Aile içi ilişkilerde dilin önemini ve değişimini ele almak, gerçekte yalnızca iletişim biçimlerindeki farklılaşmaları incelemek anlamına gelmez; daha derinde, aileyi kuran zihniyet yapısındaki, ilişki mantığındaki ve değer düzenindeki dönüşümü anlamaya yönelmek demektir. Çünkü aile içi ilişkilerde kullanılan dil, bireylerin birbirleriyle nasıl konuştuğunu göstermenin ötesinde, onların birbirlerini nasıl konumlandırdıklarını, hangi normlara göre ilişki kurduklarını, aile yapısındaki işleyişi şekillendiren otoriteyi nasıl kurduklarını ve meşrulaştırdıklarını, duygusal bağlarını nasıl anlamlandırdıklarını da açığa çıkarır. Bu sebeple aile içi iletişimin dilinde meydana gelen her değişim, aynı zamanda aile içi rollerin, sınırların, beklentilerin ve ilişki biçimlerinin de değişmekte olduğuna işaret eder. Bu değişim ve dönüşümü şekillendiren, yönlendiren ve şiddetini belirleyen birçok faktöründen bahsedilebilir. Ancak burada söz konusu faktörlerden özelikle bireyselleşme ve sekülerleşme konu edinilecektir. Zira modern zihniyetin ve yaşamın en temel özellikleri arasında yer alan bireyselleşme ve sekülerleşme, aile içindeki anlam dünyasının yeniden biçimlenmesine doğrudan etkide bulunabilecek bir niteliğe sahip olduğunu göstermiştir. Bu durum dilde açık karşılıklar üretmiş; böylece aile içi ilişkilerin taşıyıcısı olan dil hem dönüşümün göstergesi hem de bu dönüşümün etkin araçlarından biri hâline gelmiştir.
Birey ve Toplum Açısından Dilin Önemi ve İşlevi
Dil, insanın hem bireysel hem de toplumsal varoluşunun merkezinde yer alan temel yapıdır. Çoğu zaman yalnızca bir iletişim aracı olarak değerlendirilse de dilin işlevi bu düşünülenden çok daha büyük ve derindir. Zira dil, bireyin dünyayı algılama biçimini belirleyen, düşünceyi şekillendiren, kimliği inşa eden ve toplumsal düzeni kuran çok kapsamlı ve katmanlı bir sistemdir. Bu nedenle dil hem birey hem de toplum açısından kurucu bir rol üstlenir.
Bu yazının devamı
223. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Düşünceler, insanın yalıtılmış bir hal ve soyutlukla beraber edindiği kazanımlarmış gibi görünmektedir. Düşünen kişinin ise öylece durduğu ve düşünmekten öte bir adım atamadığı söylenmektedir. Aslında haksız değiller. Düşünme fiilinin kendisindeki o düşüş tonlaması hep bir insanın kendi içinde olan bir hali resmetmektedir.
Ahlâk; bireysel hayattan toplum hayatına, cinsel hayattan aile hayatına, ilimden sanata, devlet yönetiminden uluslararası ilişkilere, savaş hukukuna kadar hayatın her alanını kapsayıp bu alanlara yön veren, erdem ve fazilet olarak kabul edilebilecek her türlü düşünce ve davranışın genel adıdır.
Bu yazı, cevaplarını bulmuş bir yol göstericiden çok, daralmanın sebepleri ve çıkış yolları için bazı sorular sorma ve aynı saftakilerle dertleşme niyetindedir. Acaba Müslümanların bir gündemi var mıdır? Suyun üstünde sürüklenmekte miyiz yoksa akışı yönlendirebiliyor muyuz? Acaba niceliğe ve kitleselleşmeye mağlup mu olduk? Bununla ilişkili olarak “demokrasi”/çokluk kıymetin belirleyicisi mi oldu? “Söz”ümüzü, sosyal medyadaki “etkileşim” adedi mi şekillendiriyor? “Cihad”ımızın göstergesi organizasyonel kabiliyetimiz ve hesaplı “katılım sağlama”larımız mı?
Bugün zamanın ruhu hâline gelmiş olan değerler daha çok modern Batıda üretilmiş değerlerdir. Tüm dünyayı bir şekilde etkileyen bu değerler ise kapitalizmi üretmiştir. Kapitalizm de büyük bir sömürü düzenini. Sömürü ve kapitalizm birbirini besleyip büyüten iki kardeş gibidir. Bunun sonucu tatminsiz ruhlar, bedeninden memnun olmayan insanlar, tüketimde sınır tanımayan kitlelerdir. Çalışmak, tüketmekten başka bir şey düşünmeyen, değerlerinden uzaklaşmış, eğlence ve hazzı amaç edinmiş bir nesil hep hâkim paradigmanın eseridir.
Güçlü, sağlıklı ve çalışma potansiyeli olanların dışındaki tüm insanları yok sayan kapitalist sistem ve güçlü tüm yapıları eritmeye kararlı modern sömürgeci dünya düzeninde hasta, yaşlı ve bakıma muhtaç çocuklar asla öncelenmez. Hatta bu insanların bakımı da sömürgeci sisteme hizmet eden bir sektöre dönüştürülür.
Dil ve Aile: Aile İçi İlişkilerde Dilin İşlevi ve Değişimi
Aile içi ilişkilerde dilin önemini ve değişimini ele almak, gerçekte yalnızca iletişim biçimlerindeki farklılaşmaları incelemek anlamına gelmez; daha derinde, aileyi kuran zihniyet yapısındaki, ilişki mantığındaki ve değer düzenindeki dönüşümü anlamaya yönelmek demektir. Çünkü aile içi ilişkilerde kullanılan dil, bireylerin birbirleriyle nasıl konuştuğunu göstermenin ötesinde, onların birbirlerini nasıl konumlandırdıklarını, hangi normlara göre ilişki kurduklarını, aile yapısındaki işleyişi şekillendiren otoriteyi nasıl kurduklarını ve meşrulaştırdıklarını, duygusal bağlarını nasıl anlamlandırdıklarını da açığa çıkarır. Bu sebeple aile içi iletişimin dilinde meydana gelen her değişim, aynı zamanda aile içi rollerin, sınırların, beklentilerin ve ilişki biçimlerinin de değişmekte olduğuna işaret eder. Bu değişim ve dönüşümü şekillendiren, yönlendiren ve şiddetini belirleyen birçok faktöründen bahsedilebilir. Ancak burada söz konusu faktörlerden özelikle bireyselleşme ve sekülerleşme konu edinilecektir. Zira modern zihniyetin ve yaşamın en temel özellikleri arasında yer alan bireyselleşme ve sekülerleşme, aile içindeki anlam dünyasının yeniden biçimlenmesine doğrudan etkide bulunabilecek bir niteliğe sahip olduğunu göstermiştir. Bu durum dilde açık karşılıklar üretmiş; böylece aile içi ilişkilerin taşıyıcısı olan dil hem dönüşümün göstergesi hem de bu dönüşümün etkin araçlarından biri hâline gelmiştir.
Birey ve Toplum Açısından Dilin Önemi ve İşlevi
Dil, insanın hem bireysel hem de toplumsal varoluşunun merkezinde yer alan temel yapıdır. Çoğu zaman yalnızca bir iletişim aracı olarak değerlendirilse de dilin işlevi bu düşünülenden çok daha büyük ve derindir. Zira dil, bireyin dünyayı algılama biçimini belirleyen, düşünceyi şekillendiren, kimliği inşa eden ve toplumsal düzeni kuran çok kapsamlı ve katmanlı bir sistemdir. Bu nedenle dil hem birey hem de toplum açısından kurucu bir rol üstlenir.
Bu yazının devamı 223. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Düşünmeyi Erdeme Kavuşturmak Üzerine Bazı Uslamlamalar
Düşünceler, insanın yalıtılmış bir hal ve soyutlukla beraber edindiği kazanımlarmış gibi görünmektedir. Düşünen kişinin ise öylece durduğu ve düşünmekten öte bir adım atamadığı söylenmektedir. Aslında haksız değiller. Düşünme fiilinin kendisindeki o düşüş tonlaması hep bir insanın kendi içinde olan bir hali resmetmektedir.
Ahlâkın Neliği Üzerine
Ahlâk; bireysel hayattan toplum hayatına, cinsel hayattan aile hayatına, ilimden sanata, devlet yönetiminden uluslararası ilişkilere, savaş hukukuna kadar hayatın her alanını kapsayıp bu alanlara yön veren, erdem ve fazilet olarak kabul edilebilecek her türlü düşünce ve davranışın genel adıdır.
Zihniyet Daralması Karşısında Islahı Yeniden Kuşanmak
Bu yazı, cevaplarını bulmuş bir yol göstericiden çok, daralmanın sebepleri ve çıkış yolları için bazı sorular sorma ve aynı saftakilerle dertleşme niyetindedir. Acaba Müslümanların bir gündemi var mıdır? Suyun üstünde sürüklenmekte miyiz yoksa akışı yönlendirebiliyor muyuz? Acaba niceliğe ve kitleselleşmeye mağlup mu olduk? Bununla ilişkili olarak “demokrasi”/çokluk kıymetin belirleyicisi mi oldu? “Söz”ümüzü, sosyal medyadaki “etkileşim” adedi mi şekillendiriyor? “Cihad”ımızın göstergesi organizasyonel kabiliyetimiz ve hesaplı “katılım sağlama”larımız mı?
Zamanın Ruhunu İnşa Edebilmek
Bugün zamanın ruhu hâline gelmiş olan değerler daha çok modern Batıda üretilmiş değerlerdir. Tüm dünyayı bir şekilde etkileyen bu değerler ise kapitalizmi üretmiştir. Kapitalizm de büyük bir sömürü düzenini. Sömürü ve kapitalizm birbirini besleyip büyüten iki kardeş gibidir. Bunun sonucu tatminsiz ruhlar, bedeninden memnun olmayan insanlar, tüketimde sınır tanımayan kitlelerdir. Çalışmak, tüketmekten başka bir şey düşünmeyen, değerlerinden uzaklaşmış, eğlence ve hazzı amaç edinmiş bir nesil hep hâkim paradigmanın eseridir.
Aile Kurumunun Sömürgeci Zihnin Güdümünde Geçirdiği Değişim ve Dönüşüm
Güçlü, sağlıklı ve çalışma potansiyeli olanların dışındaki tüm insanları yok sayan kapitalist sistem ve güçlü tüm yapıları eritmeye kararlı modern sömürgeci dünya düzeninde hasta, yaşlı ve bakıma muhtaç çocuklar asla öncelenmez. Hatta bu insanların bakımı da sömürgeci sisteme hizmet eden bir sektöre dönüştürülür.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.