İyi ile kötünün, güzel ile çirkinin, sap ile samanın birbirine karıştığı bir dünyada yaşıyorsak ve bunları ayrıştırma gibi bir sorumluluğumuz varsa, soru şudur: bunu nasıl ve neyle yapacağız?
Öncelikle şu bilinmelidir ki insan, kelime ve kavramları, inancı, dünya görüşü ne ise onun üzerinden tanımlar. Yanlış tanımlar yanlış ya da eksik sonuçlara, uygulamalara götürür kişiyi. Tanıları neye göre kime göre yapacağımız konusu da önemlidir. Hayatın sahibi olan Allah’ın verdiği ölçü ve röperlere göre bir tasavvur geliştirdiğimizde bütünlük arz eden bir yaşam ortaya çıkarabiliriz. O, neye iyi dediyse o iyi neye kötü dediyse o kötü olarak görülecektir artık. Güzelliğin ölçüsünü O’ndan alır, O’nun güzel dediğine biz de güzel der ve bu muvaceheden aynamıza bakarız. Baktığımız aynalara zaafları karıştırmadan düzeltmeler yapar, çeki düzen veririz kendimize ve çevremize.
Fiziksel farklılıkların tanışıp kaynaşmamız için ayrı bir güzellik olduğunu bilir bu çoğul güzelliklerin içerisinde bir güzellik olduğumuzun şükrünü eda ederiz.
En güzeli dinler, en güzel şekilde itaat ederiz. İşimizi, aşımızı en güzel şekilde yapar, en güzel şekilde ikram ederiz. Öyle görmüş, öyle almışızdır rabbimizden. Hayâ ederiz, O’nun dünyasında ona karşı gelmekten ve emanet edilen dünyayı kirletmekten. Helal ve temiz olan bizim içindir çünkü en güzel şekilde yaratılmış ve ikramlara mazhar olmuşuzdur.
Biliriz ki daha müreffeh bir hayat için gelmedik bu dünyaya. Şöyle desek daha doğru olur belki de: geçiyoruz dünya denen bu duraktan. Daha ve bâki olan bir âlemde ebedi ağırlanmak içindi buraya gelişimiz; deneniyoruz hangimiz güzel amel işleyeceğiz diye hatta güzel değil daha güzel, daha daha güzeli… Sadece işlemekle kalmayacağız başkalarının da bu güzellikleri yaşaması için öncülükler yapacağız. Çünkü biz biliyoruz ki bir güzel işe vesile olduğumuzda bize de ondan bir pay var. Ve güzellikler çoğaldıkça ve korundukça iyiyi ve güzeli yaşamak kolaylaşacaktır. Elinde kaliteli tohum olan birisi komşularına da o tohumdan dağıtmış hayırlarda yarışmak için. Rekabet ortamının bozduğu insan, bu güzel kişiye ‘deli misin, divane misin neden verdin, en güzel ürün senin elinde olacaktı, pazar payı sende kalacaktı’ demiş. İyi kişi bilir güzeli neden paylaştığını, körü körüne değil bir basiret üzeredir paylaşması. Der ki: ‘ komşumun elindeki tohum kaliteli olursa benim ürünüm daha da güzel olur.’
Bilir, kötülüğün bulaşıcılığının ne menem bir şey olduğunu ve güzelliği yaygınlaştırmanın da zorluğunu. Onun için bozulmaya göz yumamaz, duyarsız kalamaz iyi kişi. Kötülüğün bulaşıcı olduğunu iyinin ise korunması gerektiğini. Verirken en iyisini verir ebrarlardan olmak için, göz yummadan alamayacağı şeyleri tezgâhına bile koymaz iyi kişi. Bilir ki en güzeliyle karşılık bulacaktır yaratanların en güzeli Allah tarafından. Eksiklik ve aksaklıktan kaçınarak iş tutmaya çalışacaktır iyi kişi. Bilir ki güzeli yapmaya çalışan kişinin eksikliklerini tamamlayarak kabul edecektir yaratan. Güzel insanları arkadaş edinecektir onlar sıddıklardan, şahitlerden ve salihlerdendir. Ne güzel arkadaşlardır onlar; düştüğünde elinden tutup kaldıran, hakka hakikate seni de şahit kılan ve özünde sözünde doğruluktan sapmana izin vermeyen, kendisi için istediği güzellikleri arkadaşı içinde isteyen hatta arkadaşını kendisine tercih eden. Birbirini temizleyen iki el gibi birbirine yardım eden ve kenetlenen. İyilikler üzerinde kenetlenmenin nasıl bir güç ve direniş sağlayacağının imkanlarını bilen.
Güzellikleri yaşayan güzele adanan kişinin akıbeti ne güzeldir. Güzel ve nazenin bir çiçek gibi yetiştirilmiş ikrama mazhar olmuştur.
Ya diğeri…
Kelimeleri tahrif ederek yerinden etmiş, şeytanî anlamlarla kötülüğü ihdas etmiştir. Ara sıra iyiye denk gelmişse de heva ve hevesi neye iyi dediyse onun peşinden gitmiştir. Hazzının peşinde koştuğu için şeytan ona çirkinlikleri güzel göstermiştir. Bu tip insanda güzellik, ölçüsünü beşeri ölçülerden aldığı için görecelidir. Baktığı ayna, ona, kendisini en güzel gösterdi, kibri kabardı, kabardı, kabardı! Güzellik yarışmalarında amansız bir yarışın içine çekildi. Ne kadar en güzel olmaya çalışsa da olmadı, olamadı. Ayna her zaman prensesin daha güzel olduğunu söyledi. Yüzünü güzelleştirmeye çalıştıkça ruhu çirkinleşti. Doğal güzelliğe savaş açtı. Zehrini de güzelliğin içine hapsetti ve her fırsatta zehirlemeye çalıştı. Kurtulamadı gerçeğin güzelliğinden. Onu yok edemediği için aynayı kırdı, güzelliği uyuttu ama nafile… Güzellik uyandı… Ne yapacaktı şimdi, çirkinliği tekrar ortaya çıktı, hangi hainliklerle örtbas etmeye çalışacaktı. Bu amansız savaşın içinde yorulacağına güzelliğin sahibine teslim olsaydı ya.
Kabul etseydi fiziksel farklılıkların bir güzellik olduğunu kendini de çirkin görmeyecek, ötekiyle sonu gelmeyen bir rekabetin içine çekilmeyecekti. Veya diğerini neden çirkin görüp ırkçılık yapmıştıki. Siyahın beyaz olana ne gibi bir üstünlüğü olabilirdi. Renklerin harmonisi ile gökkuşağı, temaşa eden gözlere sükûnet vermişti. Sükûnet veren birisi olmak varken gazabet gösteren biri olmak hangi emelin sonucuydu. Tahrip kuraklığında yağmurun yağması arınması için bir vesile olacakken yağmura öfkelenmek de niye. Haddini aşınca insan hayra dua ettiği gibi şerrine de dua ediyor işte. Hiç güzel görmese çirkine talip olur mu insan.
Çirkinleşen yüzüyle güzelliğe savaş açan insan, bu anlamsız savaşın içinde dünyayı talan etmiş kaynaklar tükenir korkusuyla bencillik çukurunda mahvolmuştu. Oburluğundan patlarken, açlıktan karnı zil çalana karşı kör sağır kesilmiş, barbarlaşan bu yüzünü maskelerle örtbas etmeye çalışmıştır. İfsat ediciliği kendisine söylendiğinde ıslah ediciliğe soyunmuştur. Bu haliyle gittikçe daha da çirkinleşen kişi yaratıcısına itaat etmeyi zül görmüş, kendisi gibi yaratılmışların emrine amade olmanın çirkinliğini görememiştir. İşine sahtekârlık, aşına zehir katmış, helali harama, haramı helale katarak dünyayı ızdıraba sürüklemiştir. Gücü eline geçirince nesli ve harsı yoketmiş, Allah ile kavgaya tutuşmuştu. Israrla tanrıcılığa soyunmuş haddini bilmeyerek emanete ihanet etmiştir. Bu hıyanet yanına kâr mı kalacaktır. Açtığı çirkinlik çukurları kendi mezarı olacak, kendi cehennemine tutuşturulacak odun olacaktır. Ne haramdan ve ifsattan kazandığı fayda verecek ne de yandaşları.
Elbetteki alemlerin sahibi Allah güzel ile çirkini birbirinden ayırt edecek; güzeli altlarından ırmaklar akan cennette ağırlarken, çirkini de yaptıklarının karşılığını almak üzere cehenneme atacaktır.
(1-İnsanın İsim Alma Süreçleri) Yegâne İlah ve Yaratıcı olan Allah tarafından insana önerilen bireysel veya toplumsal sorumlukların, kabul edilebilir geçerli bir mazeret olmaksızın terk edilmesi “Kirlenme”dir. Günümüzde ister kalbî melekeleri açısından isterse akletmemeye bağlı olarak bir şekilde kirlenmiş olan insan isimli varlığın Yaratıcısının buyruklarıyla yaşadığı sorunlar, hayatın her alanında belirgin bir şekilde göze çarpmaktadır. Bu …
Müslümanlar olarak, inşa ettiğimiz bir uygarlık içinde yaşamıyoruz bilakis başkaları tarafından Müslümanca olmayan dinamiklerle inşa edilmiş bir uygarlık içerisinde yaşıyoruz. Yalnızca Müslümanlar değil Batı dışı topluluklar kendilerinin inşa etmediği var edilmiş bir dünyada yaşamaktadırlar. Batı dışı toplumlar, 300 yıldır Batı ontolojisinin ve epistemolojisinin inşa ettiği (ç)ağlara, mekânlara ve olaylara maruz kalmaktadırlar. Tarihsel olarak “güç” ve “iktidar” varlığını çok mühim gören Batı inanç ve düşünce tarihinde Mitoloji (tasavvuri varlıkların hâkim olduğu bakış), Kilise (din adamlarının ve dogmaların hâkim olduğu yapılanma) ve Devlet (seküler aklın inşa ettiği kurumlaşma) son olarak meydana gelen Şirketleşme (rasyonel akıl gücünün bireyselleşme ile buluştuğu kurumlaşma türü) süreçleri yaşanmıştır.
. Dijital ve algoritmik zeminler; şahsiyet(!) inşa edici zeminler hâline geldi. İnsan; artık kendisinin mimarı olmayıp -mimari yapısı olan- dijital ve algoritmik zeminlerin belirlediği farklı bir mimari hâline gelmektedir. Veri/data hâline gelen insana ait epistemik ve etik unsurlar; toplanılarak ve analiz edilerek pazarlama stratejilerinin, sosyal ve siyasal mühendisliklerin manipülasyon malzemesi hâline gelmiştir.
Vicdan’ı nasıl tanımlayabiliriz? Onu, iyiyi kötüden ayırt etmeyi sağlayan içsel/fıtrî bir his olarak mı görmeliyiz, yoksa o ‘edinilmiş’ bir şey midir? Bir davranış ile ilgili olarak örneğin “vicdanım elvermiyor” yahut “bu yapılan vicdansızlıktır’ şeklinde bir cümle kurduğumuzda, bu, o davranışın sadece ‘gayri ahlakî’ olduğunu mu gösterir, yoksa o davranış aynı zamanda ‘irrasyonel’ de olabilir mi? …
Dinlerin büyük çoğunluğunun temel paradigması insanın yaratıcısına kulluk etmek için dünyaya gelmiş olmasıdır. Yani hayat, teleolojiktir/erekseldir/amaçsaldır. İnsanın var olmasının dinler açısından ilâhî bir amacı vardır. Bu da en genel anlamıyla kulluk etmektir. Kulluk nasıl yapılır sorusuna, ibadet etmekten adaletli davranmaya, işi ehline vermekten tevhidî bir itikada sahip olmak gibi onlarca cevap verilebilir. Özellikle İslâm teolojisi bağlamında düşünülecek olursa; insan, -farklı mezheplerde çeşitli yorumlar olmakla beraber- irade sahibi, tercih yapabilen, özgür bir varlıktır.
Güzel ile Çirkini Ayırt Etme Becerisi
İyi ile kötünün, güzel ile çirkinin, sap ile samanın birbirine karıştığı bir dünyada yaşıyorsak ve bunları ayrıştırma gibi bir sorumluluğumuz varsa, soru şudur: bunu nasıl ve neyle yapacağız?
Öncelikle şu bilinmelidir ki insan, kelime ve kavramları, inancı, dünya görüşü ne ise onun üzerinden tanımlar. Yanlış tanımlar yanlış ya da eksik sonuçlara, uygulamalara götürür kişiyi. Tanıları neye göre kime göre yapacağımız konusu da önemlidir. Hayatın sahibi olan Allah’ın verdiği ölçü ve röperlere göre bir tasavvur geliştirdiğimizde bütünlük arz eden bir yaşam ortaya çıkarabiliriz. O, neye iyi dediyse o iyi neye kötü dediyse o kötü olarak görülecektir artık. Güzelliğin ölçüsünü O’ndan alır, O’nun güzel dediğine biz de güzel der ve bu muvaceheden aynamıza bakarız. Baktığımız aynalara zaafları karıştırmadan düzeltmeler yapar, çeki düzen veririz kendimize ve çevremize.
Birini ötekine kıyaslamadan, diğerini ötekiyle rekabete zorlamadan mutlu olmanın huzurunu yakalarız dünyamızda.
En güzeli dinler, en güzel şekilde itaat ederiz. İşimizi, aşımızı en güzel şekilde yapar, en güzel şekilde ikram ederiz. Öyle görmüş, öyle almışızdır rabbimizden. Hayâ ederiz, O’nun dünyasında ona karşı gelmekten ve emanet edilen dünyayı kirletmekten. Helal ve temiz olan bizim içindir çünkü en güzel şekilde yaratılmış ve ikramlara mazhar olmuşuzdur.
Biliriz ki daha müreffeh bir hayat için gelmedik bu dünyaya. Şöyle desek daha doğru olur belki de: geçiyoruz dünya denen bu duraktan. Daha ve bâki olan bir âlemde ebedi ağırlanmak içindi buraya gelişimiz; deneniyoruz hangimiz güzel amel işleyeceğiz diye hatta güzel değil daha güzel, daha daha güzeli… Sadece işlemekle kalmayacağız başkalarının da bu güzellikleri yaşaması için öncülükler yapacağız. Çünkü biz biliyoruz ki bir güzel işe vesile olduğumuzda bize de ondan bir pay var. Ve güzellikler çoğaldıkça ve korundukça iyiyi ve güzeli yaşamak kolaylaşacaktır. Elinde kaliteli tohum olan birisi komşularına da o tohumdan dağıtmış hayırlarda yarışmak için. Rekabet ortamının bozduğu insan, bu güzel kişiye ‘deli misin, divane misin neden verdin, en güzel ürün senin elinde olacaktı, pazar payı sende kalacaktı’ demiş. İyi kişi bilir güzeli neden paylaştığını, körü körüne değil bir basiret üzeredir paylaşması. Der ki: ‘ komşumun elindeki tohum kaliteli olursa benim ürünüm daha da güzel olur.’
Bilir, kötülüğün bulaşıcılığının ne menem bir şey olduğunu ve güzelliği yaygınlaştırmanın da zorluğunu. Onun için bozulmaya göz yumamaz, duyarsız kalamaz iyi kişi. Kötülüğün bulaşıcı olduğunu iyinin ise korunması gerektiğini. Verirken en iyisini verir ebrarlardan olmak için, göz yummadan alamayacağı şeyleri tezgâhına bile koymaz iyi kişi. Bilir ki en güzeliyle karşılık bulacaktır yaratanların en güzeli Allah tarafından. Eksiklik ve aksaklıktan kaçınarak iş tutmaya çalışacaktır iyi kişi. Bilir ki güzeli yapmaya çalışan kişinin eksikliklerini tamamlayarak kabul edecektir yaratan. Güzel insanları arkadaş edinecektir onlar sıddıklardan, şahitlerden ve salihlerdendir. Ne güzel arkadaşlardır onlar; düştüğünde elinden tutup kaldıran, hakka hakikate seni de şahit kılan ve özünde sözünde doğruluktan sapmana izin vermeyen, kendisi için istediği güzellikleri arkadaşı içinde isteyen hatta arkadaşını kendisine tercih eden. Birbirini temizleyen iki el gibi birbirine yardım eden ve kenetlenen. İyilikler üzerinde kenetlenmenin nasıl bir güç ve direniş sağlayacağının imkanlarını bilen.
Güzellikleri yaşayan güzele adanan kişinin akıbeti ne güzeldir. Güzel ve nazenin bir çiçek gibi yetiştirilmiş ikrama mazhar olmuştur.
Ya diğeri…
Kelimeleri tahrif ederek yerinden etmiş, şeytanî anlamlarla kötülüğü ihdas etmiştir. Ara sıra iyiye denk gelmişse de heva ve hevesi neye iyi dediyse onun peşinden gitmiştir. Hazzının peşinde koştuğu için şeytan ona çirkinlikleri güzel göstermiştir. Bu tip insanda güzellik, ölçüsünü beşeri ölçülerden aldığı için görecelidir. Baktığı ayna, ona, kendisini en güzel gösterdi, kibri kabardı, kabardı, kabardı! Güzellik yarışmalarında amansız bir yarışın içine çekildi. Ne kadar en güzel olmaya çalışsa da olmadı, olamadı. Ayna her zaman prensesin daha güzel olduğunu söyledi. Yüzünü güzelleştirmeye çalıştıkça ruhu çirkinleşti. Doğal güzelliğe savaş açtı. Zehrini de güzelliğin içine hapsetti ve her fırsatta zehirlemeye çalıştı. Kurtulamadı gerçeğin güzelliğinden. Onu yok edemediği için aynayı kırdı, güzelliği uyuttu ama nafile… Güzellik uyandı… Ne yapacaktı şimdi, çirkinliği tekrar ortaya çıktı, hangi hainliklerle örtbas etmeye çalışacaktı. Bu amansız savaşın içinde yorulacağına güzelliğin sahibine teslim olsaydı ya.
Kabul etseydi fiziksel farklılıkların bir güzellik olduğunu kendini de çirkin görmeyecek, ötekiyle sonu gelmeyen bir rekabetin içine çekilmeyecekti. Veya diğerini neden çirkin görüp ırkçılık yapmıştıki. Siyahın beyaz olana ne gibi bir üstünlüğü olabilirdi. Renklerin harmonisi ile gökkuşağı, temaşa eden gözlere sükûnet vermişti. Sükûnet veren birisi olmak varken gazabet gösteren biri olmak hangi emelin sonucuydu. Tahrip kuraklığında yağmurun yağması arınması için bir vesile olacakken yağmura öfkelenmek de niye. Haddini aşınca insan hayra dua ettiği gibi şerrine de dua ediyor işte. Hiç güzel görmese çirkine talip olur mu insan.
Çirkinleşen yüzüyle güzelliğe savaş açan insan, bu anlamsız savaşın içinde dünyayı talan etmiş kaynaklar tükenir korkusuyla bencillik çukurunda mahvolmuştu. Oburluğundan patlarken, açlıktan karnı zil çalana karşı kör sağır kesilmiş, barbarlaşan bu yüzünü maskelerle örtbas etmeye çalışmıştır. İfsat ediciliği kendisine söylendiğinde ıslah ediciliğe soyunmuştur. Bu haliyle gittikçe daha da çirkinleşen kişi yaratıcısına itaat etmeyi zül görmüş, kendisi gibi yaratılmışların emrine amade olmanın çirkinliğini görememiştir. İşine sahtekârlık, aşına zehir katmış, helali harama, haramı helale katarak dünyayı ızdıraba sürüklemiştir. Gücü eline geçirince nesli ve harsı yoketmiş, Allah ile kavgaya tutuşmuştu. Israrla tanrıcılığa soyunmuş haddini bilmeyerek emanete ihanet etmiştir. Bu hıyanet yanına kâr mı kalacaktır. Açtığı çirkinlik çukurları kendi mezarı olacak, kendi cehennemine tutuşturulacak odun olacaktır. Ne haramdan ve ifsattan kazandığı fayda verecek ne de yandaşları.
Elbetteki alemlerin sahibi Allah güzel ile çirkini birbirinden ayırt edecek; güzeli altlarından ırmaklar akan cennette ağırlarken, çirkini de yaptıklarının karşılığını almak üzere cehenneme atacaktır.
Yazar
İlgili Yazılar
İnsanın Bireysel ve Toplumsal Kirlenme Sorunu
(1-İnsanın İsim Alma Süreçleri) Yegâne İlah ve Yaratıcı olan Allah tarafından insana önerilen bireysel veya toplumsal sorumlukların, kabul edilebilir geçerli bir mazeret olmaksızın terk edilmesi “Kirlenme”dir. Günümüzde ister kalbî melekeleri açısından isterse akletmemeye bağlı olarak bir şekilde kirlenmiş olan insan isimli varlığın Yaratıcısının buyruklarıyla yaşadığı sorunlar, hayatın her alanında belirgin bir şekilde göze çarpmaktadır. Bu …
Mekanik Panoptikon’dan Sanal Panoptikon’a: Gözetim
Müslümanlar olarak, inşa ettiğimiz bir uygarlık içinde yaşamıyoruz bilakis başkaları tarafından Müslümanca olmayan dinamiklerle inşa edilmiş bir uygarlık içerisinde yaşıyoruz. Yalnızca Müslümanlar değil Batı dışı topluluklar kendilerinin inşa etmediği var edilmiş bir dünyada yaşamaktadırlar. Batı dışı toplumlar, 300 yıldır Batı ontolojisinin ve epistemolojisinin inşa ettiği (ç)ağlara, mekânlara ve olaylara maruz kalmaktadırlar. Tarihsel olarak “güç” ve “iktidar” varlığını çok mühim gören Batı inanç ve düşünce tarihinde Mitoloji (tasavvuri varlıkların hâkim olduğu bakış), Kilise (din adamlarının ve dogmaların hâkim olduğu yapılanma) ve Devlet (seküler aklın inşa ettiği kurumlaşma) son olarak meydana gelen Şirketleşme (rasyonel akıl gücünün bireyselleşme ile buluştuğu kurumlaşma türü) süreçleri yaşanmıştır.
Yönetilen Algı, Kaçak/Homodijitus ve Sığınak/Metaverse
. Dijital ve algoritmik zeminler; şahsiyet(!) inşa edici zeminler hâline geldi. İnsan; artık kendisinin mimarı olmayıp -mimari yapısı olan- dijital ve algoritmik zeminlerin belirlediği farklı bir mimari hâline gelmektedir. Veri/data hâline gelen insana ait epistemik ve etik unsurlar; toplanılarak ve analiz edilerek pazarlama stratejilerinin, sosyal ve siyasal mühendisliklerin manipülasyon malzemesi hâline gelmiştir.
Vicdan Körelmesi’ Hayra Alamet Değildir!
Vicdan’ı nasıl tanımlayabiliriz? Onu, iyiyi kötüden ayırt etmeyi sağlayan içsel/fıtrî bir his olarak mı görmeliyiz, yoksa o ‘edinilmiş’ bir şey midir? Bir davranış ile ilgili olarak örneğin “vicdanım elvermiyor” yahut “bu yapılan vicdansızlıktır’ şeklinde bir cümle kurduğumuzda, bu, o davranışın sadece ‘gayri ahlakî’ olduğunu mu gösterir, yoksa o davranış aynı zamanda ‘irrasyonel’ de olabilir mi? …
“İnsan”ın Yapısal Dönüşümü: Teo-Kadercilikten Biyo-Kaderciliğe
Dinlerin büyük çoğunluğunun temel paradigması insanın yaratıcısına kulluk etmek için dünyaya gelmiş olmasıdır. Yani hayat, teleolojiktir/erekseldir/amaçsaldır. İnsanın var olmasının dinler açısından ilâhî bir amacı vardır. Bu da en genel anlamıyla kulluk etmektir. Kulluk nasıl yapılır sorusuna, ibadet etmekten adaletli davranmaya, işi ehline vermekten tevhidî bir itikada sahip olmak gibi onlarca cevap verilebilir. Özellikle İslâm teolojisi bağlamında düşünülecek olursa; insan, -farklı mezheplerde çeşitli yorumlar olmakla beraber- irade sahibi, tercih yapabilen, özgür bir varlıktır.