Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir; Müptela-yı gâma sor kim geceler kaç vakit!
Merhum Tanpınar, bir şiirine “Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında” mısralarıyla başlar. Zannediyorum Aşiyan’daki kabrinde de bu mısralar var. Tıpkı bu mısraların ifade ettiği gibi insanımızın birey olarak hangi noktada, hangi hâlet ve değer içinde olduğu da işte bu mısralarda olduğu gibi müphem bir şey. Evet, insanımız nerede? Bu toplumdaki Müslümanlardan, onların beklentilerinden, iddialarından, varsa eğer mücadelelerinden, hayatın neresinde kaldıklarından, ihtiraslarından, şikâyetlerinden, eleştirilerinden, fikir firarlarından vs bahsetmeden evvel, 1- O hayatları temelinden etkileyen en az yüz-yüz elli yıllık bir maceraya ve dış etkilere; 2- Bu zaman zarfında aydınların ve esas olarak da Müslüman aydınların tavırlarına, tepkilerine, çabalarına; 3- kitlelerin bu boğucu atmosfer içindeki duruş ve etkilenişlerine bakmamız gerekir. Bu coğrafyada ağır fırtınalar içinde yaşamış insanımızı tanıyabilmek ve onu kavrayabilmek için bu şarttır ve bugünkü toplumsal kompozisyonun sırrı ancak böyle anlaşılabilir.
Bu yazının devamı
181. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Yerleşimci sömürgeci bir aktördür İsrail. Yerleşimci sömürgecilik ise bir siyasal projedir ve bir bölgenin yerli halkını yerinden ederek onun yerine başkalarını yerleştirmeyi amaçlayan, sömürgeciliğe dayalı bir baskı sistemidir.
TEVRAT VE KUR’ÂN Öz İnsan var olduğu andan itibaren kendini arayış, varlığını sorgulayış, kâinattaki oluşumun nasıllığını ve nedenselliğini araştırma, bilgiye vâkıf olabilme gayreti ve yorumlama çabası içinde olmuştur. Kendisi ve kâinatın yaratılışı hakkında bir ilim edinebilmenin aslî kaynaklarından birisi ise yerkürede ikâme edilen, tüm yaratılmışlara farklı vakit ve zamanlarda gönderilmiş olan din ve o dinin …
. Dijital ve algoritmik zeminler; şahsiyet(!) inşa edici zeminler hâline geldi. İnsan; artık kendisinin mimarı olmayıp -mimari yapısı olan- dijital ve algoritmik zeminlerin belirlediği farklı bir mimari hâline gelmektedir. Veri/data hâline gelen insana ait epistemik ve etik unsurlar; toplanılarak ve analiz edilerek pazarlama stratejilerinin, sosyal ve siyasal mühendisliklerin manipülasyon malzemesi hâline gelmiştir.
Eleştiri, ibadet titizliğinde yapılması gereken bir faaliyettir. Eleştiride amaç hakikate ulaşmaktır. Eleştiri; yapmaktan çok yıkmaya hizmet eder, hele hele saldırı ya da düşmanlığa dönüşürse amacından büsbütün uzaklaşmış olur. Eleştiri; daha iyiye, daha güzele ulaşmak için yürütülen bir faaliyet olmalıdır.
Varolmak bir emaneti yüklendiğinin farkına varmakla başlar. Kim ve ne oluşun arasında salınmanın kültürel, teolojik, etik, politik ve estetik değerlerle ilişkilenmesiyle şekil alır. Oysa 17. yy’da Avrupa merkezci (Hıristiyan ya da pagan kökenli) felsefe tarihi, erdemi gelenekten ve kültürden ayırıp varoluşu inşa etmenin rasyonel anlatısı ve yöntemi olarak sundu.
Modernizmi Eleştirebilir Miyiz
Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir;
Müptela-yı gâma sor kim geceler kaç vakit!
Merhum Tanpınar, bir şiirine “Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında” mısralarıyla başlar. Zannediyorum Aşiyan’daki kabrinde de bu mısralar var. Tıpkı bu mısraların ifade ettiği gibi insanımızın birey olarak hangi noktada, hangi hâlet ve değer içinde olduğu da işte bu mısralarda olduğu gibi müphem bir şey. Evet, insanımız nerede? Bu toplumdaki Müslümanlardan, onların beklentilerinden, iddialarından, varsa eğer mücadelelerinden, hayatın neresinde kaldıklarından, ihtiraslarından, şikâyetlerinden, eleştirilerinden, fikir firarlarından vs bahsetmeden evvel, 1- O hayatları temelinden etkileyen en az yüz-yüz elli yıllık bir maceraya ve dış etkilere; 2- Bu zaman zarfında aydınların ve esas olarak da Müslüman aydınların tavırlarına, tepkilerine, çabalarına; 3- kitlelerin bu boğucu atmosfer içindeki duruş ve etkilenişlerine bakmamız gerekir. Bu coğrafyada ağır fırtınalar içinde yaşamış insanımızı tanıyabilmek ve onu kavrayabilmek için bu şarttır ve bugünkü toplumsal kompozisyonun sırrı ancak böyle anlaşılabilir.
Bu yazının devamı 181. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Yerleşimci Sömürgeci İsrail’in Kültürel Kodları
Yerleşimci sömürgeci bir aktördür İsrail. Yerleşimci sömürgecilik ise bir siyasal projedir ve bir bölgenin yerli halkını yerinden ederek onun yerine başkalarını yerleştirmeyi amaçlayan, sömürgeciliğe dayalı bir baskı sistemidir.
Yaratılış Bağlamında Kutsal Metinlerin Mukayesesi
TEVRAT VE KUR’ÂN Öz İnsan var olduğu andan itibaren kendini arayış, varlığını sorgulayış, kâinattaki oluşumun nasıllığını ve nedenselliğini araştırma, bilgiye vâkıf olabilme gayreti ve yorumlama çabası içinde olmuştur. Kendisi ve kâinatın yaratılışı hakkında bir ilim edinebilmenin aslî kaynaklarından birisi ise yerkürede ikâme edilen, tüm yaratılmışlara farklı vakit ve zamanlarda gönderilmiş olan din ve o dinin …
Yönetilen Algı, Kaçak/Homodijitus ve Sığınak/Metaverse
. Dijital ve algoritmik zeminler; şahsiyet(!) inşa edici zeminler hâline geldi. İnsan; artık kendisinin mimarı olmayıp -mimari yapısı olan- dijital ve algoritmik zeminlerin belirlediği farklı bir mimari hâline gelmektedir. Veri/data hâline gelen insana ait epistemik ve etik unsurlar; toplanılarak ve analiz edilerek pazarlama stratejilerinin, sosyal ve siyasal mühendisliklerin manipülasyon malzemesi hâline gelmiştir.
Ahlakın Eleştirisi ya da Eleştiri Ahlakı
Eleştiri, ibadet titizliğinde yapılması gereken bir faaliyettir. Eleştiride amaç hakikate ulaşmaktır. Eleştiri; yapmaktan çok yıkmaya hizmet eder, hele hele saldırı ya da düşmanlığa dönüşürse amacından büsbütün uzaklaşmış olur. Eleştiri; daha iyiye, daha güzele ulaşmak için yürütülen bir faaliyet olmalıdır.
Sembolik Düzen Krizi ve Varolmak
Varolmak bir emaneti yüklendiğinin farkına varmakla başlar. Kim ve ne oluşun arasında salınmanın kültürel, teolojik, etik, politik ve estetik değerlerle ilişkilenmesiyle şekil alır. Oysa 17. yy’da Avrupa merkezci (Hıristiyan ya da pagan kökenli) felsefe tarihi, erdemi gelenekten ve kültürden ayırıp varoluşu inşa etmenin rasyonel anlatısı ve yöntemi olarak sundu.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.