Fantastik metinler büyüye gark olmuş, adım başı tekinsizliklerin yaşandığı, inlerin cinlerle ver kaç yapıp iskeletlerin koruduğu kaleye topu plaselediği, gerçeğe sırtını dönmüş oyunbazlıklar mıdır? Boşlukta salınırcasına keyfilikte ilerleyen kurgu okurun ne ölçüde umrunda olur? Yeni nesil okur bile aile sorunlarının, akran çatışmalarının, iyi kötü mücadelesinin çekimindeki fantazyayı daha bir merakla, şevkle okuyor. Nasıl iyi bir gerilim, habire birilerinin telef olduğu mezhabalar gibi iş görmüyorsa, iyi fantazya, dupduru suya özenle damlatılan birkaç damlanın mayaladığı belirsizlikle güçlenip derinleşiyor. Avucumuzun içi gibi bildiğimizi sandığımız bir sokağın gözden kaçan kör noktası, ömrümüzü geçirdiğimiz konağın avlusundaki kuytu, hep karşısında dikildiğimiz kitaplığın tek bir rafındaki tuhaflık, bildiğimizi sandığımız dünyayı alt üst etmiyor mu?
Kitaplarının her birini hayranlıkla okuduğum Philippa Pearce, sabırla dokuduğu dramatik örgüye çok canlı bir tarihsel zemin katarken, can alıcı yerlerde gerçeği eğip bükerek tedirgin edici bir atmosfer oluşturuyor.
Tom Long, kızamık geçiren kardeşinin iyileşme sürecinde teyzesine gönderiliyor. Bahçeli hoş bir evde ve kafa dengi biraderi Peter ile yazı yaz etmeyi planlarken, bu hain gelişmelere lanet okuyor. Müşfik Gwen teyze, çok da cana yakın olmayan ve İngiliz sağduyusunun tipik bir örneği olan Alan eniştesiyle dört duvara sıkışacak olması yeterince kötü. Günleri sayarım biter gider diye düşünürken, erkencecik yatması ve hep mantıklı davranması dayatılınca, saatleri bile saymaya başlıyor.
Bu yazının devamı
220. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
‘Sağlığımda beni teperler \ Ölünce mezarım öperler’
Atalar sözü olan ‘Kör ölür, badem gözlü olur’ tümcesi de bizi hemen hemen aynı kapıya götürür. Bu kapının üzerinde sitem, şikayet, vefasızlık vardır. İnsanın değeri bazen hayatteyken bilinir, çoğu zamansa dünyasını değiştirdikten sonra.
Oyun bozuldu ve sokaklar boşaldı. Fakat eve dönen de olmadı. Mevsimler karıştı. Çiçeklerin adı unutuldu.
Kardeşlerden biri hasta olursa, diğeri pencereden seyrederdi karın sessizliğini. Şimdi kardeşlerin pencereleri sırt sırta. En güzel top oynayan işte onunki süper kahraman desenli bir perde, hiç açılmıyor artık . Eski sokağa bakan diğer pencerede de bir rüzgar gülü duruyor.
Her sabah kardeşler, erkenden kayboluyorlar ortalıktan.
Hayatın ağır yüklerinden biri de hayata dair umutsuzluk yükünü yüklenmektir. Umutsuzluk öyle ağır öyle incitici bir duygudur ki insanı sürekli tedirgin, huzursuz ve mutsuz kılar. Korku içinde günlerini, yıllarını elinden alıp götürür. Umutsuzluk, tedavisi zor bir hastalık gibidir. Bir defa bir bünyede kök saldı mı; bütün uzuvların işlevini değiştirebilir.
Toplum için önemli bütün değer alanları manipülatörler tarafından aldanma yapıları olarak işgal edilip yeniden inşa edilebilir. Siyaset, medya, ekonomi, eğitim vb. alanlar manipülatif girişimler için son derece elverişlidir. Gönüllü vatandaşlar, üyeler, izleyiciler, takipçiler, zorunlu katılımcılar, istendik çocuklar ve elemanlar her zaman için kitlesel yönlendirmelerin nesnesi konumundadırlar.
Sosyal medyada can bulmuş parçalı gerçekler sayesinde artık nefes alıyoruz. Hayran olduğumuz kişileri takip etmek, içimizde kontrolsüz hisler uyandırıyor…Daha çok sıkılıyoruz. Daha fazla özeniyoruz. Gereksiz iltifatlar ediyoruz, bir kere bile aynı sofraya oturmadığımız, göz göze bakmadığımız insanlara. Gelişmek, iyileşmek yerine kendimizi dondurarak sadece takip ve taklit ediyor, kendi sesimizi tanıyamıyoruz.Sosyal medyada gezinirken, bir iltifat çarptı …
Zaman Yok Artık: Duvar Saatinin On Üçüncü Gongu
Fantastik metinler büyüye gark olmuş, adım başı tekinsizliklerin yaşandığı, inlerin cinlerle ver kaç yapıp iskeletlerin koruduğu kaleye topu plaselediği, gerçeğe sırtını dönmüş oyunbazlıklar mıdır? Boşlukta salınırcasına keyfilikte ilerleyen kurgu okurun ne ölçüde umrunda olur? Yeni nesil okur bile aile sorunlarının, akran çatışmalarının, iyi kötü mücadelesinin çekimindeki fantazyayı daha bir merakla, şevkle okuyor. Nasıl iyi bir gerilim, habire birilerinin telef olduğu mezhabalar gibi iş görmüyorsa, iyi fantazya, dupduru suya özenle damlatılan birkaç damlanın mayaladığı belirsizlikle güçlenip derinleşiyor. Avucumuzun içi gibi bildiğimizi sandığımız bir sokağın gözden kaçan kör noktası, ömrümüzü geçirdiğimiz konağın avlusundaki kuytu, hep karşısında dikildiğimiz kitaplığın tek bir rafındaki tuhaflık, bildiğimizi sandığımız dünyayı alt üst etmiyor mu?
Kitaplarının her birini hayranlıkla okuduğum Philippa Pearce, sabırla dokuduğu dramatik örgüye çok canlı bir tarihsel zemin katarken, can alıcı yerlerde gerçeği eğip bükerek tedirgin edici bir atmosfer oluşturuyor.
Tom Long, kızamık geçiren kardeşinin iyileşme sürecinde teyzesine gönderiliyor. Bahçeli hoş bir evde ve kafa dengi biraderi Peter ile yazı yaz etmeyi planlarken, bu hain gelişmelere lanet okuyor. Müşfik Gwen teyze, çok da cana yakın olmayan ve İngiliz sağduyusunun tipik bir örneği olan Alan eniştesiyle dört duvara sıkışacak olması yeterince kötü. Günleri sayarım biter gider diye düşünürken, erkencecik yatması ve hep mantıklı davranması dayatılınca, saatleri bile saymaya başlıyor.
Bu yazının devamı 220. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Bir Yazarın Notları
‘Sağlığımda beni teperler \ Ölünce mezarım öperler’
Atalar sözü olan ‘Kör ölür, badem gözlü olur’ tümcesi de bizi hemen hemen aynı kapıya götürür. Bu kapının üzerinde sitem, şikayet, vefasızlık vardır. İnsanın değeri bazen hayatteyken bilinir, çoğu zamansa dünyasını değiştirdikten sonra.
Kardeşlerim
Oyun bozuldu ve sokaklar boşaldı. Fakat eve dönen de olmadı. Mevsimler karıştı. Çiçeklerin adı unutuldu.
Kardeşlerden biri hasta olursa, diğeri pencereden seyrederdi karın sessizliğini. Şimdi kardeşlerin pencereleri sırt sırta. En güzel top oynayan işte onunki süper kahraman desenli bir perde, hiç açılmıyor artık . Eski sokağa bakan diğer pencerede de bir rüzgar gülü duruyor.
Her sabah kardeşler, erkenden kayboluyorlar ortalıktan.
Azmiyle Ümidiyle Yaşar Hep Yaşayanlar
Hayatın ağır yüklerinden biri de hayata dair umutsuzluk yükünü yüklenmektir. Umutsuzluk öyle ağır öyle incitici bir duygudur ki insanı sürekli tedirgin, huzursuz ve mutsuz kılar. Korku içinde günlerini, yıllarını elinden alıp götürür. Umutsuzluk, tedavisi zor bir hastalık gibidir. Bir defa bir bünyede kök saldı mı; bütün uzuvların işlevini değiştirebilir.
Edebiyat ve Manipülasyon
Toplum için önemli bütün değer alanları manipülatörler tarafından aldanma yapıları olarak işgal edilip yeniden inşa edilebilir. Siyaset, medya, ekonomi, eğitim vb. alanlar manipülatif girişimler için son derece elverişlidir. Gönüllü vatandaşlar, üyeler, izleyiciler, takipçiler, zorunlu katılımcılar, istendik çocuklar ve elemanlar her zaman için kitlesel yönlendirmelerin nesnesi konumundadırlar.
Oyun
Sosyal medyada can bulmuş parçalı gerçekler sayesinde artık nefes alıyoruz. Hayran olduğumuz kişileri takip etmek, içimizde kontrolsüz hisler uyandırıyor…Daha çok sıkılıyoruz. Daha fazla özeniyoruz. Gereksiz iltifatlar ediyoruz, bir kere bile aynı sofraya oturmadığımız, göz göze bakmadığımız insanlara. Gelişmek, iyileşmek yerine kendimizi dondurarak sadece takip ve taklit ediyor, kendi sesimizi tanıyamıyoruz.Sosyal medyada gezinirken, bir iltifat çarptı …
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.