ENTELEKTÜEL; “DOĞRU’YU SÖYLEMEK” Abdurrahman Arslan: Konuşmamız entelektüel üzerine olduğuna göre belki de en iyisi onun biraz kökeni üzerinde durmalıyız. Antik dönemi hariç tutarsak Hristiyanlık sonrasının Batı’sında nevzuhur bir hususiyete sahiptir. Bunun yanında da daha sonra da İslam’daki ilim ehli ile entelektüel dediğimiz aktör arasında bir ayrım yapmamız gerektiğini; İslam’da entelektüelden ziyade ilim ehlinin rolünün ve yerinin olduğunu söyleyeceğim. Bunun sebebi entelektüelin Müslüman da olsa temsil ettiği bilgiyle alakalıdır. Entelektüel, Batı’nın dinî/tarihsel evreninde ortaya çıkıyor. Antik dönemin filozoflarını hariç tutarsak, Batı’da entelektüelin doğup gelişme gösterdiği dönem yaklaşık on iki asırdan itibarendir. Adı daha konulmamış olsa bile “Üniversitas”ın kuruluşuyla başlatabiliriz. Batı’da cereyan eden fikrî ve toplumsal değişimlerle beraber bilhassa Rönesans’tan itibaren Skolastik düşünce ve dönemini temsil ve inşa eden Scholar’ın yerine bu defa...
Bu yazının devamı
179. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İslam dininin siyaset ile ilişkisi ihtiyaçlar, şartlar, mecburiyetler karşısında ve bir doğallık içerisinde akıp gelmiştir. Dahası, yeni kitabımda açıklamaya çalıştığım gibi, sekiz ile on birinci asırlar arasındaki İslam dinini temsil eden, günümüz terminolojisi ile Sünni ve Şii dediğimiz ulema, devletle aralarına mesafe koymuşlardır.
Sosyoloji disiplini için önemli başlıklardan olan köy ve şehir ayrımı konusu, özellikle bizim gibi geç ve ithal-ikameci modernleşen toplumlar için sosyal, siyasi, ekonomik ve sanatsal birçok açıdan önemli bir gerilime neden olmuştur. Gündelik hayatımızın derinliklerinde, sinemadan edebiyata, sosyal ilişkilerimizden, siyasal alana kadar her yerde
Şartlar… Ne onsuz ne de ona teslim olarak… Onsuz olunduğunda hayalci, hercaî; ona teslim olunduğundaysa statükocu, gelişime kapalı… Şartlar gözetilmeden adım atmak insanı mahcub eder.
“Kekemelik” halinin bilgi alışverişiyle, akletmekle, tefekkür etmekle alakası olmadığına göre, burada lisana yansıyan arızaları söz konusu ediyoruz demektir. Röportaj boyunca da kekemeliği içten kaynaklanan bir arıza olarak göreceğimizi beyan edelim.
İslamcılık bitti, İslamcılık zaten tarihin en büyük felaketi, din elden gitti, din iyi ki elden gitti, din elden gitmeli, İslam diye bir şey kalmadı vs… Bu ve benzeri söylemlerle çokça karşılaştığımız bu günlerde aklımıza ‘Din’e karşı ciddi bir yorgunluk mu oluştu? Müslümanlar bir yılgınlık mı yaşıyor? Bu ve benzeri söylemlerin asıl sebebi nedir?
İktidarın Soykütükleri
Röportaj: Sümeyye Zeynep Kırbaşoğlu
ENTELEKTÜEL; “DOĞRU’YU SÖYLEMEK” Abdurrahman Arslan: Konuşmamız entelektüel üzerine olduğuna göre belki de en iyisi onun biraz kökeni üzerinde durmalıyız. Antik dönemi hariç tutarsak Hristiyanlık sonrasının Batı’sında nevzuhur bir hususiyete sahiptir. Bunun yanında da daha sonra da İslam’daki ilim ehli ile entelektüel dediğimiz aktör arasında bir ayrım yapmamız gerektiğini; İslam’da entelektüelden ziyade ilim ehlinin rolünün ve yerinin olduğunu söyleyeceğim. Bunun sebebi entelektüelin Müslüman da olsa temsil ettiği bilgiyle alakalıdır. Entelektüel, Batı’nın dinî/tarihsel evreninde ortaya çıkıyor. Antik dönemin filozoflarını hariç tutarsak, Batı’da entelektüelin doğup gelişme gösterdiği dönem yaklaşık on iki asırdan itibarendir. Adı daha konulmamış olsa bile “Üniversitas”ın kuruluşuyla başlatabiliriz. Batı’da cereyan eden fikrî ve toplumsal değişimlerle beraber bilhassa Rönesans’tan itibaren Skolastik düşünce ve dönemini temsil ve inşa eden Scholar’ın yerine bu defa...
Bu yazının devamı 179. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
İslam ve Siyaset Üzerine
İslam dininin siyaset ile ilişkisi ihtiyaçlar, şartlar, mecburiyetler karşısında ve bir doğallık içerisinde akıp gelmiştir. Dahası, yeni kitabımda açıklamaya çalıştığım gibi, sekiz ile on birinci asırlar arasındaki İslam dinini temsil eden, günümüz terminolojisi ile Sünni ve Şii dediğimiz ulema, devletle aralarına mesafe koymuşlardır.
Şehir ve Köy Ayrımı Üzerine
Sosyoloji disiplini için önemli başlıklardan olan köy ve şehir ayrımı konusu, özellikle bizim gibi geç ve ithal-ikameci modernleşen toplumlar için sosyal, siyasi, ekonomik ve sanatsal birçok açıdan önemli bir gerilime neden olmuştur. Gündelik hayatımızın derinliklerinde, sinemadan edebiyata, sosyal ilişkilerimizden, siyasal alana kadar her yerde
“Şartlar Böyle” Üzerine
Şartlar… Ne onsuz ne de ona teslim olarak… Onsuz olunduğunda hayalci, hercaî; ona teslim olunduğundaysa statükocu, gelişime kapalı… Şartlar gözetilmeden adım atmak insanı mahcub eder.
Müslüman Aydın Kekemeliği Üzerine
“Kekemelik” halinin bilgi alışverişiyle, akletmekle, tefekkür etmekle alakası olmadığına göre, burada lisana yansıyan arızaları söz konusu ediyoruz demektir. Röportaj boyunca da kekemeliği içten kaynaklanan bir arıza olarak göreceğimizi beyan edelim.
İslamcılık ve Müslümanlar Üzerine
İslamcılık bitti, İslamcılık zaten tarihin en büyük felaketi, din elden gitti, din iyi ki elden gitti, din elden gitmeli, İslam diye bir şey kalmadı vs… Bu ve benzeri söylemlerle çokça karşılaştığımız bu günlerde aklımıza ‘Din’e karşı ciddi bir yorgunluk mu oluştu? Müslümanlar bir yılgınlık mı yaşıyor? Bu ve benzeri söylemlerin asıl sebebi nedir?