“Teröristlerin işledikleri korkunç şeylerin, bazen ahlâki olarak meşru olduğunu bir mazeret olarak öne sürmek istemiyorum. Ben yalnızca, modern devletlerin daha kolay bir şekilde ve şimdiye kadar olanlardan da çok büyük bir ölçekte hayatı tahrip ve kesintiye uğratabilmeye muktedir oldukları ve teröristlerin asla bu kapasiteye ulaşamayacakları gerçeğinden etkilendim. Kitabın amacı terörizm, savaş ve intihar eylemi için ahlâki tepkileri önceden hazırlanmış olan kendinden emin kamusal söylemden uzak durabilmesi maksadıyla okuyucunun kafasını yeteri şekilde karıştırmaktır. Devletler kendi tepkilerini savaş terimini kullanmaktan ziyade güvenlik tedbirleri ya da polis eylemleri olarak betimliyorlardı. Liberaller için kınanacak bir şey olsa da Marksistlerin ve milliyetçilerin şiddeti, ilerleme ve seküler tarihe uygun olarak anlaşılabilir bir şeydir. Öte yandan İslami grupların şiddeti, çoğu kimse için, tarihsel bir anlatıya -bilinen anlamda tarihe- yerleştirilmediği için kesinlikle anlaşılamaz bir şeydir.”
Sivillere karşı terörist eylemler gerçekleştiren militanlar ‘son çare’ ile karşı karşıya kalmadığı için buna mecbur olmadıklarını söyleyen teorisyenlere karşı Asad, ‘bu kural neden devletlere uygulanmaz, savaşın son çare olmasını istemek savaşı imkânsız kılmaz mı?’ diye sorar. Asad’a göre İntihar eylemi çok karmaşıktır, hem kendini hem de başkalarını öldürmeyi sağlar. Savaşçının ölerek başkalarını öldürmesinin sebebinin izi, onun sistematik olarak maruz kaldığı mahrum edilme ve küçük düşürülme duygusuna ya da derin kişisel mutsuzluğa kadar sürülebilir. Onun için, karşı konulmaz ve acımasız düşmanla karşı karşıya kalındığında umutsuzluk ve öfkenin bir ifadesi olarak yegâne mümkün tepki, toplu yok etmedir. Ölüm isteği, başarısızlığın serbest bıraktığı enerjilerin taşkınlığından kaynaklanmaktadır: artık ne siyasi bir model, ne de bir ütopya, ne ümit ne de çözüm gibi bir şey olduğunda, mümkün temsiller engellendiğinde, kişi kendisini havaya uçurur!
Bu yazının devamı
189. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
“Tarihsel yasalar sürekli geçerliliğini koruyan sünnetullaha dayanır. Geçici ve körü körüne meydana gelen bir ilişki, tesadüf ve rast gelmek suretiyle gerçekleşen alelade bağlar değildir. Tarihsel yasalar ilmi bir özelliği olan, tabiat ve kâinatın genel yasalarına bağlı olarak gerçekleşen, normal şekilde seyrini
“ Kendileri her ne kadar bu adı kullanmasa da bizim “roman”(novel, yeni şey)adını verdiğimiz tür neden bu dönemde ve burada (Londra’da) ortaya çıktı? Bu sorunun yanıtı, romanın yükselişinin kapitalizmin yükselişiyle aynı zamanda ve aynı yerde gerçekleşmiş olmasıdır.”
“Sonumuzu unutmaya değil miydi?
Sonlu çizgilere o kadar bağlandığımız,
Bir güzel göz, gülünce çukurlaşan yanak
Ve bir ses şimdi süzülen anılardan
Sonumuzu unutmaya değil miydi?
Hep seni anmaya değil miydi,
Pişmanlık kanatlarını kuşandığımız?”
“Kendi açımdan geleneğin bazı yönlerini araştırdığımda, onun özel niteliklere sahip olduğunu ve sıkı tutulması gereken kendine özgü ayrıcalıklı ilkeler üzerine bina edildiğini gördüm. Bunlardan birisi dolaşım (tedavül) ilkesi diye adlandırdığım ilkedir. Bu kavramla İslam geleneğinin veya İslam medeniyetinin başka kültür ve medeniyetlerden kendine
Öncelikle, terörizmin bir kişinin davranışını etkilemek, cezaya çarptırmak ya da intikam almak amacıyla yasadışı şiddet kullanımı şeklinde tanımlanması gerektiğini düşünüyorum. Eğer terörü bu şekilde tanımlarsak, keşfedeceğimiz ilk şey, küresel olarak hem
Bellek Yitimine Karşı KİMLİK
İntihar Eylemleri, Talal Asad, Eski Yeni Yayınları
Sivillere karşı terörist eylemler gerçekleştiren militanlar ‘son çare’ ile karşı karşıya kalmadığı için buna mecbur olmadıklarını söyleyen teorisyenlere karşı Asad, ‘bu kural neden devletlere uygulanmaz, savaşın son çare olmasını istemek savaşı imkânsız kılmaz mı?’ diye sorar. Asad’a göre İntihar eylemi çok karmaşıktır, hem kendini hem de başkalarını öldürmeyi sağlar. Savaşçının ölerek başkalarını öldürmesinin sebebinin izi, onun sistematik olarak maruz kaldığı mahrum edilme ve küçük düşürülme duygusuna ya da derin kişisel mutsuzluğa kadar sürülebilir. Onun için, karşı konulmaz ve acımasız düşmanla karşı karşıya kalındığında umutsuzluk ve öfkenin bir ifadesi olarak yegâne mümkün tepki, toplu yok etmedir. Ölüm isteği, başarısızlığın serbest bıraktığı enerjilerin taşkınlığından kaynaklanmaktadır: artık ne siyasi bir model, ne de bir ütopya, ne ümit ne de çözüm gibi bir şey olduğunda, mümkün temsiller engellendiğinde, kişi kendisini havaya uçurur!
Bu yazının devamı 189. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Bedeni Yeniden Kurgulamak ve Serginin Nesnesi Yapmak
“Tarihsel yasalar sürekli geçerliliğini koruyan sünnetullaha dayanır. Geçici ve körü körüne meydana gelen bir ilişki, tesadüf ve rast gelmek suretiyle gerçekleşen alelade bağlar değildir. Tarihsel yasalar ilmi bir özelliği olan, tabiat ve kâinatın genel yasalarına bağlı olarak gerçekleşen, normal şekilde seyrini
İmaja Sığınmak Hikmet Ve Hakikatten Yoksun ‘Hükmetme’ Arzusu
“ Kendileri her ne kadar bu adı kullanmasa da bizim “roman”(novel, yeni şey)adını verdiğimiz tür neden bu dönemde ve burada (Londra’da) ortaya çıktı? Bu sorunun yanıtı, romanın yükselişinin kapitalizmin yükselişiyle aynı zamanda ve aynı yerde gerçekleşmiş olmasıdır.”
200. Sayı
“Sonumuzu unutmaya değil miydi?
Sonlu çizgilere o kadar bağlandığımız,
Bir güzel göz, gülünce çukurlaşan yanak
Ve bir ses şimdi süzülen anılardan
Sonumuzu unutmaya değil miydi?
Hep seni anmaya değil miydi,
Pişmanlık kanatlarını kuşandığımız?”
“İnsan Hakları” Hakk’a Baş Kaldırmış Egemenin Hakkı
“Kendi açımdan geleneğin bazı yönlerini araştırdığımda, onun özel niteliklere sahip olduğunu ve sıkı tutulması gereken kendine özgü ayrıcalıklı ilkeler üzerine bina edildiğini gördüm. Bunlardan birisi dolaşım (tedavül) ilkesi diye adlandırdığım ilkedir. Bu kavramla İslam geleneğinin veya İslam medeniyetinin başka kültür ve medeniyetlerden kendine
Dil Evreninden Söz Ülkesine
Öncelikle, terörizmin bir kişinin davranışını etkilemek, cezaya çarptırmak ya da intikam almak amacıyla yasadışı şiddet kullanımı şeklinde tanımlanması gerektiğini düşünüyorum. Eğer terörü bu şekilde tanımlarsak, keşfedeceğimiz ilk şey, küresel olarak hem
Alışverişe devam et