Filistin meselesi, yalnızca bir toprak işgali ya da bölgesel bir çatışma değil, aynı zamanda çağdaş dünyanın adalet, sömürgecilik, insan hakları ve uluslararası siyaset gibi meselelerle imtihanıdır. Bugün için bu küresel ölçekte bir gerçektir ve böyledir. Bu yönüyle de nitekim öyle de olmuştur ve yine Filistin meselesinin bugün itibariyle bakıldığında yine küresel ölçekte bir edebi, sanatsal ve büyük ölçüde de poetik bir ilginin odağında olduğunu söylemek gerekmektedir. Gerçi daha çok dünya kamuoyunun underground/yeraltı ya da özgürlükçü, direnişçi, devrimci kesimlerinin ilgi odağında duran bir mesele olması ve bir başka biçimde de bu ilginin, ister Doğu’da ister Batı’da, ister Güney’de ve isterse Kuzey’de olsun bahse konu dünya kamuoyunun -yönetsel katları bir yana- daha çok halklar nezdinde maşeri bir ilgi olduğunu da ayrıca ifade etmek gerekmektedir.
Bu gerçekten hareketle demek gerekmektedir; evet tıpkı olageldiği gibi Filistin, yalnızca siyasetçilerin değil, entelektüellerin, sanatçıların ve özellikle de edebiyatçıların hem de yoğun biçimde yöneldikleri bir ilgi alanı olmuş durumdadır ve böyle de olmalıdır. Zira edebiyat, sadece estetik bir anlatı değil; aynı zamanda bir vicdan, direniş ve hafıza aracı olarak da ayrıca önem arz etmektedir ve tarih boyunca bunun çokça örneği olduğunu söylemek gerekmektedir.
Bu yazının devamı
222. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Hâlâ parmaklarımda kalan boyalarla çocuklarımı uyutuyorum. Yoksa ‘Sahibi’mize ne deriz? Hala babamın resimlerinden tanıyorum renkleri.
‘Ey renklerin sahibi renklerimize acı’
Çünkü baba, yeryüzünü renklerle ayırt ettigi bir resim çizer çocuğunun zihnine .
Kimi zaman güçlü bir ağaca benzetir kendini. Kabuğu sert, ama güçlü . Karıncalar dolaşır üzerinde. Bazı resimlerde dalgalı bir denizdir, kağıttan gemileri yüzdürür. Bazen de bir çocuğun sürekli silgi tozlarının biriktirdiği silinmiş bir sayfasıdır. Cocuk silgi tozlarına bile kıyamaz, avucuna alır, şekiller çıkarır, oyunlar kurar… boş sayfayı uçak yapar da gökyüzüne uçurur. Gözü kuşlara takılır, düşer çocuk. Ama yine de uçurur. Renkleri çok sonra tanır ve düştükçe dizi hep aynı yerden kanar durur…
Şimdiye kadar 11 Eylül sonrası (Post 9/11) ile sinema filmleri arasındaki bağa vurgu yapan filmleri değerlendirdiğimiz yazılarda, bu konuda yeterince çalışma olmadığını, var olan çalışmaların ise sınırlı sayıda
İnsan eğitimi netameli bir konu, çünkü muhatabı da hitap edeni de insan. Eğitimin ne olduğu, nasıl olması gerektiğine dair binlerce kez konuşulmasına, tartışılmasına, yazılıp çizilmesine rağmen sorun
Sarıp sarmaladım, bağrıma bastım imgeyi. Anladım ki gözsüz görmek ne kadar hırka ise, gördüğüne ermek o kadar derviş.
Körler düğününde ne gelin yadırganır ne damat. Görmektir en büyük kusur.
Herkesin kendine yeteceği, kendini hep öncelemesi gerektiği; kendi çıkarlarını herkesin çıkarının üstünde tutması gerektiği, bir düşünce dünyası inşa ediliyor. Öyle ki hayatın merkezine sadece kendi benliğini koyup onun için gerekeni gözünü kırpmadan yapabiliyor.
Bir İnsanlık Meselesi Olarak Filistin, Bir Vicdan Alanı Olarak Edebiyat
Filistin meselesi, yalnızca bir toprak işgali ya da bölgesel bir çatışma değil, aynı zamanda çağdaş dünyanın adalet, sömürgecilik, insan hakları ve uluslararası siyaset gibi meselelerle imtihanıdır. Bugün için bu küresel ölçekte bir gerçektir ve böyledir. Bu yönüyle de nitekim öyle de olmuştur ve yine Filistin meselesinin bugün itibariyle bakıldığında yine küresel ölçekte bir edebi, sanatsal ve büyük ölçüde de poetik bir ilginin odağında olduğunu söylemek gerekmektedir. Gerçi daha çok dünya kamuoyunun underground/yeraltı ya da özgürlükçü, direnişçi, devrimci kesimlerinin ilgi odağında duran bir mesele olması ve bir başka biçimde de bu ilginin, ister Doğu’da ister Batı’da, ister Güney’de ve isterse Kuzey’de olsun bahse konu dünya kamuoyunun -yönetsel katları bir yana- daha çok halklar nezdinde maşeri bir ilgi olduğunu da ayrıca ifade etmek gerekmektedir.
Bu gerçekten hareketle demek gerekmektedir; evet tıpkı olageldiği gibi Filistin, yalnızca siyasetçilerin değil, entelektüellerin, sanatçıların ve özellikle de edebiyatçıların hem de yoğun biçimde yöneldikleri bir ilgi alanı olmuş durumdadır ve böyle de olmalıdır. Zira edebiyat, sadece estetik bir anlatı değil; aynı zamanda bir vicdan, direniş ve hafıza aracı olarak da ayrıca önem arz etmektedir ve tarih boyunca bunun çokça örneği olduğunu söylemek gerekmektedir.
Bu yazının devamı 222. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Baba
Hâlâ parmaklarımda kalan boyalarla çocuklarımı uyutuyorum. Yoksa ‘Sahibi’mize ne deriz? Hala babamın resimlerinden tanıyorum renkleri.
‘Ey renklerin sahibi renklerimize acı’
Çünkü baba, yeryüzünü renklerle ayırt ettigi bir resim çizer çocuğunun zihnine .
Kimi zaman güçlü bir ağaca benzetir kendini. Kabuğu sert, ama güçlü . Karıncalar dolaşır üzerinde. Bazı resimlerde dalgalı bir denizdir, kağıttan gemileri yüzdürür. Bazen de bir çocuğun sürekli silgi tozlarının biriktirdiği silinmiş bir sayfasıdır. Cocuk silgi tozlarına bile kıyamaz, avucuna alır, şekiller çıkarır, oyunlar kurar… boş sayfayı uçak yapar da gökyüzüne uçurur. Gözü kuşlara takılır, düşer çocuk. Ama yine de uçurur. Renkleri çok sonra tanır ve düştükçe dizi hep aynı yerden kanar durur…
Diasporada Zoraki Radikal Olmak: Mira Nair Sinemasına Giriş
Şimdiye kadar 11 Eylül sonrası (Post 9/11) ile sinema filmleri arasındaki bağa vurgu yapan filmleri değerlendirdiğimiz yazılarda, bu konuda yeterince çalışma olmadığını, var olan çalışmaların ise sınırlı sayıda
Eğitim üzerine Değiniler
İnsan eğitimi netameli bir konu, çünkü muhatabı da hitap edeni de insan. Eğitimin ne olduğu, nasıl olması gerektiğine dair binlerce kez konuşulmasına, tartışılmasına, yazılıp çizilmesine rağmen sorun
Göz, Şiir ve Yedi
Sarıp sarmaladım, bağrıma bastım imgeyi. Anladım ki gözsüz görmek ne kadar hırka ise, gördüğüne ermek o kadar derviş.
Körler düğününde ne gelin yadırganır ne damat. Görmektir en büyük kusur.
Ne Kadar İhtimam Gösteriyoruz?
Herkesin kendine yeteceği, kendini hep öncelemesi gerektiği; kendi çıkarlarını herkesin çıkarının üstünde tutması gerektiği, bir düşünce dünyası inşa ediliyor. Öyle ki hayatın merkezine sadece kendi benliğini koyup onun için gerekeni gözünü kırpmadan yapabiliyor.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.