Hafızamıza kazınan ağaçlar olurdu, yazları. Yaza mahsus bir resim gibi. Yola düşmek, eşe dosta, memlekete dönmekti. Çabucak geçen sayılı günler ipe serilirdi avluda. Yıkanan çamaşırlarla sadece bu resimde göz göze gelinirdi sanki. Şirin, ufak bir valiz. Ufak tefek hediyeler. Özenle katlanmış kıyafetler. Gidişte ve dönüşte aynı yol kullanılır, aynı şaşkınlıkla fark edilirdi biten yol çalışmaları, ağaçları seyreltilmiş mezarlık, yaptırılan çeşme… Çeşmede durulurdu. Sesli bir şekilde hayrat sahibi tespit edilirdi. Dedesi de yol kenarlarına üzüm koyarmış, gelen geçen yesin diye, bağları varmış.
Bu yazının devamı
204. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Sosyal medyada can bulmuş parçalı gerçekler sayesinde artık nefes alıyoruz. Hayran olduğumuz kişileri takip etmek, içimizde kontrolsüz hisler uyandırıyor…Daha çok sıkılıyoruz. Daha fazla özeniyoruz. Gereksiz iltifatlar ediyoruz, bir kere bile aynı sofraya oturmadığımız, göz göze bakmadığımız insanlara. Gelişmek, iyileşmek yerine kendimizi dondurarak sadece takip ve taklit ediyor, kendi sesimizi tanıyamıyoruz.Sosyal medyada gezinirken, bir iltifat çarptı …
…Tek bir çivinin eksikliği yüzünden koskoca bir krallığın yitirilebileceği uyarısı 14. yüzyıla kadar uzanır; ünlü çocuk tekerlemesinin aşağıda verilen versiyonu Benjamin Franklin’in 1758’de yayımladığı Poor Richard’s Almanac’ta yer almaktaydı:
“Ey Rabbim! Bana ve anne-babama verdiğin nimet için şükretmeyi ve seni hoşnut edeceğim salih ameller yapmayı bana nasip et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!” (Neml, 27/19) Yokluk, fakirlik, kıt kanaat geçinmek hep fazilet sanıldı bir dönem… Haline şükretmek, isyan etmemekten bahsetmiyorum. Meşru sınırlar içinde daha fazla kazanmayı kerih görmenin yanlışlığına dikkat çekmek istiyorum. …
“Bir edebiyat eserini iyi, kötü ya da vasat yapan nedir? Yüzyıllar boyunca bu soruya pek çok farklı cevaplar verildi. Kavrayış derinliği, hayata yakınlık, biçimsel uyum, evrensellik, ahlaki duruş, kelime bazlı yaratıcılık, hayal gücü genişliği: Bunların hepsi belli zamanlarda edebi büyüklüğün nişanı sayıldı.
Öteki kavramının birçok alanı içine aldığı, farklı disiplinlerde karşılık bulduğu ve sinema filmlerinde de çoğunlukla ‘biz/ben’ ve ‘öteki/başkası’ karşıtlığında yer bulduğunu şimdiye değin yaptığımız okumalarda idrak ettik.
Yoldan Öyküler
Hafızamıza kazınan ağaçlar olurdu, yazları. Yaza mahsus bir resim gibi. Yola düşmek, eşe dosta, memlekete dönmekti. Çabucak geçen sayılı günler ipe serilirdi avluda. Yıkanan çamaşırlarla sadece bu resimde göz göze gelinirdi sanki. Şirin, ufak bir valiz. Ufak tefek hediyeler. Özenle katlanmış kıyafetler. Gidişte ve dönüşte aynı yol kullanılır, aynı şaşkınlıkla fark edilirdi biten yol çalışmaları, ağaçları seyreltilmiş mezarlık, yaptırılan çeşme… Çeşmede durulurdu. Sesli bir şekilde hayrat sahibi tespit edilirdi. Dedesi de yol kenarlarına üzüm koyarmış, gelen geçen yesin diye, bağları varmış.
Bu yazının devamı 204. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Oyun
Sosyal medyada can bulmuş parçalı gerçekler sayesinde artık nefes alıyoruz. Hayran olduğumuz kişileri takip etmek, içimizde kontrolsüz hisler uyandırıyor…Daha çok sıkılıyoruz. Daha fazla özeniyoruz. Gereksiz iltifatlar ediyoruz, bir kere bile aynı sofraya oturmadığımız, göz göze bakmadığımız insanlara. Gelişmek, iyileşmek yerine kendimizi dondurarak sadece takip ve taklit ediyor, kendi sesimizi tanıyamıyoruz.Sosyal medyada gezinirken, bir iltifat çarptı …
‘Kelebek Etkisi’ne Doğru İlk Çırpınışlar
…Tek bir çivinin eksikliği yüzünden koskoca bir krallığın yitirilebileceği uyarısı 14. yüzyıla kadar uzanır; ünlü çocuk tekerlemesinin aşağıda verilen versiyonu Benjamin Franklin’in 1758’de yayımladığı Poor Richard’s Almanac’ta yer almaktaydı:
“Var Evi Kerem Evi, Yok Evi Verem Evi”
“Ey Rabbim! Bana ve anne-babama verdiğin nimet için şükretmeyi ve seni hoşnut edeceğim salih ameller yapmayı bana nasip et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!” (Neml, 27/19) Yokluk, fakirlik, kıt kanaat geçinmek hep fazilet sanıldı bir dönem… Haline şükretmek, isyan etmemekten bahsetmiyorum. Meşru sınırlar içinde daha fazla kazanmayı kerih görmenin yanlışlığına dikkat çekmek istiyorum. …
Edebiyat Nasıl Okunur?
“Bir edebiyat eserini iyi, kötü ya da vasat yapan nedir? Yüzyıllar boyunca bu soruya pek çok farklı cevaplar verildi. Kavrayış derinliği, hayata yakınlık, biçimsel uyum, evrensellik, ahlaki duruş, kelime bazlı yaratıcılık, hayal gücü genişliği: Bunların hepsi belli zamanlarda edebi büyüklüğün nişanı sayıldı.
Bir “Girdap”ın İçinde Olmak
Öteki kavramının birçok alanı içine aldığı, farklı disiplinlerde karşılık bulduğu ve sinema filmlerinde de çoğunlukla ‘biz/ben’ ve ‘öteki/başkası’ karşıtlığında yer bulduğunu şimdiye değin yaptığımız okumalarda idrak ettik.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.