Hüsamettin Yıldırım’ın İçtimai Matematik çalışması, pek çok açıdan hakikat bilgisine ulaşmanın yöntemlerini/yollarını inceler. Bugüne kadar üzerinde çalışılmamış olmasını bir talihsizlik olarak nitelemenin yanı sıra eserin hakikat üzerine Batı ve İslâm felsefesinde süregelen tartışmalara da teğet geçtiğini vurgulamakta yarar vardır.
Yıldırım’a göre hakikatin gerçekliği sabittir, sorun, hakikat bilgisine ulaşmada yetersiz kalan argümanlardadır. “İçtimai Matematik” kavramsallaşması/vurgusu, matematiğin sosyal bilimlerdeki işlevine dikkat çekmektedir. Matematiğin tüm ilimlerin temelinde yattığını düşündüğümüzde, düşünce sisteminde özellikle soyutlamalarda matematiksel bakışın önemine vurgu yapan Yıldırım’ın, hakikati bilmenin bir tecrübeye tekabül ettiğini savunduğu görülür. Zira ‘tecrübi yaklaşım’ bize başka önermeleri de hatırlatır. Peki, o zaman hakikat nedir?
Yıldırım, hakikatin ne olduğundan çok ona ulaşmanın yöntemlerini öne sürer. İnsani bir tecrübe olarak öne sürülen metot da matematiksel kesinliğe dayanmaktadır.
Hakikat a priori bir kategoridir; ancak bu noktada okur çok fazla aydınlatılmaz zira kitapta hakikatin mahiyetinden ziyade yöntem tartışılır. Bu anlamda Yıldırım’ın bu yaklaşımı modern felsefenin hakikati ontolojik bir mahiyetten çok epistemolojik kategoride görmesine daha uygundur.
“Keyfiyetlerin matematiği” olarak adlandırdığı içtimai matematik için şunları der Yıldırım: “Aynı mahiyette olmayan içtimai ve manevi ilimleri de fiziki ilimlerin faydalandığı kemiyetlere ait matematikle değil, kendi mahiyetlerine uygun yepyeni ve bambaşka bir matematikle kesinliğe kavuşturmak zorundayız…”(20)
Sosyal bilimlere bir matematikçi dikkatiyle yaklaşmamız gerektiğini söyleyen Yıldırım, “Matematikçi, itimadımızı talep etmez; her an aldatılabilmek tehlikesiyle karşı karşıya imişcesine, tedbirli olmanızı ve belki dikkat etmenizi tavsiye eder.” der.
İçtimai Matematik, hakikatin ne olduğunun değil, onu aramanın yöntemlerine odaklanır. Hakikati anlamanın zorluklarına değinen Yıldırım, doğru düşünmenin esaslarını tartışır. Hakikate metafizik bir anlam yükleyen Yıldırım, hakikate ulaşmanın yöntemlerini dersler biçiminde sunsa da, saf düşünme biçiminin de imkânsızlığını ortaya koyar aslında.
“Doğruluğu veya yanlışlığı hakkında hüküm verilmek istenen şeyi, ihtimal dâhilinde olan bütün şartları ve imkânları dikkate alarak, her yönüyle incelemek ve irdelemek gerekir.”(144)
Hakikatin sabit olduğunu savunan Yıldırım, hiçbir kuvvetin onu değiştiremeyeceğini ancak bilinmesini geciktirebileceğini (145) iddia etmekle, hakikate ontolojik bir anlam yükleyerek hakikati bir varlık sorunu olarak algılar. Daha da ötesi, hakikati bir üst kategori olarak öne sürer. Hakikat bilgisine ulaşmak için matematiğin elzem olduğunu düşünen Yıldırım, hakikatin farklı veçhelerini kabul ettiği gibi, ulaşmanın zorluğuna ve hatta imkânsızlığına dikkat çeker.
Yıldırım, İslam tarihinde yüzyılların birikimini sorgulamada ve ayırt etmede bir yöntem önerir; karşılaştırmaları, yanılgıları, ihmalleri ve zanları, doğruları ve yanlışları ayırt etmek için kesinlik arz eden bu yöntemle, iç içe geçmiş tarihsel ve dini birikimlerin yeniden yorumlanmasına kapı aralamaktadır.
Hakikatin tek değil, farklı temsilcileri olduğunu ifade eden Yıldırım, öne sürdüğü matematiksel muhakemeyle önümüzdeki verileri ölçebilen bir sistemin gerekliliğini vurgular. İhtilafların giderilmesi için bir mantık sistemine ihtiyaç duyulduğunu belirten Yıldırım, bu yöntem olmadan bağlanmanın taklidi ve dogmatik yönüne de vurgu yapar.
Yıldırım, İslam düşüncesinin tıkandığı noktaların aşılması için matematiksel düşünce biçimini öne sürerken, hakikatin bilgisinin test edilebilirliğini ortaya koymayı hedefler. Tam da bu yüzden İçtimai Matematik, üzerinde çokça düşünülmesi ve tartışılması gereken bir eserdir.
İçtimai Matematik zihinsel bir pratik kitabıdır; düşünmekten korkan, düşünceye ket vuran anlayışların ördüğü dimağlara hitap eden yönüyle felsefi, kışkırtıcı ve hatta yol göstericidir.
İçtimai Matematik, bir inşa sürecinde zihinsel olanı geleneksel yöntemlere yeğleyerek, muhtemel yanlışları/önyargıları/dogmaları örnekleyerek, saf aklın özgünlüğüne ve yetisine güvenerek, matematiksel muhakeme biçimini alternatif olarak sunar.
Gerek sünnet gerek hadis gerekse bir bütün olarak vahye yaklaşımında özgün eserler yazan, hele de İçtimai Matematik gibi orijinalitesi yüksek bir eserle muhakeme yetisine katkı sağlayan, yöntemin sonuçtan daha elzem olduğunu hatırlatan, insanın mesut olma ihtimalini sorgulayarak felsefenin mutluluk problemine de küçük bir katkı sunan Hüsamettin Yıldırım, İslam düşüncesinin son yıllarda çıkardığı önemli bir değer olarak anılacaktır.
Yaratılmış en değerli varlık olan insan neslinin kader, ecel ve rızık konusunda hem Yüce Allah’ın ve hem de kendisinin hatta diğer varlıklar ile eşyanın gerekli yetenek, kazanım ve koşullarını bilmesi elzem bir husustur. Ancak görüldüğü kadarıyla bazı insanlar nezdinde hem olgusal aşamaları ve hem de sorumluluk ve irade basamaklarını olduğu gibi anlamasının bazı engelleri olduğu muhakkaktır.
Şu soruların yöneltilmesi gerek: Kendimiz olmamız için ne kadar izin verilmektedir? Kendi kararlarımızla mı yoksa başkalarının kararlarıyla mı hareket ediyoruz? Özgür irademizle mi meylettiğimiz şeylere yöneliyoruz? Sosyal medyayı sürekli takip eden birisi takip ettiklerini kendi tercihleri ile mi gerçekleştiriyor?
İslam hukukunun dinamik ve özgün ruhunun yeniden canlandırılmasında ise, günümüz yapay zekâ hukuku tartışmalarını incelemek, ilham verici olabilir. Bu bağlamda, medeni hukuku yakından ilgilendiren ve aynı zamanda sorumluluk gibi en temel hukuki konuları da şekillendirebilecek olan yapay zekâya kişilik verilmesiyle ilgili tartışmalara kısaca değinmek, ufuk açıcı olabilir
Ahlâkın toplumda bir geçerlilik ve gerçeklik kazanabilmesi için bireyin kendisinde bulunanlardan daha üstün bir değere sahip ahlâki güçler olduğu ve bu güçlere boyun eğecek şekilde yetiştirilmiş olması gerektiği kabul edilmelidir. Bunu sağlamanın yolu da otoritenin varlığını kabul etmekten geçmektedir zira hiçbir duygu otorite duygusunun içine sızamamakta ve onu etkileyememektedir
Bu yazı, cevaplarını bulmuş bir yol göstericiden çok, daralmanın sebepleri ve çıkış yolları için bazı sorular sorma ve aynı saftakilerle dertleşme niyetindedir. Acaba Müslümanların bir gündemi var mıdır? Suyun üstünde sürüklenmekte miyiz yoksa akışı yönlendirebiliyor muyuz? Acaba niceliğe ve kitleselleşmeye mağlup mu olduk? Bununla ilişkili olarak “demokrasi”/çokluk kıymetin belirleyicisi mi oldu? “Söz”ümüzü, sosyal medyadaki “etkileşim” adedi mi şekillendiriyor? “Cihad”ımızın göstergesi organizasyonel kabiliyetimiz ve hesaplı “katılım sağlama”larımız mı?
İçtimai Matematik: Hakikati Tecrübe Etmenin İmkânsızlığı
Hüsamettin Yıldırım’ın İçtimai Matematik çalışması, pek çok açıdan hakikat bilgisine ulaşmanın yöntemlerini/yollarını inceler. Bugüne kadar üzerinde çalışılmamış olmasını bir talihsizlik olarak nitelemenin yanı sıra eserin hakikat üzerine Batı ve İslâm felsefesinde süregelen tartışmalara da teğet geçtiğini vurgulamakta yarar vardır.
Yıldırım’a göre hakikatin gerçekliği sabittir, sorun, hakikat bilgisine ulaşmada yetersiz kalan argümanlardadır. “İçtimai Matematik” kavramsallaşması/vurgusu, matematiğin sosyal bilimlerdeki işlevine dikkat çekmektedir. Matematiğin tüm ilimlerin temelinde yattığını düşündüğümüzde, düşünce sisteminde özellikle soyutlamalarda matematiksel bakışın önemine vurgu yapan Yıldırım’ın, hakikati bilmenin bir tecrübeye tekabül ettiğini savunduğu görülür. Zira ‘tecrübi yaklaşım’ bize başka önermeleri de hatırlatır. Peki, o zaman hakikat nedir?
Yıldırım, hakikatin ne olduğundan çok ona ulaşmanın yöntemlerini öne sürer. İnsani bir tecrübe olarak öne sürülen metot da matematiksel kesinliğe dayanmaktadır.
Hakikat a priori bir kategoridir; ancak bu noktada okur çok fazla aydınlatılmaz zira kitapta hakikatin mahiyetinden ziyade yöntem tartışılır. Bu anlamda Yıldırım’ın bu yaklaşımı modern felsefenin hakikati ontolojik bir mahiyetten çok epistemolojik kategoride görmesine daha uygundur.
“Keyfiyetlerin matematiği” olarak adlandırdığı içtimai matematik için şunları der Yıldırım: “Aynı mahiyette olmayan içtimai ve manevi ilimleri de fiziki ilimlerin faydalandığı kemiyetlere ait matematikle değil, kendi mahiyetlerine uygun yepyeni ve bambaşka bir matematikle kesinliğe kavuşturmak zorundayız…”(20)
Sosyal bilimlere bir matematikçi dikkatiyle yaklaşmamız gerektiğini söyleyen Yıldırım, “Matematikçi, itimadımızı talep etmez; her an aldatılabilmek tehlikesiyle karşı karşıya imişcesine, tedbirli olmanızı ve belki dikkat etmenizi tavsiye eder.” der.
İçtimai Matematik, hakikatin ne olduğunun değil, onu aramanın yöntemlerine odaklanır. Hakikati anlamanın zorluklarına değinen Yıldırım, doğru düşünmenin esaslarını tartışır. Hakikate metafizik bir anlam yükleyen Yıldırım, hakikate ulaşmanın yöntemlerini dersler biçiminde sunsa da, saf düşünme biçiminin de imkânsızlığını ortaya koyar aslında.
“Doğruluğu veya yanlışlığı hakkında hüküm verilmek istenen şeyi, ihtimal dâhilinde olan bütün şartları ve imkânları dikkate alarak, her yönüyle incelemek ve irdelemek gerekir.”(144)
Hakikatin sabit olduğunu savunan Yıldırım, hiçbir kuvvetin onu değiştiremeyeceğini ancak bilinmesini geciktirebileceğini (145) iddia etmekle, hakikate ontolojik bir anlam yükleyerek hakikati bir varlık sorunu olarak algılar. Daha da ötesi, hakikati bir üst kategori olarak öne sürer. Hakikat bilgisine ulaşmak için matematiğin elzem olduğunu düşünen Yıldırım, hakikatin farklı veçhelerini kabul ettiği gibi, ulaşmanın zorluğuna ve hatta imkânsızlığına dikkat çeker.
Yıldırım, İslam tarihinde yüzyılların birikimini sorgulamada ve ayırt etmede bir yöntem önerir; karşılaştırmaları, yanılgıları, ihmalleri ve zanları, doğruları ve yanlışları ayırt etmek için kesinlik arz eden bu yöntemle, iç içe geçmiş tarihsel ve dini birikimlerin yeniden yorumlanmasına kapı aralamaktadır.
Hakikatin tek değil, farklı temsilcileri olduğunu ifade eden Yıldırım, öne sürdüğü matematiksel muhakemeyle önümüzdeki verileri ölçebilen bir sistemin gerekliliğini vurgular. İhtilafların giderilmesi için bir mantık sistemine ihtiyaç duyulduğunu belirten Yıldırım, bu yöntem olmadan bağlanmanın taklidi ve dogmatik yönüne de vurgu yapar.
Yıldırım, İslam düşüncesinin tıkandığı noktaların aşılması için matematiksel düşünce biçimini öne sürerken, hakikatin bilgisinin test edilebilirliğini ortaya koymayı hedefler. Tam da bu yüzden İçtimai Matematik, üzerinde çokça düşünülmesi ve tartışılması gereken bir eserdir.
İçtimai Matematik zihinsel bir pratik kitabıdır; düşünmekten korkan, düşünceye ket vuran anlayışların ördüğü dimağlara hitap eden yönüyle felsefi, kışkırtıcı ve hatta yol göstericidir.
İçtimai Matematik, bir inşa sürecinde zihinsel olanı geleneksel yöntemlere yeğleyerek, muhtemel yanlışları/önyargıları/dogmaları örnekleyerek, saf aklın özgünlüğüne ve yetisine güvenerek, matematiksel muhakeme biçimini alternatif olarak sunar.
Gerek sünnet gerek hadis gerekse bir bütün olarak vahye yaklaşımında özgün eserler yazan, hele de İçtimai Matematik gibi orijinalitesi yüksek bir eserle muhakeme yetisine katkı sağlayan, yöntemin sonuçtan daha elzem olduğunu hatırlatan, insanın mesut olma ihtimalini sorgulayarak felsefenin mutluluk problemine de küçük bir katkı sunan Hüsamettin Yıldırım, İslam düşüncesinin son yıllarda çıkardığı önemli bir değer olarak anılacaktır.
İlgili Yazılar
İnsanın Varlık Yasasının Sünnetullah Bağlamında Teşekkül Esasları
Yaratılmış en değerli varlık olan insan neslinin kader, ecel ve rızık konusunda hem Yüce Allah’ın ve hem de kendisinin hatta diğer varlıklar ile eşyanın gerekli yetenek, kazanım ve koşullarını bilmesi elzem bir husustur. Ancak görüldüğü kadarıyla bazı insanlar nezdinde hem olgusal aşamaları ve hem de sorumluluk ve irade basamaklarını olduğu gibi anlamasının bazı engelleri olduğu muhakkaktır.
Manipüle Edilmiş Zihinler ya da Başkaları için Yaşamak
Şu soruların yöneltilmesi gerek: Kendimiz olmamız için ne kadar izin verilmektedir? Kendi kararlarımızla mı yoksa başkalarının kararlarıyla mı hareket ediyoruz? Özgür irademizle mi meylettiğimiz şeylere yöneliyoruz? Sosyal medyayı sürekli takip eden birisi takip ettiklerini kendi tercihleri ile mi gerçekleştiriyor?
Yapay Zekâ Çağında Fıkıh: Modern Tartışmaları Kadim Lensle Okumak
İslam hukukunun dinamik ve özgün ruhunun yeniden canlandırılmasında ise, günümüz yapay zekâ hukuku tartışmalarını incelemek, ilham verici olabilir. Bu bağlamda, medeni hukuku yakından ilgilendiren ve aynı zamanda sorumluluk gibi en temel hukuki konuları da şekillendirebilecek olan yapay zekâya kişilik verilmesiyle ilgili tartışmalara kısaca değinmek, ufuk açıcı olabilir
Ahlâkın Sosyolojisi Sosyolojinin Ahlâkı
Ahlâkın toplumda bir geçerlilik ve gerçeklik kazanabilmesi için bireyin kendisinde bulunanlardan daha üstün bir değere sahip ahlâki güçler olduğu ve bu güçlere boyun eğecek şekilde yetiştirilmiş olması gerektiği kabul edilmelidir. Bunu sağlamanın yolu da otoritenin varlığını kabul etmekten geçmektedir zira hiçbir duygu otorite duygusunun içine sızamamakta ve onu etkileyememektedir
Zihniyet Daralması Karşısında Islahı Yeniden Kuşanmak
Bu yazı, cevaplarını bulmuş bir yol göstericiden çok, daralmanın sebepleri ve çıkış yolları için bazı sorular sorma ve aynı saftakilerle dertleşme niyetindedir. Acaba Müslümanların bir gündemi var mıdır? Suyun üstünde sürüklenmekte miyiz yoksa akışı yönlendirebiliyor muyuz? Acaba niceliğe ve kitleselleşmeye mağlup mu olduk? Bununla ilişkili olarak “demokrasi”/çokluk kıymetin belirleyicisi mi oldu? “Söz”ümüzü, sosyal medyadaki “etkileşim” adedi mi şekillendiriyor? “Cihad”ımızın göstergesi organizasyonel kabiliyetimiz ve hesaplı “katılım sağlama”larımız mı?