Filler neye benzer bilir misiniz? İnsan gibidirler; hatta insandan daha insan gibidirler.
Peter Corneille
Meşrubat fabrikasının önünde sağıma soluma bakınırken, yanıma gelen adama söylediğim söz daha dün gibi aklımda: “Dedem kayboldu!”
Kaybolmak öznenin değişimiyle anlam kazanıyor. Sonuçta herkes bir yerlerde, kimseyi kara delik yutmuyor, uzaylılar kadavra malzemesi olarak kullanmıyor, ecinni taifesiyle pişpirik âlemlerine gömüldüklerini de zannetmiyorum. Duyularımızın sınırıyla belirlenen bir nitelik “kayıp”, bir yerlerde olanla mesafemiz abartılı bir şekilde açıldığında kaplıyor her yeri kayıp ilanları.
Anneden, babadan uzaklaşan çocukların (ölüm, ayrılık vs.) başat temalardan biri olduğu çocuk edebiyatında, hem yol hikâyesi anlatıp hem de temel ihtiyaçlardan mahrum kalışı duygu sağanağının altında sakince önümüze seren kitaplardan biriyle kesişti yolum. Güvenlik algısını ters çevirip; polisin eline geçmemeye, sosyal hizmetler görevlilerinin eline koz vermemeye ve her şeyden önemlisi açlıktan, susuzluktan ölmemeye çalışan Jack’in hikâyesi, eskilerin tabiriyle pek “firaklı” değil. Hatta pembeden, beyazdan başlayıp turuncuya, kahverengiye vardırdığı yalanlarla hali vakti yerinde bir stratejist on bir yaşındaki Jack! “Yanardöner halleri” şeklinde nitelenen annesinin sinir krizleri ve duygusal istikrarsızlığına rağmen annesinden büyük ölçüde memnun olan Jack, kamp yerinde anneyle uyuyup annesiz uyanınca başlıyor borazanlar ötmeye. İç dünyasındaki panik havasını adım adım giderek dengelemeye çalışıyor kahramanımız.
Bu yazının devamı
211. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Ümit ederim iyisindir, zira ümit soluk alıp-vermenin niteliğini etkiler… Nicedir yazıyorum, içimden geldiği, dilimin döndüğü, aklımın erdiği kadarıyla… Geçen mektupta “istersen yaz e-mail adresime” dedim. Yazmadın, demek ki istemedin, yoksa yazacaklarını bitirmiş, sebeplerini yitirmiş olamazsın. Yok yok, sitem değil bu, niye sitem edeyim ki yazmak benim kararım ve tercihim, senin için de durum aynı diğer bir ifadeyle. Ama yazsaydın, yazmak kadar okumak da iyi gelirdi bana. Hâlinden haber almak, kafanı yoranları, gönlünü besleyenleri, ümidini destekleyenleri görmek isterdim/isterim. Kapsama alanımda olanlar ilgilendirir beni, yazarken dinliyor ve dinleniyorum ben, öyle düşünüyorum işte, yazmak bana iyi geldiği gibi sana da iyi gelir düşüncesindeyim.
Ankara’dan taşınarak İstanbul’a yerleşme kararı aldığımız o günlerde ilginç bir rüya görmüştüm: kayalık dağların arasından çok yüksek sesle ezan okuyordum ve beni kimse duymuyordu. İstanbul’da ormanlar arasında köy benzeri bir yere taşınmak nasip oldu. Komşularımız ya sonradan oraya ev yaptırıp daha çok dinlenmek için gelen kimselerdi ya da otuz kırk sene önce çoğunlukla Karadeniz’den gelip …
Sarıp sarmaladım, bağrıma bastım imgeyi. Anladım ki gözsüz görmek ne kadar hırka ise, gördüğüne ermek o kadar derviş.
Körler düğününde ne gelin yadırganır ne damat. Görmektir en büyük kusur.
Bir isyan görünce korkarım. Bilmeyebilir insan, unutabilir, gaflet edebilir, şaşırabilir, bir yanlışlık yapabilir… Ama yaratılan aciz bir kul, Yaratanına böyle bir cevap verebilir mi? Bu ne cüret! Ahiretin ve hesabın gerçek olduğuna dair yüzde bir ihtimal veren bir kimsenin dahi söyleyebileceği bir söz müdür bu?
Şiirin en çok hangi mısrası Demirel’in derhal faksa sarılmasına yol açmıştır, bunu kestirmek güç. Belki tamamı, belki de bazı bölümleri. Ancak “Köylü milletin efendisidir.” şiarının söylem olarak takipçisi sayılan ve “Çoban Sülü” olarak da anılan mezkûr politikacı, belki de şu mısradan daha fazla rahatsız olmuştur:
Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
Çünkü onlar yanlış partilere oy verirler.
Kaybolmamak İçin Yola Çıkanlara; Hiç Durmayanlara
Filler neye benzer bilir misiniz? İnsan gibidirler; hatta insandan daha insan gibidirler.
Peter Corneille
Meşrubat fabrikasının önünde sağıma soluma bakınırken, yanıma gelen adama söylediğim söz daha dün gibi aklımda: “Dedem kayboldu!”
Kaybolmak öznenin değişimiyle anlam kazanıyor. Sonuçta herkes bir yerlerde, kimseyi kara delik yutmuyor, uzaylılar kadavra malzemesi olarak kullanmıyor, ecinni taifesiyle pişpirik âlemlerine gömüldüklerini de zannetmiyorum. Duyularımızın sınırıyla belirlenen bir nitelik “kayıp”, bir yerlerde olanla mesafemiz abartılı bir şekilde açıldığında kaplıyor her yeri kayıp ilanları.
Anneden, babadan uzaklaşan çocukların (ölüm, ayrılık vs.) başat temalardan biri olduğu çocuk edebiyatında, hem yol hikâyesi anlatıp hem de temel ihtiyaçlardan mahrum kalışı duygu sağanağının altında sakince önümüze seren kitaplardan biriyle kesişti yolum. Güvenlik algısını ters çevirip; polisin eline geçmemeye, sosyal hizmetler görevlilerinin eline koz vermemeye ve her şeyden önemlisi açlıktan, susuzluktan ölmemeye çalışan Jack’in hikâyesi, eskilerin tabiriyle pek “firaklı” değil. Hatta pembeden, beyazdan başlayıp turuncuya, kahverengiye vardırdığı yalanlarla hali vakti yerinde bir stratejist on bir yaşındaki Jack! “Yanardöner halleri” şeklinde nitelenen annesinin sinir krizleri ve duygusal istikrarsızlığına rağmen annesinden büyük ölçüde memnun olan Jack, kamp yerinde anneyle uyuyup annesiz uyanınca başlıyor borazanlar ötmeye. İç dünyasındaki panik havasını adım adım giderek dengelemeye çalışıyor kahramanımız.
Bu yazının devamı 211. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Mektup V
Ümit ederim iyisindir, zira ümit soluk alıp-vermenin niteliğini etkiler… Nicedir yazıyorum, içimden geldiği, dilimin döndüğü, aklımın erdiği kadarıyla… Geçen mektupta “istersen yaz e-mail adresime” dedim. Yazmadın, demek ki istemedin, yoksa yazacaklarını bitirmiş, sebeplerini yitirmiş olamazsın. Yok yok, sitem değil bu, niye sitem edeyim ki yazmak benim kararım ve tercihim, senin için de durum aynı diğer bir ifadeyle. Ama yazsaydın, yazmak kadar okumak da iyi gelirdi bana. Hâlinden haber almak, kafanı yoranları, gönlünü besleyenleri, ümidini destekleyenleri görmek isterdim/isterim. Kapsama alanımda olanlar ilgilendirir beni, yazarken dinliyor ve dinleniyorum ben, öyle düşünüyorum işte, yazmak bana iyi geldiği gibi sana da iyi gelir düşüncesindeyim.
Aynı Dili Konuşmak
Ankara’dan taşınarak İstanbul’a yerleşme kararı aldığımız o günlerde ilginç bir rüya görmüştüm: kayalık dağların arasından çok yüksek sesle ezan okuyordum ve beni kimse duymuyordu. İstanbul’da ormanlar arasında köy benzeri bir yere taşınmak nasip oldu. Komşularımız ya sonradan oraya ev yaptırıp daha çok dinlenmek için gelen kimselerdi ya da otuz kırk sene önce çoğunlukla Karadeniz’den gelip …
Göz, Şiir ve Yedi
Sarıp sarmaladım, bağrıma bastım imgeyi. Anladım ki gözsüz görmek ne kadar hırka ise, gördüğüne ermek o kadar derviş.
Körler düğününde ne gelin yadırganır ne damat. Görmektir en büyük kusur.
Sen Değerlerini Korursan Değerlerin de Seni Korur
Bir isyan görünce korkarım. Bilmeyebilir insan, unutabilir, gaflet edebilir, şaşırabilir, bir yanlışlık yapabilir… Ama yaratılan aciz bir kul, Yaratanına böyle bir cevap verebilir mi? Bu ne cüret! Ahiretin ve hesabın gerçek olduğuna dair yüzde bir ihtimal veren bir kimsenin dahi söyleyebileceği bir söz müdür bu?
Köylülerin Öç Alma Vakti mi?
Şiirin en çok hangi mısrası Demirel’in derhal faksa sarılmasına yol açmıştır, bunu kestirmek güç. Belki tamamı, belki de bazı bölümleri. Ancak “Köylü milletin efendisidir.” şiarının söylem olarak takipçisi sayılan ve “Çoban Sülü” olarak da anılan mezkûr politikacı, belki de şu mısradan daha fazla rahatsız olmuştur:
Köylüleri niçin öldürmeliyiz?
Çünkü onlar yanlış partilere oy verirler.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.