‘Kimlik’ meselesi, paradigmal bir değişimin yaşandığı modernite-sonrası dönemde, sosyal ve beşerî bilim çevrelerinin yoğun ilgisine mazhar olmuş bir mevzudur. Genellikle modernite döneminde ‘giydirilmiş kimlikler’ olarak tabir edilen varoluş biçimlerine yönelik itirazlar çerçevesinde şekillenen bu ilgi yoğunluğu, halen de büyük ölçüde devam etmektedir. Bunu, basitçe, toplumsal ‘anomi’ durumlarında ortaya çıkan varoluşsal bir ‘arayış’ olarak nitelendirmek mümkündür. Fakat modernite-sonrası dönemde, mesele, bazı bakımlardan bunun da ötesine geçtiği ve bir anlamda ‘varoluşsal buhran’a dönüştüğü için meseleyi ciddiyetle ele almak gerekmektedir. Çünkü meselenin Müslümanları da doğrudan ilgilendiren boyutları vardır. Peki, bu çerçevede ‘kimlik’ meselesi için neler söylenebilir? Zannımca, bu bağlamda sorulması gereken soruları özetle şu şekilde ifadelendirmek mümkündür: Kimliğin somut ve genel geçer bir tanımı yapılabilir mi? İnsan kimliğinin ‘benlik’ ve ‘şahsiyet’le ilişkisi nedir? Biyolojik, kültürel ve ekonomik faktörlerin ‘kimlik’ oluşumundaki rolü nedir? İnsan kimliğini belirleyen tek bir faktör mü vardır, yoksa bu noktada ‘çoklu faktörler’den bahsetmek mi daha doğrudur? Ve tabii ki bu tartışmalar çerçevesinde, ‘Müslüman’a özgü bir ‘kimlik’ten bahsetmek mümkün müdür? Mümkünse, ‘Müslüman kimlik’i nasıl tanımlamak gerekir? Bu kimliğin çağdaş dönemde belirleyenleri nelerdir?
Bu yazının devamı
189. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Ahlâkın toplumda bir geçerlilik ve gerçeklik kazanabilmesi için bireyin kendisinde bulunanlardan daha üstün bir değere sahip ahlâki güçler olduğu ve bu güçlere boyun eğecek şekilde yetiştirilmiş olması gerektiği kabul edilmelidir. Bunu sağlamanın yolu da otoritenin varlığını kabul etmekten geçmektedir zira hiçbir duygu otorite duygusunun içine sızamamakta ve onu etkileyememektedir
Onlar kendilerini, milyonlarca insanın akıllarına ve ruhlarına kılavuzluk edecek asiller olarak görüyorlardı. Onlara göre bu halk, sahibi olduğu köylülüğü ve kısır zekâsıyla dosdoğru şeylere îman edemezdi ve işte bu yüzden kitlelerin geleceğine âit ilmihâli de yine kendileri
Herkesin kabul edebileceği ortak davranış kuralları var mıdır? Yoksa kişiden kişiye, toplumdan topluma değişen rölatif bir durum mu söz konusudur? İnsan, tüm zaman ve mekânlarda değişmeden kalan bir öze sahip midir? Eğer sahip ise insanın bu özü ahlâklı bir varlık olmasına elverişli midir?
“Kutsal Bilgelik Kilisesi, İmparator Iustininaos’un dünyaya meydan okumak ve geçmişin büyüklerini geçmek yönündeki bir hamlesiydi. ‘Süleyman, seni geçtim.’ diye fısıldadığı söylenir,
Özellikle Batı’da yaşayan Müslüman topluluklar, çokkültürlü toplumlarda dinin nasıl yorumlanacağına dair yeni içtihatlara ihtiyaç duymakta ve bu bağlamda içtihat meselesi güncelliğini korumaktadır. Dolayısıyla içtihat sorunu, yalnızca fıkhi bir mesele olmaktan çıkıp çağdaş Müslüman kimliğinin inşasında da merkezi bir rol oynamaktadır.
Müslümanın ‘Kim’liği
‘Kimlik’ meselesi, paradigmal bir değişimin yaşandığı modernite-sonrası dönemde, sosyal ve beşerî bilim çevrelerinin yoğun ilgisine mazhar olmuş bir mevzudur. Genellikle modernite döneminde ‘giydirilmiş kimlikler’ olarak tabir edilen varoluş biçimlerine yönelik itirazlar çerçevesinde şekillenen bu ilgi yoğunluğu, halen de büyük ölçüde devam etmektedir. Bunu, basitçe, toplumsal ‘anomi’ durumlarında ortaya çıkan varoluşsal bir ‘arayış’ olarak nitelendirmek mümkündür. Fakat modernite-sonrası dönemde, mesele, bazı bakımlardan bunun da ötesine geçtiği ve bir anlamda ‘varoluşsal buhran’a dönüştüğü için meseleyi ciddiyetle ele almak gerekmektedir. Çünkü meselenin Müslümanları da doğrudan ilgilendiren boyutları vardır. Peki, bu çerçevede ‘kimlik’ meselesi için neler söylenebilir? Zannımca, bu bağlamda sorulması gereken soruları özetle şu şekilde ifadelendirmek mümkündür: Kimliğin somut ve genel geçer bir tanımı yapılabilir mi? İnsan kimliğinin ‘benlik’ ve ‘şahsiyet’le ilişkisi nedir? Biyolojik, kültürel ve ekonomik faktörlerin ‘kimlik’ oluşumundaki rolü nedir? İnsan kimliğini belirleyen tek bir faktör mü vardır, yoksa bu noktada ‘çoklu faktörler’den bahsetmek mi daha doğrudur? Ve tabii ki bu tartışmalar çerçevesinde, ‘Müslüman’a özgü bir ‘kimlik’ten bahsetmek mümkün müdür? Mümkünse, ‘Müslüman kimlik’i nasıl tanımlamak gerekir? Bu kimliğin çağdaş dönemde belirleyenleri nelerdir?
Bu yazının devamı 189. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Ahlâkın Sosyolojisi Sosyolojinin Ahlâkı
Ahlâkın toplumda bir geçerlilik ve gerçeklik kazanabilmesi için bireyin kendisinde bulunanlardan daha üstün bir değere sahip ahlâki güçler olduğu ve bu güçlere boyun eğecek şekilde yetiştirilmiş olması gerektiği kabul edilmelidir. Bunu sağlamanın yolu da otoritenin varlığını kabul etmekten geçmektedir zira hiçbir duygu otorite duygusunun içine sızamamakta ve onu etkileyememektedir
Sizler Yaptığınız Şeylersiniz Söylediğiniz Değil
Onlar kendilerini, milyonlarca insanın akıllarına ve ruhlarına kılavuzluk edecek asiller olarak görüyorlardı. Onlara göre bu halk, sahibi olduğu köylülüğü ve kısır zekâsıyla dosdoğru şeylere îman edemezdi ve işte bu yüzden kitlelerin geleceğine âit ilmihâli de yine kendileri
Kamusal Alan Kimlerin Alanıdır
Herkesin kabul edebileceği ortak davranış kuralları var mıdır? Yoksa kişiden kişiye, toplumdan topluma değişen rölatif bir durum mu söz konusudur? İnsan, tüm zaman ve mekânlarda değişmeden kalan bir öze sahip midir? Eğer sahip ise insanın bu özü ahlâklı bir varlık olmasına elverişli midir?
Politik Estetiğin Alacakaranlığında Kadim Zaman-Mekân Estetiği
“Kutsal Bilgelik Kilisesi, İmparator Iustininaos’un dünyaya meydan okumak ve geçmişin büyüklerini geçmek yönündeki bir hamlesiydi. ‘Süleyman, seni geçtim.’ diye fısıldadığı söylenir,
İslam’da Yenilenme Kapısı Olarak İçtihat Üzerine Düşünceler
Özellikle Batı’da yaşayan Müslüman topluluklar, çokkültürlü toplumlarda dinin nasıl yorumlanacağına dair yeni içtihatlara ihtiyaç duymakta ve bu bağlamda içtihat meselesi güncelliğini korumaktadır. Dolayısıyla içtihat sorunu, yalnızca fıkhi bir mesele olmaktan çıkıp çağdaş Müslüman kimliğinin inşasında da merkezi bir rol oynamaktadır.
Alışverişe devam et