Yüzlerce okuyucumuzun memnuniyeti için kısa süre önce Noam Chomksy’nin Slavoj Zizek ve Jacques Lacan gibi post-modernist entelektüelleri “şarlatanlar” ve numaracı olarak eleştirdiği bir röportaj gerçekleştirdik. Uzun zamandır süregelen post-modernizme karşı dönüş ki yıllardır siyasal sağın yapmış olduğu tiyatronun karşı tepkisidir, ancak siyasal soldaki anarşist Chomsky, Marksist Vivek Chibber ve kendini “eski solcu” olarak tanımlayan Alan Sokal gibi düşünürlerin eleştirileri de aynı derecede güçlüdür (ve daha serttir). Bu röportajda, Chomsky, “bilimdeki sol eleştiriyi” emperyalist, ırkçı, cinsiyet ayrımcılığı vb olarak nitelendirdiği şeyleri tamamen kapsayan bir eleştiri yapıyor. Onun cevapları, Chomsky’nin post-modern düşüncenin politik çıkarımları ve söyleminin kökenleri olarak algıladığı şeylere ışık tutuyor.
Chomsky, sol post-modern akademisyenleri “kuşkusuz mükemmel bir şekilde samimi olan bir entelektüel kategorisi” olarak nitelendiriyor. Bununla birlikte, eleştirisinde, bu düşünürler için “hepsi çok şişirilmiş” ve “üçüncü dünya üzerinde korkunç bir etkisi olan” “çoksesli kelimeler ve karmaşık yapılar” gibi tanımlamalar kullanıyor. Chomsky, “Üçüncü dünyada popüler hareketler ciddi entelektüellerin katılmasına gerçekten ihtiyaç duyar ” fikrini (Chibber’in yaptığı gibi) savunuyor. Eğer onlar post-modernistleri kandırıyorlarsa; iyi gidiyorlar. Zizek ve Lacan üzerinden eleştirdiği bilimin post-modern eleştirilerinin değerlendirilmesinin yankıları sürüyor. Chomsky’nin, günlük dilin jargonuyla “çok sesli” ve tek sesli” gibi kelimeleri kullandığı görünüyor.
Sol kanat çok gelişmiş olarak değerlendirilir. Görünenlerin bir kısmı gerçek anlamda mantıklı geliyor, ancak sen onu tek sesli olarak yeniden ürettiğinde, bu hakikati ortaya çıkarıyor. Batı’daki bilim adamlarına baktığınızda, onların çoğunluğu erkektir, kadınların bilimsel alana girmeleri oldukça zordur ve iktidar yapılarını yansıtan bilimin nasıl ilerlediğini belirleyen kurumsal faktörlerin olduğu doğrudur. Bütün bunlar tek seslilik olarak tanımlanabilir ve bu da hakikati ortaya çıkarır. Diğer yandan saygın bir entelektüel olmak istemiyorsan hakikati tek sesli olarak sunabilirsin.
Bu son nokta, Chomsky’nin akademide post-yapısalcılık için harekete geçirici bir unsur olduğunu açıklıyor: “Neler olup bittiğini çözmek oldukça kolay. Eğer işinizi ciddiye alırsanız, bu güzel, ama bunun için herhangi bir ödül alamazsınız.” diyor. İnanılmaz derecede karmaşık bilimsel çalışmaları ilerletmek için ödüller, hibeler ve prestij alan teorik fizikçiler ve matematikçilerle rekabet etmek için, beşeri bilimler bilim adamlarının gizemli bir jargonu kullandıklarını iddia ediyor ve “teori” hazırlıyorlardı, diye ifade ediyor.
Chomsky, beşeri bilimlerdeki teorisyenlere karşı bu genel suçlamalardan bile daha fazla olmakla birlikte, Paris’teki Fransız entelektüellerin “çürümenin merkezi”nin adanmış, Stalinistler ve Maoistleri “yanarak” adayan son gruplar olduğu yönünde siyasi bir tavır takınmaktadır. Başlarını dik tutmak için bu insanlar aniden “gulagları[2] keşfetmiş olan dünyadaki ilk insanlar” haline gelmişlerdi. Bu çok cesur bir karakterizasyondur ve tüm iddialarını yerine getiren şüphesiz, baş döndürücü bir dizi örnekle destekleyebilir, ancak isimleri burada reddeder. Bununla birlikte, Alan Sokal ve Jean Bricmont’un -ne yazık ki baskısız- “Intellectual Impostures” adlı kitabına atıfta bulunur; bu yazı, post-yapısalcı düşünürlerin bilimsel konulardaki kötüye kullanımını sabırla ortaya çıkaran bir kitaptır. (Sokal, bir fizik profesörü, ünlü bir makaleyle doksanlı yılların ortalarında iyi kabul edilmiş bir beşeri dergiyi aşağıladı.[3])
Chomsky’nin huysuz muhalefetçiliği yeni bir şey değil ve yaptığı, polemikçilerin bazıları, “kıtasal” felsefeye veya Karl Popper’ın sözde-bilime karşı dâvâsıyla ilgili analitik dâvâyı hatırlatıyor; ancak yaptığı yatırım felsefi kadar siyasi olsa da. Görüşmeci daha sonra dine geçiyor. Chomsky’nin bu konudaki düşünceleri genellikle nüanslı ve adaletli, ancak başka yerlerde söyleyecek çok şeyi olmasına rağmen onları burada dillendirmiyoruz.
Çevirmenin Konu/Röportaj Hakkındaki Analizi
Chomsky, kısaca çok sesli bilimsel kurumların ve mantığın doğru bir yaklaşım olduğunu savunuyor. Hakikatin kendisinin tek sesli mi yoksa çok sesli olarak mı bulunabileceğini tartışıyor. Çok sesli yaklaşımın doğruya yakın olduğunu ancak post-modernistlerin bu çok sesli mantığı fazla abarttıklarını ifade ediyor.
Chomsky, Alan Sokal üzerinden post-modernizmi savunan bilim camiasına bir gönderme yapıyor. Sokal, saygın bir akademik dergiye çeşitli post-modern teoriler gönderiyor. Bu çalışmalar dergi ve çevresi tarafından büyük bir teveccühle karşılanıyor. Sokal bir dönem bu post-modern fizik teorilerini göndermeye devam ediyor. Daha sonra bir kitap yayınlayıp bu dergide yayınlanan teorilerin saçma olduğunu, sırf onların düşünce biçimine uygun olduğu için post-modern düşünce insanlarının nasıl büyük bir iştahla bu teorilerin üzerine atladığını yazıyor. Chomsky, bu vakanın kendisinin bile mevcut modernizm-post-modernizm tartışmasının ne boyutlarda olduğunu ifade etmek için yeterli olduğunu söylüyor.
Chomsky, bilimselciliği tartışan bir düşünce insanı. Bilimselliğin özellikle sosyal bilimlerde fazla abartıldığı üzerine çeşitli çalışmaları da mevcuttur. Chomsky, post-modern düşünürler ile kendisi arasına bir mesafe koyuyor çünkü bir şey eleştirmenin bir şey olduğunu ancak bir şeyin yanlığı üzerinden ve bir şey önermeden, sırf bu yanlışlıklar üzerinden bir düşünme biçiminin inşa edilmesinin başka bir şey olduğunu savunuyor.
Bu yüzden Chomsky, post-modernizmi tanımlarken çok sesli olduğunu kabul ederek ve bunu olumlayıp lakin bu çok sesli olma durumunun fazla şişirilmiş bir yaklaşım olduğunu da vurguluyor.
[2] Özellikle siyasi suçluları cezalandırmak amacıyla kullanılan Sovyet çalışma kampı.
[3] Son Moda Saçmalar, literatüre `Sokal Vakası` olarak geçen entelektüel skandalın kitabı. Fizikçi Alan Sokal, saygın Amerikan kültür çalışmaları dergisi Social Text´e, baştan sona saçmalıklarla dolu bir yazı gönderir. İtibar gören bir entelektüel jargona sadık kalarak yazdığı yazıda, son yılların meşhur kuramcılarından bol bol alıntı yapar. Modaya uygun şekilde yazısına Aydınlanma eleştirisi ile başlar; fizik, matematik ve sosyal kuram arasındaki sınırları aşmanın gerekliliğinden söz eder ve fiziksel gerçekliğin toplumsal gerçeklik gibi dilsel bir oluşum olduğunu savunur. Yazı dergide yayımlanır ve hemen ardından Sokal bunun bir aldatmaca olduğunu açıklar. Söz konusu olay, popüler ve akademik basında fırtınalar koparır, tartışmalara yol açar. Alan Sokal, Jean Bricmont´la beraber yazdığı bu kitapta, uydurma makalesinde alıntıladığı Lacan, Kristeva, Irigaray, Latour, Baudrillard, Virilio ve Deleuze ile Guattari gibi kuramcıların matematik ve fiziğin kavramlarını nasıl kötüye kullandıklarını gösteriyor ve bu kuramcıların yazdıklarının anlaşılmazlığının, içeriğin derinliğinden değil gerçekten anlaşılmaz olmalarından kaynaklandığını iddia ediyor. Aşırı öznel söylemlere karşı çıkan yazarlar, Aydınlanma´nın akılcı geleneğini sahipleniyor. Amaçları solu eleştirmek değil; solda moda olmuş bir akıma karşı solu korumak ve toplumsal kuramın varlık sebebini hatırlatmak.
Postkolonyal teori sömürge karşıtı düşüncede ve direniş hareketlerinde geniş bir sprektrum dokümante eder ve insan deneyimlerinin ve özellikle sömürgeleştirilmiş kimselerin algılarının geniş bir yelpazesini tanımlar. Antropoloji, ekonomi, eğitim, cinsiyet çalışmaları, coğrafya, tarih, dil çalışmaları, edebiyat, felsefe, psikoloji, politika ve halk sağlığı gibi geniş bir akademik disiplin yelpazesini kapsar.
Bu sosyokırım ve politikkırım -veya Filistin’in bir ulus ve devlet olarak önceden planlanmış şekilde yıkımı ve yerinin değiştirilmesi- 1917’de Britanya hükümeti tarafından öngörülerek Siyonist-İngiliz iş birliği (Gutwein) aracılığıyla gerçekleştirildi.
Dr. Abdülkerim Bekkar yazısından tercüme edilmiştir. Kitle iletişim araçlarındaki fikrî tartışmalarımız ve diğer sohbetlerimizi dikkatlice düşünen kişi, içinde bulunduğumuz kötü durum hakkında bugün sık sık tekrarladığımız şikâyetler ve sunduğumuz çözümlerin, atalarımızın bundan bir asır önce tartıştıklarının aynısı olduğunu görür. Bundan emin olmak istiyorsan, Kevakibi’nin Ummü’l-Kura adlı kitabında tasvir ettiği sözde İslam Konferansı Örgütü toplantılarına bakmanı …
James Sweeney dine iç ve dış bakış açılarının birbirleriyle ilişkisi hakkındaki önemli soruları din sosyolojisindeki sekülerleşme teorisi üzerinden gözden geçirerek tartışır. Dışarıdan bir bakışı kabullenme iki nedenden dolayı içinden çıkılamaz bir duruma yol açmıştır. Her şeyden önce modernleşmenin baskısı altında dinin ölümünü tahmine rağmen, dinin yenilenmiş ve yaşam dolu bir formda ya da farklı bir …
Noam Chomsky Bilimin Postmodern Eleştirilerini “Aşırı Şişirilmiş Çok Sesli Mütearife” Olarak Tanımlıyor[1]
Yüzlerce okuyucumuzun memnuniyeti için kısa süre önce Noam Chomksy’nin Slavoj Zizek ve Jacques Lacan gibi post-modernist entelektüelleri “şarlatanlar” ve numaracı olarak eleştirdiği bir röportaj gerçekleştirdik. Uzun zamandır süregelen post-modernizme karşı dönüş ki yıllardır siyasal sağın yapmış olduğu tiyatronun karşı tepkisidir, ancak siyasal soldaki anarşist Chomsky, Marksist Vivek Chibber ve kendini “eski solcu” olarak tanımlayan Alan Sokal gibi düşünürlerin eleştirileri de aynı derecede güçlüdür (ve daha serttir). Bu röportajda, Chomsky, “bilimdeki sol eleştiriyi” emperyalist, ırkçı, cinsiyet ayrımcılığı vb olarak nitelendirdiği şeyleri tamamen kapsayan bir eleştiri yapıyor. Onun cevapları, Chomsky’nin post-modern düşüncenin politik çıkarımları ve söyleminin kökenleri olarak algıladığı şeylere ışık tutuyor.
Chomsky, sol post-modern akademisyenleri “kuşkusuz mükemmel bir şekilde samimi olan bir entelektüel kategorisi” olarak nitelendiriyor. Bununla birlikte, eleştirisinde, bu düşünürler için “hepsi çok şişirilmiş” ve “üçüncü dünya üzerinde korkunç bir etkisi olan” “çoksesli kelimeler ve karmaşık yapılar” gibi tanımlamalar kullanıyor. Chomsky, “Üçüncü dünyada popüler hareketler ciddi entelektüellerin katılmasına gerçekten ihtiyaç duyar ” fikrini (Chibber’in yaptığı gibi) savunuyor. Eğer onlar post-modernistleri kandırıyorlarsa; iyi gidiyorlar. Zizek ve Lacan üzerinden eleştirdiği bilimin post-modern eleştirilerinin değerlendirilmesinin yankıları sürüyor. Chomsky’nin, günlük dilin jargonuyla “çok sesli” ve tek sesli” gibi kelimeleri kullandığı görünüyor.
Sol kanat çok gelişmiş olarak değerlendirilir. Görünenlerin bir kısmı gerçek anlamda mantıklı geliyor, ancak sen onu tek sesli olarak yeniden ürettiğinde, bu hakikati ortaya çıkarıyor. Batı’daki bilim adamlarına baktığınızda, onların çoğunluğu erkektir, kadınların bilimsel alana girmeleri oldukça zordur ve iktidar yapılarını yansıtan bilimin nasıl ilerlediğini belirleyen kurumsal faktörlerin olduğu doğrudur. Bütün bunlar tek seslilik olarak tanımlanabilir ve bu da hakikati ortaya çıkarır. Diğer yandan saygın bir entelektüel olmak istemiyorsan hakikati tek sesli olarak sunabilirsin.
Bu son nokta, Chomsky’nin akademide post-yapısalcılık için harekete geçirici bir unsur olduğunu açıklıyor: “Neler olup bittiğini çözmek oldukça kolay. Eğer işinizi ciddiye alırsanız, bu güzel, ama bunun için herhangi bir ödül alamazsınız.” diyor. İnanılmaz derecede karmaşık bilimsel çalışmaları ilerletmek için ödüller, hibeler ve prestij alan teorik fizikçiler ve matematikçilerle rekabet etmek için, beşeri bilimler bilim adamlarının gizemli bir jargonu kullandıklarını iddia ediyor ve “teori” hazırlıyorlardı, diye ifade ediyor.
Chomsky, beşeri bilimlerdeki teorisyenlere karşı bu genel suçlamalardan bile daha fazla olmakla birlikte, Paris’teki Fransız entelektüellerin “çürümenin merkezi”nin adanmış, Stalinistler ve Maoistleri “yanarak” adayan son gruplar olduğu yönünde siyasi bir tavır takınmaktadır. Başlarını dik tutmak için bu insanlar aniden “gulagları[2] keşfetmiş olan dünyadaki ilk insanlar” haline gelmişlerdi. Bu çok cesur bir karakterizasyondur ve tüm iddialarını yerine getiren şüphesiz, baş döndürücü bir dizi örnekle destekleyebilir, ancak isimleri burada reddeder. Bununla birlikte, Alan Sokal ve Jean Bricmont’un -ne yazık ki baskısız- “Intellectual Impostures” adlı kitabına atıfta bulunur; bu yazı, post-yapısalcı düşünürlerin bilimsel konulardaki kötüye kullanımını sabırla ortaya çıkaran bir kitaptır. (Sokal, bir fizik profesörü, ünlü bir makaleyle doksanlı yılların ortalarında iyi kabul edilmiş bir beşeri dergiyi aşağıladı.[3])
Chomsky’nin huysuz muhalefetçiliği yeni bir şey değil ve yaptığı, polemikçilerin bazıları, “kıtasal” felsefeye veya Karl Popper’ın sözde-bilime karşı dâvâsıyla ilgili analitik dâvâyı hatırlatıyor; ancak yaptığı yatırım felsefi kadar siyasi olsa da. Görüşmeci daha sonra dine geçiyor. Chomsky’nin bu konudaki düşünceleri genellikle nüanslı ve adaletli, ancak başka yerlerde söyleyecek çok şeyi olmasına rağmen onları burada dillendirmiyoruz.
Çevirmenin Konu/Röportaj Hakkındaki Analizi
Chomsky, kısaca çok sesli bilimsel kurumların ve mantığın doğru bir yaklaşım olduğunu savunuyor. Hakikatin kendisinin tek sesli mi yoksa çok sesli olarak mı bulunabileceğini tartışıyor. Çok sesli yaklaşımın doğruya yakın olduğunu ancak post-modernistlerin bu çok sesli mantığı fazla abarttıklarını ifade ediyor.
Chomsky, Alan Sokal üzerinden post-modernizmi savunan bilim camiasına bir gönderme yapıyor. Sokal, saygın bir akademik dergiye çeşitli post-modern teoriler gönderiyor. Bu çalışmalar dergi ve çevresi tarafından büyük bir teveccühle karşılanıyor. Sokal bir dönem bu post-modern fizik teorilerini göndermeye devam ediyor. Daha sonra bir kitap yayınlayıp bu dergide yayınlanan teorilerin saçma olduğunu, sırf onların düşünce biçimine uygun olduğu için post-modern düşünce insanlarının nasıl büyük bir iştahla bu teorilerin üzerine atladığını yazıyor. Chomsky, bu vakanın kendisinin bile mevcut modernizm-post-modernizm tartışmasının ne boyutlarda olduğunu ifade etmek için yeterli olduğunu söylüyor.
Chomsky, bilimselciliği tartışan bir düşünce insanı. Bilimselliğin özellikle sosyal bilimlerde fazla abartıldığı üzerine çeşitli çalışmaları da mevcuttur. Chomsky, post-modern düşünürler ile kendisi arasına bir mesafe koyuyor çünkü bir şey eleştirmenin bir şey olduğunu ancak bir şeyin yanlığı üzerinden ve bir şey önermeden, sırf bu yanlışlıklar üzerinden bir düşünme biçiminin inşa edilmesinin başka bir şey olduğunu savunuyor.
Bu yüzden Chomsky, post-modernizmi tanımlarken çok sesli olduğunu kabul ederek ve bunu olumlayıp lakin bu çok sesli olma durumunun fazla şişirilmiş bir yaklaşım olduğunu da vurguluyor.
[1] Bu makale, eğitim ve kültür internet dergisi “openculture”de 2013 yılında yayınlanmıştır. Yazının orijinal metni için bakınız: http://www.openculture.com/2013/07/noam-chomsky-calls-postmodern-critiques-of-science-over-inflated-polysyllabic-truisms.html.
[2] Özellikle siyasi suçluları cezalandırmak amacıyla kullanılan Sovyet çalışma kampı.
[3] Son Moda Saçmalar, literatüre `Sokal Vakası` olarak geçen entelektüel skandalın kitabı. Fizikçi Alan Sokal, saygın Amerikan kültür çalışmaları dergisi Social Text´e, baştan sona saçmalıklarla dolu bir yazı gönderir. İtibar gören bir entelektüel jargona sadık kalarak yazdığı yazıda, son yılların meşhur kuramcılarından bol bol alıntı yapar. Modaya uygun şekilde yazısına Aydınlanma eleştirisi ile başlar; fizik, matematik ve sosyal kuram arasındaki sınırları aşmanın gerekliliğinden söz eder ve fiziksel gerçekliğin toplumsal gerçeklik gibi dilsel bir oluşum olduğunu savunur. Yazı dergide yayımlanır ve hemen ardından Sokal bunun bir aldatmaca olduğunu açıklar. Söz konusu olay, popüler ve akademik basında fırtınalar koparır, tartışmalara yol açar. Alan Sokal, Jean Bricmont´la beraber yazdığı bu kitapta, uydurma makalesinde alıntıladığı Lacan, Kristeva, Irigaray, Latour, Baudrillard, Virilio ve Deleuze ile Guattari gibi kuramcıların matematik ve fiziğin kavramlarını nasıl kötüye kullandıklarını gösteriyor ve bu kuramcıların yazdıklarının anlaşılmazlığının, içeriğin derinliğinden değil gerçekten anlaşılmaz olmalarından kaynaklandığını iddia ediyor. Aşırı öznel söylemlere karşı çıkan yazarlar, Aydınlanma´nın akılcı geleneğini sahipleniyor. Amaçları solu eleştirmek değil; solda moda olmuş bir akıma karşı solu korumak ve toplumsal kuramın varlık sebebini hatırlatmak.
İlgili Yazılar
Postkolonyal Çalışmaların Filistin’den Ayrılmazlığı: Edward Said Üzerine Düşünceler
Postkolonyal teori sömürge karşıtı düşüncede ve direniş hareketlerinde geniş bir sprektrum dokümante eder ve insan deneyimlerinin ve özellikle sömürgeleştirilmiş kimselerin algılarının geniş bir yelpazesini tanımlar. Antropoloji, ekonomi, eğitim, cinsiyet çalışmaları, coğrafya, tarih, dil çalışmaları, edebiyat, felsefe, psikoloji, politika ve halk sağlığı gibi geniş bir akademik disiplin yelpazesini kapsar.
İslâm’a Göre Olağanüstülük (ve Mucize)
Tewfiq Sıdqî’nden Tercüme edilmiştir. İnsanlığın Gelişim Evreleri ve Mucizeler – Aklî / Ussal ve Duyusal Mucizeler – Gayb İlmi / Metafizik – Hipnotizma – Ruhların Çağırılması – Büyücülük – Rüyalar – Kozmik / Evrensel Yasalar ve Mucizeler – Toplumsal, Bireysel Suçlar ve İlahi Cezaları) İnsanoğlu, varoluşunu anlamlandırmaya çalıştığı tarihsel sürecinde çocukluk evresine benzer, uzun denilebilecek …
İsrail ve Filistin Anlatilarinda Filistin’in Etnik Temizliği: Sözcüksel Temsilin Söylem-Kavramsal Analizi
Bu sosyokırım ve politikkırım -veya Filistin’in bir ulus ve devlet olarak önceden planlanmış şekilde yıkımı ve yerinin değiştirilmesi- 1917’de Britanya hükümeti tarafından öngörülerek Siyonist-İngiliz iş birliği (Gutwein) aracılığıyla gerçekleştirildi.
Sorgulama Kültürü
Dr. Abdülkerim Bekkar yazısından tercüme edilmiştir. Kitle iletişim araçlarındaki fikrî tartışmalarımız ve diğer sohbetlerimizi dikkatlice düşünen kişi, içinde bulunduğumuz kötü durum hakkında bugün sık sık tekrarladığımız şikâyetler ve sunduğumuz çözümlerin, atalarımızın bundan bir asır önce tartıştıklarının aynısı olduğunu görür. Bundan emin olmak istiyorsan, Kevakibi’nin Ummü’l-Kura adlı kitabında tasvir ettiği sözde İslam Konferansı Örgütü toplantılarına bakmanı …
Din ve Politikaya Dair Beş Model veya İki Dünya Arasında: Mü’min ve Vatandaş
James Sweeney dine iç ve dış bakış açılarının birbirleriyle ilişkisi hakkındaki önemli soruları din sosyolojisindeki sekülerleşme teorisi üzerinden gözden geçirerek tartışır. Dışarıdan bir bakışı kabullenme iki nedenden dolayı içinden çıkılamaz bir duruma yol açmıştır. Her şeyden önce modernleşmenin baskısı altında dinin ölümünü tahmine rağmen, dinin yenilenmiş ve yaşam dolu bir formda ya da farklı bir …