Manipülasyon kelimesinin etimolojisine göz atıldığında “el becerisi ile idare etmek” gibi bir anlamla karşılaşılmaktadır. Karşı karşıya olunan fiil bir çeşit el çabukluğudur ve bu fiili anlamlandırmak adına ona “illüzyon” veya “sihirbazlık” nitelemesi yapılabilir. Daha da isabetli bir teşbih gerektiğinde “hipnoz” olgusu kendisini gösterecektir. Psikoloji alanında da bir tedavi yöntemi olarak denendiği bilinen hipnozda, bu konuda kendisini yetiştirmiş bir uzman, bir insana gerçek dünyada var olmayan şeyleri gösterebilmekte, var olanları gerçekte olduklarından farklı bir şekilde gösterebilmekte veya bunları ondan gizleyebilmektedir. Günümüz medya organlarının yöntemleri ele alındığında hipnozun küresel iletişimin önemli bir bileşeni olduğunu söylemek mümkün görünmektedir.
Örneğin bir haberin sunumunda seçilen manşet, haberi alanların algısını doğrudan etkilemektedir. Haberin içeriği dikkatle okunduğunda, yani hipnozun manipülatif etkisinden bilinçli bir şekilde kaçınıldığında, manşetin yönlendiriciliği fark edilebilmektedir. Ancak bir vakıa olarak haber okurlarının ezici çoğunluğunun bunu yapmayarak haberleri manşetler doğrultusunda algıladıkları ve kendileri için “uygun görülen” anlamı çıkarttıkları anlaşılmaktadır. Yönlendirme fiiline insanlarda nefret ve öfke uyandıracak manipülasyonlar da elbette dâhildir.
Söz konusu olan komplo teorileri olduğunda çift taraflı bir manipülasyon sürecinden bahsetmek mümkün olacaktır. Tahmin edileceği üzere madalyonun ön yüzünde insanların “komplo teorisyenleri” tarafından akıl dışı komplo teorileri üzerinden manipüle edilmeleri yer almaktadır. Buna göre özellikle korku, kaygı ve panik duyguları olmak üzere insanların muhtelif duygusal zaafları kullanılarak sansasyonel bir teori ortaya atılmakta ve insanlar duygusal bir girdaba doğru çekilmektedir. Komplo teorileri bu süreç için nispeten elverişlidir zira aslında aralarında bağlantı olmayan hadiseler ve olgular arasında mesnetsiz bağlantılar oluşturmak suretiyle insanlar duygusal olarak manipüle edilebilmektedir.
Madalyonun diğer yüzünde ise belirli hadiselere yönelik getirilen makul açıklamaları peşinen ve argümanlarını tartışmaksızın “komplo teorileri” olarak etiketleyerek insanları manipüle etme fiiline rastlanmaktadır. Örneğin 11 Eylül hadisesi gibi insanlık tarihi açısından son derece belirleyici hadiselere dair resmî makamların ürettikleri açıklamalar dayatılmakta, insanların bu resmî açıklama tarzıyla uyuşmayan açıklama tarzlarını benimsemeleri, bunlar zaman zaman resmî teoriden daha makûl ve ikna edici olsa dahi, yasaklanmaktadır. Bu ikinci yöntemin ilkine nazaran daha sinsi bir manipülasyon tekniği olduğu gözlemlenmektedir.
Aslında komplo teorileri hususundaki asli manipülasyon “komplo teorisi” kavramının bizatihi kendisinde yer almaktadır. “Komplo teorisi” kavramı herhangi bir suçun veya sair hadisenin açıklanmasında bir komplo olduğunu öne süren görüşleri nitelemek için hukuk alanında doğmuştur. Ancak Amerika Birleşik Devletlerinde yaşanan John F. Kennedy suikastını müteakip, kavram paranoya, şizofreni ve sair psikolojik rahatsızlıklarla bilinçli bir şekilde ilişkilendirilmiş, bu şekilde resmî açıklamalarla uyuşmayan her tür açıklamanın amiyane tabirle bir “deli saçması” anlamına geldiği manipülasyonu zihinlere kazınmıştır. Buna rağmen yakın tarihte ortaya atılan komplo teorilerinin bir kısmının doğrulanmış olması (Watergate, Irak Devletinin kitle imha silahları ve daha birçok hadise/teori gibi) bu manipülatif algının gerçek dışı olduğunu sarahaten ortaya koymuştur. Tek kutuplu dünyayı idare eden aklın bu algıdan beslendiği de ortada olup özellikle Covid-19 hadisesinden sonra beliren kamuoyu tepkileri mezkûr algının sınırlarına yaklaştığını, insanların artık etiketlenmekten çekinmeden alternatif açıklamalara da rağbet ettiğini göstermektedir.
Netice itibariyle, nereden gelirse gelsin manipülasyondan korunmak adına yapılması gereken, hipnozun sersemletici kuvvetlerinin farkında olarak bunları geçersiz kılmak olacaktır. Bunun için de hadiseleri ele alırken söylem temelli değil, kanıt temelli hareket etmek gerekmektedir. Gerekli araştırmayı yapmadan önce bir hadise bizim için, hangi açıklama tarzını benimsersek benimseyelim, apaçık olabilir. Ancak tarafsız bir biçimde hadiseye yaklaşarak, doğru soruları sorarak, mevcut açıklamalara karşı şüpheyi elden bırakmayarak hakikati aradığımızda, baştaki apaçıklık yerini çok farklı bir manzaraya bırakabilmektedir.
[1] Dr. Ömer Kemal Buhari Öğr. Üyesi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi.
Bilinen insanlık tarihinin en kadim meselesidir göç… Bir yerden başka bir yere gitmek anlamında hareketi/dinamizmi/devingenliği havi bir boyuta sahiptir. Nedenleri çeşitlidir… Coğrafyanın zorlayıcılığı olabileceği gibi açlık-yoksulluk-kıtlık-savaş da olabilir… Bir inancın-itikadın-ideolojinin yayılmasını sağlamak ya da ticari faaliyetler de dahildir bu nedenlerin arasına… Her halükarda mekan değişimi söz konusudur ve bu değişim tarih boyunca başka değişimleri de beraberinde getirmiştir.
“Sil” diyor “eğer bunu kabul etmiş olsaydık, savaşmazdık!”
Biri silmiyor, öteki bakıyor.
Sitem ve öfke; hücum ettiği gözlerde bir noktaya sabitlenmiş.
Bekliyorlar ama o, kendisi siliyor; artık anlaşma sağlanabilir…
Umutsuzluk ve ikilem.
Bu yazı, cevaplarını bulmuş bir yol göstericiden çok, daralmanın sebepleri ve çıkış yolları için bazı sorular sorma ve aynı saftakilerle dertleşme niyetindedir. Acaba Müslümanların bir gündemi var mıdır? Suyun üstünde sürüklenmekte miyiz yoksa akışı yönlendirebiliyor muyuz? Acaba niceliğe ve kitleselleşmeye mağlup mu olduk? Bununla ilişkili olarak “demokrasi”/çokluk kıymetin belirleyicisi mi oldu? “Söz”ümüzü, sosyal medyadaki “etkileşim” adedi mi şekillendiriyor? “Cihad”ımızın göstergesi organizasyonel kabiliyetimiz ve hesaplı “katılım sağlama”larımız mı?
Müslümanların son iki yüzyıldır siyasi, askeri, ekonomik, kültürel, fikri ve düşünce alanlarında bir çöküş yaşadığı konusunda Müslim- gayri Müslim herkes ittifak etmiş durumda. Bu önerme zorunlu olarak iki yüzyıl öncesinde Müslümanların bu alanlarda güçlü ve yetkin olduğu konusunda da bir ittifakın varlığına da işaret eder.
-İslam’da “Sözleşme Kültürü”nü Yeniden Düşünmek- İslam’ın savaş ortamlarında mı yoksa barış ortamlarında mı daha çok gelişme imkânı bulduğu ya da hangi ortamın İslam için daha uygun olduğu şeklinde bir soru sorduğumuzda, bu sorunun, İslam’la ilgili hem günümüz çağdaş dünya hem de tarihsel süreç açısından önemli konu başlıkları içerdiğini görürüz. Bu sorunun temelinde, aslında dinlerin çatışma …
Komplo Teorileri Bağlamında Manipülasyon
Manipülasyon kelimesinin etimolojisine göz atıldığında “el becerisi ile idare etmek” gibi bir anlamla karşılaşılmaktadır. Karşı karşıya olunan fiil bir çeşit el çabukluğudur ve bu fiili anlamlandırmak adına ona “illüzyon” veya “sihirbazlık” nitelemesi yapılabilir. Daha da isabetli bir teşbih gerektiğinde “hipnoz” olgusu kendisini gösterecektir. Psikoloji alanında da bir tedavi yöntemi olarak denendiği bilinen hipnozda, bu konuda kendisini yetiştirmiş bir uzman, bir insana gerçek dünyada var olmayan şeyleri gösterebilmekte, var olanları gerçekte olduklarından farklı bir şekilde gösterebilmekte veya bunları ondan gizleyebilmektedir. Günümüz medya organlarının yöntemleri ele alındığında hipnozun küresel iletişimin önemli bir bileşeni olduğunu söylemek mümkün görünmektedir.
Örneğin bir haberin sunumunda seçilen manşet, haberi alanların algısını doğrudan etkilemektedir. Haberin içeriği dikkatle okunduğunda, yani hipnozun manipülatif etkisinden bilinçli bir şekilde kaçınıldığında, manşetin yönlendiriciliği fark edilebilmektedir. Ancak bir vakıa olarak haber okurlarının ezici çoğunluğunun bunu yapmayarak haberleri manşetler doğrultusunda algıladıkları ve kendileri için “uygun görülen” anlamı çıkarttıkları anlaşılmaktadır. Yönlendirme fiiline insanlarda nefret ve öfke uyandıracak manipülasyonlar da elbette dâhildir.
Söz konusu olan komplo teorileri olduğunda çift taraflı bir manipülasyon sürecinden bahsetmek mümkün olacaktır. Tahmin edileceği üzere madalyonun ön yüzünde insanların “komplo teorisyenleri” tarafından akıl dışı komplo teorileri üzerinden manipüle edilmeleri yer almaktadır. Buna göre özellikle korku, kaygı ve panik duyguları olmak üzere insanların muhtelif duygusal zaafları kullanılarak sansasyonel bir teori ortaya atılmakta ve insanlar duygusal bir girdaba doğru çekilmektedir. Komplo teorileri bu süreç için nispeten elverişlidir zira aslında aralarında bağlantı olmayan hadiseler ve olgular arasında mesnetsiz bağlantılar oluşturmak suretiyle insanlar duygusal olarak manipüle edilebilmektedir.
Madalyonun diğer yüzünde ise belirli hadiselere yönelik getirilen makul açıklamaları peşinen ve argümanlarını tartışmaksızın “komplo teorileri” olarak etiketleyerek insanları manipüle etme fiiline rastlanmaktadır. Örneğin 11 Eylül hadisesi gibi insanlık tarihi açısından son derece belirleyici hadiselere dair resmî makamların ürettikleri açıklamalar dayatılmakta, insanların bu resmî açıklama tarzıyla uyuşmayan açıklama tarzlarını benimsemeleri, bunlar zaman zaman resmî teoriden daha makûl ve ikna edici olsa dahi, yasaklanmaktadır. Bu ikinci yöntemin ilkine nazaran daha sinsi bir manipülasyon tekniği olduğu gözlemlenmektedir.
Aslında komplo teorileri hususundaki asli manipülasyon “komplo teorisi” kavramının bizatihi kendisinde yer almaktadır. “Komplo teorisi” kavramı herhangi bir suçun veya sair hadisenin açıklanmasında bir komplo olduğunu öne süren görüşleri nitelemek için hukuk alanında doğmuştur. Ancak Amerika Birleşik Devletlerinde yaşanan John F. Kennedy suikastını müteakip, kavram paranoya, şizofreni ve sair psikolojik rahatsızlıklarla bilinçli bir şekilde ilişkilendirilmiş, bu şekilde resmî açıklamalarla uyuşmayan her tür açıklamanın amiyane tabirle bir “deli saçması” anlamına geldiği manipülasyonu zihinlere kazınmıştır. Buna rağmen yakın tarihte ortaya atılan komplo teorilerinin bir kısmının doğrulanmış olması (Watergate, Irak Devletinin kitle imha silahları ve daha birçok hadise/teori gibi) bu manipülatif algının gerçek dışı olduğunu sarahaten ortaya koymuştur. Tek kutuplu dünyayı idare eden aklın bu algıdan beslendiği de ortada olup özellikle Covid-19 hadisesinden sonra beliren kamuoyu tepkileri mezkûr algının sınırlarına yaklaştığını, insanların artık etiketlenmekten çekinmeden alternatif açıklamalara da rağbet ettiğini göstermektedir.
Netice itibariyle, nereden gelirse gelsin manipülasyondan korunmak adına yapılması gereken, hipnozun sersemletici kuvvetlerinin farkında olarak bunları geçersiz kılmak olacaktır. Bunun için de hadiseleri ele alırken söylem temelli değil, kanıt temelli hareket etmek gerekmektedir. Gerekli araştırmayı yapmadan önce bir hadise bizim için, hangi açıklama tarzını benimsersek benimseyelim, apaçık olabilir. Ancak tarafsız bir biçimde hadiseye yaklaşarak, doğru soruları sorarak, mevcut açıklamalara karşı şüpheyi elden bırakmayarak hakikati aradığımızda, baştaki apaçıklık yerini çok farklı bir manzaraya bırakabilmektedir.
[1] Dr. Ömer Kemal Buhari Öğr. Üyesi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi.
İlgili Yazılar
Kim Yerli? Kim Göçmen? Kim Yabancı?
Bilinen insanlık tarihinin en kadim meselesidir göç… Bir yerden başka bir yere gitmek anlamında hareketi/dinamizmi/devingenliği havi bir boyuta sahiptir. Nedenleri çeşitlidir… Coğrafyanın zorlayıcılığı olabileceği gibi açlık-yoksulluk-kıtlık-savaş da olabilir… Bir inancın-itikadın-ideolojinin yayılmasını sağlamak ya da ticari faaliyetler de dahildir bu nedenlerin arasına… Her halükarda mekan değişimi söz konusudur ve bu değişim tarih boyunca başka değişimleri de beraberinde getirmiştir.
Diplomatik Tavır: İlkesiz İlişkiler
“Sil” diyor “eğer bunu kabul etmiş olsaydık, savaşmazdık!”
Biri silmiyor, öteki bakıyor.
Sitem ve öfke; hücum ettiği gözlerde bir noktaya sabitlenmiş.
Bekliyorlar ama o, kendisi siliyor; artık anlaşma sağlanabilir…
Umutsuzluk ve ikilem.
Zihniyet Daralması Karşısında Islahı Yeniden Kuşanmak
Bu yazı, cevaplarını bulmuş bir yol göstericiden çok, daralmanın sebepleri ve çıkış yolları için bazı sorular sorma ve aynı saftakilerle dertleşme niyetindedir. Acaba Müslümanların bir gündemi var mıdır? Suyun üstünde sürüklenmekte miyiz yoksa akışı yönlendirebiliyor muyuz? Acaba niceliğe ve kitleselleşmeye mağlup mu olduk? Bununla ilişkili olarak “demokrasi”/çokluk kıymetin belirleyicisi mi oldu? “Söz”ümüzü, sosyal medyadaki “etkileşim” adedi mi şekillendiriyor? “Cihad”ımızın göstergesi organizasyonel kabiliyetimiz ve hesaplı “katılım sağlama”larımız mı?
Müslümanların Düşünce Ve Fikir Üretmedeki Kısırlığının Nedenleri Ve Yeni Bir Müslüman Fikriyatın İmkânı Meselesi
Müslümanların son iki yüzyıldır siyasi, askeri, ekonomik, kültürel, fikri ve düşünce alanlarında bir çöküş yaşadığı konusunda Müslim- gayri Müslim herkes ittifak etmiş durumda. Bu önerme zorunlu olarak iki yüzyıl öncesinde Müslümanların bu alanlarda güçlü ve yetkin olduğu konusunda da bir ittifakın varlığına da işaret eder.
İslam “Savaşçı” Bir Stratejiyle Mi Gelişti ?
-İslam’da “Sözleşme Kültürü”nü Yeniden Düşünmek- İslam’ın savaş ortamlarında mı yoksa barış ortamlarında mı daha çok gelişme imkânı bulduğu ya da hangi ortamın İslam için daha uygun olduğu şeklinde bir soru sorduğumuzda, bu sorunun, İslam’la ilgili hem günümüz çağdaş dünya hem de tarihsel süreç açısından önemli konu başlıkları içerdiğini görürüz. Bu sorunun temelinde, aslında dinlerin çatışma …