İnsan, diğer varlıklar birçok ikrama sahip olarak yaratılmıştır. Kendine özgü akıl, irade ve daha birçok potansiyele sahiptir. Tüm bayağılaşmalara karşı yeryüzünü tüm mahlûkatın yaşayışına elverişli hâle getirmeye çalışan tek varlık da insandır! Bu yapısını geliştirip, vazife ve sorumluluklarını yerine getirdikçe yeryüzü daha yaşanılır olur. Biz buna aklın cihâdı diyoruz. Yani iyiyi kötüyü, zararlıyı yararlıyı vahyi fıkhederek; ilmî haysiyetle istikamet üzere yola revan olmaya çalışmaktır. Bu anlam çabası cihaddır ve bu cihad, ferdi, aileyi ve toplumu inşa eder. Bu şuurla yapılan amel ve ibadetler insanı ıslah edip, kerim ahlâka erdirir. Dinini fıkhetmeden/ anlamadan yola çıkanlar sağa sola savrulmakla kalmadıkları gibi bir de zillete düçâr olurlar. Bu anlamda dini fıkhetmek için yapılan cihâd, cihadın zirvesidir. Mü’min bu gayretle asrın idrâkine İslâm’ı sunarak insanlığa selâmet yolunu göstermiş olur. Dolayısıyla mü’minler cihâd ederek, hakkın, adaletin yerine getirilmesi için dünyayı bir ibadet mahalli bilirler. Bugüne kadar dinimizi fıkhedip, değerlerimizi bilip, sorumluluklarımızı yerine getirseydik maddî manevî perişan hâle düşmezdik. Öylesine seküler ve mistik hâle gelindi ki din ve ahlâk pâyimâl oldu. Kaç hâne, kaç Müslüman cihâd ruhuyla, sahip olduklarını değerleri uğrunda kullanıp da gereken bedeli ödüyor!?
Hakikatin peşinde olmak, hakkı söylemek Allah’a verdiğimiz sözdür. Hak, hakikat sahibinindir. O’nun sözü fıkhedilmemişse, soru ve sorunlara kendi çağının çözümünü üretmek için âlimler bir araya gelip çözüm üretmemişse, Kur’ân fıkhedilip asrın idrâkine sunulmamışsa nasıl doğru bir hayat yaşanabilir?
Bu yazının devamı
195. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İnsanların şiddete başvurmalarını çoğunlukla toplum, din veya kültür bağlantılı olarak ele alma eğilimi çalışmalara hâkim durumdadır. Bu yaklaşımların, bir dinin ve özellikle İslâm’ın bu soruna sunduğu çözümü ortaya çıkarmakta yetersiz kalacağı açıktır. Bazı insanların sorunlarını çözmek veya istedikleri sonuca ulaşmak için neden şiddeti tercih ettiğini anlamak için insan psikolojisini tahlil etmeye çalışabiliriz.
Bir yönüyle yitirilmiş bir kimliğin ete kemiğe büründüğü yerdir Filistin, hazanın henüz toprağa düşmemiş yaprağıdır. Bütün yaprak dökümlerimize ve Kemalizm’in İslâm coğrafyasındaki mankurtlaştırıcı etkilerine rağmen asli kimliğimizi bize her daim hatırlatan bir meseldir.
Oblomovizm, kronik olarak kayıtsızlık ya da tembelliği ikame eden bir kelime olarak ede biyatın unutulmaz karakteri Oblomov’dan doğmuştur. Oblomov’un yavaşlığı, isteksizliği, üşengeçliği ilk anda
Doğduğunda güneş, herkesin ve her şeyin üstüne doğar. Hiçbir şey ve hiçbir kimse ona ilgisiz kalamaz. İşler ona göre başlar, ona göre şekillenir ve gelişir. Güneşin doğudan yükselmesi, onu doğunun malı kılmadığı gibi, batıdan batması ise batıya küskünlüğünden değildir. O, tayin edilen vakit ve yörüngesinde hareket eder. O, her gün doğmaya devam eder.
Aziz İslam varoluşsal önceliğini kaybettiği için, iktidarlar, emperyalistlerle ittifak içerisinde yer almayı tercih ediyor. İslam dünyası ulus-devletleri, varlıklarını, İslami dayanışma yoluyla değil, birbirlerini dışlayarak ve rekabetle sürdürüyor. Sözünü ettiğimiz ulus-devletler, ahlâki birliği değil, çıkarların birliğini esas alan ilişkiler kurmaya çalışıyor. Ahlâki birlik, ötekine karşı sorumlu olmayı gerektirirken; çıkarların birliği, ötekine karşı mutlak sorumsuzluğu öncelikli hâle getiriyor.
Fıkhı Fıkhedelim!
İnsan, diğer varlıklar birçok ikrama sahip olarak yaratılmıştır. Kendine özgü akıl, irade ve daha birçok potansiyele sahiptir. Tüm bayağılaşmalara karşı yeryüzünü tüm mahlûkatın yaşayışına elverişli hâle getirmeye çalışan tek varlık da insandır! Bu yapısını geliştirip, vazife ve sorumluluklarını yerine getirdikçe yeryüzü daha yaşanılır olur. Biz buna aklın cihâdı diyoruz. Yani iyiyi kötüyü, zararlıyı yararlıyı vahyi fıkhederek; ilmî haysiyetle istikamet üzere yola revan olmaya çalışmaktır. Bu anlam çabası cihaddır ve bu cihad, ferdi, aileyi ve toplumu inşa eder. Bu şuurla yapılan amel ve ibadetler insanı ıslah edip, kerim ahlâka erdirir. Dinini fıkhetmeden/ anlamadan yola çıkanlar sağa sola savrulmakla kalmadıkları gibi bir de zillete düçâr olurlar. Bu anlamda dini fıkhetmek için yapılan cihâd, cihadın zirvesidir. Mü’min bu gayretle asrın idrâkine İslâm’ı sunarak insanlığa selâmet yolunu göstermiş olur. Dolayısıyla mü’minler cihâd ederek, hakkın, adaletin yerine getirilmesi için dünyayı bir ibadet mahalli bilirler. Bugüne kadar dinimizi fıkhedip, değerlerimizi bilip, sorumluluklarımızı yerine getirseydik maddî manevî perişan hâle düşmezdik. Öylesine seküler ve mistik hâle gelindi ki din ve ahlâk pâyimâl oldu. Kaç hâne, kaç Müslüman cihâd ruhuyla, sahip olduklarını değerleri uğrunda kullanıp da gereken bedeli ödüyor!?
Hakikatin peşinde olmak, hakkı söylemek Allah’a verdiğimiz sözdür. Hak, hakikat sahibinindir. O’nun sözü fıkhedilmemişse, soru ve sorunlara kendi çağının çözümünü üretmek için âlimler bir araya gelip çözüm üretmemişse, Kur’ân fıkhedilip asrın idrâkine sunulmamışsa nasıl doğru bir hayat yaşanabilir?
Bu yazının devamı 195. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Şiddet Epistemolojisinin Temeli ve Yönelimleri
İnsanların şiddete başvurmalarını çoğunlukla toplum, din veya kültür bağlantılı olarak ele alma eğilimi çalışmalara hâkim durumdadır. Bu yaklaşımların, bir dinin ve özellikle İslâm’ın bu soruna sunduğu çözümü ortaya çıkarmakta yetersiz kalacağı açıktır. Bazı insanların sorunlarını çözmek veya istedikleri sonuca ulaşmak için neden şiddeti tercih ettiğini anlamak için insan psikolojisini tahlil etmeye çalışabiliriz.
Bir Hazan Yurdu: Filistin
Bir yönüyle yitirilmiş bir kimliğin ete kemiğe büründüğü yerdir Filistin, hazanın henüz toprağa düşmemiş yaprağıdır. Bütün yaprak dökümlerimize ve Kemalizm’in İslâm coğrafyasındaki mankurtlaştırıcı etkilerine rağmen asli kimliğimizi bize her daim hatırlatan bir meseldir.
Herkesin Her Şey Olabildiği Çağda Hiçbir Şey Ol(a)mamak / İmkânın Yorgunluğu
Oblomovizm, kronik olarak kayıtsızlık ya da tembelliği ikame eden bir kelime olarak ede biyatın unutulmaz karakteri Oblomov’dan doğmuştur. Oblomov’un yavaşlığı, isteksizliği, üşengeçliği ilk anda
Meraksızlık, Rahatperestlik ve Eleştiri
Doğduğunda güneş, herkesin ve her şeyin üstüne doğar. Hiçbir şey ve hiçbir kimse ona ilgisiz kalamaz. İşler ona göre başlar, ona göre şekillenir ve gelişir. Güneşin doğudan yükselmesi, onu doğunun malı kılmadığı gibi, batıdan batması ise batıya küskünlüğünden değildir. O, tayin edilen vakit ve yörüngesinde hareket eder. O, her gün doğmaya devam eder.
En Büyük Kötülükle Uzlaşmak
Aziz İslam varoluşsal önceliğini kaybettiği için, iktidarlar, emperyalistlerle ittifak içerisinde yer almayı tercih ediyor. İslam dünyası ulus-devletleri, varlıklarını, İslami dayanışma yoluyla değil, birbirlerini dışlayarak ve rekabetle sürdürüyor. Sözünü ettiğimiz ulus-devletler, ahlâki birliği değil, çıkarların birliğini esas alan ilişkiler kurmaya çalışıyor. Ahlâki birlik, ötekine karşı sorumlu olmayı gerektirirken; çıkarların birliği, ötekine karşı mutlak sorumsuzluğu öncelikli hâle getiriyor.
Alışverişe devam et