İyi ile kötünün, güzel ile çirkinin, sap ile samanın birbirine karıştığı bir dünyada yaşıyorsak ve bunları ayrıştırma gibi bir sorumluluğumuz varsa, soru şudur: bunu nasıl ve neyle yapacağız?
Öncelikle şu bilinmelidir ki insan, kelime ve kavramları, inancı, dünya görüşü ne ise onun üzerinden tanımlar. Yanlış tanımlar yanlış ya da eksik sonuçlara, uygulamalara götürür kişiyi. Tanıları neye göre kime göre yapacağımız konusu da önemlidir. Hayatın sahibi olan Allah’ın verdiği ölçü ve röperlere göre bir tasavvur geliştirdiğimizde bütünlük arz eden bir yaşam ortaya çıkarabiliriz. O, neye iyi dediyse o iyi neye kötü dediyse o kötü olarak görülecektir artık. Güzelliğin ölçüsünü O’ndan alır, O’nun güzel dediğine biz de güzel der ve bu muvaceheden aynamıza bakarız. Baktığımız aynalara zaafları karıştırmadan düzeltmeler yapar, çeki düzen veririz kendimize ve çevremize.
Fiziksel farklılıkların tanışıp kaynaşmamız için ayrı bir güzellik olduğunu bilir bu çoğul güzelliklerin içerisinde bir güzellik olduğumuzun şükrünü eda ederiz.
Bu yazının devamı
190. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Bir yere doğru gidiyoruz… Bunu tanımlamak, çözmek ve çözümlemek için sergilediğimiz tüm çabalar hep bir yetersizlik hissini ve karamsar belirleyicilerin tahakkümünü besliyor. İnsanın eksenini kaydıran etkenlerin yaşam tarzımızda, zaman algımızda, çalışma biçimimizde, toplumsal ve bireysel kimliklerimizde yarattığı kapsamlı değişimler, korkunun ve endişenin ortaya çıkardığı kabullere dönüşüyor. Nostalji ve kazanım örüntüleri ile tıkanan zihinlerin hayalle gerçek arasında gördüğü bağlantısızlığın doğurduğu ümitsizlik hâli, daha fazla parçayı bütünle eşleştirmesini ve idealize edilen yitirilmişlere ulaşma beklentilerini duygusallaştırmasını sağlıyor.
Zayıf, güçlüye; aciz, kuvvetliye; eksik, mükemmele; çirkin, güzele; küçük, büyüğe özenir, benzemek ister. İnsanlar da böyledir, toplumlar da. Edebiyatta da çoğunlukla benzetme (teşbih) sanatının kuralı budur. Güçlü zayıfa benzetilmez; zayıf güçlüye benzetilir.
“Şair ilhamının kaynağı nedir?” sorusu kökleri eskiçağlara kadar uzanan hukuki bir meseleydi. Sorun, cahiliye dönemi Araplarının bir tür edebi eğlencesi olan kaside şairlerine yönelik bakışlarından daha köklüydü. Zira Müslümanlar şiir konusunda iki taraftan Yunan-Roma ve Sasani ahlâkıyla yüzleştiler. Yunan-Roma düşüncesinde şiir etika, Sasani düşüncesinde ise edeb denilen köklü siyasi-hukuki yapıları yeniden diriltebilirdi.
Dilin ihtiyaç duyduğu sesler, iletişim betimleri, simgeler, sözcükler, renkler ve ona anlam katan birçok etmen, bu hazinenin yaşantısını sürdürmesine, kendini geliştirip ilerletmesine ve dahası varlığını yenilemesine olanak sağlarken, bireyden topluma kültür miraslarını kaydederek, nesilleri birbirine bağlar. Bu yönüyle dil toplumsal bir köprüdür. Elbette bu köprü toplumların sadece filolojisiyle yetinmez. Onların anlam atfettiği simgesel betimlere de kucak açar.
Arap edebiyatının önemli ekollerinden biri olan Mehcer Edebiyatına değinmeden evvel “Mehcer” kelimesini tanımlamakta fayda görüyorum. Mehcer; Arapça bir kelime olup hicret edilen yer manasına gelir.Bugün artık Türkçede sıklıkla duyduğumuz göç kelimesi ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Hicret (göç) ve muhacir (göç eden kimse) kelimeleri ile de aynı kökten gelmektedir.
Güzel ile Çirkini Ayırt Etme Becerisi
İyi ile kötünün, güzel ile çirkinin, sap ile samanın birbirine karıştığı bir dünyada yaşıyorsak ve bunları ayrıştırma gibi bir sorumluluğumuz varsa, soru şudur: bunu nasıl ve neyle yapacağız?
Öncelikle şu bilinmelidir ki insan, kelime ve kavramları, inancı, dünya görüşü ne ise onun üzerinden tanımlar. Yanlış tanımlar yanlış ya da eksik sonuçlara, uygulamalara götürür kişiyi. Tanıları neye göre kime göre yapacağımız konusu da önemlidir. Hayatın sahibi olan Allah’ın verdiği ölçü ve röperlere göre bir tasavvur geliştirdiğimizde bütünlük arz eden bir yaşam ortaya çıkarabiliriz. O, neye iyi dediyse o iyi neye kötü dediyse o kötü olarak görülecektir artık. Güzelliğin ölçüsünü O’ndan alır, O’nun güzel dediğine biz de güzel der ve bu muvaceheden aynamıza bakarız. Baktığımız aynalara zaafları karıştırmadan düzeltmeler yapar, çeki düzen veririz kendimize ve çevremize.
Bu yazının devamı 190. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Kendine Yabancılaşmak: Çölün Kentine Sıkışmak
Bir yere doğru gidiyoruz… Bunu tanımlamak, çözmek ve çözümlemek için sergilediğimiz tüm çabalar hep bir yetersizlik hissini ve karamsar belirleyicilerin tahakkümünü besliyor. İnsanın eksenini kaydıran etkenlerin yaşam tarzımızda, zaman algımızda, çalışma biçimimizde, toplumsal ve bireysel kimliklerimizde yarattığı kapsamlı değişimler, korkunun ve endişenin ortaya çıkardığı kabullere dönüşüyor. Nostalji ve kazanım örüntüleri ile tıkanan zihinlerin hayalle gerçek arasında gördüğü bağlantısızlığın doğurduğu ümitsizlik hâli, daha fazla parçayı bütünle eşleştirmesini ve idealize edilen yitirilmişlere ulaşma beklentilerini duygusallaştırmasını sağlıyor.
İslam Neyin Nesi
Zayıf, güçlüye; aciz, kuvvetliye; eksik, mükemmele; çirkin, güzele; küçük, büyüğe özenir, benzemek ister. İnsanlar da böyledir, toplumlar da. Edebiyatta da çoğunlukla benzetme (teşbih) sanatının kuralı budur. Güçlü zayıfa benzetilmez; zayıf güçlüye benzetilir.
Şiir Hukuku
“Şair ilhamının kaynağı nedir?” sorusu kökleri eskiçağlara kadar uzanan hukuki bir meseleydi. Sorun, cahiliye dönemi Araplarının bir tür edebi eğlencesi olan kaside şairlerine yönelik bakışlarından daha köklüydü. Zira Müslümanlar şiir konusunda iki taraftan Yunan-Roma ve Sasani ahlâkıyla yüzleştiler. Yunan-Roma düşüncesinde şiir etika, Sasani düşüncesinde ise edeb denilen köklü siyasi-hukuki yapıları yeniden diriltebilirdi.
Sosyal Medyanın Gölgesinde Dilin Varlığı
Dilin ihtiyaç duyduğu sesler, iletişim betimleri, simgeler, sözcükler, renkler ve ona anlam katan birçok etmen, bu hazinenin yaşantısını sürdürmesine, kendini geliştirip ilerletmesine ve dahası varlığını yenilemesine olanak sağlarken, bireyden topluma kültür miraslarını kaydederek, nesilleri birbirine bağlar. Bu yönüyle dil toplumsal bir köprüdür. Elbette bu köprü toplumların sadece filolojisiyle yetinmez. Onların anlam atfettiği simgesel betimlere de kucak açar.
Mehcerde Bir Hayat Ozanı Cibran Halil Cibran
Arap edebiyatının önemli ekollerinden biri olan Mehcer Edebiyatına değinmeden evvel “Mehcer” kelimesini tanımlamakta fayda görüyorum. Mehcer; Arapça bir kelime olup hicret edilen yer manasına gelir.Bugün artık Türkçede sıklıkla duyduğumuz göç kelimesi ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Hicret (göç) ve muhacir (göç eden kimse) kelimeleri ile de aynı kökten gelmektedir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.