Küçük etkenlerin büyük değişikliklere sebep olacağı düşüncesi uzun yıllar insanların zihninde canlanmış ve bazı eserlerde de varlığını göstermiştir.
“…Tek bir çivinin eksikliği yüzünden koskoca bir krallığın yitirilebileceği uyarısı 14. yüzyıla kadar uzanır; ünlü çocuk tekerlemesinin aşağıda verilen versiyonu Benjamin Franklin’in 1758’de yayımladığı Poor Richard’s Almanac’ta yer almaktaydı:
Görüldüğü üzere bir nalın yokluğu bir krallığın çöküşünü/yok oluşunu beraberinde getirirken; varlığı ise farklı türden sonuçları ortaya koymaktadır. Başka bir örnek ise Edward N. Lorenz’in “Kelebek Etkisi” olarak isimlendirdiği çalışmasının ürünüdür.
Kelebek etkisi farklı dünyaları karşılaştırır: Yukarıda vermiş olduğumuz örnekteki nal çivisinin mevcut olduğu bir dünyayla bu çivinin olmadığı bir dünya.[2]
Büyük fırtınaların düşük atmosfer basıncıyla alakalı olduğunu; bulunla birlikte basınç ve basıncın ne kadar hızlı değiştiğine dair nicel değerler sunan barometrenin, ufkun ötesinde neler olduğuna ilişkin hayat kurtaracak bilgiler sağlayabileceğini bilmekteyiz.[3] Fakat içinde bulunduğumuz ânın değerlerinden hareketle ortaya koymuş olduğumuz raporlar, tahmin edemeyeceğimiz etkenlerin de işin içine dahil olmasıyla birlikte tutarlı sonuçlar almamızın önüne geçmektedir.
Edward N. Lorenz, 1963 yılında bilgisayarıyla yapmış olduğu hesaplamalarda iki farklı değer kullanarak hesaplamalar arasındaki farklılığı inceledi. İki değer arasındaki fark, bir kelebeğin kanat çırpmasının yarattığı rüzgarla eşdeğer olmasına rağmen; sonuç itibariyle birbirinden çok farklı sonuçlar doğurduğunu gördü: Amazon ormanlarında kanat çırpan bir kelebek Avrupa’da bir fırtınanın gerçekleşmesine sebep olmaktaydı.[4]
Bu küçük kelebek kimi zaman ve mekanlarda somut anlamıyla bir hayvan türüne tekâbül etse de; bazen etkisi çağlar boyu sürebilecek toplumsal meseleleri/olayları harekete geçiren bir başlatıcı etkene denk düşebilmektedir.
Niccolo Machiavelli’nin tespiti oldukça manidardır:
“Başlangıçta ince hastalığın tedavisi kolay, tanımı zordur; ama zaman ilerledikçe başlangıçta tanımı yapılamayan hastalığın tanımı kolay ancak tedavisi zordur.”[5]
Yaklaşan fırtınayı önceden bilmek her zaman mümkün olmayabilir. Bu sebeple sunulan hava raporlarının başlığına ‘tahmin’ ifadesi eklenmektedir. Yani barometreniz ne kadar iyi ölçüm yaparsa yapsın sonuçlarınıza etki edebilecek ara etkenler çıkmayacağından emin olamazsınız. Sizin ortaya koymuş olduğunuz sebepler dışında bir etken bütün sonuçlarınızı alt üst etmeye yetebilir. Fırtınaya sebep olacak olan kelebeğin hareketini hesaba katmadığınız taktirde gerçekleşebilecek fırtınayı öngörebilmeniz imkân dahilinde değildir. Fırtınayı gördüğünüz taktirde ise fırtınadan kurtuluş vesilesi bulmanız oldukça zordur. Bu nedenle gizli fırtınaları tahmin edebilmek için iyi gözlem yapmalı, her an fırtına kopacakmışçasına da hazırlıklı olmalıyız.
Machiavelli hastalık için yapmış olduğu tespitini devlet için de şu şekilde dile getirmektedir:
“Aynı şey devlet için de söz konusudur. Devlet içinde doğacak sorunları zamanında bulgulayan (ki bu da ancak öngörülü insanlara özgüdür) biri için onların çözümü çabuk ve kolaydır; ama sorunların ne olabileceği kestirilemezse ve herkesin görebileceği kadar büyümesine izin verilirse, çözüm yolları ortadan kalkar.”[6]
Sorunları bulmak için gözlerimizi mi açıyoruz? Yoksa sonunda bizi de helak edecek olan fırtınanın oluşmasına sebebiyet verecek sorunlara karşı üç maymunu mu oynuyoruz? Bu ve bu gibi soruların cevabını her insan kendine vermeli, adımlarını cevapları doğrultusunda tashih etmelidir.
İşin analiz ve yorum boyutunun ötesinde “Kelebek Etkisi” oluşturabilecek potansiyel kuvvete sahip olduğumuzun farkında olarak hayatımıza devam etmemiz gerekmektedir. Nal çivilerini iyi çakmalı, hazırlıklarımızı yapmalı, küçük-büyük, yeterli-yetersiz, etkili-etkisiz demeden elimizden geleni ardımıza koymamalıyız. Evet! Ne kadar hazırlık yaparsak yapalım, ne kadar eksiksiz hareket etmeye dikkat edersek edelim bizim dışımızda gerçekleşebilecek herhangi bir olay tersine bir “Kelebek Etkisi” oluşturarak tüm emek ve çabamızı ortadan kaldırabilir. Bu durumda ise hoşumuza gitmeyen durumun müsebbibi biz olmamış oluruz. Lakin ya küçük bir kanat çırpışımız, ideallerimizin vasıtası olacakken bu kanadı çırpmaktan beri duruyorsak? Ya bizim atacağımız küçük adımlar değiştirecekse memnun olmadığımız kötü durumları?
Yaptığımız veya yapacak olduğumuz hiçbir iş/oluş/eylemi hafife almadan iyilik, insanlık, adâlet, ahlâk, dürüstlük… fırtınasına sebep olacak kanat çırpışlarımızı artırmaya özen göstermeliyiz.
Bâtıl, zulüm, haksızlık ve adâletsizliğin hüküm sürdüğü coğrafyaların atmosferini değiştirebilecek bir fırtınanın müsebbibi olacak ilk etken olmak, kozamızdan çıkarak yapacak olduğumuz hareketlenmelere bağlıdır. Bizim yapmış olduğumuz küçük hareketlenmelerin her zaman büyük değişikliklerin habercisi olacağını söylememiz mümkün değildir. Fakat net olarak söyleyebileceğimiz şey, kozamızda durduğumuz vakit hiçbir şeyin değişmeyecek olduğudur.
Musa’nın, Allah’ın emriyle Firavun’u tevhîd ve adâlete çağırması, aralarında geçen diyalog ve sonuç itibariyle Firavun’un iman edenlere ve peygambere tavrı sonrasında istenilen yardıma karşılık Musa’ya verilen çözüm önerisi pasifize olmanın değil, sabır[7] ve yeniden dirilişin habercisi olma niteliğindedir:
“Firavun ve onun seçkinler çevresi kendilerine zulmeder korkusuyla (başkaları geri dururken) kavminden ancak birkaç kişi Musa’ya olan inançlarını açıkladılar: çünkü Firavun ülkede gerçekten de nüfuz ve iktidar sahibiydi ve üstelik ölçüsüz, acımasız biriydi.
Musa: “Eğer Allah’a inanıyorsanız” dedi, “eğer gerçekten O’na bağlanıp kendinizi O’na teslim etmişseniz, öyleyse güvenin artık O’na!”
Bunun üzerine onlar da: “Biz güvenimizi Allah’a bağlamışız Ey Rabbimiz, bizi zalim bir topluluğun elinde rüsvay eyleme!” dediler.
“Hakkı inkar eden bu toplumun elinden lütfunla kurtar bizi.”
Biz de Musa ile kardeşine: “Şehirde halkınız için bazı evleri sığınak edinin” diye vahyettik, “ve (onlara deyin ki) ‘Evlerinizi ibadet yerine dönüştürün; ve namazda devamlı ve kararlı olun! Ve (sen ey Musa!) inananları (Allah’ın yardımıyla) müjdele!” “[8]
Zulmün karşısında ve adâletin yanında duran bir avuç insanın duâsına karşılık verilen cevap: “Evinize dönün”. Ne demekti evinize dönün? Ortada bir zulüm varken eve dönmenin ne anlamı olabilirdi? Zalimin zulmüne sessiz kalmak bir Müslümana yakışır mıydı? Bir kelebeğin kanatlarını kopardılar diye diğer kelebekler kozalarına geri dönmek zorunda mıydı?
Evlerimize dönmek; hazırlık yapmak, nal çivilerini kontrol edip daha uzun ve sağlam bir mücadelenin habercisi olacak bir eylemdi.
Büyük bir değişimin/dönüşümün habercisi olacaktı evlerimize dönmek. Dışarının bunaltıcı atmosferini dağıtabilmek için kırılan kanatlarımızın (kalplerimizin, azim ve şevkimizin) tedavi edilmeye ihtiyacı vardı.
İnananlar için gerekli şifanın ne olduğunu belirterek kırılan kanatlarımızı nasıl onarmamız gerektiğine dair bir işaret bırakıyor, gerekli tedbirleri aldıktan sonra ne kadar etki edeceğini düşünmeden iyilik, adalet ve insanlık adına kanat çırpışlarımızı artırmamız gerektiğini yineliyoruz:
“Ey insanlar! İşte Rabbinizden size bir öğüt, kalplerde olabilecek her türlü (darlık ve hastalık) için bir şifa ve (O’na) inanan herkes için hidayet ve rahmet gelmiş bulunuyor.”[9]
[1] Leonard Smith, Kaos, (Çev. Hakan Gür), Ankara, 2014, s. 16-17.
[4] Sinan Canan, Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler, İstanbul, 2015, s. 175-185; ayrıca bkz. James Gleick, Kaos -Kaosun Kutsal Kitabı-, (Çev. İlkay A. Demir) İstanbul, 2016, 21-48.
[7]“…sabır, zorluk (meşakkat), zorlama, tehdit, baskı, tecavüz, aşağılama, hakaret durumlarında boyun eğme, katlanma, tahammül etme değil; tersine, başkaldırma, karşı koyma ve direniştir. Sabır, ancak aksiyon hâlindeki bir insanın erdemi olabilir; oturan, duran, ihmalkâr, korkak, çekingen insanın maruz kaldığı acıyı yudumlaması sabır değildir…” (İlhami Güler, Direniş Teolojisi, Ankara Okulu Yayınları, Ankara, 2011, s. 10).
Günümüzde toplumlar, iletişim ve bilişim dünyasında meydana gelen gelişmelere paralel olarak daha hızlı bir değişim geçirmekte ve bunun sonucu olarak da kuşaklar arasında ciddi çatışmalar ortaya çıkmaktadır. Biraz da kaçınılmaz olan bu durum yeni kuşakların bir önceki kuşağın değerlerini önemli ölçüde sorgulayıp bu değerlerle arasına ciddi mesafeler koymalarını hatta zaman zaman bu değerlere karşı hasmane …
Varlık gayemizin dışında yaşamak; iğne ile kesmeye, makas ile dikmeye çalışmak gibi. Bu nedenle, sorunun nedeni, sancının merkezi dile getirilirken konu burada kilitleniyor. Derdin devası, sorunun cevabı, problemlerin çözümü belli. Hükmün sahibi ne diyorsa o…
Masalın yalanı mı olurmuş.
O yalan bu yalan,
Fili yuttu bir yılan…
Bu da mı yalan?
Derken; sabahleyin erken,
Keçiler koyunları tıraş ederken,
Tahta kurusu saz çalar,
Sıçan cirit atar iken,
Çıkmış bir kocakarı ortaya…
En sonunda açmış ağzını
Yummuş gözünü.
Bir laf etmiş,
Bir laf etmiş…
Bakalım ne laflar etmiş…
“Biz, kendi hayatımızı değerli kılacağız, her birimiz zihni kapasitelerimiz açısından, geliştirdiğimiz yeteneklerimiz bakımından birer hazine olmaya yöneleceğiz. Öyle ki, bir gün canımızı İslam uğruna vermemiz gerektiğinde Allah için hazineler feda edebilelim, ölmeyi göze alışımız basit hazlardan, basit tatmin vasıtalarından vazgeçmemiz anlamına gelmesin. Batarsak güneşler olarak batabilelim.” İSMET ÖZEL Öncelikle İslami hareket veya İslami dâvâcılık kavramlarının …
Tüm bu arayışlar, sorular, cevaplar, kaçışlar ve duvara toslayışlar bana öğretti ki hayat herkes için başka bir yaşta, başka bir boyutta, birçok kez ve bambaşka olaylarla başlıyor. Hayat; tekdüze giden yaşamın (olumlu veya olumsuz fark etmeksizin) var olanın zıddıyla temasında başlıyor zannımca.
‘Kelebek Etkisi’ne Doğru İlk Çırpınışlar
Küçük etkenlerin büyük değişikliklere sebep olacağı düşüncesi uzun yıllar insanların zihninde canlanmış ve bazı eserlerde de varlığını göstermiştir.
“…Tek bir çivinin eksikliği yüzünden koskoca bir krallığın yitirilebileceği uyarısı 14. yüzyıla kadar uzanır; ünlü çocuk tekerlemesinin aşağıda verilen versiyonu Benjamin Franklin’in 1758’de yayımladığı Poor Richard’s Almanac’ta yer almaktaydı:
Tek bir çivisi olmayınca bir nal düştü,
Tek bir nalı olmayınca bir at düştü,
ve bir atı olmayınca binici düştü,
düşman onu alaşağı edip hakladı,
Nalda eksik tek bir çivi yüzünden hem de.”[1]
Görüldüğü üzere bir nalın yokluğu bir krallığın çöküşünü/yok oluşunu beraberinde getirirken; varlığı ise farklı türden sonuçları ortaya koymaktadır. Başka bir örnek ise Edward N. Lorenz’in “Kelebek Etkisi” olarak isimlendirdiği çalışmasının ürünüdür.
Kelebek etkisi farklı dünyaları karşılaştırır: Yukarıda vermiş olduğumuz örnekteki nal çivisinin mevcut olduğu bir dünyayla bu çivinin olmadığı bir dünya.[2]
Büyük fırtınaların düşük atmosfer basıncıyla alakalı olduğunu; bulunla birlikte basınç ve basıncın ne kadar hızlı değiştiğine dair nicel değerler sunan barometrenin, ufkun ötesinde neler olduğuna ilişkin hayat kurtaracak bilgiler sağlayabileceğini bilmekteyiz.[3] Fakat içinde bulunduğumuz ânın değerlerinden hareketle ortaya koymuş olduğumuz raporlar, tahmin edemeyeceğimiz etkenlerin de işin içine dahil olmasıyla birlikte tutarlı sonuçlar almamızın önüne geçmektedir.
Edward N. Lorenz, 1963 yılında bilgisayarıyla yapmış olduğu hesaplamalarda iki farklı değer kullanarak hesaplamalar arasındaki farklılığı inceledi. İki değer arasındaki fark, bir kelebeğin kanat çırpmasının yarattığı rüzgarla eşdeğer olmasına rağmen; sonuç itibariyle birbirinden çok farklı sonuçlar doğurduğunu gördü: Amazon ormanlarında kanat çırpan bir kelebek Avrupa’da bir fırtınanın gerçekleşmesine sebep olmaktaydı.[4]
Bu küçük kelebek kimi zaman ve mekanlarda somut anlamıyla bir hayvan türüne tekâbül etse de; bazen etkisi çağlar boyu sürebilecek toplumsal meseleleri/olayları harekete geçiren bir başlatıcı etkene denk düşebilmektedir.
Niccolo Machiavelli’nin tespiti oldukça manidardır:
Yaklaşan fırtınayı önceden bilmek her zaman mümkün olmayabilir. Bu sebeple sunulan hava raporlarının başlığına ‘tahmin’ ifadesi eklenmektedir. Yani barometreniz ne kadar iyi ölçüm yaparsa yapsın sonuçlarınıza etki edebilecek ara etkenler çıkmayacağından emin olamazsınız. Sizin ortaya koymuş olduğunuz sebepler dışında bir etken bütün sonuçlarınızı alt üst etmeye yetebilir. Fırtınaya sebep olacak olan kelebeğin hareketini hesaba katmadığınız taktirde gerçekleşebilecek fırtınayı öngörebilmeniz imkân dahilinde değildir. Fırtınayı gördüğünüz taktirde ise fırtınadan kurtuluş vesilesi bulmanız oldukça zordur. Bu nedenle gizli fırtınaları tahmin edebilmek için iyi gözlem yapmalı, her an fırtına kopacakmışçasına da hazırlıklı olmalıyız.
Machiavelli hastalık için yapmış olduğu tespitini devlet için de şu şekilde dile getirmektedir:
“Aynı şey devlet için de söz konusudur. Devlet içinde doğacak sorunları zamanında bulgulayan (ki bu da ancak öngörülü insanlara özgüdür) biri için onların çözümü çabuk ve kolaydır; ama sorunların ne olabileceği kestirilemezse ve herkesin görebileceği kadar büyümesine izin verilirse, çözüm yolları ortadan kalkar.”[6]
Sorunları bulmak için gözlerimizi mi açıyoruz? Yoksa sonunda bizi de helak edecek olan fırtınanın oluşmasına sebebiyet verecek sorunlara karşı üç maymunu mu oynuyoruz? Bu ve bu gibi soruların cevabını her insan kendine vermeli, adımlarını cevapları doğrultusunda tashih etmelidir.
İşin analiz ve yorum boyutunun ötesinde “Kelebek Etkisi” oluşturabilecek potansiyel kuvvete sahip olduğumuzun farkında olarak hayatımıza devam etmemiz gerekmektedir. Nal çivilerini iyi çakmalı, hazırlıklarımızı yapmalı, küçük-büyük, yeterli-yetersiz, etkili-etkisiz demeden elimizden geleni ardımıza koymamalıyız. Evet! Ne kadar hazırlık yaparsak yapalım, ne kadar eksiksiz hareket etmeye dikkat edersek edelim bizim dışımızda gerçekleşebilecek herhangi bir olay tersine bir “Kelebek Etkisi” oluşturarak tüm emek ve çabamızı ortadan kaldırabilir. Bu durumda ise hoşumuza gitmeyen durumun müsebbibi biz olmamış oluruz. Lakin ya küçük bir kanat çırpışımız, ideallerimizin vasıtası olacakken bu kanadı çırpmaktan beri duruyorsak? Ya bizim atacağımız küçük adımlar değiştirecekse memnun olmadığımız kötü durumları?
Yaptığımız veya yapacak olduğumuz hiçbir iş/oluş/eylemi hafife almadan iyilik, insanlık, adâlet, ahlâk, dürüstlük… fırtınasına sebep olacak kanat çırpışlarımızı artırmaya özen göstermeliyiz.
Bâtıl, zulüm, haksızlık ve adâletsizliğin hüküm sürdüğü coğrafyaların atmosferini değiştirebilecek bir fırtınanın müsebbibi olacak ilk etken olmak, kozamızdan çıkarak yapacak olduğumuz hareketlenmelere bağlıdır. Bizim yapmış olduğumuz küçük hareketlenmelerin her zaman büyük değişikliklerin habercisi olacağını söylememiz mümkün değildir. Fakat net olarak söyleyebileceğimiz şey, kozamızda durduğumuz vakit hiçbir şeyin değişmeyecek olduğudur.
Musa’nın, Allah’ın emriyle Firavun’u tevhîd ve adâlete çağırması, aralarında geçen diyalog ve sonuç itibariyle Firavun’un iman edenlere ve peygambere tavrı sonrasında istenilen yardıma karşılık Musa’ya verilen çözüm önerisi pasifize olmanın değil, sabır[7] ve yeniden dirilişin habercisi olma niteliğindedir:
“Firavun ve onun seçkinler çevresi kendilerine zulmeder korkusuyla (başkaları geri dururken) kavminden ancak birkaç kişi Musa’ya olan inançlarını açıkladılar: çünkü Firavun ülkede gerçekten de nüfuz ve iktidar sahibiydi ve üstelik ölçüsüz, acımasız biriydi.
Musa: “Eğer Allah’a inanıyorsanız” dedi, “eğer gerçekten O’na bağlanıp kendinizi O’na teslim etmişseniz, öyleyse güvenin artık O’na!”
Bunun üzerine onlar da: “Biz güvenimizi Allah’a bağlamışız Ey Rabbimiz, bizi zalim bir topluluğun elinde rüsvay eyleme!” dediler.
“Hakkı inkar eden bu toplumun elinden lütfunla kurtar bizi.”
Biz de Musa ile kardeşine: “Şehirde halkınız için bazı evleri sığınak edinin” diye vahyettik, “ve (onlara deyin ki) ‘Evlerinizi ibadet yerine dönüştürün; ve namazda devamlı ve kararlı olun! Ve (sen ey Musa!) inananları (Allah’ın yardımıyla) müjdele!” “[8]
Zulmün karşısında ve adâletin yanında duran bir avuç insanın duâsına karşılık verilen cevap: “Evinize dönün”. Ne demekti evinize dönün? Ortada bir zulüm varken eve dönmenin ne anlamı olabilirdi? Zalimin zulmüne sessiz kalmak bir Müslümana yakışır mıydı? Bir kelebeğin kanatlarını kopardılar diye diğer kelebekler kozalarına geri dönmek zorunda mıydı?
Evlerimize dönmek; hazırlık yapmak, nal çivilerini kontrol edip daha uzun ve sağlam bir mücadelenin habercisi olacak bir eylemdi.
Büyük bir değişimin/dönüşümün habercisi olacaktı evlerimize dönmek. Dışarının bunaltıcı atmosferini dağıtabilmek için kırılan kanatlarımızın (kalplerimizin, azim ve şevkimizin) tedavi edilmeye ihtiyacı vardı.
İnananlar için gerekli şifanın ne olduğunu belirterek kırılan kanatlarımızı nasıl onarmamız gerektiğine dair bir işaret bırakıyor, gerekli tedbirleri aldıktan sonra ne kadar etki edeceğini düşünmeden iyilik, adalet ve insanlık adına kanat çırpışlarımızı artırmamız gerektiğini yineliyoruz:
“Ey insanlar! İşte Rabbinizden size bir öğüt, kalplerde olabilecek her türlü (darlık ve hastalık) için bir şifa ve (O’na) inanan herkes için hidayet ve rahmet gelmiş bulunuyor.”[9]
[1] Leonard Smith, Kaos, (Çev. Hakan Gür), Ankara, 2014, s. 16-17.
[2] Smith, A.g.e., s. 33.
[3] Smith, A.g.e , s. 22.
[4] Sinan Canan, Kimsenin Bilemeyeceği Şeyler, İstanbul, 2015, s. 175-185; ayrıca bkz. James Gleick, Kaos -Kaosun Kutsal Kitabı-, (Çev. İlkay A. Demir) İstanbul, 2016, 21-48.
[5] Niccolo Machiavelli, Hükümdar (Prens), (Çev. Necdet Adabağ), İstanbul, 2015, s.10
[6] Machiavelli, A.g.e., s. 10
[7] “…sabır, zorluk (meşakkat), zorlama, tehdit, baskı, tecavüz, aşağılama, hakaret durumlarında boyun eğme, katlanma, tahammül etme değil; tersine, başkaldırma, karşı koyma ve direniştir. Sabır, ancak aksiyon hâlindeki bir insanın erdemi olabilir; oturan, duran, ihmalkâr, korkak, çekingen insanın maruz kaldığı acıyı yudumlaması sabır değildir…” (İlhami Güler, Direniş Teolojisi, Ankara Okulu Yayınları, Ankara, 2011, s. 10).
[8] Yûnus Sûresi, 10/83-87.
[9] Yûnus Sûresi, 10/57.
İlgili Yazılar
Toplumu Ayakta Tutan Değer: Yardımlaşma
Günümüzde toplumlar, iletişim ve bilişim dünyasında meydana gelen gelişmelere paralel olarak daha hızlı bir değişim geçirmekte ve bunun sonucu olarak da kuşaklar arasında ciddi çatışmalar ortaya çıkmaktadır. Biraz da kaçınılmaz olan bu durum yeni kuşakların bir önceki kuşağın değerlerini önemli ölçüde sorgulayıp bu değerlerle arasına ciddi mesafeler koymalarını hatta zaman zaman bu değerlere karşı hasmane …
Mektup XII
Varlık gayemizin dışında yaşamak; iğne ile kesmeye, makas ile dikmeye çalışmak gibi. Bu nedenle, sorunun nedeni, sancının merkezi dile getirilirken konu burada kilitleniyor. Derdin devası, sorunun cevabı, problemlerin çözümü belli. Hükmün sahibi ne diyorsa o…
Kötülük Eden Kötülük Bulur
Masalın yalanı mı olurmuş.
O yalan bu yalan,
Fili yuttu bir yılan…
Bu da mı yalan?
Derken; sabahleyin erken,
Keçiler koyunları tıraş ederken,
Tahta kurusu saz çalar,
Sıçan cirit atar iken,
Çıkmış bir kocakarı ortaya…
En sonunda açmış ağzını
Yummuş gözünü.
Bir laf etmiş,
Bir laf etmiş…
Bakalım ne laflar etmiş…
Bir Heves Olarak İslami Hareket Veya İslami Dâvâcılık
“Biz, kendi hayatımızı değerli kılacağız, her birimiz zihni kapasitelerimiz açısından, geliştirdiğimiz yeteneklerimiz bakımından birer hazine olmaya yöneleceğiz. Öyle ki, bir gün canımızı İslam uğruna vermemiz gerektiğinde Allah için hazineler feda edebilelim, ölmeyi göze alışımız basit hazlardan, basit tatmin vasıtalarından vazgeçmemiz anlamına gelmesin. Batarsak güneşler olarak batabilelim.” İSMET ÖZEL Öncelikle İslami hareket veya İslami dâvâcılık kavramlarının …
Dikkat! Hayat Çıkabilir.
Tüm bu arayışlar, sorular, cevaplar, kaçışlar ve duvara toslayışlar bana öğretti ki hayat herkes için başka bir yaşta, başka bir boyutta, birçok kez ve bambaşka olaylarla başlıyor. Hayat; tekdüze giden yaşamın (olumlu veya olumsuz fark etmeksizin) var olanın zıddıyla temasında başlıyor zannımca.