“Allah¸ öpücüğe varıncaya kadar her hususta¸ çocuklar arasında adaletli davranmanızı sever.”
Sallallahu Aleyhi ve Sellem
Bir kardeş istiyoruz, olsa iyi olur! Çok da vakit geçmeden…”
Kardeş alalım mı sana?
Artık ‘abi – abla’ olacaksın…”
.
.
.
Kardeşle arası nasıl?
Kardeşine benzemiyor hiç de…
Bu seste uyumaz da şimdi! kardeşi…
-Kardeşinle ne yaptın bugün anlat babana?
-Anne ben kardeşimle ne yapıyorum?
Oyun bozuldu ve sokaklar boşaldı. Fakat eve dönen de olmadı. Mevsimler karıştı. Çiçeklerin adı unutuldu.
Kardeşlerden biri hasta olursa, diğeri pencereden seyrederdi karın sessizliğini. Şimdi kardeşlerin pencereleri sırt sırta. En güzel top oynayan işte onunki süper kahraman desenli bir perde, hiç açılmıyor artık . Eski sokağa bakan diğer pencerede de bir rüzgar gülü duruyor.
Her sabah kardeşler, erkenden kayboluyorlar ortalıktan.
“Çocukların üşüdükleri anlaşılıyor bütün yaşadıklarımdan” diyor sanki mahallenin altını üstüne getiren meczup.
Hafifçe tutuşan eller, cıvıldaşma sesleri ve ortak kırılan vazo. Aynı korkuyu ve heyecanı, yıllar sonra hatırlayacağınız kardeşleriniz …
– Başını sehpaya vuran sen miydin ben mi?
– Nasıl hatırlamazsın, ben itmiştim seni…
“Kardeşim dedim, acılarıma da kardeş olur musun? “
Acıların bile kardeşce saklandığı ve içinizin hiç kararmadığı bir kardeşlik şiiri…
Kardeş sayısı kadar uzar şiir. O kadar duyulur yağmurun camı tıklaması ve o kadar sıkı korunur kardan adam diğer çocuklardan. Hoş diğer çocuklar evlerine götürecek değil ya kardan adamı, en fazla kendi atkılarını dolarlar boynuna… kendi bahçelerinin ağaç dalını takarlar koluna o kadar. Bu da başka kardeşlerin şiiri olur.
Kardeşler gittiler ve doğmadı yeni kardeşler bir daha. Şimdi kim yakalayacak mevsimleri de yazacak yaprağın üzerine bu şiiri tekrar? Anneyi kim davet edecek oyuna ?
Anne oyun evi ile anlaştı, kardeş almak artık daha da zor. Bir bebek nasıl uyanır, göremeyecek artık cocuk. Hızla arabaya binmek ile kardeşine sarılmak aynı şey olabilir mi her gün? Anne bebeğini göğsüne bastırırken diğer kardeş hangi omuzda uyur, hangi sessizlik bu ninninin yerini doldurur? bunların hangisini öğrenebilecek oyun evine vaktinde giderse?
Anne ve baba oyuna sığmazken kardeş uykuda bile oynar…
Anne oyun evinin kapısında bekliyor . Çocuğun merdivenden koşması gerek ama koşmuyor. Son basamakta zıplasana çocuk! Haydi !
Yoksa gece bulutlardan bir düş göremeyeceksin…
Kuş olup uçamayacaksın masal ile uyku arasında. Koşmuyor çocuk.
Evde kim var anne?
.
– Oyunlara daha uyumlu hale geldi. Paylaşıyor ve sırasını bekliyor… daha da iyi olacak, merak etmeyin!
– Aferin sana. Evde kimse yok.
Evde hikaye yok. Masal yok. “Al senin olsun” demek de yok. Bölüşmek, saklambaç oynamak, küsmek ve barışmak da yok.
KARDEŞLERİM,
Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan
“Bakın yaklaşıyor…”
Analık yurdunun sesleri, kardeşler…
Karındaşlar! Eve varana dek beraber yürüyen yoldaşlar. Büyümek oyununun atlı karıncaları.
Kardeş olamadığınız evin çatısından çıkıp koca göğün altında yeni kardeşleri nasıl bulacaksınız ve nerden bileceksiniz kardeş nasıl olunur , anne adaletle öpücüğü nasıl dağıtır… ve kardeşten bile nasıl kıskanılır anne
” safkan, mahçup ve müştak”
Daha doğmadan ölür mü kardeşler?
Anne!
Kaç kez anne olursan, o kadar emzirirsin topragı. Anne! Bu senin dış etkenlere rağmen sürekli dikkatini toplayıp, yüzünü çocuğa eğdiren bir eylemdir.
Bir kadının dünyaya sırtını, yüzünü çocuğa dönmesi değilse neydi o zaman salih amelin zirvesi?
¨Hiç unutulmayacak yüz anne yüzüdür.¨ diye buyurmamış mıydı Nebi s.a.v…
Medeniyet yüzyıllar boyu güneydeydi, sıcağa yakın ılıklık ve soğuktan uzak serinlik zihinlerin olduğu gibi tarımın, ticaretin bereketli ve selamette kalmasını sağlıyordu. Kuzey bilinmeyendi, sertlikti, barbarlıktı, öcüler diyarıydı, ilkesizlik, ölçüsüzlüktü. Gel zaman git zaman, doğudan ve güneyden uzaklaşarak kuzeye ve batıya göç etti medeniyet. Kavgada kazandıktan sonra bunun teorisini oluşturmakta, bilgi iktidarını köklü bir şekilde kurmakta gecikmedi kuzeyli ve batılılar.
Sinema okuryazarı ve okuryazarlığı, filmleri edilgen bir şekilde tüketmekle aynı anlama gelmez. Onlarla aktif bir diyalog içine girerek, kendi kültürel önyargılarını sorgular ve filmler aracılığıyla dünyaya dair daha geniş, daha derin bir perspektif edinmeye ulaşmayı sağlayabilir. Belki de bu, hem okuryazarlık hem okuryazar kavramı için dönüştürücü gücü temsil eder; bireyi daha eleştirel, daha empatik ve daha bilgili bir insan yapar.
Öğretmen, gönlünün sesiyle ufak yüreklere dokunmayı dert edinen kişidir. Savaş vermeden, emek harcamadan, sevmeden yapılan öğretmenlik “mevzuat öğretmenliğinden” öteye geçmiyor. Kendinden vererek çoğalabileceğin bir meslek yani öğretmenlik…
Yürek köküne dokunmak… İnsan bu duyguyu bir kere yaşayınca hayatının merkezine oturtabiliyor bunu. Kâmil insan olma yolunda bir basamak olarak kullanabiliyor.
Mânâyı incitmeden…
“Her Şeyi Onaran Adam, dışarı çıktığında yıkılmaya yüz tutan evin tek kendi evi olmadığını gördü. Mahallesinde onarılması gereken başka evler de vardı.”
“Onardıkça kent büyüyordu. (Sonra) Şehir bir çığ gibi adamın üstüne yıkıldı. Fakat yığınların içinden çıktı adam.
Her Şeyi Onaran Adam, her şeyi yeniden inşa etmesini de biliyordu.
Yeniden işe koyuldu.”
– Onarmak nedir?
– Kırılan bir şeyi tekrar kullanılabilecek hâle getirmek ya da başka bir şeye dönüştürmektir.
Bazı yönetmenlerin film yapma arzusu çok öncelere dayanır. Gökyüzü Kadar Kırmızı filminin yönetmeni Bortone’un ileride müzikle ilgili bir film yapmak istemesi ve 2004 Fransız yapımı “Koro” (Les Choristes) filminin yönetmeni Christophe Barratier’in küçük yaştan itibaren müziğe olan sevdasından ötürü müzikle alâkalı bir film yapmak istemesi buna örnek gösterilebilir. Yönetmenlerin birçoğu kendi hissettiklerini, yaşadıklarını belgelemek, hatıralarını görselliğe dökmek amacı içinde olabiliyorlar.
Kardeşlerim
“Allah¸ öpücüğe varıncaya kadar her hususta¸ çocuklar arasında adaletli davranmanızı sever.”
Sallallahu Aleyhi ve Sellem
Bir kardeş istiyoruz, olsa iyi olur! Çok da vakit geçmeden…”
Kardeş alalım mı sana?
Artık ‘abi – abla’ olacaksın…”
.
.
.
Kardeşle arası nasıl?
Kardeşine benzemiyor hiç de…
Bu seste uyumaz da şimdi! kardeşi…
-Kardeşinle ne yaptın bugün anlat babana?
-Anne ben kardeşimle ne yapıyorum?
Oyun bozuldu ve sokaklar boşaldı. Fakat eve dönen de olmadı. Mevsimler karıştı. Çiçeklerin adı unutuldu.
Kardeşlerden biri hasta olursa, diğeri pencereden seyrederdi karın sessizliğini. Şimdi kardeşlerin pencereleri sırt sırta. En güzel top oynayan işte onunki süper kahraman desenli bir perde, hiç açılmıyor artık . Eski sokağa bakan diğer pencerede de bir rüzgar gülü duruyor.
Her sabah kardeşler, erkenden kayboluyorlar ortalıktan.
“Çocukların üşüdükleri anlaşılıyor bütün yaşadıklarımdan” diyor sanki mahallenin altını üstüne getiren meczup.
Hafifçe tutuşan eller, cıvıldaşma sesleri ve ortak kırılan vazo. Aynı korkuyu ve heyecanı, yıllar sonra hatırlayacağınız kardeşleriniz …
– Başını sehpaya vuran sen miydin ben mi?
– Nasıl hatırlamazsın, ben itmiştim seni…
“Kardeşim dedim, acılarıma da kardeş olur musun? “
Acıların bile kardeşce saklandığı ve içinizin hiç kararmadığı bir kardeşlik şiiri…
Kardeş sayısı kadar uzar şiir. O kadar duyulur yağmurun camı tıklaması ve o kadar sıkı korunur kardan adam diğer çocuklardan. Hoş diğer çocuklar evlerine götürecek değil ya kardan adamı, en fazla kendi atkılarını dolarlar boynuna… kendi bahçelerinin ağaç dalını takarlar koluna o kadar. Bu da başka kardeşlerin şiiri olur.
Kardeşler gittiler ve doğmadı yeni kardeşler bir daha. Şimdi kim yakalayacak mevsimleri de yazacak yaprağın üzerine bu şiiri tekrar? Anneyi kim davet edecek oyuna ?
Anne oyun evi ile anlaştı, kardeş almak artık daha da zor. Bir bebek nasıl uyanır, göremeyecek artık cocuk. Hızla arabaya binmek ile kardeşine sarılmak aynı şey olabilir mi her gün? Anne bebeğini göğsüne bastırırken diğer kardeş hangi omuzda uyur, hangi sessizlik bu ninninin yerini doldurur? bunların hangisini öğrenebilecek oyun evine vaktinde giderse?
Anne ve baba oyuna sığmazken kardeş uykuda bile oynar…
Anne oyun evinin kapısında bekliyor . Çocuğun merdivenden koşması gerek ama koşmuyor. Son basamakta zıplasana çocuk! Haydi !
Yoksa gece bulutlardan bir düş göremeyeceksin…
Kuş olup uçamayacaksın masal ile uyku arasında. Koşmuyor çocuk.
Evde kim var anne?
.
– Oyunlara daha uyumlu hale geldi. Paylaşıyor ve sırasını bekliyor… daha da iyi olacak, merak etmeyin!
– Aferin sana. Evde kimse yok.
Evde hikaye yok. Masal yok. “Al senin olsun” demek de yok. Bölüşmek, saklambaç oynamak, küsmek ve barışmak da yok.
KARDEŞLERİM,
Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan
“Bakın yaklaşıyor…”
Analık yurdunun sesleri, kardeşler…
Karındaşlar! Eve varana dek beraber yürüyen yoldaşlar. Büyümek oyununun atlı karıncaları.
Kardeş olamadığınız evin çatısından çıkıp koca göğün altında yeni kardeşleri nasıl bulacaksınız ve nerden bileceksiniz kardeş nasıl olunur , anne adaletle öpücüğü nasıl dağıtır… ve kardeşten bile nasıl kıskanılır anne
” safkan, mahçup ve müştak”
Daha doğmadan ölür mü kardeşler?
Anne!
Kaç kez anne olursan, o kadar emzirirsin topragı. Anne! Bu senin dış etkenlere rağmen sürekli dikkatini toplayıp, yüzünü çocuğa eğdiren bir eylemdir.
Bir kadının dünyaya sırtını, yüzünü çocuğa dönmesi değilse neydi o zaman salih amelin zirvesi?
¨Hiç unutulmayacak yüz anne yüzüdür.¨ diye buyurmamış mıydı Nebi s.a.v…
“Anne çocuğunla birlikte kur bahçeyi
Sen öğret ona çiçek takvimini
Güllerin ayını sümbüllerin ayını
Ve gökfundalıklarınkini”
“Sahi senden mi doğdum anne
Yollar nehirler kuşluk vakitleri dururken
Bir insandan mı doğar bir çocuk”
Yazar
İlgili Yazılar
Çocuk Özerkliği Olarak Makul Medeniyet
Medeniyet yüzyıllar boyu güneydeydi, sıcağa yakın ılıklık ve soğuktan uzak serinlik zihinlerin olduğu gibi tarımın, ticaretin bereketli ve selamette kalmasını sağlıyordu. Kuzey bilinmeyendi, sertlikti, barbarlıktı, öcüler diyarıydı, ilkesizlik, ölçüsüzlüktü. Gel zaman git zaman, doğudan ve güneyden uzaklaşarak kuzeye ve batıya göç etti medeniyet. Kavgada kazandıktan sonra bunun teorisini oluşturmakta, bilgi iktidarını köklü bir şekilde kurmakta gecikmedi kuzeyli ve batılılar.
1 Uzun 1 Kısa İle Sinema Okuryazarlığı: Ördeklerin Göçü& Şemsiye
Sinema okuryazarı ve okuryazarlığı, filmleri edilgen bir şekilde tüketmekle aynı anlama gelmez. Onlarla aktif bir diyalog içine girerek, kendi kültürel önyargılarını sorgular ve filmler aracılığıyla dünyaya dair daha geniş, daha derin bir perspektif edinmeye ulaşmayı sağlayabilir. Belki de bu, hem okuryazarlık hem okuryazar kavramı için dönüştürücü gücü temsil eder; bireyi daha eleştirel, daha empatik ve daha bilgili bir insan yapar.
Okuyarak Dokumak: Endülüs Okuma Projesi
Öğretmen, gönlünün sesiyle ufak yüreklere dokunmayı dert edinen kişidir. Savaş vermeden, emek harcamadan, sevmeden yapılan öğretmenlik “mevzuat öğretmenliğinden” öteye geçmiyor. Kendinden vererek çoğalabileceğin bir meslek yani öğretmenlik…
Yürek köküne dokunmak… İnsan bu duyguyu bir kere yaşayınca hayatının merkezine oturtabiliyor bunu. Kâmil insan olma yolunda bir basamak olarak kullanabiliyor.
Mânâyı incitmeden…
Her Şeyi Onaran Adam
“Her Şeyi Onaran Adam, dışarı çıktığında yıkılmaya yüz tutan evin tek kendi evi olmadığını gördü. Mahallesinde onarılması gereken başka evler de vardı.”
“Onardıkça kent büyüyordu. (Sonra) Şehir bir çığ gibi adamın üstüne yıkıldı. Fakat yığınların içinden çıktı adam.
Her Şeyi Onaran Adam, her şeyi yeniden inşa etmesini de biliyordu.
Yeniden işe koyuldu.”
– Onarmak nedir?
– Kırılan bir şeyi tekrar kullanılabilecek hâle getirmek ya da başka bir şeye dönüştürmektir.
Sorunlu Olan Öğrenciler Mi Yoksa Onların Yetiştirilme Biçimleri Mi? Bir Eğitim Metodu Olarak Koro’dan Sesler
Bazı yönetmenlerin film yapma arzusu çok öncelere dayanır. Gökyüzü Kadar Kırmızı filminin yönetmeni Bortone’un ileride müzikle ilgili bir film yapmak istemesi ve 2004 Fransız yapımı “Koro” (Les Choristes) filminin yönetmeni Christophe Barratier’in küçük yaştan itibaren müziğe olan sevdasından ötürü müzikle alâkalı bir film yapmak istemesi buna örnek gösterilebilir. Yönetmenlerin birçoğu kendi hissettiklerini, yaşadıklarını belgelemek, hatıralarını görselliğe dökmek amacı içinde olabiliyorlar.