Aile içi ilişkilerde dilin önemini ve değişimini ele almak, gerçekte yalnızca iletişim biçimlerindeki farklılaşmaları incelemek anlamına gelmez; daha derinde, aileyi kuran zihniyet yapısındaki, ilişki mantığındaki ve değer düzenindeki dönüşümü anlamaya yönelmek demektir. Çünkü aile içi ilişkilerde kullanılan dil, bireylerin birbirleriyle nasıl konuştuğunu göstermenin ötesinde, onların birbirlerini nasıl konumlandırdıklarını, hangi normlara göre ilişki kurduklarını, aile yapısındaki işleyişi şekillendiren otoriteyi nasıl kurduklarını ve meşrulaştırdıklarını, duygusal bağlarını nasıl anlamlandırdıklarını da açığa çıkarır. Bu sebeple aile içi iletişimin dilinde meydana gelen her değişim, aynı zamanda aile içi rollerin, sınırların, beklentilerin ve ilişki biçimlerinin de değişmekte olduğuna işaret eder. Bu değişim ve dönüşümü şekillendiren, yönlendiren ve şiddetini belirleyen birçok faktöründen bahsedilebilir. Ancak burada söz konusu faktörlerden özelikle bireyselleşme ve sekülerleşme konu edinilecektir. Zira modern zihniyetin ve yaşamın en temel özellikleri arasında yer alan bireyselleşme ve sekülerleşme, aile içindeki anlam dünyasının yeniden biçimlenmesine doğrudan etkide bulunabilecek bir niteliğe sahip olduğunu göstermiştir. Bu durum dilde açık karşılıklar üretmiş; böylece aile içi ilişkilerin taşıyıcısı olan dil hem dönüşümün göstergesi hem de bu dönüşümün etkin araçlarından biri hâline gelmiştir.
Birey ve Toplum Açısından Dilin Önemi ve İşlevi
Dil, insanın hem bireysel hem de toplumsal varoluşunun merkezinde yer alan temel yapıdır. Çoğu zaman yalnızca bir iletişim aracı olarak değerlendirilse de dilin işlevi bu düşünülenden çok daha büyük ve derindir. Zira dil, bireyin dünyayı algılama biçimini belirleyen, düşünceyi şekillendiren, kimliği inşa eden ve toplumsal düzeni kuran çok kapsamlı ve katmanlı bir sistemdir. Bu nedenle dil hem birey hem de toplum açısından kurucu bir rol üstlenir.
Bilim insanları, etik konularını çalışanlar, politika yapıcılar vs. biyo-teknoloji ile siber-teknoloji (yapay zekâ) kesişmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağı üzerinde düşünmesi gerekir. Zira sentetik biyoloji ile yapay zekâ teknolojilerinin sağlıklı ve güvenli biçimde ilerlemesi için böylesi bir sorumluluğa ihtiyaç var. Yapay zekânın tasarımı ve uygulanması süreçleri gittikçe karmaşıklaşması kontrolü, denetimi ve düzenlenmesini zorlaştıracak görünüyor.
Genel olarak aç kalmak ve özel olarak Allah’ın rızasını kazanmak için oruç tutmak; insanın, duygularını kontrol altına almasını, böylece eğitilmesini sağlayan bir irade eğitimidir. Onun için geçmiş ümmetlere farz olduğu gibi Müslümanlara da farz olmuştur. Yüce Allah “Ramazan, insanlara rehberlik yapmak, bilgilendirmek ve yanlıştan doğruya yönelten bir ölçü olmak üzere içinde Kur’ân’ın indiği aydır” buyurarak …
Kafka’nın “Metamorfoz/Dönüşüm”deki Bay Samsa bir sabah kendisini bir böceğe dönüşmüş olarak bulduğunda babası, annesi ve kız kardeşi dehşet içinde kalmışlar, başlarda bir ailenin göstermesi gereken üzüntüyü derinden hissetmişler, endişeli günler geçirmişlerdir. Uzun sayılmayacak bir süre sonra annesi, babası ve kız kardeşi Gregor Samsa’nın bu böcek halini kanıksamışlar, tek dertleri “bir böcek ile nasıl yaşayabilecekleri” noktasında …
“Sil” diyor “eğer bunu kabul etmiş olsaydık, savaşmazdık!”
Biri silmiyor, öteki bakıyor.
Sitem ve öfke; hücum ettiği gözlerde bir noktaya sabitlenmiş.
Bekliyorlar ama o, kendisi siliyor; artık anlaşma sağlanabilir…
Umutsuzluk ve ikilem.
Muhakkak ki Allah,
adâleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder;
çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar.
O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.
(Nahl, 16:90)
Her Cuma namazında hutbenin sonunda okunan bu ayet, Yüce Rabbimizin biz kullarının uyması gereken kuralları öğüt almamız ve hayatımıza tatbik etmemiz için önemli emirleri içermektedir. Bu emirlerin başında adalet gelmektedir. Rabbimiz bize ‘adaleti… emrediyor’. Buradan hareketle bu yazımızda emredilen adaletin ne olduğunu anlamaya çalışacağız. Bunu yaparken de bazen git geller de yapmak durumunda kalacağız. Bir kavramı anlamak, tanımlamak, çağın idrakine sunmak, aynı zamanda o kavramın geçirmiş olduğu merhaleleri bilmeyi, ona yaklaşımların ne yönde olduğunu, nasıl tanımlandığını bilmeyi de gerektirir.
Dil ve Aile: Aile İçi İlişkilerde Dilin İşlevi ve Değişimi
Aile içi ilişkilerde dilin önemini ve değişimini ele almak, gerçekte yalnızca iletişim biçimlerindeki farklılaşmaları incelemek anlamına gelmez; daha derinde, aileyi kuran zihniyet yapısındaki, ilişki mantığındaki ve değer düzenindeki dönüşümü anlamaya yönelmek demektir. Çünkü aile içi ilişkilerde kullanılan dil, bireylerin birbirleriyle nasıl konuştuğunu göstermenin ötesinde, onların birbirlerini nasıl konumlandırdıklarını, hangi normlara göre ilişki kurduklarını, aile yapısındaki işleyişi şekillendiren otoriteyi nasıl kurduklarını ve meşrulaştırdıklarını, duygusal bağlarını nasıl anlamlandırdıklarını da açığa çıkarır. Bu sebeple aile içi iletişimin dilinde meydana gelen her değişim, aynı zamanda aile içi rollerin, sınırların, beklentilerin ve ilişki biçimlerinin de değişmekte olduğuna işaret eder. Bu değişim ve dönüşümü şekillendiren, yönlendiren ve şiddetini belirleyen birçok faktöründen bahsedilebilir. Ancak burada söz konusu faktörlerden özelikle bireyselleşme ve sekülerleşme konu edinilecektir. Zira modern zihniyetin ve yaşamın en temel özellikleri arasında yer alan bireyselleşme ve sekülerleşme, aile içindeki anlam dünyasının yeniden biçimlenmesine doğrudan etkide bulunabilecek bir niteliğe sahip olduğunu göstermiştir. Bu durum dilde açık karşılıklar üretmiş; böylece aile içi ilişkilerin taşıyıcısı olan dil hem dönüşümün göstergesi hem de bu dönüşümün etkin araçlarından biri hâline gelmiştir.
Birey ve Toplum Açısından Dilin Önemi ve İşlevi
Dil, insanın hem bireysel hem de toplumsal varoluşunun merkezinde yer alan temel yapıdır. Çoğu zaman yalnızca bir iletişim aracı olarak değerlendirilse de dilin işlevi bu düşünülenden çok daha büyük ve derindir. Zira dil, bireyin dünyayı algılama biçimini belirleyen, düşünceyi şekillendiren, kimliği inşa eden ve toplumsal düzeni kuran çok kapsamlı ve katmanlı bir sistemdir. Bu nedenle dil hem birey hem de toplum açısından kurucu bir rol üstlenir.
Bu yazının devamı 223. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
223. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Kalpsiz Bir Dünyadan Kalpsiz Bir Algoritmaya
Bilim insanları, etik konularını çalışanlar, politika yapıcılar vs. biyo-teknoloji ile siber-teknoloji (yapay zekâ) kesişmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağı üzerinde düşünmesi gerekir. Zira sentetik biyoloji ile yapay zekâ teknolojilerinin sağlıklı ve güvenli biçimde ilerlemesi için böylesi bir sorumluluğa ihtiyaç var. Yapay zekânın tasarımı ve uygulanması süreçleri gittikçe karmaşıklaşması kontrolü, denetimi ve düzenlenmesini zorlaştıracak görünüyor.
Kur’an ve Cihad Ayı Ramazan
Genel olarak aç kalmak ve özel olarak Allah’ın rızasını kazanmak için oruç tutmak; insanın, duygularını kontrol altına almasını, böylece eğitilmesini sağlayan bir irade eğitimidir. Onun için geçmiş ümmetlere farz olduğu gibi Müslümanlara da farz olmuştur. Yüce Allah “Ramazan, insanlara rehberlik yapmak, bilgilendirmek ve yanlıştan doğruya yönelten bir ölçü olmak üzere içinde Kur’ân’ın indiği aydır” buyurarak …
Kolektif Gerçeklik Bağlamında Köleleştirilmiş Bireyde Vicdanın Kaybı
Kafka’nın “Metamorfoz/Dönüşüm”deki Bay Samsa bir sabah kendisini bir böceğe dönüşmüş olarak bulduğunda babası, annesi ve kız kardeşi dehşet içinde kalmışlar, başlarda bir ailenin göstermesi gereken üzüntüyü derinden hissetmişler, endişeli günler geçirmişlerdir. Uzun sayılmayacak bir süre sonra annesi, babası ve kız kardeşi Gregor Samsa’nın bu böcek halini kanıksamışlar, tek dertleri “bir böcek ile nasıl yaşayabilecekleri” noktasında …
Diplomatik Tavır: İlkesiz İlişkiler
“Sil” diyor “eğer bunu kabul etmiş olsaydık, savaşmazdık!”
Biri silmiyor, öteki bakıyor.
Sitem ve öfke; hücum ettiği gözlerde bir noktaya sabitlenmiş.
Bekliyorlar ama o, kendisi siliyor; artık anlaşma sağlanabilir…
Umutsuzluk ve ikilem.
Adaletin Mahiyetine Bir Bakış
Muhakkak ki Allah,
adâleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder;
çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar.
O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.
(Nahl, 16:90)
Her Cuma namazında hutbenin sonunda okunan bu ayet, Yüce Rabbimizin biz kullarının uyması gereken kuralları öğüt almamız ve hayatımıza tatbik etmemiz için önemli emirleri içermektedir. Bu emirlerin başında adalet gelmektedir. Rabbimiz bize ‘adaleti… emrediyor’. Buradan hareketle bu yazımızda emredilen adaletin ne olduğunu anlamaya çalışacağız. Bunu yaparken de bazen git geller de yapmak durumunda kalacağız. Bir kavramı anlamak, tanımlamak, çağın idrakine sunmak, aynı zamanda o kavramın geçirmiş olduğu merhaleleri bilmeyi, ona yaklaşımların ne yönde olduğunu, nasıl tanımlandığını bilmeyi de gerektirir.
Alışverişe devam et