İnsan, anne baba olduğunda omuzlarına ağır bir yük yüklenir. Kendisi henüz çok da hazır değilken, hayata dair pek de tecrübesi yokken, sorumlu olduğu o canlar daha da ağırlaştırır yükünü.
Bir yandan kendisi yetişirken bir yandan da çocuk yetiştirecektir.
Evin işleri, yakınlarla ilgili mes’uliyet, çocukların hizmeti ve eğitimi, kendine ayıracağı vakit derken gençlik bir telaşeyle geçer.
Tek veya az çocuğun farklı bir zorluğu vardır. Çocuklar çok olduğundaysa her birinin hizmetine, eğitimine yeterince yetişememe sıkıntısı.
Yetemediğinin, bir şeyleri aksattığının farkına varmak, iyice endişelendirir anneyi.
Okul derslerinin yanında Kur’an öğretimi, ibadetlere alıştırma, ahlakî prensipler, yanlışlıklardan ve kötülüklerden koruma, görgü kuralları ailenin en çok üzerinde durduğu ve kaygılandığı meselelerdir.
İşte tam da anneanne ve babaanneler “takviye eğitim” için bu evrede devreye girmelidirler.
Nasıl mı?
Bazen tecrübelerini aktararak, yol göstererek…
Bazen anne çocuğuyla ilgilenirken o esnada yapılacak bir işinde yardımcı olarak…
Çocuk kitap okurken yanına oturup onu dinleyerek; sorular sorup anlamasını sağlayarak…
Hergün okuduğu Kur’an’ı takip ederek, ezberlerini, öğrendiklerini tekrarlatarak…
Teşvik edici güzel sözler söyleyip severek, motive ederek…
Onlar için özel yemekler hazırlayıp, onlara değerli olduklarını hissettirerek…
Çocukların oyunlarına dahil olarak veya istedikleri, sevdikleri oyunları onlarla beraber oynayarak…
Çocukların hayatının vazgeçilmezi olan -özellikle ders verici- hikayeler ve masallar anlatarak…
Onları parklara ve yürüyüşlere götürerek…
İbadet, ahlak ve insanlar arası ilişkilerde güzel örnek olarak…
Çocuklar zor… Anne babalar yoğun…
Baş edemedikleri anda ellerine bilgisayar, telefon vermekten başka çare bulamayabilirler.
Anneanne ve babaanneler çocuklarının yükünü hafifletecek bir şeyler yaparken, bunalmalarını önlemiş, torunlarına daha olumlu davranılmasını sağlamış olurlar.
Gösterdikleri -şımartmayan, dengeli- ilgi ve sevgi ile torunlarına yakınlıkları daha çok artmış, birbirlerinden karşılıklı olarak beslenmiş, onlara güzel hatıralar bırakmış olurlar.
Hiç bir şey vakit kaybı olarak algılanmamalı. Yapacağımız her iyilik, her güzel uğraşının mutlaka bir karşılığı vardır. Gelecek nesillere örnek davranışları öğretirken; torunlarımız için yaptığımız her şey onları geliştirecek, sağlam kişilikler, aileler ve toplum oluşturmaya katkı sağlayacaktır.
Çocuklarımızı büyüttük diye emekliye ayrılmayalım.
Torunlarımız için de yapabileceğimiz çok şeyler var.
1963 yılında Düzce’de doğdu. Hayatının farklı dönemlerinde Konya ve Ankara’da yaşadı. Hâlen İstanbul’da ikamet etmektedir. Yedi çocuk annesidir.
Ailesiyle birlikte 1999-2002 yılları arasında aylık yayımlanan Adak Çocuk dergisini çıkardı.
Yazarın; Bana Bir Hastalık Dokundu, Meryemler Mabedi Terk Ederse ve çocuk eğitimi üzerine kaleme aldığı Göz Aydınlığı: Çocuklar İçin Anne Babalara Tavsiyeler adlı kitapları bulunmaktadır. Yazı çalışmalarını Nida Dergisi bünyesinde sürdürmektedir.
. Eğitimcinin gittiği yerin öğrencileri, yöneticileri, velileri, toplumu ve bizatihi eğitim sisteminin kendisi ile açmazları olabilecektir. Asıl muhatabı talebeler olan eğitimciler, en çok onlarla beraber mücadele verme, sorunların üstesinden gelme ile karşı karşıyadırlar. Ancak eğitimci için olmazsa olmaz bir şey vardır: Sorunların arızî; çözümün, çare bulmanın, sabrın ise zaruri olduğudur. Asıl odaklanılan şey sabır ise ve sabırlı olan kişi eğitimciyse değişimin/dönüşümün veya yenilenmenin muhakkak gerçekleşeceğine inanmak gerekir.
“Ey gönlüm, derdin varsa eğer uyan uykudan! Seni yemen ve uyuman için getirmediler. Farz edelim cümle âlemi yedin, ölümden kurtulamazsın savaşsan da! Kendinden daha ne kadar zarar göreceksin? Ey kendine afet olan! Afet musibet sensin; kalk kendi önünden.”
Bir secde gayretinde, hayatı yorumlayıp yaşayabilmek… Bir secde yakınlığıyla kendisini yaratanı Halık bilip; mahlûk olmanın mütevazılığını anlayabilmek… Her günün gecesinde bir muhasip gibi kendini sorguya çekebilmek… Ve gözlerini yumarken karanlıkların içinde yarının aydınlığının kendine rahmet getireceği ve getirmesi ümidiyle; sabahlara uyanabilmek…
“Her Şeyi Onaran Adam, dışarı çıktığında yıkılmaya yüz tutan evin tek kendi evi olmadığını gördü. Mahallesinde onarılması gereken başka evler de vardı.”
“Onardıkça kent büyüyordu. (Sonra) Şehir bir çığ gibi adamın üstüne yıkıldı. Fakat yığınların içinden çıktı adam.
Her Şeyi Onaran Adam, her şeyi yeniden inşa etmesini de biliyordu.
Yeniden işe koyuldu.”
– Onarmak nedir?
– Kırılan bir şeyi tekrar kullanılabilecek hâle getirmek ya da başka bir şeye dönüştürmektir.
Bir karanlık bul ve onu yıka.
Akıl kıyısında eşelenme, kalp denizine dal. Karanlığı karanlıkla yenebileceğin düşüncesinden tevbe et.
Uyanmak karanlığı bulmaktır aslında. Yüzümüzde ezbere bildiğimiz mahmurlukla karanlığı bileklerinden yakalamaktır uyanmak.
Karanlığı yıkamak neyi değiştirir fikri seni eylemesin.
Kur’a hep kendi içimizdeki günahkâra çıkar.
Sen kendi aksini izlemeye meyledip denize düşeni ve içinde haksızlık olan karanlığı yutan balığı hatırla.
Çocukların Gönüllü Takviye Eğitimcileri: Anneanne ve Babaanneler
İnsan, anne baba olduğunda omuzlarına ağır bir yük yüklenir. Kendisi henüz çok da hazır değilken, hayata dair pek de tecrübesi yokken, sorumlu olduğu o canlar daha da ağırlaştırır yükünü.
Bir yandan kendisi yetişirken bir yandan da çocuk yetiştirecektir.
Evin işleri, yakınlarla ilgili mes’uliyet, çocukların hizmeti ve eğitimi, kendine ayıracağı vakit derken gençlik bir telaşeyle geçer.
Tek veya az çocuğun farklı bir zorluğu vardır. Çocuklar çok olduğundaysa her birinin hizmetine, eğitimine yeterince yetişememe sıkıntısı.
Yetemediğinin, bir şeyleri aksattığının farkına varmak, iyice endişelendirir anneyi.
Okul derslerinin yanında Kur’an öğretimi, ibadetlere alıştırma, ahlakî prensipler, yanlışlıklardan ve kötülüklerden koruma, görgü kuralları ailenin en çok üzerinde durduğu ve kaygılandığı meselelerdir.
İşte tam da anneanne ve babaanneler “takviye eğitim” için bu evrede devreye girmelidirler.
Nasıl mı?
Bazen tecrübelerini aktararak, yol göstererek…
Bazen anne çocuğuyla ilgilenirken o esnada yapılacak bir işinde yardımcı olarak…
Çocuk kitap okurken yanına oturup onu dinleyerek; sorular sorup anlamasını sağlayarak…
Hergün okuduğu Kur’an’ı takip ederek, ezberlerini, öğrendiklerini tekrarlatarak…
Teşvik edici güzel sözler söyleyip severek, motive ederek…
Annelerin ellerinin değemediğini düşünüp, kıyafetlerin söküklerini, yırtıklarını tamir ederek…
Onlar için özel yemekler hazırlayıp, onlara değerli olduklarını hissettirerek…
Çocukların oyunlarına dahil olarak veya istedikleri, sevdikleri oyunları onlarla beraber oynayarak…
Çocukların hayatının vazgeçilmezi olan -özellikle ders verici- hikayeler ve masallar anlatarak…
Onları parklara ve yürüyüşlere götürerek…
İbadet, ahlak ve insanlar arası ilişkilerde güzel örnek olarak…
Çocuklar zor… Anne babalar yoğun…
Baş edemedikleri anda ellerine bilgisayar, telefon vermekten başka çare bulamayabilirler.
Gösterdikleri -şımartmayan, dengeli- ilgi ve sevgi ile torunlarına yakınlıkları daha çok artmış, birbirlerinden karşılıklı olarak beslenmiş, onlara güzel hatıralar bırakmış olurlar.
Hiç bir şey vakit kaybı olarak algılanmamalı. Yapacağımız her iyilik, her güzel uğraşının mutlaka bir karşılığı vardır. Gelecek nesillere örnek davranışları öğretirken; torunlarımız için yaptığımız her şey onları geliştirecek, sağlam kişilikler, aileler ve toplum oluşturmaya katkı sağlayacaktır.
Çocuklarımızı büyüttük diye emekliye ayrılmayalım.
Torunlarımız için de yapabileceğimiz çok şeyler var.
Yazar
1963 yılında Düzce’de doğdu. Hayatının farklı dönemlerinde Konya ve Ankara’da yaşadı. Hâlen İstanbul’da ikamet etmektedir. Yedi çocuk annesidir.
Ailesiyle birlikte 1999-2002 yılları arasında aylık yayımlanan Adak Çocuk dergisini çıkardı.
Yazarın; Bana Bir Hastalık Dokundu, Meryemler Mabedi Terk Ederse ve çocuk eğitimi üzerine kaleme aldığı Göz Aydınlığı: Çocuklar İçin Anne Babalara Tavsiyeler adlı kitapları bulunmaktadır. Yazı çalışmalarını Nida Dergisi bünyesinde sürdürmektedir.
İlgili Yazılar
Ataleti Yenmenin Anahtarı: Kalk ve Diren (1988)
. Eğitimcinin gittiği yerin öğrencileri, yöneticileri, velileri, toplumu ve bizatihi eğitim sisteminin kendisi ile açmazları olabilecektir. Asıl muhatabı talebeler olan eğitimciler, en çok onlarla beraber mücadele verme, sorunların üstesinden gelme ile karşı karşıyadırlar. Ancak eğitimci için olmazsa olmaz bir şey vardır: Sorunların arızî; çözümün, çare bulmanın, sabrın ise zaruri olduğudur. Asıl odaklanılan şey sabır ise ve sabırlı olan kişi eğitimciyse değişimin/dönüşümün veya yenilenmenin muhakkak gerçekleşeceğine inanmak gerekir.
Kalk Kendi Önünden
“Ey gönlüm, derdin varsa eğer uyan uykudan! Seni yemen ve uyuman için getirmediler. Farz edelim cümle âlemi yedin, ölümden kurtulamazsın savaşsan da! Kendinden daha ne kadar zarar göreceksin? Ey kendine afet olan! Afet musibet sensin; kalk kendi önünden.”
Ölümü Anlayabilmek…
Bir secde gayretinde, hayatı yorumlayıp yaşayabilmek… Bir secde yakınlığıyla kendisini yaratanı Halık bilip; mahlûk olmanın mütevazılığını anlayabilmek… Her günün gecesinde bir muhasip gibi kendini sorguya çekebilmek… Ve gözlerini yumarken karanlıkların içinde yarının aydınlığının kendine rahmet getireceği ve getirmesi ümidiyle; sabahlara uyanabilmek…
Her Şeyi Onaran Adam
“Her Şeyi Onaran Adam, dışarı çıktığında yıkılmaya yüz tutan evin tek kendi evi olmadığını gördü. Mahallesinde onarılması gereken başka evler de vardı.”
“Onardıkça kent büyüyordu. (Sonra) Şehir bir çığ gibi adamın üstüne yıkıldı. Fakat yığınların içinden çıktı adam.
Her Şeyi Onaran Adam, her şeyi yeniden inşa etmesini de biliyordu.
Yeniden işe koyuldu.”
– Onarmak nedir?
– Kırılan bir şeyi tekrar kullanılabilecek hâle getirmek ya da başka bir şeye dönüştürmektir.
Şair Tutanağı: Yağmur Duası
Bir karanlık bul ve onu yıka.
Akıl kıyısında eşelenme, kalp denizine dal. Karanlığı karanlıkla yenebileceğin düşüncesinden tevbe et.
Uyanmak karanlığı bulmaktır aslında. Yüzümüzde ezbere bildiğimiz mahmurlukla karanlığı bileklerinden yakalamaktır uyanmak.
Karanlığı yıkamak neyi değiştirir fikri seni eylemesin.
Kur’a hep kendi içimizdeki günahkâra çıkar.
Sen kendi aksini izlemeye meyledip denize düşeni ve içinde haksızlık olan karanlığı yutan balığı hatırla.