Rabbim! Girmiş olduğum çalışmaya doğrulukla girmeyi, çıkarken de doğrulukla çıkmayı nasip et. Katından bana yardım edecek bir güç, kuvvet ve nusret ver. İsrâ Sûresi 80. Âyette: “Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velisidirler, birbirlerine sahip çıkarlar ve birbirlerine destek olurlar” der. Bu anlamda bizleri bir araya toplayan Allah’a şükürler olsun. Vermiş olduğu nimetin hakkını, hakkıyla eda etmeyi nasip etsin.
Konumuz: İlim ve edep. İlimden daha ziyade edep kısmıyla ilgili âyetleri inceleyecek ve Kur’ân üzerinden konuyu açıklamaya çalışacağım. Biliyorsunuz ki edep Kur’ân’ın kendisidir. Diğer beşeri düşünceler bilgidir, mâlumattır. Ve hayatta bütün ilimler, bilgiler, malumatlar yanlışsız tek bir kitabın anlaşılması için okunur, tefrik edilir. Bunun dışında mutlak kaynak ve kriter Allah’ın kitabı Kur’ân’dır.
Allah’ın bize verdiği imkânlar ve nimetlere şükrettikten sonra konuya başlarken; Kur’ân-ı Kerîm’den, etkilendiğim bir vakıayı aktarmak istiyorum. Vakıa, A’râf Sûresi’nde geçen Firavun’un sihirbazları ile ilgili.
Sarıp sarmaladım, bağrıma bastım imgeyi. Anladım ki gözsüz görmek ne kadar hırka ise, gördüğüne ermek o kadar derviş.
Körler düğününde ne gelin yadırganır ne damat. Görmektir en büyük kusur.
Zayıf, güçlüye; aciz, kuvvetliye; eksik, mükemmele; çirkin, güzele; küçük, büyüğe özenir, benzemek ister. İnsanlar da böyledir, toplumlar da… Edebiyatta da çoğunlukla benzetme (teşbih) sanatının kuralı budur. Güçlü zayıfa benzetilmez; zayıf güçlüye benzetilir. Sosyal, siyasi ve ekonomik hayatta da bunu görmek mümkündür. Ancak bazen de bir hastalık olarak, güçlü olduğu halde kendini zayıf görenler; mükemmel olduğu …
“Şair ilhamının kaynağı nedir?” sorusu kökleri eskiçağlara kadar uzanan hukuki bir meseleydi. Sorun, cahiliye dönemi Araplarının bir tür edebi eğlencesi olan kaside şairlerine yönelik bakışlarından daha köklüydü. Zira Müslümanlar şiir konusunda iki taraftan Yunan-Roma ve Sasani ahlâkıyla yüzleştiler. Yunan-Roma düşüncesinde şiir etika, Sasani düşüncesinde ise edeb denilen köklü siyasi-hukuki yapıları yeniden diriltebilirdi.
Gördüğümüz ilk gölgelikte takılı kalmayacaktık. Bizim için asıl hedef o gölgelik değildi. Biz onun için burada değildik. Bizim daha önemli daha aşkın bir görevimiz vardı. Amaçlar sapınca araçlar doğruyu gösteremezler. Onun içindir ki araçlar amaçların önüne geçmemeli. Nereye gideceğini bilmeyen bir kimse, hangi aracı kullanırsa kullansın; araç ona yolunu gösteremeyecektir. Ama nereye gideceğini bilen bir kimse için her araç bir yol göstericidir.
Bir yere doğru gidiyoruz… Bunu tanımlamak, çözmek ve çözümlemek için sergilediğimiz tüm çabalar hep bir yetersizlik hissini ve karamsar belirleyicilerin tahakkümünü besliyor. İnsanın eksenini kaydıran etkenlerin yaşam tarzımızda, zaman algımızda, çalışma biçimimizde, toplumsal ve bireysel kimliklerimizde yarattığı kapsamlı değişimler, korkunun ve endişenin ortaya çıkardığı kabullere dönüşüyor. Nostalji ve kazanım örüntüleri ile tıkanan zihinlerin hayalle gerçek arasında gördüğü bağlantısızlığın doğurduğu ümitsizlik hâli, daha fazla parçayı bütünle eşleştirmesini ve idealize edilen yitirilmişlere ulaşma beklentilerini duygusallaştırmasını sağlıyor.
“İlim Edebi” Meselesi
Rabbim! Girmiş olduğum çalışmaya doğrulukla girmeyi, çıkarken de doğrulukla çıkmayı nasip et. Katından bana yardım edecek bir güç, kuvvet ve nusret ver. İsrâ Sûresi 80. Âyette: “Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velisidirler, birbirlerine sahip çıkarlar ve birbirlerine destek olurlar” der. Bu anlamda bizleri bir araya toplayan Allah’a şükürler olsun. Vermiş olduğu nimetin hakkını, hakkıyla eda etmeyi nasip etsin.
Konumuz: İlim ve edep. İlimden daha ziyade edep kısmıyla ilgili âyetleri inceleyecek ve Kur’ân üzerinden konuyu açıklamaya çalışacağım. Biliyorsunuz ki edep Kur’ân’ın kendisidir. Diğer beşeri düşünceler bilgidir, mâlumattır. Ve hayatta bütün ilimler, bilgiler, malumatlar yanlışsız tek bir kitabın anlaşılması için okunur, tefrik edilir. Bunun dışında mutlak kaynak ve kriter Allah’ın kitabı Kur’ân’dır.
Allah’ın bize verdiği imkânlar ve nimetlere şükrettikten sonra konuya başlarken; Kur’ân-ı Kerîm’den, etkilendiğim bir vakıayı aktarmak istiyorum. Vakıa, A’râf Sûresi’nde geçen Firavun’un sihirbazları ile ilgili.
Bu yazının devamı 195. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
195. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Göz, Şiir ve Yedi
Sarıp sarmaladım, bağrıma bastım imgeyi. Anladım ki gözsüz görmek ne kadar hırka ise, gördüğüne ermek o kadar derviş.
Körler düğününde ne gelin yadırganır ne damat. Görmektir en büyük kusur.
İslam Neyin Nesi
Zayıf, güçlüye; aciz, kuvvetliye; eksik, mükemmele; çirkin, güzele; küçük, büyüğe özenir, benzemek ister. İnsanlar da böyledir, toplumlar da… Edebiyatta da çoğunlukla benzetme (teşbih) sanatının kuralı budur. Güçlü zayıfa benzetilmez; zayıf güçlüye benzetilir. Sosyal, siyasi ve ekonomik hayatta da bunu görmek mümkündür. Ancak bazen de bir hastalık olarak, güçlü olduğu halde kendini zayıf görenler; mükemmel olduğu …
Şiir Hukuku
“Şair ilhamının kaynağı nedir?” sorusu kökleri eskiçağlara kadar uzanan hukuki bir meseleydi. Sorun, cahiliye dönemi Araplarının bir tür edebi eğlencesi olan kaside şairlerine yönelik bakışlarından daha köklüydü. Zira Müslümanlar şiir konusunda iki taraftan Yunan-Roma ve Sasani ahlâkıyla yüzleştiler. Yunan-Roma düşüncesinde şiir etika, Sasani düşüncesinde ise edeb denilen köklü siyasi-hukuki yapıları yeniden diriltebilirdi.
Son Nefes
Gördüğümüz ilk gölgelikte takılı kalmayacaktık. Bizim için asıl hedef o gölgelik değildi. Biz onun için burada değildik. Bizim daha önemli daha aşkın bir görevimiz vardı. Amaçlar sapınca araçlar doğruyu gösteremezler. Onun içindir ki araçlar amaçların önüne geçmemeli. Nereye gideceğini bilmeyen bir kimse, hangi aracı kullanırsa kullansın; araç ona yolunu gösteremeyecektir. Ama nereye gideceğini bilen bir kimse için her araç bir yol göstericidir.
Kendine Yabancılaşmak: Çölün Kentine Sıkışmak
Bir yere doğru gidiyoruz… Bunu tanımlamak, çözmek ve çözümlemek için sergilediğimiz tüm çabalar hep bir yetersizlik hissini ve karamsar belirleyicilerin tahakkümünü besliyor. İnsanın eksenini kaydıran etkenlerin yaşam tarzımızda, zaman algımızda, çalışma biçimimizde, toplumsal ve bireysel kimliklerimizde yarattığı kapsamlı değişimler, korkunun ve endişenin ortaya çıkardığı kabullere dönüşüyor. Nostalji ve kazanım örüntüleri ile tıkanan zihinlerin hayalle gerçek arasında gördüğü bağlantısızlığın doğurduğu ümitsizlik hâli, daha fazla parçayı bütünle eşleştirmesini ve idealize edilen yitirilmişlere ulaşma beklentilerini duygusallaştırmasını sağlıyor.
Alışverişe devam et