Şimdi karşında uykusuzluk abidesi Ren geyiğine binmiş Umut arayışında. Sızlanan dizelerde büklüm büklüm bitmemiş bir romanın kahramanı gibi sağa sola yalpalanmakta Doğru ya. Bir mektubunda demiştin Mafima; Hani hastalıkta sağlıktaydı dileğimiz diye. Yanan bir odun sobasında kayboldu hayaller şimdi. Bu yazının devamı 180. sayıda. Devamını okumak için satın alın Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar …
Geçmişlerini değiştirmek isteyen Sanma ki sadece günahkârlardır. Kalplerin de Filistin gibi en kötü Zulüm gördükleri tarihler vardır Bu yazının devamı 188. sayıda. Devamını okumak için satın alın Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır. 188. Sayıyı Satın Al Giriş yap
İçimde Işıltısını Hissettiğim Hayat
Derin bir kuyuda, başımı öne eğip dizlerime sarıldım.
Düşerken üzerime damlalar, canım yandı.
Her zerresi yaktı düştüğü yeri.
Ben hiç ağlamadım, hep güldüm.
Yıkandım sandım.
Belki de bedeli budur;
Yanmak!
Ne tutuyor ki beni orda?
Kimi bekliyorum?
Hangi kalp?
Hangi nefes?
Bekleyecek miydim o eli?
Yoksa kendim mi bulacaktım kalbimi ısıtacak Nur’u?
Hangi söz sancıları azaltır?
Hangi bakış dokunur kalbe?
Sıcak hava soğuktan koruyacak mı?
Su temizler mi?
Karanlıkta ışık var mı?
Işık her zaman aydınlatır mı?
Peki uzaktan gelen köpek sesleri?
Bedenim soğuktan yanarken,
Düşüncelerim boşlukta süzüldü.
Yollar benden saklandı.
Oysa ki; ayağımın gittiği yerler yolum değil miydi?
Güneş batmaz ki; hep döner.
Ay’ın ışığı ne azalır ne de artar.
Yıldızlar hep parlar…
Işık saçarak.
Derken; ben rüyadan uyandım.
Hafif bir esinti okşarken yüzümü,
Papatyalı perdemin dans edişine takıldı gözlerim.
Kirpiklerim titredi o an…
Terime karışan gözyaşlarım süzüldü dudaklarıma.
Ne garip!
İkisinin de tadı aynıydı.
Tatlı… Tuzlu…
Yaprakların sesi, güneşin göz kırpmaları,
Bütün renkler…
Ve toprak kokusu ciğerlerime doldu.
Sadece bir nefesle.
İşte o an; içimde ışıltısını hissettiğim
Hayat gülümsedi bana.
Bu sefer onun dizlerine yattım.
Saçlarımı okşasın, Nur’uyla örsün…
Süph’ü anlatsın bana.
İlgili Yazılar
Adaletin Amentüsü
Haykırıyor âdem evladı, dillerde adaletin amentüsü,
Dualarla örülüdür yeryüzündeki masumiyetin örtüsü.
Kurmadığımız cümlelerden imtihan ediliyoruz,
Kurulan türlü tezgâhların ağırlığında eziliyoruz.
Bu dönen devrandır, şu hayat seyrandır der misin?
Ziyan olan her yaşantın için tövbe eder misin?
Gün geliyor ve bizler yek sıra halinde diziliyoruz,
Gidilen iki yolun sonunda tek sonuca seçiliyoruz.
Değişmez kanundur bu, hak daima galip gelecek,
Yetersizlik içinde olanlar yeter demeye devam edecek.
Mafima’ya Mektuplar
Şimdi karşında uykusuzluk abidesi Ren geyiğine binmiş Umut arayışında. Sızlanan dizelerde büklüm büklüm bitmemiş bir romanın kahramanı gibi sağa sola yalpalanmakta Doğru ya. Bir mektubunda demiştin Mafima; Hani hastalıkta sağlıktaydı dileğimiz diye. Yanan bir odun sobasında kayboldu hayaller şimdi. Bu yazının devamı 180. sayıda. Devamını okumak için satın alın Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar …
Büyüdük Küçüldü Sözlerimiz
Söz dağlarında heyelan oldu, kaldık buralarda,
Dil ateşten seyelan oldu, yandık bu dağlarda.
Dönemiyorum, geçmişim şaşalı kaldı benim,
Diyemiyorum, geleceğim umuttandır benim.
Büyüdük, küçüldü sözlerimiz,
Üzüldük, yaşlandı gözlerimiz.
İlkbahar’da yapraklar dökülür bu devranda,
Sonbahar’da açar çiçekler korunan kurganda.
Niyabet
Huzurun melodisiydi sanki senin sözlerin …
Güne Ahkar
Geçmişlerini değiştirmek isteyen Sanma ki sadece günahkârlardır. Kalplerin de Filistin gibi en kötü Zulüm gördükleri tarihler vardır Bu yazının devamı 188. sayıda. Devamını okumak için satın alın Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır. 188. Sayıyı Satın Al Giriş yap