Türkçeye çoğunlukla ‘faydacılık’ olarak tercüme edilen pragmatizm, esasında, doğrudan ‘fayda’ kelimesinin çağrıştırdığı anlam dünyasına değil, ‘pragma’ya yani ‘pratik’e dönük, uygulamayı merkeze koyan bir düşünme biçimine karşılık gelir. Çoğunlukla fırsatçılık (oportünizm) veya yararcılık (utilitaryanizm) ile karıştırılır. Charles S. Peirce ve daha çok da William James tarafından kurulduğu kabul edilen bu yaklaşım, Batı düşüncesinin gelişim evrelerinin belirli bir aşamasında (yani 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren) Batı coğrafyasında kazanmıştır. 20. yüzyılın başları itibarıyla da Amerika’nın hâkim paradigması haline gelmiştir. Kurucularından Peirce’nin de itiraf ettiği gibi, bu anlayışın kökenlerini Kant’a, hatta antik Yunan’da Sokrates öncesi döneme kadar dahi götürmek mümkündür. Felsefi açıdan insanı her şeyin ölçüsü gören hümanizm ile irtibatı kurulabileceği gibi, her şeyin süreklilik arz eden bir oluşum içinde olduğunu ve bu oluş sürecinde sürekli değişime uğrayacağını savunan Herakleitos felsefesiyle de bağlantısı kurulabilir. Tikellere başvurma, yani deneyi bilginin temeli sayma bakımından nominalizm ile, ‘fayda’ kavramına yüklediği merkezi anlam itibarıyla utilitaryanizm ile, söylemsel analizlere ve metafiziksel soyutlamalara karşı çıkmasıyla da pozitivizm ile ortak paydaları olan bir anlayıştır. Esasta ise değişmez bir hakikatin olmadığı düşüncesinden hareketle, ‘doğru’nun değerini insan eylemlerinin sonuçlarına yahut pratik faydalarına endeksleyen bir felsefedir. Pragmatizme göre, her türlü düşünme etkinliği esasında ‘problem çözme’ ile ilgili bir meseledir; inançlar ise gerçekliğe değil, eylemsel alışkanlıklara karşılık gelirler.
Bu yazının devamı
187. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Tevhide dayalı bir nizam olan İslam’da bilindiği gibi hüküm ve talimatlar, ilke ve mesajlar sadece Allah’a karşı sorumluluklarımızdan ibaret olmayıp insanlara dair de çok büyük yekûn tutan vecibelerimiz vardır (Hukuk-u ‘ibad). Elbette dinin aslı başta Allah’a ve bildirdiği iman esaslarına gerektiği gibi iman etmek,
Bir limonun tadı herkes tarafından aynı mı deneyimlenir? Kırmızı rengini görmek, kırmızı hakkında her şeyi bilmekten daha fazlası mıdır? Bazı gerçeklikler vardır ki, onları anlamak yalnızca bilgiyle değil,
Gazze’de yaşananlar, halihazırda Batı hegemonyasının (veya ABD’nin) belirleyici olduğu bir küresel düzende yaşadığımızı bize bir kez daha hatırlatmıştır. Malum olduğu üzere, bir küresel düzen varsa, burada “güçler dengesi” süpergücün (veya güçlerin) belirlediği sınırlar çerçevesinde kurulur. Lokal iktidarlar, ancak bu denge sistemi içerisinde kendilerine yer bulabilirler. Sisteme itiraz ettiklerinde ise te’dip edilirler. Süpergücün konumu değişmediği sürece de bu düzen varlığını bu şekilde sürdürür.
Muhyiddin b. Arabî’nin (v.638/1240) düşünceleri ve söylemi, ona yönelik bir muhalefetin doğmasına sebep olmuştur. Ondan sonra, başta onun felsefesinin esasını oluşturan vahdet-i vücûd öğretisi olmak üzere ulûhîyet, nübûvvet, velâyet, hayır, şer, âhiret ahvâli ve din telâkkîsine
Çocuğu yaşam ve gerçekle karşı karşıya getiren kitaplar; dilin anlatım gücünü, güzelliğini ve musikisini de sunar. Sanatsal niteliği olan resimleriyle, sözcüklerin estetik yönüyle kitaplar; okul öncesi dönemden itibaren çocukları ana dilinin güzelliğiyle karşılaştırır. Böylece çocuk, hem okuma kültürü edinir hem de estetik duyarlılığa sahip olur.
Pragmatizm Müslümana Uyar Mı
Türkçeye çoğunlukla ‘faydacılık’ olarak tercüme edilen pragmatizm, esasında, doğrudan ‘fayda’ kelimesinin çağrıştırdığı anlam dünyasına değil, ‘pragma’ya yani ‘pratik’e dönük, uygulamayı merkeze koyan bir düşünme biçimine karşılık gelir. Çoğunlukla fırsatçılık (oportünizm) veya yararcılık (utilitaryanizm) ile karıştırılır. Charles S. Peirce ve daha çok da William James tarafından kurulduğu kabul edilen bu yaklaşım, Batı düşüncesinin gelişim evrelerinin belirli bir aşamasında (yani 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren) Batı coğrafyasında kazanmıştır. 20. yüzyılın başları itibarıyla da Amerika’nın hâkim paradigması haline gelmiştir. Kurucularından Peirce’nin de itiraf ettiği gibi, bu anlayışın kökenlerini Kant’a, hatta antik Yunan’da Sokrates öncesi döneme kadar dahi götürmek mümkündür. Felsefi açıdan insanı her şeyin ölçüsü gören hümanizm ile irtibatı kurulabileceği gibi, her şeyin süreklilik arz eden bir oluşum içinde olduğunu ve bu oluş sürecinde sürekli değişime uğrayacağını savunan Herakleitos felsefesiyle de bağlantısı kurulabilir. Tikellere başvurma, yani deneyi bilginin temeli sayma bakımından nominalizm ile, ‘fayda’ kavramına yüklediği merkezi anlam itibarıyla utilitaryanizm ile, söylemsel analizlere ve metafiziksel soyutlamalara karşı çıkmasıyla da pozitivizm ile ortak paydaları olan bir anlayıştır. Esasta ise değişmez bir hakikatin olmadığı düşüncesinden hareketle, ‘doğru’nun değerini insan eylemlerinin sonuçlarına yahut pratik faydalarına endeksleyen bir felsefedir. Pragmatizme göre, her türlü düşünme etkinliği esasında ‘problem çözme’ ile ilgili bir meseledir; inançlar ise gerçekliğe değil, eylemsel alışkanlıklara karşılık gelirler.
Bu yazının devamı 187. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Kur’ân’da İnfak
Tevhide dayalı bir nizam olan İslam’da bilindiği gibi hüküm ve talimatlar, ilke ve mesajlar sadece Allah’a karşı sorumluluklarımızdan ibaret olmayıp insanlara dair de çok büyük yekûn tutan vecibelerimiz vardır (Hukuk-u ‘ibad). Elbette dinin aslı başta Allah’a ve bildirdiği iman esaslarına gerektiği gibi iman etmek,
Kafka’nın Dönüşümünde Bilinç, Qualia ve Öznelliğin Kaybı: Zihin Felsefesi Perspektifinden Bir Okuma
Bir limonun tadı herkes tarafından aynı mı deneyimlenir? Kırmızı rengini görmek, kırmızı hakkında her şeyi bilmekten daha fazlası mıdır? Bazı gerçeklikler vardır ki, onları anlamak yalnızca bilgiyle değil,
Gazze’nin Hatırlattıkları ve Gösterdikleri
Gazze’de yaşananlar, halihazırda Batı hegemonyasının (veya ABD’nin) belirleyici olduğu bir küresel düzende yaşadığımızı bize bir kez daha hatırlatmıştır. Malum olduğu üzere, bir küresel düzen varsa, burada “güçler dengesi” süpergücün (veya güçlerin) belirlediği sınırlar çerçevesinde kurulur. Lokal iktidarlar, ancak bu denge sistemi içerisinde kendilerine yer bulabilirler. Sisteme itiraz ettiklerinde ise te’dip edilirler. Süpergücün konumu değişmediği sürece de bu düzen varlığını bu şekilde sürdürür.
İbnü’l-Arabî’ye Yönelik Eleştiriler ve Mahiyeti
Muhyiddin b. Arabî’nin (v.638/1240) düşünceleri ve söylemi, ona yönelik bir muhalefetin doğmasına sebep olmuştur. Ondan sonra, başta onun felsefesinin esasını oluşturan vahdet-i vücûd öğretisi olmak üzere ulûhîyet, nübûvvet, velâyet, hayır, şer, âhiret ahvâli ve din telâkkîsine
Çocuğun Beşerî ve Estetik Dünyasına Dokunmada Kitaplar
Çocuğu yaşam ve gerçekle karşı karşıya getiren kitaplar; dilin anlatım gücünü, güzelliğini ve musikisini de sunar. Sanatsal niteliği olan resimleriyle, sözcüklerin estetik yönüyle kitaplar; okul öncesi dönemden itibaren çocukları ana dilinin güzelliğiyle karşılaştırır. Böylece çocuk, hem okuma kültürü edinir hem de estetik duyarlılığa sahip olur.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.