Öğretmen, gönlünün sesiyle ufak yüreklere dokunmayı dert edinen kişidir. Savaş vermeden, emek harcamadan, sevmeden yapılan öğretmenlik “mevzuat öğretmenliğinden” öteye geçmiyor. Kendinden vererek çoğalabileceğin bir meslek yani öğretmenlik…
Yürek köküne dokunmak… İnsan bu duyguyu bir kere yaşayınca hayatının merkezine oturtabiliyor bunu. Kâmil insan olma yolunda bir basamak olarak kullanabiliyor.
Mânâyı incitmeden…
Sözü uzatmadan…
Endülüs Okuma Projesinden bahsetmek, kendi adıma yapabileceğim en güzel tebliği yapmak istiyorum. Yaşamayı, çocuklar aşkına savaşmak olarak gören, yürek köküne dokunup dönüşümler yaratmak isteyen bu yiğit öğretmenlerden söz açarak üzerime düşen vazifeyi yerine getirmek istiyorum.
2016 yılında Van’ın Edremit ilçesinde Turgut Yaşar öğretmenin yirmi öğrenciyle başlattığı bir proje “Endülüs Okuma Projesi”. Şu an ise Türkiye’de yirmiden fazla şehir, yüz yirminin üzerinde okulda uygulanan ve kısa bir sürede uygulandığı her okulda yüzlerce öğrenciye ulaşan bir proje.
Bu projeyi diğerlerinden ayıran birkaç temel nokta var.
İlki, bildiğiniz üzere günümüz dünyasındaki kurumlar tam bir proje çöplüğüne dönüşmüş durumda. “Proje ya da projecilik” adı altında işin mutfağında olmayanlar tarafından hazırlanan çalışmalar, büyük paralarla başlatılıyor; kısa bir süre sonra da tedavülden kalkıyor. Tutunan, uygulanmaya devam eden çok az iş var maalesef. Böyle bir ortamda “Endülüs Okuma Projesini” diğerlerinden ayıran farklardan biri ortaya çıkıyor. Her biri çalıştığı okullarda gönüllü olarak yaptığı işlerle kendini ispatlamış öğretmenler projede yine “gönüllü” olarak yer alıyor. Bunu üstten gelen bir emirle değil, içinden gelen bir istekle yerine getiriyor. Yani “Endülüs Okuma Projesi” öğretmenden amire, alttan üste doğru yükselen bir proje diyebiliriz. Bizzat işin mutfağında, okulun kalbinde yer alıyor bu öğretmen arkadaşlarımız. Projeye dahil olmadan önce proje koordinatörleri bu öğretmenlerle “gönüllülük” ilkesinin önemi üzerine bireysel bir görüşme gerçekleştiriyor. Okul müdürünün ricasıyla veya üstten bir amirin emriyle projeye katılım konusunda “hayır” diyememiş öğretmenler ile ilk görüşmeden sonra yollar ayrılıyor. Bu da daha proje o okulda başlamadan belli bir kalitenin ve istikrarın ortaya çıkmasına neden oluyor.
Bir diğeri, “camii cemaat değil, cemaat camii doğurur” sözüne mülhem; gönüllü olarak uygulandığı ve projeye katılan öğrencilerin de bu gönüllülük ilkesine göre katılım sağladığı için, “Endülüs Okuma Projesinin “mekâna sığmıyor oluşu. Bunu bir örnekle açıklamak istiyorum. Geçen sene Kahramanmaraş 15 Temmuz Şehitler İmam Hatip Ortaokulunda yirmi bir öğrenci ile başladı proje. Bir yıl gibi kısa bir sürede beş yüze yakın gönüllü öğrenciye ulaştı. Durum böyle olunca okulda proje için ayrı bir mekân ayarlanmak zorunda kalındı. Diğer okullarda da durum aynı. Çünkü özet anlatma ve kitap değiştirme için bazen teneffüslerde altmışa yakın öğrenciden oluşan bir kuyruk oluşuyor. Evet, doğru duydunuz. Kitap değişim kuyruğu… Daha evvel birçok şey için insanların kuyruğa girdiğini görmüştük. Ama böylesi bir kuyruğa rastlamak çok da görülen bir durum değil. Bir de projenin genel seyrine bakmak doğru olacaktır diye düşünüyorum. 2016 yılında 20 öğrenci, sonraki sene 161 öğrenci ve 3605 kitap, üçüncü yıl 400 öğrenci ve 12.285 kitap, dördüncü sene ise 12 okul 2183 öğrenci ve 30.000 kitap (Pandemi nedeniyle tatile girildiği ana kadar) … Şimdi ise 139 okul ve binlerce öğrenci…
Bir diğer farkı da,uygulanan diğer tüm projeler arasında “okuma” eyleminin fiili olarak yerine getirilmesi ve okuma alışkanlığının gerçek anlamda kazandırılması için “psikolojik teknik ve algı yönetimi tekniklerinin” kullanılıyor olmasını gösterebiliriz. Bu bir ilk! Projede sekiz psikolojik teknik ve üç algı yönetimi tekniği kullanılıyor. Bu tekniklerin uygulanmasında alanında uzman psikolog ve aromaterapistlerle çalışılıyor. Bu tekniklerin sözel olarak anlatılması ve uygulama aşamasını anlatmak dahi 75-80 dakikalık bir zamanı alıyor. Projeye katılan her bir öğretmene hizmet içi eğitim ile bu anlatılıyor. Gerekecek materyal ve evraklar veriliyor. Zihnimizde bir şema oluşması için projenin uygulandığı okullardaki ortamı ve işleyişi betimlemek istiyorum.
Şöyle bir hayal edelim… Kütüphaneyi açtığımız gibi kapıdan dışarıya çok güzel bir koku yayılıyor. Çünkü projede bulunan her okulda -astım hastalarının dahi rahatlıkla kullanabileceği- doğal kokularla ortam güzelleştiriliyor. Peki, neden koku? Bu ayrıntıyı paylaşmam gerekiyor. Diğer duyu organlarına göre beyne herhangi bir işleme tabii tutulmadan kalıcı olarak kaydedilen tek duyu organı koklamadır. On yaşındayken sevdiğinin birinin defin işlemleri için mezarlıkta bulunuyor ve aynı anda oradaki zambakların kokusunu alıyorsanız; doksan yaşına geldiğinizde bile zambak kokusunu her aldığınızda hüzünlenmeniz bundan dolayıdır. Aynı zamanda masrafsız bir reklam aracıdır koku. Her Avm’de her bir mağazanın kendine has bir kokusu vardır. Çünkü insan güzel kokan bir ortamda vaktin nasıl geçtiğini anlamaz, güzel kokan şeyleri daha değerli bulur. (Ayrıntılı bilimsel çalışmalar için Nihayet Dergisinin 45. Sayısı incelenebilir.) Uygulanan diğer birkaç teknik; potansiyel etkisi, ters psikoloji, bilinçaltı güdüleme, zinciri kırma, İkea etkisi…
Kütüphanemizi hayal etmeye devam edelim… içeriye giriyoruz ve bizi “özet dinleme görevlisi” öğrenciler karşılıyor. Bu karşılama sıradan bir karşılama değil. Öncesinde görevli öğrencilere verilen nezaket eğitimi ile içeriye giren her bir öğrenci güler yüzle ve şeker ikramıyla karşılanıyor. (Şekerlerin bile özel olarak üretildiğini, içinde herhangi bir katkı maddesi, koruyucu ve renklendirici olmadığını; tamamen pancar şekerinden üretildiğini vurgulamak istiyorum.) Sonrasında da bizi özetlerin dinlendiği, kitaplar ile ilgili -ucu açık- soruların sorulduğu bir sistem bizi karşılıyor. Projede görevli “özet dinleme görevlilerine” koordinatör öğretmenin verdiği “beden dili, nezaket ve doğru soru sorma” eğitimi sayesinde görevli öğrenciler zorlanmadan özetleri dinliyor. Kitabın okunduğundan emin olununca da kitap değişimi gerçekleşebiliyor. Tabii bu esnada özet anlatan öğrenci; kendini ifade etme, yorum yapabilme, okudukları üzerine konuşabilme… vb. becerileri kazanmaya başlıyor. Bu da projede somut olarak gözlemlenebilecek değişimlerin üç hafta gibi kısa bir sürede gerçekleşmesine neden oluyor. Kitap alan öğrenciye her defasında kurallar hatırlatılıyor. Kitabı yıpratmadan okuyalım, kapağını arkaya bükmeyelim, beyaz yerlerinden tutmayalım, ayraç kullanalım, emanet olarak aldığınız için izin almadan kimseye vermeyelim gibi…
Kütüphanedeki nihaî davranış şekli “içeriye giren herkesin kütüphaneden dışarıya mutlu bir şekilde çıkması” üzerine kurulu. Çünkü insan mutlu olduğu yere defalarca girmek ister.
Genel hatlarıyla bahsetmeye çalıştığım projedeki kitaplar da alanında uzman öğretmen ve okurlar tarafından belirlenmiş durumda. Çeşitli kriterlere göre belirlenmiş biner kitaplık ilkokul, ortaokul ve lise kitap listeleri kullanılıyor. Proje, nitelik olarak uygulanmaya çalışılsa da nicelik olarak da birkaç bilgiyi vermeyi doğru buluyorum. Her yıl projeye katılan öğrencilerin okuduğu kitap ortalaması 60-70 aralığında oluyor. 200 kitap bandını geçen öğrenciler her okulda mevcut. Ve bunu söylerken şunu tekrar hatırlatmak istiyorum: Hiçbir kitap; özeti dinlenmeden, üzerine kritik yapılmadan değiştirilmiyor. Çok okumaktan ziyade anlayarak okumak hedeflense de projedeki öğrenciler hem çok okuyor hem de kaliteli bir okuma gerçekleştirmiş oluyor.
Proje ile ilgili tüm ayrıntıları öğrenebilmek, koordinatör öğretmenlere ulaşabilmek ve yapılan faaliyetlerin videolarını izleyebilmek için @endulusokumaprojesi sosyal medya hesabına göz atabilir; [email protected] adresine mesaj gönderebilirsiniz.
Yüreğiyle çabalayıp küçük yüreklerde dönüşümler oluşturanlara selam olsun!
Toplum için önemli bütün değer alanları manipülatörler tarafından aldanma yapıları olarak işgal edilip yeniden inşa edilebilir. Siyaset, medya, ekonomi, eğitim vb. alanlar manipülatif girişimler için son derece elverişlidir. Gönüllü vatandaşlar, üyeler, izleyiciler, takipçiler, zorunlu katılımcılar, istendik çocuklar ve elemanlar her zaman için kitlesel yönlendirmelerin nesnesi konumundadırlar.
Gerçeklik olarak “Amele özgü olan nedir?”, yöntemine ilişkin olarak da “Yapılması uygun düşen amel nedir?” iki soruyla amel mefhumunun manevî boyutunu anlamlandırma ile pratik hayattaki işlevsel boyutunu kullanma yönünde karşılaştırmalı bir bakış açısı geliştirmek önemli.
Açık Mektuplar, okuyucularını Rasim Özdenören’in yarım asrı aşan sanat hayatının başlarına götürüyor. Dönemin önemli neşriyatlardan Yeni İstiklal Gazetesi’nin sanat-edebiyat sayfalarına yollanan yazılara verilen cevaplar, Açık Mektuplar’ı oluşturuyor. Daha evvel aynı sayfalarda Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil’in de isimlerine rastlıyoruz. Rasim Özdenören, Sezai Karakoç ile tanıştıktan sonra -bir dönem- yazı yazmaktan vazgeçer. Hatta, 1962 ile 1964 yılları arasında, adı geçen sayfaların editörlüğünü yapan Nuri Pakdil, kendisinden yazı isteyince önceden yazdıklarından yollar.
Bir secde gayretinde, hayatı yorumlayıp yaşayabilmek… Bir secde yakınlığıyla kendisini yaratanı Halık bilip; mahlûk olmanın mütevazılığını anlayabilmek… Her günün gecesinde bir muhasip gibi kendini sorguya çekebilmek… Ve gözlerini yumarken karanlıkların içinde yarının aydınlığının kendine rahmet getireceği ve getirmesi ümidiyle; sabahlara uyanabilmek…
Gösterişten hemen her zaman kaçınan metin, ayrıntıya verdiği değeri gözler önüne sermekten çekinmiyor. Seranın içinde, okura rehberli tur yaptıran satırlarda, renkli camların ışık oyunlarını görür gibi oluyorsunuz. Sanki o camların her birinden sakince bakıp, sarıyla, kırmızıyla, yeşille, siyahla ve morla kuşatılıyorsunuz.
Okuyarak Dokumak: Endülüs Okuma Projesi
“Ben öyle bilirim ki yaşamak,
Berrak bir gökte çocuklar aşkına savaşmaktır.”
İsmet Özel
Öğretmen, gönlünün sesiyle ufak yüreklere dokunmayı dert edinen kişidir. Savaş vermeden, emek harcamadan, sevmeden yapılan öğretmenlik “mevzuat öğretmenliğinden” öteye geçmiyor. Kendinden vererek çoğalabileceğin bir meslek yani öğretmenlik…
Yürek köküne dokunmak… İnsan bu duyguyu bir kere yaşayınca hayatının merkezine oturtabiliyor bunu. Kâmil insan olma yolunda bir basamak olarak kullanabiliyor.
Mânâyı incitmeden…
Sözü uzatmadan…
Endülüs Okuma Projesinden bahsetmek, kendi adıma yapabileceğim en güzel tebliği yapmak istiyorum. Yaşamayı, çocuklar aşkına savaşmak olarak gören, yürek köküne dokunup dönüşümler yaratmak isteyen bu yiğit öğretmenlerden söz açarak üzerime düşen vazifeyi yerine getirmek istiyorum.
2016 yılında Van’ın Edremit ilçesinde Turgut Yaşar öğretmenin yirmi öğrenciyle başlattığı bir proje “Endülüs Okuma Projesi”. Şu an ise Türkiye’de yirmiden fazla şehir, yüz yirminin üzerinde okulda uygulanan ve kısa bir sürede uygulandığı her okulda yüzlerce öğrenciye ulaşan bir proje.
Bu projeyi diğerlerinden ayıran birkaç temel nokta var.
İlki, bildiğiniz üzere günümüz dünyasındaki kurumlar tam bir proje çöplüğüne dönüşmüş durumda. “Proje ya da projecilik” adı altında işin mutfağında olmayanlar tarafından hazırlanan çalışmalar, büyük paralarla başlatılıyor; kısa bir süre sonra da tedavülden kalkıyor. Tutunan, uygulanmaya devam eden çok az iş var maalesef. Böyle bir ortamda “Endülüs Okuma Projesini” diğerlerinden ayıran farklardan biri ortaya çıkıyor. Her biri çalıştığı okullarda gönüllü olarak yaptığı işlerle kendini ispatlamış öğretmenler projede yine “gönüllü” olarak yer alıyor. Bunu üstten gelen bir emirle değil, içinden gelen bir istekle yerine getiriyor. Yani “Endülüs Okuma Projesi” öğretmenden amire, alttan üste doğru yükselen bir proje diyebiliriz. Bizzat işin mutfağında, okulun kalbinde yer alıyor bu öğretmen arkadaşlarımız. Projeye dahil olmadan önce proje koordinatörleri bu öğretmenlerle “gönüllülük” ilkesinin önemi üzerine bireysel bir görüşme gerçekleştiriyor. Okul müdürünün ricasıyla veya üstten bir amirin emriyle projeye katılım konusunda “hayır” diyememiş öğretmenler ile ilk görüşmeden sonra yollar ayrılıyor. Bu da daha proje o okulda başlamadan belli bir kalitenin ve istikrarın ortaya çıkmasına neden oluyor.
Bir diğeri, “camii cemaat değil, cemaat camii doğurur” sözüne mülhem; gönüllü olarak uygulandığı ve projeye katılan öğrencilerin de bu gönüllülük ilkesine göre katılım sağladığı için, “Endülüs Okuma Projesinin “mekâna sığmıyor oluşu. Bunu bir örnekle açıklamak istiyorum. Geçen sene Kahramanmaraş 15 Temmuz Şehitler İmam Hatip Ortaokulunda yirmi bir öğrenci ile başladı proje. Bir yıl gibi kısa bir sürede beş yüze yakın gönüllü öğrenciye ulaştı. Durum böyle olunca okulda proje için ayrı bir mekân ayarlanmak zorunda kalındı. Diğer okullarda da durum aynı. Çünkü özet anlatma ve kitap değiştirme için bazen teneffüslerde altmışa yakın öğrenciden oluşan bir kuyruk oluşuyor. Evet, doğru duydunuz. Kitap değişim kuyruğu… Daha evvel birçok şey için insanların kuyruğa girdiğini görmüştük. Ama böylesi bir kuyruğa rastlamak çok da görülen bir durum değil. Bir de projenin genel seyrine bakmak doğru olacaktır diye düşünüyorum. 2016 yılında 20 öğrenci, sonraki sene 161 öğrenci ve 3605 kitap, üçüncü yıl 400 öğrenci ve 12.285 kitap, dördüncü sene ise 12 okul 2183 öğrenci ve 30.000 kitap (Pandemi nedeniyle tatile girildiği ana kadar) … Şimdi ise 139 okul ve binlerce öğrenci…
Bir diğer farkı da,uygulanan diğer tüm projeler arasında “okuma” eyleminin fiili olarak yerine getirilmesi ve okuma alışkanlığının gerçek anlamda kazandırılması için “psikolojik teknik ve algı yönetimi tekniklerinin” kullanılıyor olmasını gösterebiliriz. Bu bir ilk! Projede sekiz psikolojik teknik ve üç algı yönetimi tekniği kullanılıyor. Bu tekniklerin uygulanmasında alanında uzman psikolog ve aromaterapistlerle çalışılıyor. Bu tekniklerin sözel olarak anlatılması ve uygulama aşamasını anlatmak dahi 75-80 dakikalık bir zamanı alıyor. Projeye katılan her bir öğretmene hizmet içi eğitim ile bu anlatılıyor. Gerekecek materyal ve evraklar veriliyor. Zihnimizde bir şema oluşması için projenin uygulandığı okullardaki ortamı ve işleyişi betimlemek istiyorum.
Şöyle bir hayal edelim… Kütüphaneyi açtığımız gibi kapıdan dışarıya çok güzel bir koku yayılıyor. Çünkü projede bulunan her okulda -astım hastalarının dahi rahatlıkla kullanabileceği- doğal kokularla ortam güzelleştiriliyor. Peki, neden koku? Bu ayrıntıyı paylaşmam gerekiyor. Diğer duyu organlarına göre beyne herhangi bir işleme tabii tutulmadan kalıcı olarak kaydedilen tek duyu organı koklamadır. On yaşındayken sevdiğinin birinin defin işlemleri için mezarlıkta bulunuyor ve aynı anda oradaki zambakların kokusunu alıyorsanız; doksan yaşına geldiğinizde bile zambak kokusunu her aldığınızda hüzünlenmeniz bundan dolayıdır. Aynı zamanda masrafsız bir reklam aracıdır koku. Her Avm’de her bir mağazanın kendine has bir kokusu vardır. Çünkü insan güzel kokan bir ortamda vaktin nasıl geçtiğini anlamaz, güzel kokan şeyleri daha değerli bulur. (Ayrıntılı bilimsel çalışmalar için Nihayet Dergisinin 45. Sayısı incelenebilir.) Uygulanan diğer birkaç teknik; potansiyel etkisi, ters psikoloji, bilinçaltı güdüleme, zinciri kırma, İkea etkisi…
Kütüphanemizi hayal etmeye devam edelim… içeriye giriyoruz ve bizi “özet dinleme görevlisi” öğrenciler karşılıyor. Bu karşılama sıradan bir karşılama değil. Öncesinde görevli öğrencilere verilen nezaket eğitimi ile içeriye giren her bir öğrenci güler yüzle ve şeker ikramıyla karşılanıyor. (Şekerlerin bile özel olarak üretildiğini, içinde herhangi bir katkı maddesi, koruyucu ve renklendirici olmadığını; tamamen pancar şekerinden üretildiğini vurgulamak istiyorum.) Sonrasında da bizi özetlerin dinlendiği, kitaplar ile ilgili -ucu açık- soruların sorulduğu bir sistem bizi karşılıyor. Projede görevli “özet dinleme görevlilerine” koordinatör öğretmenin verdiği “beden dili, nezaket ve doğru soru sorma” eğitimi sayesinde görevli öğrenciler zorlanmadan özetleri dinliyor. Kitabın okunduğundan emin olununca da kitap değişimi gerçekleşebiliyor. Tabii bu esnada özet anlatan öğrenci; kendini ifade etme, yorum yapabilme, okudukları üzerine konuşabilme… vb. becerileri kazanmaya başlıyor. Bu da projede somut olarak gözlemlenebilecek değişimlerin üç hafta gibi kısa bir sürede gerçekleşmesine neden oluyor. Kitap alan öğrenciye her defasında kurallar hatırlatılıyor. Kitabı yıpratmadan okuyalım, kapağını arkaya bükmeyelim, beyaz yerlerinden tutmayalım, ayraç kullanalım, emanet olarak aldığınız için izin almadan kimseye vermeyelim gibi…
Kütüphanedeki nihaî davranış şekli “içeriye giren herkesin kütüphaneden dışarıya mutlu bir şekilde çıkması” üzerine kurulu. Çünkü insan mutlu olduğu yere defalarca girmek ister.
Genel hatlarıyla bahsetmeye çalıştığım projedeki kitaplar da alanında uzman öğretmen ve okurlar tarafından belirlenmiş durumda. Çeşitli kriterlere göre belirlenmiş biner kitaplık ilkokul, ortaokul ve lise kitap listeleri kullanılıyor. Proje, nitelik olarak uygulanmaya çalışılsa da nicelik olarak da birkaç bilgiyi vermeyi doğru buluyorum. Her yıl projeye katılan öğrencilerin okuduğu kitap ortalaması 60-70 aralığında oluyor. 200 kitap bandını geçen öğrenciler her okulda mevcut. Ve bunu söylerken şunu tekrar hatırlatmak istiyorum: Hiçbir kitap; özeti dinlenmeden, üzerine kritik yapılmadan değiştirilmiyor. Çok okumaktan ziyade anlayarak okumak hedeflense de projedeki öğrenciler hem çok okuyor hem de kaliteli bir okuma gerçekleştirmiş oluyor.
Proje ile ilgili tüm ayrıntıları öğrenebilmek, koordinatör öğretmenlere ulaşabilmek ve yapılan faaliyetlerin videolarını izleyebilmek için @endulusokumaprojesi sosyal medya hesabına göz atabilir; [email protected] adresine mesaj gönderebilirsiniz.
Yüreğiyle çabalayıp küçük yüreklerde dönüşümler oluşturanlara selam olsun!
İlgili Yazılar
Edebiyat ve Manipülasyon
Toplum için önemli bütün değer alanları manipülatörler tarafından aldanma yapıları olarak işgal edilip yeniden inşa edilebilir. Siyaset, medya, ekonomi, eğitim vb. alanlar manipülatif girişimler için son derece elverişlidir. Gönüllü vatandaşlar, üyeler, izleyiciler, takipçiler, zorunlu katılımcılar, istendik çocuklar ve elemanlar her zaman için kitlesel yönlendirmelerin nesnesi konumundadırlar.
Modern İnsandan Arınmış İnsan Çabası
Gerçeklik olarak “Amele özgü olan nedir?”, yöntemine ilişkin olarak da “Yapılması uygun düşen amel nedir?” iki soruyla amel mefhumunun manevî boyutunu anlamlandırma ile pratik hayattaki işlevsel boyutunu kullanma yönünde karşılaştırmalı bir bakış açısı geliştirmek önemli.
Genç Özdenören’in Açık Mektuplar’ı
Açık Mektuplar, okuyucularını Rasim Özdenören’in yarım asrı aşan sanat hayatının başlarına götürüyor. Dönemin önemli neşriyatlardan Yeni İstiklal Gazetesi’nin sanat-edebiyat sayfalarına yollanan yazılara verilen cevaplar, Açık Mektuplar’ı oluşturuyor. Daha evvel aynı sayfalarda Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil’in de isimlerine rastlıyoruz. Rasim Özdenören, Sezai Karakoç ile tanıştıktan sonra -bir dönem- yazı yazmaktan vazgeçer. Hatta, 1962 ile 1964 yılları arasında, adı geçen sayfaların editörlüğünü yapan Nuri Pakdil, kendisinden yazı isteyince önceden yazdıklarından yollar.
Ölümü Anlayabilmek…
Bir secde gayretinde, hayatı yorumlayıp yaşayabilmek… Bir secde yakınlığıyla kendisini yaratanı Halık bilip; mahlûk olmanın mütevazılığını anlayabilmek… Her günün gecesinde bir muhasip gibi kendini sorguya çekebilmek… Ve gözlerini yumarken karanlıkların içinde yarının aydınlığının kendine rahmet getireceği ve getirmesi ümidiyle; sabahlara uyanabilmek…
Zaman Yok Artık: Duvar Saatinin On Üçüncü Gongu
Gösterişten hemen her zaman kaçınan metin, ayrıntıya verdiği değeri gözler önüne sermekten çekinmiyor. Seranın içinde, okura rehberli tur yaptıran satırlarda, renkli camların ışık oyunlarını görür gibi oluyorsunuz. Sanki o camların her birinden sakince bakıp, sarıyla, kırmızıyla, yeşille, siyahla ve morla kuşatılıyorsunuz.