündelik dil filozofları biçimsel dilin analizleriyle değil; doğal dillerle ilgilenmiştir. Kuşkusuz gündelik dil filozoflarından bazıları analizlerinde biçimsel dili de kullanmışlardır. Ancak bu analizler çok azdır.
Mevcut Toplumda Bir Din Telâkkisi
Zevkinde sefasında gamında kederinde
Canan gide rindân dağıla mey ola rizân
böyle gecenin hayr umulur mu seherinde
Hayr umma eğer sadr-ı cihan olsa da
Bilfarz her kim ki hasâset ola ırk u güherinde
Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim
Gaflet ile görmez kuyuyu rehgüzerinde
Anlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât
Bin türlü teseyyüb bulunur hanelerinde
Ayînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz
şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde