Filistin meselesi, yalnızca bir toprak işgali ya da bölgesel bir çatışma değil, aynı zamanda çağdaş dünyanın adalet, sömürgecilik, insan hakları ve uluslararası siyaset gibi meselelerle imtihanıdır. Bugün için bu küresel ölçekte bir gerçektir ve böyledir. Bu yönüyle de nitekim öyle de olmuştur ve yine Filistin meselesinin bugün itibariyle bakıldığında yine küresel ölçekte bir edebi, sanatsal ve büyük ölçüde de poetik bir ilginin odağında olduğunu söylemek gerekmektedir. Gerçi daha çok dünya kamuoyunun underground/yeraltı ya da özgürlükçü, direnişçi, devrimci kesimlerinin ilgi odağında duran bir mesele olması ve bir başka biçimde de bu ilginin, ister Doğu’da ister Batı’da, ister Güney’de ve isterse Kuzey’de olsun bahse konu dünya kamuoyunun -yönetsel katları bir yana- daha çok halklar nezdinde maşeri bir ilgi olduğunu da ayrıca ifade etmek gerekmektedir.
Bu gerçekten hareketle demek gerekmektedir; evet tıpkı olageldiği gibi Filistin, yalnızca siyasetçilerin değil, entelektüellerin, sanatçıların ve özellikle de edebiyatçıların hem de yoğun biçimde yöneldikleri bir ilgi alanı olmuş durumdadır ve böyle de olmalıdır. Zira edebiyat, sadece estetik bir anlatı değil; aynı zamanda bir vicdan, direniş ve hafıza aracı olarak da ayrıca önem arz etmektedir ve tarih boyunca bunun çokça örneği olduğunu söylemek gerekmektedir.
Bilindiği üzere, Türk edebiyatı da bu bağlamda Filistin sorununa dair hem tarihsel hem de ahlaki bir sorumluluk taşımıştır. Çok uzun sayılmayacak bir zaman önce, özellikle sol-devrim tandanslı ve daha çok FKÖ/Filistin Kurtuluş Örgütü ve El-Fetih/Filistin Ulusal Kurtuluş Hareketi bağlamında bir yöntem izlenerek; çoğunlukla FKÖ/Filistin Kurtuluş Örgütü ilgi ve sevgisi üzerinde şekillenen devrimci sol bir yazınsal çaba ile yine aynı dönem bağlamındaki eylemci, radikal İslami yaklaşım biçimleriyle şekillenen bir başka yazınsal çabadan söz edilebilir.
Elbet bu halin ülkemiz için oldukça düşündürücü ve içi dolu bir geçmişe dayandığını söylemek ve bundan dolayı da Türk edebiyatının, özellikle modernlik sonrası dönem boyunca, Osmanlı sonrası coğrafyalarda yaşanan trajedilere karşı her zaman duyarlı bir tavır sergilediğini eklemek gerekmektedir. Bilindiği üzere Filistin, gerek coğrafi ve gerekse siyasi bakımdan başta bu coğrafya olmak üzere, Ortadoğu’dan dünyaya uzanan bir önem, ilgi ve bilginin odağında durmuştur hep. Sözgelimi;
Kudüs’ün ve çevresinin Osmanlı döneminden itibaren özellikle Türk kolektif hafızası ve Ortadoğu’nun yaralanmış parçalı hafızasından kaynaklı dünya ölçeğinde önemli bir yerinin olduğunu en başta söylemek gerekmektedir.
Bundan dolayı da bu ortak ve giderek evrensel özellik kazanan mazlum ve masum geçmişin, özellikle bu coğrafyalarda yaşayan edebiyatçılar başta olmak üzere, bir yerel ilginin ötesine de taşacak biçimde evrensel kazanımlar için bir ilham kaynağı oluşuna şaşırmamak germektedir. Dahası, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir adlı kıymetli eserinde bahsettiği gibi gerek bir bütün olarak Filistin, gerek Kudüs ve gerekse Gazze gibi şehirler, mekânlar, yerler sadece fiziki mekânlar değil, aynı zamanda birer anlam ve tarih deposu olma özelliğiyle de bu evrensel ilginin odağını oluşturmaktadırlar. Tam da bu gerçek nezdinde düşünüldüğünde; Filistin, Kudüs ve Gazze’nin de bu bağlamda hem Müslüman dünyanın hem de Osmanlı geçmişinin bir simgesi olarak edebiyata taşınabilirliğinin düşündürücü olduğu kadar kıymetli nedensel içeriği üzerinde durmanın gerekliliği daha açık bir gerçeklik kazanmış olacaktır.
Bu ortak geçmişi yeniden hatırlatmak, özellikle genç kuşaklarda Filistin’e karşı empati kurma ve tarihsel sorumluluk bilinci geliştirme açısından önemlidir. İşte edebiyat, tamda bu noktada bir “hafıza mekânı” işlevi görebilen özelliğiyle ayrıca önem kazanacaktır. Bilindiği üzere; edebiyatın genel kapsamı bir yana özellikle şiir, tüm Ortadoğu coğrafyasında olduğu gibi, Türk edebiyatında politik, yer yer lirik duyarlılığın en yoğun biçimde ifade edildiği türlerden biri olmuştur.
Bu bağlamda Filistin meselesinin de şairlerin dikkatinden kaçmadığını eklemek gerekmektedir. Sözgelimi; özellikle 1960’lardan sonra yükselen ve 80 sonrasında daha da politik ve entelektüel pratik bağlamında epeyce mesafe kazandığı gözlenen İslami duyarlılık ve üçüncü dünyacı perspektifin Filistin direnişine karşı güçlü bir şiirsel damar oluşturduğunu, öncülerini Sezai Karakoç’un Ey Sevgili adlı şiirinde geçen “Kudüs ey sevgili” hitabı ile bildiğimiz, sonrasında Cahit Koytak’ın Gazze Risalesi ve Nuri Pakdil’in Anneler ve Kudüsler adlı şiiriyle belirginleşen bir mekânın, şehrin, coğrafyanın kutsallığını bir sevgiliyle özdeşleştirerek hem estetik hem de politik bir duyarlılık üretilmiş olması bu anlamda hayli önem taşımaktadır.
Benzer şekilde İsmet Özel’in Amentü şiiri de sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı bir başkaldırının şiirsel manifestosu olarak dikkat çekmekte, tüm bu ilgi toplamı ile bakıldığında ise, gerek özgün tarihsel dizge üzerindeki evrensel kendilikten ve gerekse de modernlik sonrası azgınlaşarak büyümeye yüz tutan emperyal kapitalizme ve onun hem yanı başında hem de yedeği durumundaki şizofren kapitalist Siyonizm’e karşı yükselen bu tür metinlerin bir sanatsal kendini tutamayış -ya da sadece mevcut duruma karşı bir tepki ile oluşmuştan da öte- sözgelimi, Ghassan Kanafani’nin ‘Güneşteki Adamlar’, Mahmud Derviş’in ‘Atı Neden Yalnız Bıraktın’, ‘Kanatsız Kuşlar’, Tevfik Zayyad’ın tüm şiirleri Selma KadriCeyyusi, Liana Badr, Hind Husseini, Susan Abdulvaha, Samira Azzam, gibi Filistinli romancı ve hikâyecilerin açtığı seslerle birleşip Edward Said’in bir evrensel mesele halinde işlemiş olduğu Filistin gerçeğini bir sorun “Filistin Sorunu” olarak Siyonizm’e karşı atmış olduğu taş’a dönüştüren ve bu haliyle geleceğe dair bir direniş ahlâkı inşa etmeye yönelen bir damar oluşturduğundan söz etmek gerekmektedir.
Geleneksel edebiyat teorisinden de okunacağı üzere, özellikle roman ve öykü ile işlenen yazınsal işlevin bireyin iç dünyasını ve yaşadığı trajedileri detaylı bir şekilde anlatmaya olanak tanıyışından da hareketle sözgelimi,
Filistinli çocukların yaşadığı dram, parçalanmış aileler, sürgünlük ve işgalin gündelik hayata etkisi gibi temalar, roman kurgusu içinde evrensel bir empati alanı yaratabildiği de ayrıca görülecektir.
Örneğin Orhan Kemal’in ya da Yaşar Kemal’in romanlarında Anadolu insanının yoksulluğu ve mücadelesi nasıl evrensel bir hikâyeye dönüşmüşse, tıpkı onlar gibi, bir Selma Kadri’nin, Liana Badr’ın roman ve hikâyelerinin de aynı işlevi ortaya koyacağını da ekleyerek, aynı yazınsal çabanın Türk romancı ve hikâyecilerce de yapılabileceğinden söz etmek gerekmektedir.
Bir güzel örnek olarak, bu bağlamda, Hasan Aycın gibi yazar ve çizerlerin Filistin’e dair görsel-şiirsel anlatılarını da ekleyerek, bu türden çalışmaların özellikle genç kuşaklara ulaşmak açısından güçlü bir etkileyicilik sunabileceğini de eklemek gerekmektedir.
Değil mi ki; edebiyat sadece içerik değil, aynı zamanda bir dil meselesidir ve Filistin halkı ile Türk halkı arasında ortak bir dil inşa etmek üzere, elbette yapılan onca işi de unutmadan -lakin bunca iş yapılırken- sözgelimi, neredeyse rutinleşmiş bir değini gibi olagelen özel dosya oluşturmak, bir kapağa taşımak vs. gibi kanıksanması mümkün işlerden daha fazla ve daha içten bir yordamla yükselen evrensel toplama katılmak ve o toplamı etkilemek üzere, oluşmuş haldeki evrensel empatiyi, daha pratik ve sonuç alıcı bir eylemci çizgiye taşımakta böylece mümkün olabilecektir. Bu anlamda daha çok Türk edebiyatının sol ekseninde olageldiğini ve zamanla sağ eksenini de etkileyerek geliştiğini ve ama en özgün halini de bir politik işlev yüklesin ya da yüklemesin daha çok bağımsız sanatsal eksenlerde duran emek sahibi sanatçılarda gördüğümüz, çeviri çabalarının da önemli bir rol oynadığını ifade etmek ise ayrı bir önem taşımaktadır. Bu anlamda Mahmud Derviş gibi Filistinli şairlerin Türkçeye çevrilmesi ile başlayan bu çabanın yalnızca bir edebi aktarma değil, aynı zamanda kültürel bir dayanışmaya yol açacağını da düşünecek olursak bu anlamda yapılmaya başlayan birkaç başka çalışmanın bu dayanışma alanını genişleteceğinden söz edilebilecektir. Sözgelimi, yine aynı bağlamda olagelen tüm bu çaba ile yetinmeyerek, Türk yazar, romancı ve şairlerinin Filistinli yazarlarla ortak projelerde buluşması, ortak okumaların yapılması, karşılaştırmalı edebiyatlar bağlamında birinden diğerine etkileşim sağlayabilecek ortak temaların keşfi ile, romanların ve hikâyelerin doğmasına katkı sağlayabileceği hususu dikkate değerdir.
Ezcümle, edebiyat sınırları aşabilen bir anlatı biçimidir. Bu bağlamda, “Türk Edebiyatı”nın Filistin‘e dair ortaya koyacağı her eser, yalnızca yerel değil, küresel bir kamuoyuna da hitap edebilir. Nobel ödüllü yazarların eserlerinin dünya kamuoyunda nasıl etkiler yarattığı düşünüldüğünde, Türk edebiyatının da küresel vicdana hitap eden nitelikli ürünler vermesi gerektiği açıktır. Örneğin, Elif Şafak’ın ya da Orhan Pamuk’un dünya çapında bilinen isimler olması, onların kaleminden çıkacak bir Filistin temalı anlatının çok daha geniş kitlelere ulaşabileceğini gösterecek nitelikte olup, onlarda bu meyanda bir ilgi yok ise, ya bu ilgiyi oluşturabilecek bir iç duyarlılığı onlara da hatırlatacak bir yolun bulunması ya da bu yolu açabilecek maharet sahibi Türk sanatçıların desteklenmesi gibi daha büyük amaçların sesleneceği daha üst yordamların aranması gerektiği de ayrıca görülecektir.
Biz öyle biliriz ki; Filistin meselesi, bir insanlık meselesidir. Türk edebiyatı, bu meseleye karşı duyarsız kalmamalı; şiirle, romanla, denemeyle, çeviriyle ve anlatıyla Filistin halkının sesi olmalıdır. Bilinen bir gerçektir; edebiyat, politik bir araç olmaktan ziyade vicdani bir sorumluluk alanıdır. Bu sorumluluğun hakkıyla yerine getirilmesi halinde Türk edebiyatı Filistin meselesine yalnızca bir katkı sunmakla kalmayacak; aynı zamanda kendi ahlaki derinliğini ve insani ufkunu da genişletecektir.
1970 yılında Erzurum / Aziziye ilçesinde doğdu. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi İlahiyat Ön Lisans Programı’ndan mezun oldu.
Dinî ilimler ve edebiyat alanlarında özellikle deneme türünde yazılar kaleme alan Özmen, düşünce ve kültür dünyasına katkı sunmayı amaçlayan çalışmalar yürütmektedir. Güncel şehir meseleleri ve dinî içerikli yazılarıyla Ürgüp Haber Gazetesi ile Ceride-i İlmiyye’de yazmayı sürdürmektedir. 2025 yılından itibaren ise Nida ve Hece dergilerinde yazıları yayımlanmaktadır.
“Bana bir şey olmaz.” deyip “Bir defalık yanlıştan ne çıkar?” diyerek yol alanların; yolun sonunda “ne çok yanılgı yaşadım.” diyenlerin yeridir dünya… Kimi zaman hatalarla yüzleşmekten kaçındığımız, kimi zaman kendimizden kaçtığımız yerdir dünya…
“ Evleri mevsimlere kapatmamakla başlar hikâyeler. Uçuşan bir çiçeğin rüzgârla rüzgârın çocuk kovalamacası ile doğrudan ilgisi vardır.” Bir düzen ile doğarız. Yerli yerinde, sıralı ve rengârenk bir uyum, estetik ve letafet kuşatır bizi. Bakmakla hareketlenen hisler, duyma mesafesi bu dengenin bir parçası haline gelmemize olanak …
İsrail hapishanelerinde sona erdirilen binlerce umut, hayal ve hayat vardır. Bunlardan sadece birinin hikâyesi 3000 Gece’ye konu olur. İsrail’in Filistinlilere karşı uyguladığı baskı ve zulümler sebebiyle Filistinli direniş örgütleri de kimi zaman bireysel, kimi zaman da toplu eylemlerle İsraillilere karşılık vermektedirler. İşgalci İsrail askerilerinin kontrol noktasına bir eylem düzenlenmesi sonrasında Filistinli genci arabasına alan Layal, eylemin destekçisi kabul edilir. Sorgu ve işkencelere maruz bırakılır. Layal böylece İsrail hapishanelerinde sayısı bilinemeyen kadınlar arasında bir sayıyla (735) damgalanır.
Biliyor musun, Hz. Ali’nin çok güzel bir sözü vardır: ‘Kişi dilinin altında gizlidir.’ diye… Sana bu sözden kompozisyon yaz demeyeceğim. Seni eskimeyen tarihin sayfalarına götürüp halen dipdiri olan Hz. İbrahim’le birlikte bir zihin yolculuğuna çıkarmak istiyorum.
Bir İnsanlık Meselesi Olarak Filistin, Bir Vicdan Alanı Olarak Edebiyat
Filistin meselesi, yalnızca bir toprak işgali ya da bölgesel bir çatışma değil, aynı zamanda çağdaş dünyanın adalet, sömürgecilik, insan hakları ve uluslararası siyaset gibi meselelerle imtihanıdır. Bugün için bu küresel ölçekte bir gerçektir ve böyledir. Bu yönüyle de nitekim öyle de olmuştur ve yine Filistin meselesinin bugün itibariyle bakıldığında yine küresel ölçekte bir edebi, sanatsal ve büyük ölçüde de poetik bir ilginin odağında olduğunu söylemek gerekmektedir. Gerçi daha çok dünya kamuoyunun underground/yeraltı ya da özgürlükçü, direnişçi, devrimci kesimlerinin ilgi odağında duran bir mesele olması ve bir başka biçimde de bu ilginin, ister Doğu’da ister Batı’da, ister Güney’de ve isterse Kuzey’de olsun bahse konu dünya kamuoyunun -yönetsel katları bir yana- daha çok halklar nezdinde maşeri bir ilgi olduğunu da ayrıca ifade etmek gerekmektedir.
Bu gerçekten hareketle demek gerekmektedir; evet tıpkı olageldiği gibi Filistin, yalnızca siyasetçilerin değil, entelektüellerin, sanatçıların ve özellikle de edebiyatçıların hem de yoğun biçimde yöneldikleri bir ilgi alanı olmuş durumdadır ve böyle de olmalıdır. Zira edebiyat, sadece estetik bir anlatı değil; aynı zamanda bir vicdan, direniş ve hafıza aracı olarak da ayrıca önem arz etmektedir ve tarih boyunca bunun çokça örneği olduğunu söylemek gerekmektedir.
Bilindiği üzere, Türk edebiyatı da bu bağlamda Filistin sorununa dair hem tarihsel hem de ahlaki bir sorumluluk taşımıştır. Çok uzun sayılmayacak bir zaman önce, özellikle sol-devrim tandanslı ve daha çok FKÖ/Filistin Kurtuluş Örgütü ve El-Fetih/Filistin Ulusal Kurtuluş Hareketi bağlamında bir yöntem izlenerek; çoğunlukla FKÖ/Filistin Kurtuluş Örgütü ilgi ve sevgisi üzerinde şekillenen devrimci sol bir yazınsal çaba ile yine aynı dönem bağlamındaki eylemci, radikal İslami yaklaşım biçimleriyle şekillenen bir başka yazınsal çabadan söz edilebilir.
Elbet bu halin ülkemiz için oldukça düşündürücü ve içi dolu bir geçmişe dayandığını söylemek ve bundan dolayı da Türk edebiyatının, özellikle modernlik sonrası dönem boyunca, Osmanlı sonrası coğrafyalarda yaşanan trajedilere karşı her zaman duyarlı bir tavır sergilediğini eklemek gerekmektedir. Bilindiği üzere Filistin, gerek coğrafi ve gerekse siyasi bakımdan başta bu coğrafya olmak üzere, Ortadoğu’dan dünyaya uzanan bir önem, ilgi ve bilginin odağında durmuştur hep. Sözgelimi;
Bundan dolayı da bu ortak ve giderek evrensel özellik kazanan mazlum ve masum geçmişin, özellikle bu coğrafyalarda yaşayan edebiyatçılar başta olmak üzere, bir yerel ilginin ötesine de taşacak biçimde evrensel kazanımlar için bir ilham kaynağı oluşuna şaşırmamak germektedir. Dahası, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Beş Şehir adlı kıymetli eserinde bahsettiği gibi gerek bir bütün olarak Filistin, gerek Kudüs ve gerekse Gazze gibi şehirler, mekânlar, yerler sadece fiziki mekânlar değil, aynı zamanda birer anlam ve tarih deposu olma özelliğiyle de bu evrensel ilginin odağını oluşturmaktadırlar. Tam da bu gerçek nezdinde düşünüldüğünde; Filistin, Kudüs ve Gazze’nin de bu bağlamda hem Müslüman dünyanın hem de Osmanlı geçmişinin bir simgesi olarak edebiyata taşınabilirliğinin düşündürücü olduğu kadar kıymetli nedensel içeriği üzerinde durmanın gerekliliği daha açık bir gerçeklik kazanmış olacaktır.
Bu ortak geçmişi yeniden hatırlatmak, özellikle genç kuşaklarda Filistin’e karşı empati kurma ve tarihsel sorumluluk bilinci geliştirme açısından önemlidir. İşte edebiyat, tamda bu noktada bir “hafıza mekânı” işlevi görebilen özelliğiyle ayrıca önem kazanacaktır. Bilindiği üzere; edebiyatın genel kapsamı bir yana özellikle şiir, tüm Ortadoğu coğrafyasında olduğu gibi, Türk edebiyatında politik, yer yer lirik duyarlılığın en yoğun biçimde ifade edildiği türlerden biri olmuştur.
Bu bağlamda Filistin meselesinin de şairlerin dikkatinden kaçmadığını eklemek gerekmektedir. Sözgelimi; özellikle 1960’lardan sonra yükselen ve 80 sonrasında daha da politik ve entelektüel pratik bağlamında epeyce mesafe kazandığı gözlenen İslami duyarlılık ve üçüncü dünyacı perspektifin Filistin direnişine karşı güçlü bir şiirsel damar oluşturduğunu, öncülerini Sezai Karakoç’un Ey Sevgili adlı şiirinde geçen “Kudüs ey sevgili” hitabı ile bildiğimiz, sonrasında Cahit Koytak’ın Gazze Risalesi ve Nuri Pakdil’in Anneler ve Kudüsler adlı şiiriyle belirginleşen bir mekânın, şehrin, coğrafyanın kutsallığını bir sevgiliyle özdeşleştirerek hem estetik hem de politik bir duyarlılık üretilmiş olması bu anlamda hayli önem taşımaktadır.
Benzer şekilde İsmet Özel’in Amentü şiiri de sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı bir başkaldırının şiirsel manifestosu olarak dikkat çekmekte, tüm bu ilgi toplamı ile bakıldığında ise, gerek özgün tarihsel dizge üzerindeki evrensel kendilikten ve gerekse de modernlik sonrası azgınlaşarak büyümeye yüz tutan emperyal kapitalizme ve onun hem yanı başında hem de yedeği durumundaki şizofren kapitalist Siyonizm’e karşı yükselen bu tür metinlerin bir sanatsal kendini tutamayış -ya da sadece mevcut duruma karşı bir tepki ile oluşmuştan da öte- sözgelimi, Ghassan Kanafani’nin ‘Güneşteki Adamlar’, Mahmud Derviş’in ‘Atı Neden Yalnız Bıraktın’, ‘Kanatsız Kuşlar’, Tevfik Zayyad’ın tüm şiirleri Selma Kadri Ceyyusi, Liana Badr, Hind Husseini, Susan Abdulvaha, Samira Azzam, gibi Filistinli romancı ve hikâyecilerin açtığı seslerle birleşip Edward Said’in bir evrensel mesele halinde işlemiş olduğu Filistin gerçeğini bir sorun “Filistin Sorunu” olarak Siyonizm’e karşı atmış olduğu taş’a dönüştüren ve bu haliyle geleceğe dair bir direniş ahlâkı inşa etmeye yönelen bir damar oluşturduğundan söz etmek gerekmektedir.
Geleneksel edebiyat teorisinden de okunacağı üzere, özellikle roman ve öykü ile işlenen yazınsal işlevin bireyin iç dünyasını ve yaşadığı trajedileri detaylı bir şekilde anlatmaya olanak tanıyışından da hareketle sözgelimi,
Örneğin Orhan Kemal’in ya da Yaşar Kemal’in romanlarında Anadolu insanının yoksulluğu ve mücadelesi nasıl evrensel bir hikâyeye dönüşmüşse, tıpkı onlar gibi, bir Selma Kadri’nin, Liana Badr’ın roman ve hikâyelerinin de aynı işlevi ortaya koyacağını da ekleyerek, aynı yazınsal çabanın Türk romancı ve hikâyecilerce de yapılabileceğinden söz etmek gerekmektedir.
Bir güzel örnek olarak, bu bağlamda, Hasan Aycın gibi yazar ve çizerlerin Filistin’e dair görsel-şiirsel anlatılarını da ekleyerek, bu türden çalışmaların özellikle genç kuşaklara ulaşmak açısından güçlü bir etkileyicilik sunabileceğini de eklemek gerekmektedir.
Değil mi ki; edebiyat sadece içerik değil, aynı zamanda bir dil meselesidir ve Filistin halkı ile Türk halkı arasında ortak bir dil inşa etmek üzere, elbette yapılan onca işi de unutmadan -lakin bunca iş yapılırken- sözgelimi, neredeyse rutinleşmiş bir değini gibi olagelen özel dosya oluşturmak, bir kapağa taşımak vs. gibi kanıksanması mümkün işlerden daha fazla ve daha içten bir yordamla yükselen evrensel toplama katılmak ve o toplamı etkilemek üzere, oluşmuş haldeki evrensel empatiyi, daha pratik ve sonuç alıcı bir eylemci çizgiye taşımakta böylece mümkün olabilecektir. Bu anlamda daha çok Türk edebiyatının sol ekseninde olageldiğini ve zamanla sağ eksenini de etkileyerek geliştiğini ve ama en özgün halini de bir politik işlev yüklesin ya da yüklemesin daha çok bağımsız sanatsal eksenlerde duran emek sahibi sanatçılarda gördüğümüz, çeviri çabalarının da önemli bir rol oynadığını ifade etmek ise ayrı bir önem taşımaktadır. Bu anlamda Mahmud Derviş gibi Filistinli şairlerin Türkçeye çevrilmesi ile başlayan bu çabanın yalnızca bir edebi aktarma değil, aynı zamanda kültürel bir dayanışmaya yol açacağını da düşünecek olursak bu anlamda yapılmaya başlayan birkaç başka çalışmanın bu dayanışma alanını genişleteceğinden söz edilebilecektir. Sözgelimi, yine aynı bağlamda olagelen tüm bu çaba ile yetinmeyerek, Türk yazar, romancı ve şairlerinin Filistinli yazarlarla ortak projelerde buluşması, ortak okumaların yapılması, karşılaştırmalı edebiyatlar bağlamında birinden diğerine etkileşim sağlayabilecek ortak temaların keşfi ile, romanların ve hikâyelerin doğmasına katkı sağlayabileceği hususu dikkate değerdir.
Ezcümle, edebiyat sınırları aşabilen bir anlatı biçimidir. Bu bağlamda, “Türk Edebiyatı”nın Filistin‘e dair ortaya koyacağı her eser, yalnızca yerel değil, küresel bir kamuoyuna da hitap edebilir. Nobel ödüllü yazarların eserlerinin dünya kamuoyunda nasıl etkiler yarattığı düşünüldüğünde, Türk edebiyatının da küresel vicdana hitap eden nitelikli ürünler vermesi gerektiği açıktır. Örneğin, Elif Şafak’ın ya da Orhan Pamuk’un dünya çapında bilinen isimler olması, onların kaleminden çıkacak bir Filistin temalı anlatının çok daha geniş kitlelere ulaşabileceğini gösterecek nitelikte olup, onlarda bu meyanda bir ilgi yok ise, ya bu ilgiyi oluşturabilecek bir iç duyarlılığı onlara da hatırlatacak bir yolun bulunması ya da bu yolu açabilecek maharet sahibi Türk sanatçıların desteklenmesi gibi daha büyük amaçların sesleneceği daha üst yordamların aranması gerektiği de ayrıca görülecektir.
Biz öyle biliriz ki; Filistin meselesi, bir insanlık meselesidir. Türk edebiyatı, bu meseleye karşı duyarsız kalmamalı; şiirle, romanla, denemeyle, çeviriyle ve anlatıyla Filistin halkının sesi olmalıdır. Bilinen bir gerçektir; edebiyat, politik bir araç olmaktan ziyade vicdani bir sorumluluk alanıdır. Bu sorumluluğun hakkıyla yerine getirilmesi halinde Türk edebiyatı Filistin meselesine yalnızca bir katkı sunmakla kalmayacak; aynı zamanda kendi ahlaki derinliğini ve insani ufkunu da genişletecektir.
Yazar
1970 yılında Erzurum / Aziziye ilçesinde doğdu. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi İlahiyat Ön Lisans Programı’ndan mezun oldu.
Dinî ilimler ve edebiyat alanlarında özellikle deneme türünde yazılar kaleme alan Özmen, düşünce ve kültür dünyasına katkı sunmayı amaçlayan çalışmalar yürütmektedir. Güncel şehir meseleleri ve dinî içerikli yazılarıyla Ürgüp Haber Gazetesi ile Ceride-i İlmiyye’de yazmayı sürdürmektedir. 2025 yılından itibaren ise Nida ve Hece dergilerinde yazıları yayımlanmaktadır.
Evli ve bir çocuk babasıdır.
İlgili Yazılar
Hayatı Ciddiye Almanın Bir Adıdır Tövbe
“Bana bir şey olmaz.” deyip “Bir defalık yanlıştan ne çıkar?” diyerek yol alanların; yolun sonunda “ne çok yanılgı yaşadım.” diyenlerin yeridir dünya… Kimi zaman hatalarla yüzleşmekten kaçındığımız, kimi zaman kendimizden kaçtığımız yerdir dünya…
Evi Yuva Yapan
“ Evleri mevsimlere kapatmamakla başlar hikâyeler. Uçuşan bir çiçeğin rüzgârla rüzgârın çocuk kovalamacası ile doğrudan ilgisi vardır.” Bir düzen ile doğarız. Yerli yerinde, sıralı ve rengârenk bir uyum, estetik ve letafet kuşatır bizi. Bakmakla hareketlenen hisler, duyma mesafesi bu dengenin bir parçası haline gelmemize olanak …
Hacı Kardaşlarıma
Hoş geldin Kâbe’den ey mü’min kardaş
İnşallah haccınız dev bendler gibi
Arzın her yanından bulup bir haldaş
Elele verdiniz bülendler gibi
Lebbeyk allahümme lebbeyk nidası
Göğü inletmiştir tekbir sedası
Kalbine dolduysa dava ihlâsı
Hazlısın olsan da sur-bendler gibi
Harem-i Şerif’te tek saf oldunuz
Kimbilir o anda ne hoş kuldunuz
Eve dönünce de öyle olunuz
Necatı ‘birlik’te görenler gibi
Filistin Sinemasına 3000 Gece’den Bakmak: Hapishane Ve Kopuş
İsrail hapishanelerinde sona erdirilen binlerce umut, hayal ve hayat vardır. Bunlardan sadece birinin hikâyesi 3000 Gece’ye konu olur. İsrail’in Filistinlilere karşı uyguladığı baskı ve zulümler sebebiyle Filistinli direniş örgütleri de kimi zaman bireysel, kimi zaman da toplu eylemlerle İsraillilere karşılık vermektedirler. İşgalci İsrail askerilerinin kontrol noktasına bir eylem düzenlenmesi sonrasında Filistinli genci arabasına alan Layal, eylemin destekçisi kabul edilir. Sorgu ve işkencelere maruz bırakılır. Layal böylece İsrail hapishanelerinde sayısı bilinemeyen kadınlar arasında bir sayıyla (735) damgalanır.
İbrahim Gibi Sorular Sormak
Biliyor musun, Hz. Ali’nin çok güzel bir sözü vardır: ‘Kişi dilinin altında gizlidir.’ diye… Sana bu sözden kompozisyon yaz demeyeceğim. Seni eskimeyen tarihin sayfalarına götürüp halen dipdiri olan Hz. İbrahim’le birlikte bir zihin yolculuğuna çıkarmak istiyorum.