Tolstoy’un bir sözünü hatırlıyorum; “Tanrı insanı özgür kılar.” Buna gerçekten inanıyordu Tolstoy ve sık söylediği bir sözü vardı; “İnsanlar özgürlüğümü kısıtlıyorlar ve özgür olabilmem için Tanrıyla başbaşa kalabilmeliyim…” diyordu. Nitekim insanlardan kaçtığı ve belki de İstanbul’a gelmek üzere yola çıktığında yaşlı bedeni Rusya steplerinin soğuğuna dayanamaz ve ebedi özgürlüğüne yürür. “Tanrı’nın egemenliği içinizdedir” diyerek insanları kiliseye değil îmana çağıran Tolstoy’un modern dünyanın kirleticiliğine karşı yaşattığı isyanın cereyanları, ölçülerini sağlam tutmayı başarabilmiş kimselerin dünyasında hâlâ devam etmektedir. Kendilerini basit sebeplere kaptırmış ve sanki bu dünyada yaşamıyormuş gibi hayâlî mekânlarda yaşayanların bunu anlayabilmesi elbette zordur. Evet, daha mücadeleye başlamadan kaçan ve bir parmak işaretiyle yön değiştiren kimselerin harcı değildir bunu anlamak ve yine hayâl dünyalarında kendilerini bir kahraman olarak görüp sahte kuvvet ve cesaret örneği kesilenlerin anlayabileceği bir şey de değildir. Tolstoy’un işaret ettiği noktayı Fransız düşünürü Volter de dillendirmiştir. Ünlü devlet adamı Benjamin Franklin, küçük oğlunu alarak hasta yatağındaki Volter’i ziyarete gider. Volter, yatağının önünde saygı ile diz çöken küçük çocuğun alnına parmağını koyarak şunları söyler; “The god and liberty – Tanrı ve özgürlük” İşte böyle… Bunların dışında ahlâkî öğeleri ve zihin pırıltıları, fikir hoyratı aydınlarımıza örnek olabilecek daha pekçok düşünürün müşterek özelliği, hepsinin bu hayata dair ciddi meselelerinin olmasıdır. Bunların hayatlarına baktığımız zaman bizim coğrafyamızda mahalli şöhretlerinin içinde debelenen aydınlarımızla(!) aralarındaki en temel farkın, şahsiyet yapılarında ortaya çıktığını görürüz. Bu oldukça önemli bir meseledir ve belki de en önemli bir meseledir. Çünkü bu mesele; insanın hayata nasıl bakıp yorumlayacağından, halkla ve seçkinlerle olan münasebetinden, eğer hissediyorsa kulluk karakterine kadar herşeyin niteliğini, kalitesini ve şahsiyetinin ne şekilde teşekkül ettiğini belirler. Hayatı sadece dünyanın basit hayhuylarından, menfaatlerinden ve şahsi emellerinin tatmininden ibaret görüyor ve buna biraz da korku eşlik ediyorsa, işte o zaman her devrin adamı olabilmek için gerekli olan yeteneği ortaya koydunuz demektir.
Bu yazının devamı
179. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Kuşkusuz toplumun din eğitimi ihtiyacını örgün eğitim sisteminde karşılamak ve devletin din eğitimi üzerindeki tekelini olduğu gibi kabul edip sürdürmek önemli bir tartışma konusudur. Diğer bir ifadeyle din eğitiminin içeriğini, alma yaşını, süresini ve yöntemini laik devletin
Öteki” sosyolojik bir terim olarak din, etnisite, dil ve kültür acısından farklı olan toplumsal kategorileri ifade etmektedir. Burada sorun ötekinin varlığı ile ilgili değil, onunla gerçekleştirilecek ilişkinin niteliğidir. Bir devleti totaliter veya demokratik hukuk devleti yapan da öteki olarak algılananlara karşı yürüttüğü politikalarla ilgilidir.
Ne yapmalıyım diye düşündüm hala düşünüyorum. İsrail ve ona yardım edenlerin mallarına karşı bir boykottan söz ediliyor. Tamam, diyorum. Markette daha önceleri yetmiş dokuz liraya satılan Domestos kırk liraya düşürülmüştü. Her müşteriye kasadaki masum kız tarafından özellikle indiriminden söz açılıp pazarlanmaya çalışılıyordu. İşte diyorum, karşımda ciddi bir imtihan suali. Cebimdeki para beni tahrik ediyor, elinde avucunda başka ne kaldı hadi davran al bu ucuzlukta şu kimyasal nesneyi de eşin sevinsin. Ama benim içimde bir başka ben daha var. O diyor ki sor bakalım senin memleketin Elaziz’deki Coca Cola dolum tesislerinin kapısına kilit vurulmuş mudur; Endonezya’da McDonalds’ların iflas ettirildiği gibi.
Değişim kaçınılmaz bir süreçtir. Değişmeden sabit kalan değil değişebilen, kendini güncelleyebilen ve değişimi yönlendirebilen ayakta kalır. Değişemeyen, statik yapısını devamlı hale getiren ise tarihte kalmaya mahkûmdur.
Tövbe bir özgürlük manifestosudur.
İçsel bir bildiridir. Kişinin kendi iç aleminde kendisine verdiği bir manifestodur. Günah yüklerinden, hataların ağırlığından özgürleşmenin bildirisidir.
Tövbe, bir şeyden geri dönmek, dönüş yapmak, yönelmek demektir. Hatalardan, günahlardan dönerek Allah’a yönelişin eylemsel bir ifadesidir.
Tövbe, kişinin kendisini değerlendirme eylemidir. Tövbe, söylem ve eylemlerin objektif bir şekilde değerlendirilebilmesidir. Öyle ki kişinin kendisiyle karşılaşması ve kendisinin tüm yanlışlarını ortaya koyarak doğruya yönelebilme cesaretidir.
Özgür Olmayan Aydın Sadece Kelime Kalpazanıdır
Tolstoy’un bir sözünü hatırlıyorum; “Tanrı insanı özgür kılar.” Buna gerçekten inanıyordu Tolstoy ve sık söylediği bir sözü vardı; “İnsanlar özgürlüğümü kısıtlıyorlar ve özgür olabilmem için Tanrıyla başbaşa kalabilmeliyim…” diyordu. Nitekim insanlardan kaçtığı ve belki de İstanbul’a gelmek üzere yola çıktığında yaşlı bedeni Rusya steplerinin soğuğuna dayanamaz ve ebedi özgürlüğüne yürür. “Tanrı’nın egemenliği içinizdedir” diyerek insanları kiliseye değil îmana çağıran Tolstoy’un modern dünyanın kirleticiliğine karşı yaşattığı isyanın cereyanları, ölçülerini sağlam tutmayı başarabilmiş kimselerin dünyasında hâlâ devam etmektedir. Kendilerini basit sebeplere kaptırmış ve sanki bu dünyada yaşamıyormuş gibi hayâlî mekânlarda yaşayanların bunu anlayabilmesi elbette zordur. Evet, daha mücadeleye başlamadan kaçan ve bir parmak işaretiyle yön değiştiren kimselerin harcı değildir bunu anlamak ve yine hayâl dünyalarında kendilerini bir kahraman olarak görüp sahte kuvvet ve cesaret örneği kesilenlerin anlayabileceği bir şey de değildir. Tolstoy’un işaret ettiği noktayı Fransız düşünürü Volter de dillendirmiştir. Ünlü devlet adamı Benjamin Franklin, küçük oğlunu alarak hasta yatağındaki Volter’i ziyarete gider. Volter, yatağının önünde saygı ile diz çöken küçük çocuğun alnına parmağını koyarak şunları söyler; “The god and liberty – Tanrı ve özgürlük” İşte böyle… Bunların dışında ahlâkî öğeleri ve zihin pırıltıları, fikir hoyratı aydınlarımıza örnek olabilecek daha pekçok düşünürün müşterek özelliği, hepsinin bu hayata dair ciddi meselelerinin olmasıdır. Bunların hayatlarına baktığımız zaman bizim coğrafyamızda mahalli şöhretlerinin içinde debelenen aydınlarımızla(!) aralarındaki en temel farkın, şahsiyet yapılarında ortaya çıktığını görürüz. Bu oldukça önemli bir meseledir ve belki de en önemli bir meseledir. Çünkü bu mesele; insanın hayata nasıl bakıp yorumlayacağından, halkla ve seçkinlerle olan münasebetinden, eğer hissediyorsa kulluk karakterine kadar herşeyin niteliğini, kalitesini ve şahsiyetinin ne şekilde teşekkül ettiğini belirler. Hayatı sadece dünyanın basit hayhuylarından, menfaatlerinden ve şahsi emellerinin tatmininden ibaret görüyor ve buna biraz da korku eşlik ediyorsa, işte o zaman her devrin adamı olabilmek için gerekli olan yeteneği ortaya koydunuz demektir.
Hesap Oluştur / Giriş Yap
Bu yazının devamı 179. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Din Eğitiminde Devlet, Cemaat, Vizyon ve Misyon
Kuşkusuz toplumun din eğitimi ihtiyacını örgün eğitim sisteminde karşılamak ve devletin din eğitimi üzerindeki tekelini olduğu gibi kabul edip sürdürmek önemli bir tartışma konusudur. Diğer bir ifadeyle din eğitiminin içeriğini, alma yaşını, süresini ve yöntemini laik devletin
Ötekileştirme Ve Göç Sorunu
Öteki” sosyolojik bir terim olarak din, etnisite, dil ve kültür acısından farklı olan toplumsal kategorileri ifade etmektedir. Burada sorun ötekinin varlığı ile ilgili değil, onunla gerçekleştirilecek ilişkinin niteliğidir. Bir devleti totaliter veya demokratik hukuk devleti yapan da öteki olarak algılananlara karşı yürüttüğü politikalarla ilgilidir.
Şairlerin ve Tüm Vicdan Sahiplerinin Filistin İçin Küresel İntifada Çağrısı
Ne yapmalıyım diye düşündüm hala düşünüyorum. İsrail ve ona yardım edenlerin mallarına karşı bir boykottan söz ediliyor. Tamam, diyorum. Markette daha önceleri yetmiş dokuz liraya satılan Domestos kırk liraya düşürülmüştü. Her müşteriye kasadaki masum kız tarafından özellikle indiriminden söz açılıp pazarlanmaya çalışılıyordu. İşte diyorum, karşımda ciddi bir imtihan suali. Cebimdeki para beni tahrik ediyor, elinde avucunda başka ne kaldı hadi davran al bu ucuzlukta şu kimyasal nesneyi de eşin sevinsin. Ama benim içimde bir başka ben daha var. O diyor ki sor bakalım senin memleketin Elaziz’deki Coca Cola dolum tesislerinin kapısına kilit vurulmuş mudur; Endonezya’da McDonalds’ların iflas ettirildiği gibi.
“Sabit” Ve “Değişken” Bağlamında İslami Yenilenme
Değişim kaçınılmaz bir süreçtir. Değişmeden sabit kalan değil değişebilen, kendini güncelleyebilen ve değişimi yönlendirebilen ayakta kalır. Değişemeyen, statik yapısını devamlı hale getiren ise tarihte kalmaya mahkûmdur.
Özgürlük Manifestosu
Tövbe bir özgürlük manifestosudur.
İçsel bir bildiridir. Kişinin kendi iç aleminde kendisine verdiği bir manifestodur. Günah yüklerinden, hataların ağırlığından özgürleşmenin bildirisidir.
Tövbe, bir şeyden geri dönmek, dönüş yapmak, yönelmek demektir. Hatalardan, günahlardan dönerek Allah’a yönelişin eylemsel bir ifadesidir.
Tövbe, kişinin kendisini değerlendirme eylemidir. Tövbe, söylem ve eylemlerin objektif bir şekilde değerlendirilebilmesidir. Öyle ki kişinin kendisiyle karşılaşması ve kendisinin tüm yanlışlarını ortaya koyarak doğruya yönelebilme cesaretidir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.