Ali Haydar Haksal’ın Aynamın Sonsuzluğundaki Sen adlı öyküsü, yazarın Aradan Geçen Uzun Yıllar kitabında yer alır. Öykü, kahraman anlatıcının kendine dönük içsel çözümlemelerde bulunduğu bir değişim durumunu konu edinir. Bu değişim durumu anlatıcının kendisi, etrafındakiler ve eşyalarla olan ilişkileri ile gelişim gösterir. Anlatıcı etrafında ilerleyen öykü, odak noktasında olan anlatıcının değişimi için de oldukça elverişli …
Bilirsiniz; insana en kolay ve en bol verebildiğimiz şeydir nasihat. “Biz eskiden..” der başlarız anlatmaya ama artık “o dediğin eskide kaldı” deyip Batı’dan ithal tecrübeleriyle bilgiçlik taslarlar. Tabiî ki gençler ve çocuklar.. Haklılık payları var elbet, dünden bugüne dediğin 20 yılda, eskiye oranla ‘haddini aşmış bilgi’ye ulaştık ve devam ediyor bu hazır bilgiye direncimizin yetersizliği. Çocuklarda kalıcı hasara sebep olmakta. Toplumun her an gelen bilgi yığını karşısında ‘ayırt etme bilinci’ne sahip olmaması bugünkü sıkıntılarımızın temelidir.
Bundan birkaç yıl önce içinde bulunduğum okuma gruplarından biriyle “Hatırat” okumaları yapmıştık. Bir sene devam etmişti bu okumalar. Seçtiğimiz kitaplar/hatıratlar arasında kimler yoktu ki? Bu bir senelik liste sayılabilir elbette. Ancak bu okumanın öncesine dayanıyordu benim hatırat okuma merakım. Üniversite yıllarında başlamıştı. Bu nedenle her sene yeri geldikçe gerek okumadığım eski bir hatırat, gerekse de güncel bir hatırat mutlaka listemde yerini alır.
Sürgün’ün bir diğer anlamıysa, çiçeğin filizlenmesi ve filiz yerlerinden yeniden boy vermesidir. Hz. Âdem de, tövbesi ile yeni bir sürgün vermiştir. Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın düştükleri yer olan dünya için, “sürgün veren sürgün” benzetmesini yapabiliriz.
Elma Ve Fazlası
Yılların arasından elma kokusu geliyor.
Yorgun Mermi/ Kuddusi DEMİR
Elma…
Kulağıma kulağıma
Elmadan fazla olduğunu
Söyleyip duruyordu.
İncir, nar, üzüm, karadut, böğürtlen
Kızılcık hatta.
Hatta’dan ve olmamaktan
Dönüp, koyuldum
Meyvenin meyve
Elmanın elma olduğuna ikna olmaya
Konu,
Dönüp dolaşıp
Küpelerden kiraza geldi
Ekşilikten vişneye
Ağzı burmaktan döngele
Ayağını sürüye sürüye hünnapla
Diz dize bulmak kendini sonunda
Çileğin çilek olduğu kadar
Diretse meyveler bir ağız
Kanarım, inanırım
Meyve olduğuna çaresiz
Elmanın
Meyve olmaktan taşan kısmına
Sert ve sulu olanı makbul imiş
Ekşisi ayrı lezzet
Tatlısı da tatlıymış,
Oradan geçeli epey oldu.
Söz dönüp dolaşıp
Kokusuna gelmiyor elmanın, eyvah
Gelmesin, söze de hatıra da
Kastım koyuya değil
Hıncım,
Burunlarda tüten elma kokusunu
Namluya sürenlere
Sokaklar arasına sinsice dalan
Haince dolaşan
Genizler yakan ah yakan
Genç, yaşlı, tazecik ömürleri
Ömürleri yüz üstü yıkan
Öldürücü, acı, ağır bir koku
Çocuklar, ah çocuklar…
Ayrıntıları sormayın, söyleyemem
Söylemem
Inga’larından bebeklerin
Kara, kapkara bulutlar çöker
Unutulur, masallar, ninniler
Zebaniler tutar ellerinden
Mazlumların ahının
Elmanın aldatıcı cazibesine değil
Kahredici kederine
Ağlar melekler, sabreder yerine de
Gözpınarlarından tek tek toplar
Kristal damlaları
Sunar analara billur köşede
İntikam yeminlerini kaydederek
Tesellim, dünyalık değil
Şiirlik hiç
Ebedi hayatın, irin tadında
Zalime, cehennemin dibi olması
Masuma, sınırsız ikram dolusu cennet
Köşelerde zencefilli elma sepeti.
İlgili Yazılar
Ali Haydar Haksal’ın Aynamın Sonsuzluğundaki Sen Öyküsü Üzerine
Ali Haydar Haksal’ın Aynamın Sonsuzluğundaki Sen adlı öyküsü, yazarın Aradan Geçen Uzun Yıllar kitabında yer alır. Öykü, kahraman anlatıcının kendine dönük içsel çözümlemelerde bulunduğu bir değişim durumunu konu edinir. Bu değişim durumu anlatıcının kendisi, etrafındakiler ve eşyalarla olan ilişkileri ile gelişim gösterir. Anlatıcı etrafında ilerleyen öykü, odak noktasında olan anlatıcının değişimi için de oldukça elverişli …
Özgür Ruhların ve Tutsak Bedenlerin Şehri
Jetler, tanklar, silahlar ve kurşunlar
Kuşlardan daha fazla uçuyorlar
Ortadoğuda, bilhassa Gazze’de
Anne sütünden daha fazla, yağmurdan da…
Bir An Önce
Bilirsiniz; insana en kolay ve en bol verebildiğimiz şeydir nasihat. “Biz eskiden..” der başlarız anlatmaya ama artık “o dediğin eskide kaldı” deyip Batı’dan ithal tecrübeleriyle bilgiçlik taslarlar. Tabiî ki gençler ve çocuklar.. Haklılık payları var elbet, dünden bugüne dediğin 20 yılda, eskiye oranla ‘haddini aşmış bilgi’ye ulaştık ve devam ediyor bu hazır bilgiye direncimizin yetersizliği. Çocuklarda kalıcı hasara sebep olmakta. Toplumun her an gelen bilgi yığını karşısında ‘ayırt etme bilinci’ne sahip olmaması bugünkü sıkıntılarımızın temelidir.
Mustafa Ökkeş Evren Kitabı: Düne Düşen Yazılar
Bundan birkaç yıl önce içinde bulunduğum okuma gruplarından biriyle “Hatırat” okumaları yapmıştık. Bir sene devam etmişti bu okumalar. Seçtiğimiz kitaplar/hatıratlar arasında kimler yoktu ki? Bu bir senelik liste sayılabilir elbette. Ancak bu okumanın öncesine dayanıyordu benim hatırat okuma merakım. Üniversite yıllarında başlamıştı. Bu nedenle her sene yeri geldikçe gerek okumadığım eski bir hatırat, gerekse de güncel bir hatırat mutlaka listemde yerini alır.
Sezai Karakoç’un Diriliş Düşüncesi’nde Ölüm Metaforu
Sürgün’ün bir diğer anlamıysa, çiçeğin filizlenmesi ve filiz yerlerinden yeniden boy vermesidir. Hz. Âdem de, tövbesi ile yeni bir sürgün vermiştir. Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın düştükleri yer olan dünya için, “sürgün veren sürgün” benzetmesini yapabiliriz.