“Edebiyat” ile “edeb” Arapçada aynı kökten türetilen kelimelerdir. Edebi eser verenlere de yine aynı kökten türetilen “edib” adı verilir. Bu sebeple edebiyat ile edeb arasında kopmaz bir bağ vardır. Bu bağı koparan her türlü eser de -adı ne olursa olsun- edebî olmaktan uzaktır.
Edebiyatın insanları etkileme gücünün farkında olan dinler, medeniyetler, ideolojiler ve kültürler, insanlara ulaşabilmek için edebiyatı bir araç olarak kullanmışlardır. Bilişim ve iletişim dünyasında meydana gelen gelişmelerle birlikte yazılı eserlere olan ilgide azalma olsa da e-dergiler, edebiyat siteleri ya da bloglar vasıtasıyla edebiyat sanal dünyada var olmayı başarmıştır. Yazarlar, dinler, akımlar, ideolojiler, bilim adamları ve düşünürler insanlara ulaşmak maksadıyla bu sanal dünyanın imkânlarından faydalanmak zorunda olduklarının farkındadırlar. Çünkü bu imkândan faydalanmayanlar yeterince tanınmayacak ve insanlara ulaşmada ciddi sıkıntılar yaşayacaklardır.
“Sosyal Medya Edebiyatı” ise başta Wattpad olmak üzere twitter, instagram, blogger, e-dergi ve edebiyat siteleri gibi sanal dünyada yayımlanan eserlerin genel adıdır. Sosyal medyada yayımlanan eserlerin önemli bir kısmını ise -aşağıda sayacağımız gerekçelerle- edebi eser sayabilmemiz mümkün değildir. Fakat konunun daha rahat anlaşılabilmesi için yazımız boyunca edebi eser niteliği taşısın veya taşımasın, sosyal medyada yayımlanan eserler için “Sosyal Medya Edebiyatı” kavramını kullanmak zorunda kalacağız.
İnsanlık, tarih boyunca birçok edebi akımının varlığına tanıklık etmiştir. Önceki edebiyat akımlarından farklı, yeni şeyler söyleme, yeni tarzlar ortaya koyma iddiasında olan her akım varlığını bir süre devam ettirmiş fakat zamanla yerini yeni edebi akımlara bırakmak zorunda kalmıştır. Toplumda meydana gelen değişimler, başka dünyalarla kurulan siyasi, sosyal ve ekonomik ilişkiler yeni edebiyat akımlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Matbaanın icadı, kitabın daha kolay ulaşılabilir bir nesne haline gelmesi ve bilişim dünyasında meydana gelen gelişmeler yeni edebiyat anlayışlarını da beraberinde getirmiştir. Gazete ve televizyon uzun bir dönem yayın dünyasının yönünü belirleyen bir işlev görse de son dönemde yerini bilişim dünyasına bırakmak zorunda kalmıştır. Yazarlara ulaşmak, eserleri yayımlayabilmek ya da okurlardan dönütler alabilmek de bu dönemde daha kolay hale gelmiştir.
Sosyal medya insanların daha görünür olduğu, ben varım ve buradayım dediği bir iletişim biçimidir. Aynı şekilde sosyal medya edebiyatı da görünür olmak, popüler olmak, az emekle çok beğeni toplamak isteyenler için önemli bir platformdur. Bu süreçte yayınevleri, bilişim ve iletişim teknolojilerine kaptırdıkları okur kitlesini yine bu teknolojileri kullanarak yeniden kazanmaya çalışmaktadırlar.
Yüzbinlerce kişi tarafından okunan, moda tabirle popüler, bir yazar haline gelmek artık daha kolaydır. Yazılanları denetleyen, değerlendiren, gerektiğinde düzeltmeler yapan yayın kurullarına ihtiyaç duymayan bu dünya, eserlerdeki kalitenin düşmesini, sıradan ve bayağı yayınların edebiyat dünyasını istila etmesini beraberinde getirmiştir. Bu popüler kültürün, başıboş ve yıkıcı etkisiyle hem edebiyat dünyasında hem de toplumda meydana getirdiği tahribat üzerinde ciddi ciddi düşünmek zorundayız.
Konu, anlatım tarzı ya da yazım kuralları noktasında hiçbir kural tanımadan yazılan bu eserler, sanal dünyaya yüklenerek internet kullanıcılarının tüketimine sunulmakta; yazarına ise beğenilme, kabul görme ve popüler olma noktasında ciddi bir tatmin sunmaktadır. Bu popülerliği maddi gelire dönüştürmek isteyen yayınevleri ise ilmî, ahlâki ve edebî hiçbir değer taşımayan bu eserleri kitap haline getirmekte gecikmemektedir. Daha çok gençlik, lise ve üniversite hayatı, cinsellik, aşk, aldatma, vampir gibi konuları ve fantastik olayları işleyen bu eserler, genç okurların kişilik gelişimini olumsuz etkileyebilmektedir. Olay merkezli ve sürükleyici bir tarzda kaleme alınan bu eserler, okuyucunun zihnini yormayan, geçici haz dışında dimağlarda kalıcı bir tat bırakmayan, diğer tüketim ürünleri gibi geçici ve sürekli bir diğeriyle yer değiştiren bir süreçte okuyucuyla buluşmaktadır.
“Modern zamanda popüler olmanın yolu, çok satmanın yolu, bir kitleye ulaşmanın yolu; hızlı olmak, okuyucuyu fazlaca düşündürmemek, edebî ya da kültürel ihtiyacı bir an evvel gidermek, entelektüel olarak doyuma ulaşma hissi vermekten geçmektedir. Popüler kültürün dinamiklerinin pek çoğu sosyal medyada da görülmektedir. Bugün kitapçıların “Çok Satanlar” raflarıyla, sosyal medyanın “En Çok Beğeni Alanlar” listesi benzerlik göstermektedir.” Sosyal medya edebiyatı diğer popüler kültür ürünleri gibi arz talep dengesinde varlığını sürdürmektedir. Okumayı seven fakat önemli edebiyat eserlerinden ve edebiyatçılarından habersiz olan insanımızın bu ucuz, bayağı ve edepsiz eserlere yönelmesi üzücüdür.
Sosyal medya yazarları, kahramanlarını, ailesinden ayrı yaşayan, anne babası ayrılmış, toplumsal değerlerle bağdaşmayacak bir yaşam tarzına sahip, kız-erkek ilişkilerinde hiçbir sınır tanımayan tiplerden seçmektedir. Bu kahramanlar, on dört, on beş yaşında araba kullanan, ülke ülke dolaşan, sevdiğine pahalı hediyeler alan ve bütün bunları yaparken hiçbir maddi sıkıntı yaşamayan dolayısıyla da gerçek hayatta karşılığı olmayan bir yaşam sürmektedirler. Bu eserleri yazanlar ve yayımlayanlar ise kültür emperyalizminin gönüllü elçiliğini yapmakta; seküler bir anlayışın gençler arasında yayılmasına, tüketmekten ve haz almaktan başka bir kaygısı olmayan bir neslin yetişmesine neden olmaktadır. “Yazmanın ve çoğaltmanın edep düsturuyla kısıtlandığı bir medeniyetten; herkesin dilediği özgürlükte, hiçbir kural ve kaideye tabi tutulmadan ürün verebildiği bir döneme taşınan edebiyat; yine farklı medeniyetlerin taşınmasında ve yayılmasında aracı görevini devam ettirmektedir.” Dolayısıyla bütün bu eserlerin imkân ölçüsünde denetlenmesi -sadece edebiyat açısından değil- toplumun geleceği açısından da hayati önem taşımaktadır. Sosyal medya yazarları, kendilerine has bir dil oluşturmuş, özlü ve edebi bir dil kullanmak yerine sloganvari cümleler kurmayı tercih etmişlerdir. Bu eserlerde ciddi anlatım bozukluklarının yapıldığını, en basit noktalama işaretlerinin doğru kullanılmadığını, ciddi yazım ve telaffuz yanlışlıklarının olduğunu da hatırlatmak gerekir.
Bu dönemde, kaliteli edebiyat eserlerinden alıntılar yaparak onları bayağılaştırıp basitleştirerek tüketen bir süreç de yaşanmaktadır. Kadim edebi eserlerimizin işlediği birçok konu bu dönemde daha çok okunabilmek adına sosyal medya edebiyatına konu edilmekte, bağlamından ve amacından koparılan bu konular artık tüketimin bir nesnesi haline getirilebilmektedir.
Ayrıca iyi bir yazar olabilmek için öncelikle iyi bir okur olmak gerektiğini bilmeyen, “bunun yerine popüler olmanın, sosyal medyada talep görmenin yeterli olacağı kanısında yeni bir yazar algısı ortaya çıkmıştır.
Edebiyat ve popüler kültür tecrübeleri göstermiştir ki; popüler olanın kaliteyle ilgili olan sıkıntısı bir zaman sonra unutulmasıyla son bulur. Bir anda parlayan yazar, bir anda ortadan kaybolacaktır. Ekranda olmak, sosyal medyada var olmak bunu gerektirir.”
İyi bir yazar olmak, kalıcı eserler ortaya koyabilmek, iyi bir okuyucu olmayı, konu üzerinde ciddi araştırmalar yapmayı ve yazma sürecinde de yoğun bir çalışma temposunu göze alabilmeyi gerektirir.
Dolayısıyla her türlü insanî ilişkiyi cinselliğe indirgeyen; bireysel ve toplumsal değerlerimizi dikkate almayı bırakın, ifsad etmeye yönelik bir tutum sergileyen, dil ve anlatım bakımından da oldukça yetersiz olan bu eserleri edebiyat eseri sayabilmek mümkün değildir.
Fakat bunları söylerken, sosyal medya üzerinden edebi anlamda, az da olsa, önemli eserlerin de verildiğini, bu yazarların kendilerini geliştirme konusunda önemli mesafeler kat ettiklerini de unutmamak gerekir.
Bu süreçte söz konusu yayınevlerini ya da genç yazarları suçlayıp ortaya bir çözüm koymamak bize bir şey kazandırmıyor. İlmî, ahlâki, edebî anlamda yetkin eserlerle ve şayet hayattaysa bunların yazarlarıyla gençlerin tanışabilecekleri ortamlar oluşturulmalıdır. Mümkünse buna benzer internet uygulamaları kurulmalı, buralarda yayımlanacak eserler bir yayın kurulunun denetiminden geçirildikten sonra yayımlanmalıdır. Edebiyatçılarımız, gençlerin dünyasına hitap edebilen, bunu yaparken de kaliteden ödün vermeyen eserler ortaya koyabilmelidir. Özellikle de aileler, çocuklarının sanal dünyada nelerle vakit geçirdiklerini takip etmelidir. Ayrıca bu durumla ilgili akademik dünyada ciddi araştırmaların yapılması -ki görebildiğim kadarıyla hemen hemen hiç yok- önemli edebiyatçılarımızla irtibata geçilmesi de sorunun çözümünde yol gösterici bir işlev görebilir. Kısaca, ifsad eden bu durum karşısında ıslah eden bir tavır sergilenebilmelidir.
Dolayısıyla baskı, yayınevi, kargo gibi yazarların karşılaştıkları birçok maliyetin sıfırlandığı sosyal medya edebiyatından faydalanmak, bu imkânları kullanarak okurlara ulaşmaya çalışmak, bunu yaparken de ahlâki ve edebî değerlerden taviz vermemek büyük önem taşımaktadır. Ne kadar eleştirirsek eleştirelim, gençlere ulaşmanın yolu biraz da sanal dünyadan geçmektedir.
“Önce söz vardı” diyen kadim kitabı “Oku!” diye tamamladı son kutsal kitap. Sözün ve okumanın gücüne neredeyse tüm kutsal metinlerde özel bir vurgu vardır. Bilgi edinme ve anlamaya dair ‘okuma’ eylemi bir teklif iken telkine dönüşmüş ve bizi taşıdığı yer ise insanı, toplumu, dünyayı, yaşamı, geçmişi, geleceği, iyiyi, kötüyü, varlığı, oluşu ve akışı içine alan, …
Bir yere doğru gidiyoruz… Bunu tanımlamak, çözmek ve çözümlemek için sergilediğimiz tüm çabalar hep bir yetersizlik hissini ve karamsar belirleyicilerin tahakkümünü besliyor. İnsanın eksenini kaydıran etkenlerin yaşam tarzımızda, zaman algımızda, çalışma biçimimizde, toplumsal ve bireysel kimliklerimizde yarattığı kapsamlı değişimler, korkunun ve endişenin ortaya çıkardığı kabullere dönüşüyor. Nostalji ve kazanım örüntüleri ile tıkanan zihinlerin hayalle gerçek arasında gördüğü bağlantısızlığın doğurduğu ümitsizlik hâli, daha fazla parçayı bütünle eşleştirmesini ve idealize edilen yitirilmişlere ulaşma beklentilerini duygusallaştırmasını sağlıyor.
Mutlakçı dil ile ilgili tanımlamaların, modernlik içinden yapıldığının altını çizmek gerekir. Gelenek ve modernlik arasında yapılagelen ayrımların Türk düşünce tarihi açısından özel yerinin olduğu açıktır. Tanzimat ile birlikte yüzünü Batı’ya çeviren Osmanlı, Batı ile karşılaşmasında bir ‘medeniyet krizi’ yaşar. Söz konusu kriz çok yönlüdür. Örneğin Batılılaştığını sanan aydının bilinçli ya da bilinçsiz geleneğin diliyle konuşması, bu krizin yıllarca sürecek işaretlerini barındırır. Esasen bunda farkında olunsun ya da olunmasın, geleneğin, hayatın en küçük parçasına dek sirayetinin etkisi vardır. Çünkü zihniyetler, değişimlere karşı dirençli yapılardır ve zihniyet değişimleri de bu nedenle tarihte yavaşlığın tarihi olarak adlandırılırlar.
Dilin ihtiyaç duyduğu sesler, iletişim betimleri, simgeler, sözcükler, renkler ve ona anlam katan birçok etmen, bu hazinenin yaşantısını sürdürmesine, kendini geliştirip ilerletmesine ve dahası varlığını yenilemesine olanak sağlarken, bireyden topluma kültür miraslarını kaydederek, nesilleri birbirine bağlar. Bu yönüyle dil toplumsal bir köprüdür. Elbette bu köprü toplumların sadece filolojisiyle yetinmez. Onların anlam atfettiği simgesel betimlere de kucak açar.
Kavramlar düşüncenin yapı taşlarıdır. İnsan kavramlarla düşünür, kavramlarla hayatına yön verir. Bir kavramın anlam sınırlarını belirleyebilmek için o kavramın üretildiği toplumu tanımak bir zorunluluktur. Çünkü kavramlar üretildiği toplumun rengini alır. İslam’a ait tevhid, ihlas ya da salât gibi kavramların anlam sınırlarını belirleyebilmek için öncelikle Kur’an’a, hadislere ve kelimenin kavram özelliği kazandığı Arap toplumuna bakmak bir zorunluluktur. Bu kavramlara dileyenin dilediği gibi bir anlam vermesi düşünülemez.
Sosyal Medya Edebiyatı (Mı?)
“Edebiyat” ile “edeb” Arapçada aynı kökten türetilen kelimelerdir. Edebi eser verenlere de yine aynı kökten türetilen “edib” adı verilir. Bu sebeple edebiyat ile edeb arasında kopmaz bir bağ vardır. Bu bağı koparan her türlü eser de -adı ne olursa olsun- edebî olmaktan uzaktır.
Edebiyatın insanları etkileme gücünün farkında olan dinler, medeniyetler, ideolojiler ve kültürler, insanlara ulaşabilmek için edebiyatı bir araç olarak kullanmışlardır. Bilişim ve iletişim dünyasında meydana gelen gelişmelerle birlikte yazılı eserlere olan ilgide azalma olsa da e-dergiler, edebiyat siteleri ya da bloglar vasıtasıyla edebiyat sanal dünyada var olmayı başarmıştır. Yazarlar, dinler, akımlar, ideolojiler, bilim adamları ve düşünürler insanlara ulaşmak maksadıyla bu sanal dünyanın imkânlarından faydalanmak zorunda olduklarının farkındadırlar. Çünkü bu imkândan faydalanmayanlar yeterince tanınmayacak ve insanlara ulaşmada ciddi sıkıntılar yaşayacaklardır.
“Sosyal Medya Edebiyatı” ise başta Wattpad olmak üzere twitter, instagram, blogger, e-dergi ve edebiyat siteleri gibi sanal dünyada yayımlanan eserlerin genel adıdır. Sosyal medyada yayımlanan eserlerin önemli bir kısmını ise -aşağıda sayacağımız gerekçelerle- edebi eser sayabilmemiz mümkün değildir. Fakat konunun daha rahat anlaşılabilmesi için yazımız boyunca edebi eser niteliği taşısın veya taşımasın, sosyal medyada yayımlanan eserler için “Sosyal Medya Edebiyatı” kavramını kullanmak zorunda kalacağız.
İnsanlık, tarih boyunca birçok edebi akımının varlığına tanıklık etmiştir. Önceki edebiyat akımlarından farklı, yeni şeyler söyleme, yeni tarzlar ortaya koyma iddiasında olan her akım varlığını bir süre devam ettirmiş fakat zamanla yerini yeni edebi akımlara bırakmak zorunda kalmıştır. Toplumda meydana gelen değişimler, başka dünyalarla kurulan siyasi, sosyal ve ekonomik ilişkiler yeni edebiyat akımlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Matbaanın icadı, kitabın daha kolay ulaşılabilir bir nesne haline gelmesi ve bilişim dünyasında meydana gelen gelişmeler yeni edebiyat anlayışlarını da beraberinde getirmiştir. Gazete ve televizyon uzun bir dönem yayın dünyasının yönünü belirleyen bir işlev görse de son dönemde yerini bilişim dünyasına bırakmak zorunda kalmıştır. Yazarlara ulaşmak, eserleri yayımlayabilmek ya da okurlardan dönütler alabilmek de bu dönemde daha kolay hale gelmiştir.
Sosyal medya insanların daha görünür olduğu, ben varım ve buradayım dediği bir iletişim biçimidir. Aynı şekilde sosyal medya edebiyatı da görünür olmak, popüler olmak, az emekle çok beğeni toplamak isteyenler için önemli bir platformdur.
Bu süreçte yayınevleri, bilişim ve iletişim teknolojilerine kaptırdıkları okur kitlesini yine bu teknolojileri kullanarak yeniden kazanmaya çalışmaktadırlar.
Yüzbinlerce kişi tarafından okunan, moda tabirle popüler, bir yazar haline gelmek artık daha kolaydır. Yazılanları denetleyen, değerlendiren, gerektiğinde düzeltmeler yapan yayın kurullarına ihtiyaç duymayan bu dünya, eserlerdeki kalitenin düşmesini, sıradan ve bayağı yayınların edebiyat dünyasını istila etmesini beraberinde getirmiştir. Bu popüler kültürün, başıboş ve yıkıcı etkisiyle hem edebiyat dünyasında hem de toplumda meydana getirdiği tahribat üzerinde ciddi ciddi düşünmek zorundayız.
Konu, anlatım tarzı ya da yazım kuralları noktasında hiçbir kural tanımadan yazılan bu eserler, sanal dünyaya yüklenerek internet kullanıcılarının tüketimine sunulmakta; yazarına ise beğenilme, kabul görme ve popüler olma noktasında ciddi bir tatmin sunmaktadır. Bu popülerliği maddi gelire dönüştürmek isteyen yayınevleri ise ilmî, ahlâki ve edebî hiçbir değer taşımayan bu eserleri kitap haline getirmekte gecikmemektedir. Daha çok gençlik, lise ve üniversite hayatı, cinsellik, aşk, aldatma, vampir gibi konuları ve fantastik olayları işleyen bu eserler, genç okurların kişilik gelişimini olumsuz etkileyebilmektedir. Olay merkezli ve sürükleyici bir tarzda kaleme alınan bu eserler, okuyucunun zihnini yormayan, geçici haz dışında dimağlarda kalıcı bir tat bırakmayan, diğer tüketim ürünleri gibi geçici ve sürekli bir diğeriyle yer değiştiren bir süreçte okuyucuyla buluşmaktadır.
“Modern zamanda popüler olmanın yolu, çok satmanın yolu, bir kitleye ulaşmanın yolu; hızlı olmak, okuyucuyu fazlaca düşündürmemek, edebî ya da kültürel ihtiyacı bir an evvel gidermek, entelektüel olarak doyuma ulaşma hissi vermekten geçmektedir. Popüler kültürün dinamiklerinin pek çoğu sosyal medyada da görülmektedir. Bugün kitapçıların “Çok Satanlar” raflarıyla, sosyal medyanın “En Çok Beğeni Alanlar” listesi benzerlik göstermektedir.” Sosyal medya edebiyatı diğer popüler kültür ürünleri gibi arz talep dengesinde varlığını sürdürmektedir. Okumayı seven fakat önemli edebiyat eserlerinden ve edebiyatçılarından habersiz olan insanımızın bu ucuz, bayağı ve edepsiz eserlere yönelmesi üzücüdür.
Sosyal medya yazarları, kahramanlarını, ailesinden ayrı yaşayan, anne babası ayrılmış, toplumsal değerlerle bağdaşmayacak bir yaşam tarzına sahip, kız-erkek ilişkilerinde hiçbir sınır tanımayan tiplerden seçmektedir. Bu kahramanlar, on dört, on beş yaşında araba kullanan, ülke ülke dolaşan, sevdiğine pahalı hediyeler alan ve bütün bunları yaparken hiçbir maddi sıkıntı yaşamayan dolayısıyla da gerçek hayatta karşılığı olmayan bir yaşam sürmektedirler. Bu eserleri yazanlar ve yayımlayanlar ise kültür emperyalizminin gönüllü elçiliğini yapmakta; seküler bir anlayışın gençler arasında yayılmasına, tüketmekten ve haz almaktan başka bir kaygısı olmayan bir neslin yetişmesine neden olmaktadır. “Yazmanın ve çoğaltmanın edep düsturuyla kısıtlandığı bir medeniyetten; herkesin dilediği özgürlükte, hiçbir kural ve kaideye tabi tutulmadan ürün verebildiği bir döneme taşınan edebiyat; yine farklı medeniyetlerin taşınmasında ve yayılmasında aracı görevini devam ettirmektedir.” Dolayısıyla bütün bu eserlerin imkân ölçüsünde denetlenmesi -sadece edebiyat açısından değil- toplumun geleceği açısından da hayati önem taşımaktadır. Sosyal medya yazarları, kendilerine has bir dil oluşturmuş, özlü ve edebi bir dil kullanmak yerine sloganvari cümleler kurmayı tercih etmişlerdir. Bu eserlerde ciddi anlatım bozukluklarının yapıldığını, en basit noktalama işaretlerinin doğru kullanılmadığını, ciddi yazım ve telaffuz yanlışlıklarının olduğunu da hatırlatmak gerekir.
Bu dönemde, kaliteli edebiyat eserlerinden alıntılar yaparak onları bayağılaştırıp basitleştirerek tüketen bir süreç de yaşanmaktadır. Kadim edebi eserlerimizin işlediği birçok konu bu dönemde daha çok okunabilmek adına sosyal medya edebiyatına konu edilmekte, bağlamından ve amacından koparılan bu konular artık tüketimin bir nesnesi haline getirilebilmektedir.
Ayrıca iyi bir yazar olabilmek için öncelikle iyi bir okur olmak gerektiğini bilmeyen, “bunun yerine popüler olmanın, sosyal medyada talep görmenin yeterli olacağı kanısında yeni bir yazar algısı ortaya çıkmıştır.
İyi bir yazar olmak, kalıcı eserler ortaya koyabilmek, iyi bir okuyucu olmayı, konu üzerinde ciddi araştırmalar yapmayı ve yazma sürecinde de yoğun bir çalışma temposunu göze alabilmeyi gerektirir.
Dolayısıyla her türlü insanî ilişkiyi cinselliğe indirgeyen; bireysel ve toplumsal değerlerimizi dikkate almayı bırakın, ifsad etmeye yönelik bir tutum sergileyen, dil ve anlatım bakımından da oldukça yetersiz olan bu eserleri edebiyat eseri sayabilmek mümkün değildir.
Fakat bunları söylerken, sosyal medya üzerinden edebi anlamda, az da olsa, önemli eserlerin de verildiğini, bu yazarların kendilerini geliştirme konusunda önemli mesafeler kat ettiklerini de unutmamak gerekir.
Bu süreçte söz konusu yayınevlerini ya da genç yazarları suçlayıp ortaya bir çözüm koymamak bize bir şey kazandırmıyor. İlmî, ahlâki, edebî anlamda yetkin eserlerle ve şayet hayattaysa bunların yazarlarıyla gençlerin tanışabilecekleri ortamlar oluşturulmalıdır. Mümkünse buna benzer internet uygulamaları kurulmalı, buralarda yayımlanacak eserler bir yayın kurulunun denetiminden geçirildikten sonra yayımlanmalıdır. Edebiyatçılarımız, gençlerin dünyasına hitap edebilen, bunu yaparken de kaliteden ödün vermeyen eserler ortaya koyabilmelidir. Özellikle de aileler, çocuklarının sanal dünyada nelerle vakit geçirdiklerini takip etmelidir. Ayrıca bu durumla ilgili akademik dünyada ciddi araştırmaların yapılması -ki görebildiğim kadarıyla hemen hemen hiç yok- önemli edebiyatçılarımızla irtibata geçilmesi de sorunun çözümünde yol gösterici bir işlev görebilir. Kısaca, ifsad eden bu durum karşısında ıslah eden bir tavır sergilenebilmelidir.
Dolayısıyla baskı, yayınevi, kargo gibi yazarların karşılaştıkları birçok maliyetin sıfırlandığı sosyal medya edebiyatından faydalanmak, bu imkânları kullanarak okurlara ulaşmaya çalışmak, bunu yaparken de ahlâki ve edebî değerlerden taviz vermemek büyük önem taşımaktadır. Ne kadar eleştirirsek eleştirelim, gençlere ulaşmanın yolu biraz da sanal dünyadan geçmektedir.
İlgili Yazılar
Kitabın Sosyal Medya ile İmtihanı
“Önce söz vardı” diyen kadim kitabı “Oku!” diye tamamladı son kutsal kitap. Sözün ve okumanın gücüne neredeyse tüm kutsal metinlerde özel bir vurgu vardır. Bilgi edinme ve anlamaya dair ‘okuma’ eylemi bir teklif iken telkine dönüşmüş ve bizi taşıdığı yer ise insanı, toplumu, dünyayı, yaşamı, geçmişi, geleceği, iyiyi, kötüyü, varlığı, oluşu ve akışı içine alan, …
Kendine Yabancılaşmak: Çölün Kentine Sıkışmak
Bir yere doğru gidiyoruz… Bunu tanımlamak, çözmek ve çözümlemek için sergilediğimiz tüm çabalar hep bir yetersizlik hissini ve karamsar belirleyicilerin tahakkümünü besliyor. İnsanın eksenini kaydıran etkenlerin yaşam tarzımızda, zaman algımızda, çalışma biçimimizde, toplumsal ve bireysel kimliklerimizde yarattığı kapsamlı değişimler, korkunun ve endişenin ortaya çıkardığı kabullere dönüşüyor. Nostalji ve kazanım örüntüleri ile tıkanan zihinlerin hayalle gerçek arasında gördüğü bağlantısızlığın doğurduğu ümitsizlik hâli, daha fazla parçayı bütünle eşleştirmesini ve idealize edilen yitirilmişlere ulaşma beklentilerini duygusallaştırmasını sağlıyor.
“Mutlakçı Dil ” Etrafında Birkaç Söz
Mutlakçı dil ile ilgili tanımlamaların, modernlik içinden yapıldığının altını çizmek gerekir. Gelenek ve modernlik arasında yapılagelen ayrımların Türk düşünce tarihi açısından özel yerinin olduğu açıktır. Tanzimat ile birlikte yüzünü Batı’ya çeviren Osmanlı, Batı ile karşılaşmasında bir ‘medeniyet krizi’ yaşar. Söz konusu kriz çok yönlüdür. Örneğin Batılılaştığını sanan aydının bilinçli ya da bilinçsiz geleneğin diliyle konuşması, bu krizin yıllarca sürecek işaretlerini barındırır. Esasen bunda farkında olunsun ya da olunmasın, geleneğin, hayatın en küçük parçasına dek sirayetinin etkisi vardır. Çünkü zihniyetler, değişimlere karşı dirençli yapılardır ve zihniyet değişimleri de bu nedenle tarihte yavaşlığın tarihi olarak adlandırılırlar.
Sosyal Medyanın Gölgesinde Dilin Varlığı
Dilin ihtiyaç duyduğu sesler, iletişim betimleri, simgeler, sözcükler, renkler ve ona anlam katan birçok etmen, bu hazinenin yaşantısını sürdürmesine, kendini geliştirip ilerletmesine ve dahası varlığını yenilemesine olanak sağlarken, bireyden topluma kültür miraslarını kaydederek, nesilleri birbirine bağlar. Bu yönüyle dil toplumsal bir köprüdür. Elbette bu köprü toplumların sadece filolojisiyle yetinmez. Onların anlam atfettiği simgesel betimlere de kucak açar.
Batılı Bir Kavram: “Özgürlük”
Kavramlar düşüncenin yapı taşlarıdır. İnsan kavramlarla düşünür, kavramlarla hayatına yön verir. Bir kavramın anlam sınırlarını belirleyebilmek için o kavramın üretildiği toplumu tanımak bir zorunluluktur. Çünkü kavramlar üretildiği toplumun rengini alır. İslam’a ait tevhid, ihlas ya da salât gibi kavramların anlam sınırlarını belirleyebilmek için öncelikle Kur’an’a, hadislere ve kelimenin kavram özelliği kazandığı Arap toplumuna bakmak bir zorunluluktur. Bu kavramlara dileyenin dilediği gibi bir anlam vermesi düşünülemez.