Taha Abdurrahman, Ahlâk Sorunsalı isimli kitabında insan ile hayvanı birbirinden ayıran temel özelliğin -bilinenin aksine- akıl olmadığını söyler. Akıl dediğimiz yetinin -kendi ifadesiyle ahlâklılıktan soyutlanmış aklın- hayvanlarda da olduğunu belirten düşünür, insan ile hayvanlar arasındaki farkın insanın “yönlendirilmiş akıllılık” denilen şeye sahip olmasıyla meydana geldiğini; insanın “Yüzyıllar boyunca zihinlerde yerleşmiş düşüncenin aksine akıllılık sayesinde değil, ahlâklılık sayesinde insan…”[1] olduğunu söyler.
Ahlâk; bireysel hayattan toplum hayatına, cinsel hayattan aile hayatına, ilimden sanata, devlet yönetiminden uluslararası ilişkilere, savaş hukukuna kadar hayatın her alanını kapsayıp bu alanlara yön veren, erdem ve fazilet olarak kabul edilebilecek her türlü düşünce ve davranışın genel adıdır. Ahlâk olarak ifade ettiğimiz kavramı âdâb-ı muaşeretten ibaret görmek kavramın alanını oldukça daraltmaktır.
İnsanın birincil ahlâki sorumluluğunun Hakk’ı tanımak ve Hakk’ın rızasına uygun hayatı yaşamanın mücadelesini vermek olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İslam, Allah ile kul arasında kurulmasını istediği bu ilişkiyi karşılıklı bir sorumluluk ve anlaşma temelinde kurar. Hak Teâlâ’yı tanıyan hakkı yerine getirir, hakkı çiğnemez, hakka riayet eder.
Bu yazının devamı
216. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Geçen gün bir tv kanalında sevdiğim bir doçent kardeşimiz İslam’ın korkulacak bir din olmadığını, aksine barış ve esenlik dini olduğunu, İslamafobyanın insanları ürkütüp İslam’dan uzak tutmak için İslam ve Müslüman sevmez emperyalist güçler tarafından kasıtlı olarak oluşturulduğunu anlatıyordu.
Modern dönemde Batılı dünya görüşleri sömürgecilik aracılığıyla mutlaklaştırılmış, Batılı olmayan dünya görüşleri, hayat tarzları, tarih algıları ise tarihin dışına sürülmüştür. Batılı olmayan düşünce, tarih, kültür ve insan değersiz görülmüştür. Aydınlanmacı modern zamanlar boyunca Müslüman halklar kültürel, düşünsel, zihinsel soykırıma tabi tutulmuştur.
Toplumların kolektif kimliklerini inşa etme süreçleri sosyal uzam içerisinde ortak semboller, ritüeller, mitler ve değerler üzerinden güç kazanır. Robert Bellah’ın 1967’de Amerikan toplumu üzerine geliştirdiği sivil din kavramı,
Gerek Anayasa yapım sürecinde cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimin Anayasa’nın eşitlik maddesinde değil de ilgili maddenin gerekçesinde düzenleneceğine dair basında çıkan haberler, gerek 30 Eylül’de açıklanan de-mokratikleşme paketinde bu ifadelere dair herhangi bir atfın yapılmaması siyasî
İnsanların adalet arayışları Hz. Âdem’den beri devam etmektedir. Düşünceleri, bakış açıları değişse de insanların temel talepleri genellikle adalet olmuştur. Zorbalığı, zulmü hiçbir toplum hoş karşılamamıştır. Zamana ve coğrafyalara göre farklı anlamlar yüklense de adaletin büyük önem taşıması, hayatın her alanında kendisine yer bulması gerektiği ile ilgilidir.
Ahlâkın Neliği Üzerine
Taha Abdurrahman, Ahlâk Sorunsalı isimli kitabında insan ile hayvanı birbirinden ayıran temel özelliğin -bilinenin aksine- akıl olmadığını söyler. Akıl dediğimiz yetinin -kendi ifadesiyle ahlâklılıktan soyutlanmış aklın- hayvanlarda da olduğunu belirten düşünür, insan ile hayvanlar arasındaki farkın insanın “yönlendirilmiş akıllılık” denilen şeye sahip olmasıyla meydana geldiğini; insanın “Yüzyıllar boyunca zihinlerde yerleşmiş düşüncenin aksine akıllılık sayesinde değil, ahlâklılık sayesinde insan…”[1] olduğunu söyler.
Ahlâk; bireysel hayattan toplum hayatına, cinsel hayattan aile hayatına, ilimden sanata, devlet yönetiminden uluslararası ilişkilere, savaş hukukuna kadar hayatın her alanını kapsayıp bu alanlara yön veren, erdem ve fazilet olarak kabul edilebilecek her türlü düşünce ve davranışın genel adıdır. Ahlâk olarak ifade ettiğimiz kavramı âdâb-ı muaşeretten ibaret görmek kavramın alanını oldukça daraltmaktır.
İnsanın birincil ahlâki sorumluluğunun Hakk’ı tanımak ve Hakk’ın rızasına uygun hayatı yaşamanın mücadelesini vermek olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İslam, Allah ile kul arasında kurulmasını istediği bu ilişkiyi karşılıklı bir sorumluluk ve anlaşma temelinde kurar. Hak Teâlâ’yı tanıyan hakkı yerine getirir, hakkı çiğnemez, hakka riayet eder.
Bu yazının devamı 216. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
İslam’dan Değil, Ama Müslümanlardan Korkulur
Geçen gün bir tv kanalında sevdiğim bir doçent kardeşimiz İslam’ın korkulacak bir din olmadığını, aksine barış ve esenlik dini olduğunu, İslamafobyanın insanları ürkütüp İslam’dan uzak tutmak için İslam ve Müslüman sevmez emperyalist güçler tarafından kasıtlı olarak oluşturulduğunu anlatıyordu.
Müslüman Zihninin Yeniden İnşa Edilmesi Gerek
Modern dönemde Batılı dünya görüşleri sömürgecilik aracılığıyla mutlaklaştırılmış, Batılı olmayan dünya görüşleri, hayat tarzları, tarih algıları ise tarihin dışına sürülmüştür. Batılı olmayan düşünce, tarih, kültür ve insan değersiz görülmüştür. Aydınlanmacı modern zamanlar boyunca Müslüman halklar kültürel, düşünsel, zihinsel soykırıma tabi tutulmuştur.
Türkiye’de Ulusal Kimliğin İnşası: Sivil Din ve Sembolik İktidar
Toplumların kolektif kimliklerini inşa etme süreçleri sosyal uzam içerisinde ortak semboller, ritüeller, mitler ve değerler üzerinden güç kazanır. Robert Bellah’ın 1967’de Amerikan toplumu üzerine geliştirdiği sivil din kavramı,
İnsan Fıtratını Bozma Girişimi Olarak Cinsiyet Eşitliği Projesi
Gerek Anayasa yapım sürecinde cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimin Anayasa’nın eşitlik maddesinde değil de ilgili maddenin gerekçesinde düzenleneceğine dair basında çıkan haberler, gerek 30 Eylül’de açıklanan de-mokratikleşme paketinde bu ifadelere dair herhangi bir atfın yapılmaması siyasî
Tevhid, Adalet ve Erdem
İnsanların adalet arayışları Hz. Âdem’den beri devam etmektedir. Düşünceleri, bakış açıları değişse de insanların temel talepleri genellikle adalet olmuştur. Zorbalığı, zulmü hiçbir toplum hoş karşılamamıştır. Zamana ve coğrafyalara göre farklı anlamlar yüklense de adaletin büyük önem taşıması, hayatın her alanında kendisine yer bulması gerektiği ile ilgilidir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.