Taha Abdurrahman, Ahlâk Sorunsalı isimli kitabında insan ile hayvanı birbirinden ayıran temel özelliğin -bilinenin aksine- akıl olmadığını söyler. Akıl dediğimiz yetinin -kendi ifadesiyle ahlâklılıktan soyutlanmış aklın- hayvanlarda da olduğunu belirten düşünür, insan ile hayvanlar arasındaki farkın insanın “yönlendirilmiş akıllılık” denilen şeye sahip olmasıyla meydana geldiğini; insanın “Yüzyıllar boyunca zihinlerde yerleşmiş düşüncenin aksine akıllılık sayesinde değil, ahlâklılık sayesinde insan…”[1] olduğunu söyler.
Ahlâk; bireysel hayattan toplum hayatına, cinsel hayattan aile hayatına, ilimden sanata, devlet yönetiminden uluslararası ilişkilere, savaş hukukuna kadar hayatın her alanını kapsayıp bu alanlara yön veren, erdem ve fazilet olarak kabul edilebilecek her türlü düşünce ve davranışın genel adıdır. Ahlâk olarak ifade ettiğimiz kavramı âdâb-ı muaşeretten ibaret görmek kavramın alanını oldukça daraltmaktır.
İnsanın birincil ahlâki sorumluluğunun Hakk’ı tanımak ve Hakk’ın rızasına uygun hayatı yaşamanın mücadelesini vermek olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İslam, Allah ile kul arasında kurulmasını istediği bu ilişkiyi karşılıklı bir sorumluluk ve anlaşma temelinde kurar. Hak Teâlâ’yı tanıyan hakkı yerine getirir, hakkı çiğnemez, hakka riayet eder.
20. yüzyıl, büyük anlatıların formüle etmiş olduğu ideolojiler çağıdır. Bütünleşme hareketleri bu ideolojilerin merkezinde cereyan etti. Sosyalizm, kapitalizm ve faşizm devasa boyutta tümleşik bir siyasadan bahsediyordu. Faşizmin tasallutu, dev rüyalarından uyanamadan bitiverdi. Kapitalizm ve sosyalizm dünyayı ikiye bölmek zorunda kaldılar ve her bir taraf dünyanın geri kalanını kendi devasa tümleşik ağına katabilmek için yıkıcı bir …
Kendi nefsimize karşı pek koruyucu olan duyarlılığımızla, hayata dair bütün evrensel değerleri yalnızca kendimize yakıştırıp topladığımız ve bizim dışımızda elle tutulur hiçbir gerçeğin olmadığı kanaatini taşıyan tasavvurlarımızla acaba bizler, gerçekte Kur’an rûhunun beslediği islâmî bir hayatın ne kadar içindeyiz? Zira bugün Müslümanların yaşama biçimlerini besleyen algılama tarzlarına dikkat ettiğinizde, onların gerçek bir hayatı değil, kırık …
“İslâm insanlığa ne vâdediyor?” sorusu etrafında ele alınan konu, gerçeklikle hakîkat sarkacında incelenmiş, soruna İslâm’ın temel kaynakları ekseninde cevaplar aranmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde,* kendini İslâm’a nispet eden toplumların yoğunlukta olduğu coğrafyalarda hezimet söz konusu iken, beyan öncesinde durum tespitine dair mülâhaza yer almıştı. Yazının bu bölümünde ise ‘insan’ ve ‘tasavvur’ konusu ele alınmıştır. Makalede, İslâm’da insan anlayışı ve tasavvur inşâsı, ‘İslâm’ın İnsanlığa Vâdettikleri’ üst başlığı ekseninde ehem mühim makamında incelenmiştir.
Eleştiri, ibadet titizliğinde yapılması gereken bir faaliyettir. Eleştiride amaç hakikate ulaşmaktır. Eleştiri; yapmaktan çok yıkmaya hizmet eder, hele hele saldırı ya da düşmanlığa dönüşürse amacından büsbütün uzaklaşmış olur. Eleştiri; daha iyiye, daha güzele ulaşmak için yürütülen bir faaliyet olmalıdır.
Ne yapmalıyım diye düşündüm hala düşünüyorum. İsrail ve ona yardım edenlerin mallarına karşı bir boykottan söz ediliyor. Tamam, diyorum. Markette daha önceleri yetmiş dokuz liraya satılan Domestos kırk liraya düşürülmüştü. Her müşteriye kasadaki masum kız tarafından özellikle indiriminden söz açılıp pazarlanmaya çalışılıyordu. İşte diyorum, karşımda ciddi bir imtihan suali. Cebimdeki para beni tahrik ediyor, elinde avucunda başka ne kaldı hadi davran al bu ucuzlukta şu kimyasal nesneyi de eşin sevinsin. Ama benim içimde bir başka ben daha var. O diyor ki sor bakalım senin memleketin Elaziz’deki Coca Cola dolum tesislerinin kapısına kilit vurulmuş mudur; Endonezya’da McDonalds’ların iflas ettirildiği gibi.
Ahlâkın Neliği Üzerine
Taha Abdurrahman, Ahlâk Sorunsalı isimli kitabında insan ile hayvanı birbirinden ayıran temel özelliğin -bilinenin aksine- akıl olmadığını söyler. Akıl dediğimiz yetinin -kendi ifadesiyle ahlâklılıktan soyutlanmış aklın- hayvanlarda da olduğunu belirten düşünür, insan ile hayvanlar arasındaki farkın insanın “yönlendirilmiş akıllılık” denilen şeye sahip olmasıyla meydana geldiğini; insanın “Yüzyıllar boyunca zihinlerde yerleşmiş düşüncenin aksine akıllılık sayesinde değil, ahlâklılık sayesinde insan…”[1] olduğunu söyler.
Ahlâk; bireysel hayattan toplum hayatına, cinsel hayattan aile hayatına, ilimden sanata, devlet yönetiminden uluslararası ilişkilere, savaş hukukuna kadar hayatın her alanını kapsayıp bu alanlara yön veren, erdem ve fazilet olarak kabul edilebilecek her türlü düşünce ve davranışın genel adıdır. Ahlâk olarak ifade ettiğimiz kavramı âdâb-ı muaşeretten ibaret görmek kavramın alanını oldukça daraltmaktır.
İnsanın birincil ahlâki sorumluluğunun Hakk’ı tanımak ve Hakk’ın rızasına uygun hayatı yaşamanın mücadelesini vermek olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İslam, Allah ile kul arasında kurulmasını istediği bu ilişkiyi karşılıklı bir sorumluluk ve anlaşma temelinde kurar. Hak Teâlâ’yı tanıyan hakkı yerine getirir, hakkı çiğnemez, hakka riayet eder.
Bu yazının devamı 216. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
216. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Kurgusal Kümeste Küme Elamanı Olmak; Ulusalcılık Ve Popülizm Siyasasında Kimliklerin Kaybı
20. yüzyıl, büyük anlatıların formüle etmiş olduğu ideolojiler çağıdır. Bütünleşme hareketleri bu ideolojilerin merkezinde cereyan etti. Sosyalizm, kapitalizm ve faşizm devasa boyutta tümleşik bir siyasadan bahsediyordu. Faşizmin tasallutu, dev rüyalarından uyanamadan bitiverdi. Kapitalizm ve sosyalizm dünyayı ikiye bölmek zorunda kaldılar ve her bir taraf dünyanın geri kalanını kendi devasa tümleşik ağına katabilmek için yıkıcı bir …
Silinmemiş Bir Hayâl’in Adı: Bektaş
Kendi nefsimize karşı pek koruyucu olan duyarlılığımızla, hayata dair bütün evrensel değerleri yalnızca kendimize yakıştırıp topladığımız ve bizim dışımızda elle tutulur hiçbir gerçeğin olmadığı kanaatini taşıyan tasavvurlarımızla acaba bizler, gerçekte Kur’an rûhunun beslediği islâmî bir hayatın ne kadar içindeyiz? Zira bugün Müslümanların yaşama biçimlerini besleyen algılama tarzlarına dikkat ettiğinizde, onların gerçek bir hayatı değil, kırık …
İslâm’ın İnsanlığa Vâdettikleri – İnsan ve Tasavvur Üzerine – II
“İslâm insanlığa ne vâdediyor?” sorusu etrafında ele alınan konu, gerçeklikle hakîkat sarkacında incelenmiş, soruna İslâm’ın temel kaynakları ekseninde cevaplar aranmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde,* kendini İslâm’a nispet eden toplumların yoğunlukta olduğu coğrafyalarda hezimet söz konusu iken, beyan öncesinde durum tespitine dair mülâhaza yer almıştı. Yazının bu bölümünde ise ‘insan’ ve ‘tasavvur’ konusu ele alınmıştır. Makalede, İslâm’da insan anlayışı ve tasavvur inşâsı, ‘İslâm’ın İnsanlığa Vâdettikleri’ üst başlığı ekseninde ehem mühim makamında incelenmiştir.
Ahlakın Eleştirisi ya da Eleştiri Ahlakı
Eleştiri, ibadet titizliğinde yapılması gereken bir faaliyettir. Eleştiride amaç hakikate ulaşmaktır. Eleştiri; yapmaktan çok yıkmaya hizmet eder, hele hele saldırı ya da düşmanlığa dönüşürse amacından büsbütün uzaklaşmış olur. Eleştiri; daha iyiye, daha güzele ulaşmak için yürütülen bir faaliyet olmalıdır.
Şairlerin ve Tüm Vicdan Sahiplerinin Filistin İçin Küresel İntifada Çağrısı
Ne yapmalıyım diye düşündüm hala düşünüyorum. İsrail ve ona yardım edenlerin mallarına karşı bir boykottan söz ediliyor. Tamam, diyorum. Markette daha önceleri yetmiş dokuz liraya satılan Domestos kırk liraya düşürülmüştü. Her müşteriye kasadaki masum kız tarafından özellikle indiriminden söz açılıp pazarlanmaya çalışılıyordu. İşte diyorum, karşımda ciddi bir imtihan suali. Cebimdeki para beni tahrik ediyor, elinde avucunda başka ne kaldı hadi davran al bu ucuzlukta şu kimyasal nesneyi de eşin sevinsin. Ama benim içimde bir başka ben daha var. O diyor ki sor bakalım senin memleketin Elaziz’deki Coca Cola dolum tesislerinin kapısına kilit vurulmuş mudur; Endonezya’da McDonalds’ların iflas ettirildiği gibi.
Alışverişe devam et