Müslüman gelenekte Hz. Muhammed’in tutum ve davranışlarını (sünnet) sonraki nesillere doğru biçimde aktarabilmek için yoğun bir çaba harcanmıştır. İslâm’ın ortaya çıktığı döneme ışık tutan tarihî malzemeye bakıldığında bu, rahatlıkla gözlemlenebilir. “İslâmî Metinler” olarak da adlandırabileceğimiz bu kıymetli miras, özellikle Kur’ân-ı Kerîm ve bunun dışında kalan rivâyet malzemesini kapsamaktadır. Günümüzde tarihî şahsiyeti hakkında en fazla yazılı malzeme bulunan kişinin/kişilerden birinin Hz. Muhammed olduğunda şüphe yoktur. Bu durum, araştırmacılara, tarihî süreçte kaçınılmaz olarak ortaya çıkan birbirinden farklı Hz. Muhammed tasavvurlarının -belirli ölçüde de olsa- sağlamasını yapabilme imkânı sunmaktadır.
İslâmî metinler, keşfedilmeyi ve tetkik edilmeyi bekleyen binlerce tarihî hadiseyi mündemiçtir. Malum olduğu üzere bir metnin anlaşılabilmesi, yalnızca onun literal anlamını öğrenmekle sınırlı bir süreç değildir. Anlama sürecine bir o kadar da okuyucunun metne yaklaşma niyeti ve ilgili metni kavrayabilecek bir entelektüel donanıma sahip olup olmadığı da etki etmektedir. Çağdaş dönemde hermenötik metot hakkında yazılan eserlerde bu mevzu, özellikle dinî metinlerin anlaşılması cihetinden detaylı biçimde işlenmektedir.[1]
Gözetim, 18. yüzyılda, fizikî sınırların, duvarların, kamu mekânlarının ve şehrin bir kısmını içeren ve düzenin sağlanması için iktidara “güç” kazandıran panoptikonlar aracılığıyla sağlanmaktayken; 21. yüzyılda, Bauman’ın dediği gibi, sınırları olmayan, akışkan ve bireysel düzlemde mikropanoptikonlar yani akıllı cihazlarla dijital olarak sağlanmaktadır. Artık insanın sadece rasyonelliği değil irrasyonelliği de çeşitli denetim mekanizmalarının, gözetim teknolojilerinin boyunduruğu altındadır.
“Sünnet”in Hz. Muhammed’in genel hayat karşısındaki “duruşu” olarak da tanımlanabileceği kanaatindeyiz. Buna göre sünnet; Hz. Muhammed’in mücadelelerle dolu hayatında karşılaştığı olaylar karşısındaki genel duruşunu ifade eden bir terim olmaktadır. Başka bir deyişle Hz. Muhammed’in sünnetini bilmek, onun hangi durumlar karşısında hangi davranışları sergileyip sergilemeyeceği hususunda bir farkındalığa sahip olmak anlamına gelmektedir.
İnsanların adalet arayışları Hz. Âdem’den beri devam etmektedir. Düşünceleri, bakış açıları değişse de insanların temel talepleri genellikle adalet olmuştur. Zorbalığı, zulmü hiçbir toplum hoş karşılamamıştır. Zamana ve coğrafyalara göre farklı anlamlar yüklense de adaletin büyük önem taşıması, hayatın her alanında kendisine yer bulması gerektiği ile ilgilidir.
1970’lerden beri yaşanan yüksek teknoloji/high tech süreci, insan ve onun günlük hayatının üzerinde etkili olmaktadır. Sinema, multi-medya teknolojisi ve akıllı telefonlar üzerinden gelişen süreç; insanlık-teknoloji, organik-mekânik, otantik-sanallık bağlamında dualiteleri meydana getirmiştir. Kitle iletişim araçları üzerinden gerçeklikten kopup sanallık dünyasına gireceğimizi bize ilk bildiren kişi filozof-sosyolog Baudrillard olmuştur. Ona göre ekrandaki veya sinema perdesindeki her bir görüntü, gerçeği öldürme veya yok etme sahnesidir.
Allah, insanı yeryüzünün halifesi olarak yaratmıştır. Akıl ve irade sahibi her insan, yeryüzünü imar ve ıslahla mükelleftir. İnsanın hem kendi hayatını dengeli bir şekilde idame ettirmesi hem de toplumla ilişkilerinde dengeli bir tavır sergilemesi bireysel hayatla birlikte siyasetin ve dolayısıyla devlet mekanizmasının İslami prensiplere göre düzenlenmesi ve ıslahı ile mümkündür.
Sümük-ü Şerif Polemiğine Mütevazı Bir Katkı (ʿUrve b. Mesʿûd’un Hudeybiye Gözlemlerini İçeren Rivâyetin Tahlili)
Giriş
Müslüman gelenekte Hz. Muhammed’in tutum ve davranışlarını (sünnet) sonraki nesillere doğru biçimde aktarabilmek için yoğun bir çaba harcanmıştır. İslâm’ın ortaya çıktığı döneme ışık tutan tarihî malzemeye bakıldığında bu, rahatlıkla gözlemlenebilir. “İslâmî Metinler” olarak da adlandırabileceğimiz bu kıymetli miras, özellikle Kur’ân-ı Kerîm ve bunun dışında kalan rivâyet malzemesini kapsamaktadır. Günümüzde tarihî şahsiyeti hakkında en fazla yazılı malzeme bulunan kişinin/kişilerden birinin Hz. Muhammed olduğunda şüphe yoktur. Bu durum, araştırmacılara, tarihî süreçte kaçınılmaz olarak ortaya çıkan birbirinden farklı Hz. Muhammed tasavvurlarının -belirli ölçüde de olsa- sağlamasını yapabilme imkânı sunmaktadır.
İslâmî metinler, keşfedilmeyi ve tetkik edilmeyi bekleyen binlerce tarihî hadiseyi mündemiçtir. Malum olduğu üzere bir metnin anlaşılabilmesi, yalnızca onun literal anlamını öğrenmekle sınırlı bir süreç değildir. Anlama sürecine bir o kadar da okuyucunun metne yaklaşma niyeti ve ilgili metni kavrayabilecek bir entelektüel donanıma sahip olup olmadığı da etki etmektedir. Çağdaş dönemde hermenötik metot hakkında yazılan eserlerde bu mevzu, özellikle dinî metinlerin anlaşılması cihetinden detaylı biçimde işlenmektedir.[1]
Bu yazının devamı 216. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
216. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Panoptikon ve Varolmanın Dayanılmaz Ağırlığı
Gözetim, 18. yüzyılda, fizikî sınırların, duvarların, kamu mekânlarının ve şehrin bir kısmını içeren ve düzenin sağlanması için iktidara “güç” kazandıran panoptikonlar aracılığıyla sağlanmaktayken; 21. yüzyılda, Bauman’ın dediği gibi, sınırları olmayan, akışkan ve bireysel düzlemde mikropanoptikonlar yani akıllı cihazlarla dijital olarak sağlanmaktadır. Artık insanın sadece rasyonelliği değil irrasyonelliği de çeşitli denetim mekanizmalarının, gözetim teknolojilerinin boyunduruğu altındadır.
Hz. Muhammed’in Kendisine “Seyyid/Efendi” Denilmesini Nehyetmesinden Bahseden Haberler Üzerine Bir Değerlendirme
“Sünnet”in Hz. Muhammed’in genel hayat karşısındaki “duruşu” olarak da tanımlanabileceği kanaatindeyiz. Buna göre sünnet; Hz. Muhammed’in mücadelelerle dolu hayatında karşılaştığı olaylar karşısındaki genel duruşunu ifade eden bir terim olmaktadır. Başka bir deyişle Hz. Muhammed’in sünnetini bilmek, onun hangi durumlar karşısında hangi davranışları sergileyip sergilemeyeceği hususunda bir farkındalığa sahip olmak anlamına gelmektedir.
Tevhid, Adalet ve Erdem
İnsanların adalet arayışları Hz. Âdem’den beri devam etmektedir. Düşünceleri, bakış açıları değişse de insanların temel talepleri genellikle adalet olmuştur. Zorbalığı, zulmü hiçbir toplum hoş karşılamamıştır. Zamana ve coğrafyalara göre farklı anlamlar yüklense de adaletin büyük önem taşıması, hayatın her alanında kendisine yer bulması gerektiği ile ilgilidir.
Dönüşen İnsanlığın ve Dünyanın (Transhümanizmin) Zemini Olarak Sinema ve Netflix
1970’lerden beri yaşanan yüksek teknoloji/high tech süreci, insan ve onun günlük hayatının üzerinde etkili olmaktadır. Sinema, multi-medya teknolojisi ve akıllı telefonlar üzerinden gelişen süreç; insanlık-teknoloji, organik-mekânik, otantik-sanallık bağlamında dualiteleri meydana getirmiştir. Kitle iletişim araçları üzerinden gerçeklikten kopup sanallık dünyasına gireceğimizi bize ilk bildiren kişi filozof-sosyolog Baudrillard olmuştur. Ona göre ekrandaki veya sinema perdesindeki her bir görüntü, gerçeği öldürme veya yok etme sahnesidir.
İslam, Devlet ve Siyaset
Allah, insanı yeryüzünün halifesi olarak yaratmıştır. Akıl ve irade sahibi her insan, yeryüzünü imar ve ıslahla mükelleftir. İnsanın hem kendi hayatını dengeli bir şekilde idame ettirmesi hem de toplumla ilişkilerinde dengeli bir tavır sergilemesi bireysel hayatla birlikte siyasetin ve dolayısıyla devlet mekanizmasının İslami prensiplere göre düzenlenmesi ve ıslahı ile mümkündür.
Alışverişe devam et