Hazcılık bir tercih değil, kaybolmuş ruhun kaçışıdır
İnsanın gülmemesi, tebessüm dahi etmemesi hatta surat asması gereken yerde gülmesi; gülmesi gerektiği yerde surat asması ‘laubaliliktir’,
Üzerinde düşünülesi bir konuda düşünmeyip geçiştirilmesi ve hakeza aksi durum için de farklı değildir.
Hey kardeşim,
Kendi tercihin sanıyorsan, senin değil senin için tercih edileni yaşıyorsun çoğu kez.
Onun için mutlu, huzurlu oluyor hatta ‘özgür’ hissediyorsun kendini.
Hazzının peşinde gidiyorsan bir tercihte bulunmuş değilsin dostum. Ruhunun asıl sahibini bulamamış zira aramamış, kaybolmuş ruhunu hazzına hoş gelen şeylere uydu kılmışsın demektir.
Düşün aziz dostum, düşün„
Kaçma, sorularını cesurca sor. Yüzleşmekten korkma! Sorular dişlerinin arasına sıkışmış yemek parçacıkları gibi ağızda gevelenecek birşev değil, cevaplaya bilirsen ciğerlerini açacak, nefesine güç katacak oksijendir, Biz de bu soruşturmada işte bunların izini sürdük.
Merve Çil
Sözlükte mânâsız anlamına gelen malayani neye göre mânâsızdır? Nelere malayani diyebiliriz? Ve Müslüman için bunun bir sınırı var mıdır?
Özge Özkaya: Malayani… İnsan ömrünün telef olmasının en sancılı sebeplerinden… İnsanın kendini misafir edemeyip yerleşmesi mesela dünyaya… Bu, mânâsızlık içinde boğulmaktan doğar. Çünkü misafir olmak daima pür dikkat yaşamayı gerektirir. Öyle uzatamazsın her istediğin an ayaklarını kanepeye, istediğin gibi gezemezsin evde, istediğin saatte uyuyup uyanamazsın filan. Ev sahibi ne yerse onu yersin. Bir rızalık, bir teslimiyet çıkar bir de bu misafir oluştan. Bak, insana ne uzak şeyler bunlar. Evvelen teslimiyet. Bu ağır, bu engebeli bir yol. Nedir teslimiyet öyle, hiç sorgulamadan, mânâyı aramadan geçen bir ömür mü? Hayır. Arama şuuruna eriştikten sonra bu şuuru bahşeden Rabbe karşı haddini bilme hâli. Bu teslimiyetin tam karşısında oturan da hırs. İşte biz tam o koltuktayız. Evet isyan! Dedik… La! Dedik. Neden, nasıl diye sormayı öğrendik ama bu şuurdarane ahval bizi neye itti. Gittikçe mânâya mı yaklaştık yoksa koca bir malayani denizinde mi çırpındık? Bana kalırsa çırpındık, çırpınıyoruz. Bu malayani denizi nedir? Müslüman için ne ifade eder bu deniz?
Zannımca bu deniz dediğim şey dünya başlı başına. Peki, tüm dünyayı bir malayani denizi ilan edersek hak nerede mânâ nerede? Bunlar denizin dibinde belki. Belki şu kaygılarımızdan sıyrılıp bahsettiğim o teslimiyetle çırpınmayı bırakıp bir dalsak derinlere yani bir dursak, bir dursak, bir düşünsek, bu işler bu kadar da sapmayacak. Durmuyoruz, belki sorun da burada. Durmadan düşünmeye çalışıyoruz ki bu da bizi yoruyor. Ve bu yorgunluk hissi bizi azimlendirmek yerine rehavete itiyor. Ah rehavet ki ne kara bir kulübe!
İmâm Şâfiî der ki: “Nefsini hak ile meşgul etmezsen, bâtıl seni işgâl eder.” Buradan çıkarsama ile malayani ile meşgul olanların da hak ile iştigal etmediklerini söyleyebilir miyiz? Veya malayaninin ne gibi kötü sonuçları olabilir?
Hayat-ı ebediyyeyi hayat-ı dünyeviyeye öyle göz göre hediye etmek gibi bir şey. Bence hak olana dalamayıp bâtılla iştigal etmek ömrünü. İmam Şâfiî hoş demiş. Sen dalmazsan, tabiî teslim olmazsan, misafir olduğunu kabul etmezsen, kendine yetiyor sanırsan kendini, bâtıl kuşanır kılıçlarını, gelir seni mağlup eder. Ah bu mağlubiyet bizi harap eder!
İnsanların asli sözün ve işin farkında olmasına rağmen kendisini malayaniye kaptırması ne ile açıklanabilir? Sadece masum, zaten hep olagelen bir tür kaçış mı bu? Yoksa yeni bir din veya ideoloji ihtiyacı mı?
Şimdi bu farkındalık mevzusunda aslında bahsettiğim şeylerde insan körpe değildir. Misafir olduğunun, misafir kalması gerektiğinin, uğraştığı şeyin bâtıl olduğunun bittabiî farkında. Ama dedim ya engebeli geliyor. Düşmek kalkmak da kimin harcı olsundu. Dümdüz yaşamak varken!
Modern hazcı yaşam ile onun cezb ve işgal edici eğlence kültürü Müslümanlar ile malayani arasındaki ilişkiye nasıl etki ediyor?
Hak ile meşgul olmak demek hak olanı doğru tanımaktan geçer. Dediğin gibi malayani ile meşgul olanın hak ile meşgul olmadığını söylemek keskin bilgiler ve özgüven gerektirir. Keskin bilgi biraz modern oldu, yani hakikat. Ve ona erişmiş olmak öyle söylendiği kadar kolay olmasa gerek. Velhasıl bu soruya istinaden benim en başta bu mânâsızlığı bir arayış olarak nitelendirmem geldi aklıma. Tüm bunlar arayış. Hakkı arayış, mânâyı arayış. Hepimiz bir oyuncak gibi düştük maddenin içine. Elimize kolumuza çarpıyor habire bir şeyler. Ama ruhumuza değsin istiyoruz, zihnimiz renklensin istiyoruz. Malayani oluşu günah kabul edersek, zannımca bu dahi belki sevabı arayışımızdan. Bu günahta uzunca kalmak, çırpınmak bu denizde, hakkın öyle kolay ulaşılamıyor oluşundan belki. Buradan bir kaçış doğar…
Bugün birçoğumuzun uzun zamanlarını alan sosyal medya, bizleri faydalı işlerden alıkoyan bir malayani midir?
Hadi inkâr etmeyelim. Vaktini hak ile geçirdiğine inanmış ve inandırmış birinin, kendini ev sahibinin emirleriyle donatıp ibadet, ilim vs ile geçirenin dahi bir arayış sancısı yok mu? Yok mu hiçbir kaygısı? Öyle lekesiz bağrıyla dalmış mı mânâ denizine? İnsanı bizzat kendi yoruyor. Bu arayış yoruyor. Çırpınmak da dalmak da istemiyor insan. Bu da insanı modern yaşamın sunduğu materyal dünyanın kucağına bırakıyor. Yeni bir din, yeni bir ideoloji, ta kendisi bence o kucağın. Haz duymak putu… Eğlence dini… Gülelim, eğlenelim gibi daim olan bir kafa. Bak buralar ne güzel; öyle misafirmiş, hakmış, bâtılmış, hiçbir şey yok. Oh mis! Dur şuna da istek atayım!
Ah bu arzular! Ve her arzumuza cevap veren bu modern yaşam… Her istediği olursa bir çocuğun, şımarır ve yoldan çıkar tabiî. Her istediğimiz oluyor. Ne istiyorsak bu o kadar da uzak gelmiyor. Elde edebileceği gücü ve farkındalığı yüklendi insana. Bu da, insan kendi kendine yettiğini sandığında azar, ayetini hatırlatıyor bana. Yetiyoruz hocam. Sapıyoruz da. Dalmak yerine, çırpınmak yerine, bu reel dünyadan tamamen çıkıp bir simülasyon dünyasına devrettik tüm işleri; orada her şey beyaz! Bu, faydasız işler başlığı adı altında işlenecek kadar basit değil. Burası başlı başına yaratılmış başka bir dünya. Bu dünyaya geçişimiz, azıcık ayak basıyor oluşumuz insanı tamamen saptırır demiyorum. Bu dünya da bu arayışın bir parçasıysa ne âlâ! Arayalım, dolanalım… Ama bu dünya bu arayış halinden kaçışsa şayet, güzel kayboluruz onu diyeyim.
Resulullah’ın yaşamış olduğu dönemdeki malayani ile modern zamanlardaki malayani arasındaki farklar nelerdir?
Bu arada eski zamandaki deniz ile şimdiki malayani denizinin özünde birbirinden farklı olmadığı kanaatindeyim. Her ikisi de insanı bir yönüyle kendinden uzaklaştırıyor, diğer yönüyle her ikisi de yorucu bir arayış hali…
Malayaniden sakınmak için faydasız işlerden uzak durmak gerekir, peki, Müslümanlar ahirete yönelik dahi olsa bütün iş ve eylemlerinde faydayı mı gözetmelidir?
Ben mevzuyu felsefî açıdan genel olarak ele aldım kendimce. Bunun pek senin işine yarayacağını sanmam kardeşim:) Şöyle makale gibi bir yazı da çıkar bu sorulardan aslına bakarsan. Çıkmıştır da. Ama ben bu tür konularda bu budur şu da şudur, faydalı olanlar şunlardır, şunlardan uzak durmak, bunlara yakın olmak gerekir gibi keskin bir yazıyla sıra sıra düzmenin doğruluğunun tartışılır olduğunu düşünüyorum. Belki burada haddimi aşıyorumdur. Uzun zamandır kendimleyim. Şimdi kendimden uzaklaşmakla meşgulüm ve bu hâl beni çürütmekte. Saptırmakta. Kendine bir çare bulamayan kadın, nasıl derman dolu bir sepetle çıkar dostlarının karşısına. Kusurlarımı hoş gör kardeşim.
Haluk Polat
Sözlükte mânâsız anlamına gelen malayani neye göre mânâsızdır? Nelere malayani diyebiliriz? Ve Müslüman için bunun bir sınırı var mıdır?
Muhammed Enes Can: İnsan ontolojik olarak var olduğundan itibaren diğer varlıklardan ayrı niteliklere sahip olarak var edilmiştir. En büyük niteliği ise düşünen bir varlık olması, farklı bir deyişle bir rasyonel olmasıdır. Böylece ontolojik sebeplere dayanarak ortaya çıkardığı eylemler, tabiatıyla diğer varlıkların meydana getirdiği eylemlerden erdem olarak daha üstündür. Malayani kelimesini de bu bağlamda değerlendirmemiz gerektiği kanaatindeyim. Örneğin; bir aslanın, vaktinin büyük bir bölümünü bir ağacın altında dinlenerek geçirmesi, yaratılış gereği fıtratına uygundur. Ancak akıl sahibi olan insanın, zamanını bu şekilde geçirmesi yaratılışına uygun düşmez. Binaenaleyh, insanın ontolojik değerlerine aykırı olarak gerçekleştirdiği eylemleri malayani (mânâsız) olarak kabul edebiliriz. Müslüman ise bu sınırı, yaratılışındaki hakikati anlayarak keşfedebilir. Böylece yaptığı her eylemin onu hakikate yakınlaştırıp uzaklaştırmasına göre eylemlerine şekil vermeye gayret eder.
İmâm Şâfiî der ki: “Nefsini hak ile meşgul etmezsen, bâtıl seni işgâl eder.” Buradan çıkarsama ile malayani ile meşgul olanların da hak ile iştigal etmediklerini söyleyebilir miyiz? Veya malayaninin ne gibi kötü sonuçları olabilir?
İnsanın en büyük zaaflarından birisi de, kendisine zarar verme yetisine sahip olmasıdır. Yaratılış sırrınızı keşfetmemiş iseniz, bu sırrın uzağında hareketler yapmanız kaçınılmazdır. Doğa bilimlerindeki kurala atıfla ortaya çıkan enerji kaybolmaz, dönüşür. Filhakika, insan bir enerji olarak yaratılmıştır. Dolayısıyla bu enerji kaybolmayacağına göre ya faydalı bir enerjiye dönüşecek veyahut zararlı bir enerji meydana getirecek. Bu bilgiler ışığında bunun ortasının olmadığı aşikârdır. Bu nedenle kendisini hakikat ile meşgul etmeyen insanın dünyası hakikatten uzak olan fikirler tarafından işgal edilecektir. Buna ek olarak, olumsuz enerjiyi yaymak ile görevli olan şeytanı da eklediğimizde, İmam Şâfiî’nin ne kadar haklı olduğu karanlıktaki bir ışık gibi gözükmektedir.
Malayani eylemleri meydana getirmenin en kötü sonuçlarından birisi, insanın ontolojik değerlerine zarar vermesidir. Çok mükemmel bir şekilde yaratılan bu varlığın, kendi varlığıyla uyuşmayan eylemler ile ilgilenmesi aslında kendisini reddetmesidir. Verilen en büyük nimetlerden biri olan aklı malayani eylemleri meydana getirmek için kullanan insanoğlu, böylece kendi yaratılışına en büyük zararı vermektedir.
İnsanların asli sözün ve işin farkında olmasına rağmen kendisini malayaniye kaptırması ne ile açıklanabilir? Sadece masum, zaten hep olagelen bir tür kaçış mı bu? Yoksa yeni bir din veya ideoloji ihtiyacı mı?
İnsanın var olma sebeplerinden birisi de hata yapabilen bir canlı olmasıdır. Dolayısıyla biz her ne kadar malayani eylemleri bilsek de zaman zaman bunların içine düşmemiz olağan kabul edilmelidir.
Aslında bu şekilde hakikati bir kat daha iyi anlıyoruz. Malayani eylemlerin varlığı, bize hakikat için yapılan eylemlerin ne kadar dikkate değer olduğunu hatırlatıyor. Bununla beraber, bu eylemler bir hayat felsefesi doğurabiliyor. Hakikatten uzaklaşan insan, kendine ait değerleri reddederek kendini hedonizmin kollarına bırakabiliyor. Buna bir din veya bir ideoloji adlandırması yapabilirsiniz. Ancak hakikate âşık olmayan insan, hakikati bir yük olarak görüyor. Sonuç olarak o yükün ağırlığı altında ezilirim endişesiyle, kendi varlığını reddetme yolunu seçiyor.
Modern hazcı yaşam ile onun cezb ve işgal edici eğlence kültürü, Müslümanlar ile malayani arasındaki ilişkiye nasıl etki ediyor?
Müslümanların en büyük problemlerinden birisi de yaratılış gerçeğini idrak etmemiş olmalarıdır. Genel itibariyle doğduklarından itibaren ön kabul ile öğrendikleri dini öğretileri üzerine bir araştırma yapmadan, ezberci bir hayat felsefesi ile yaşıyorlar. Bu nedenle de kendini tam anlamıyla tanımlamayan bir Müslüman, kendisine zararlı olanlara da ezber mantığı ile yaklaşıyor. Örneğin: bir Müslüman içki içmenin kendisine zarar verdiğini ve içmemesi gerektiğini küçüklükten itibaren bilmektedir. Ancak aynı Müslüman kahvehanelerde saatlerce oyun oynamayı âdet edinebiliyor. Yaşadığı ortamdan aldığı kültürel/dini bilgiyi olduğu haliyle kabul edip onu sorgulama ihtiyacı hissetmiyor. Buradaki en temel taşlardan birisi kendini tanımlamak ve sana yöneleni kendine göre tanımlayıp hareket etmektir. Ancak genel olarak Müslüman toplumlar ontolojik sorunlarına çözüm üretemediği için modern hayatın zevkleri adeta bir veba salgını gibi onları kuşatarak savunmasız kalelerini esir almaktadır. Takdir edersiniz ki modern hayat sınırsız haz ve sonsuz mutluluğun peşinden koşmaya icbar eden bir hayattır ki bu, malayaninin kişi için hayat felsefesi olması anlamına gelir.
Bugün birçoğumuzun uzun zamanlarını alan sosyal medya bizleri faydalı işlerden alıkoyan bir malayani midir?
Sosyal medya modern dünyada kullandığımız en temel iletişim araçlarından bir tanesidir. Günlük hayatta her an elimizin altındaki teknolojik aletlerden yararlanarak sosyal medyayı takip etmekteyiz. Böylece dünyanın birçok yerinden anında haberdar oluyoruz. Sorduğunuz soruya gelecek olursak; aslında sosyal medya biraz da şu örneğe benziyor: bir bıçakla ekmek kesilerek yararlı işler yapılabileceği gibi bir katil de olunabiliyor. Dolayısıyla buradaki sınırı bir dönüşüm olarak kabul edebiliriz. Sınırı aştığınız andan itibaren malayaninin askerlerinin artık zihninizi işgal etmeye başladığını anlayabiliyorsunuz. Sosyal medyadan gerekli olan güncel bilgiyi aldıktan sonra geçirilen zaman, genel itibariyle o haberlerin tekrarını görmek ile sonuçlanıyor. Böylece zihninize aynı bilginin defalarca tek taraflı olarak empoze edilmesi durumu ortaya çıkıyor. Böylece sağlıklı düşünmek konusunda çoğu zaman imkânsız hale geliniyor ve hakikat enerjisi malayani bir enerjiye dönüşüyor. Sosyal medya, bu şekilde bizi hakikat yolculuğundan alıkoymuş oluyor bir anlamda.
Malayaniden sakınmak için faydasız işlerden uzak durmak gerekir, peki, Müslümanlar ahirete yönelik dahi olsa bütün iş ve eylemlerinde faydayı mı gözetmelidir?
Malayaniden uzak durmak için daha önce de dile getirdiğim gibi hakikati tanımlamanız gerekir. Bunu tanımlayan bir Müslüman, yapacağı eylemlerde bu hakikat tanımını dikkate alarak fayda tanımını yapacaktır. Ezcümle tanımladığı bu fayda neticesinde fiillerine şekil verecektir.
Resulullah’ın yaşamış olduğu dönemdeki malayani ile modern zamanlardaki malayani arasındaki farklar nelerdir?
Peygamberimizin yaşadığı dönemde yaşantı temel olarak insan bedenindeki fiziksel güç üzerine kurulmuştu. Bundan dolayı ekseriyetle insanoğlu fiziksel işlerle hayatını devam ettiriyordu. Böylece boş vakitleri çok da olmuyordu. Ancak modern çağda insanoğlu robotlarla tanıştı. Geçmişte insanoğlunun yaptığı birçok işi artık robotlar yapmaktadır. Böylece insanoğlu için boş zaman meydana gelmektedir. İnsanoğlu, bu boş zamanı, hakikati anlamak için entelektüel seviyesini arttırarak kullanabileceği mükemmel bir fırsata çevirebilir. Ancak biz bunu Müslümanlar olarak tam idrak edebilmiş değiliz. Nitekim entelektüel seviye olarak geride kalmamız buna işaret etmektedir. Dolayısıyla bu da, enerjimizi malayanide harcadığımızı göstermektedir. Sonuç olarak Peygamber efendimizin döneminde yaşayan insanlardan daha fazla düşünmek için vaktimiz varken, biz bu vakti malayani olan eylemlerde kullanmakta devam ediyoruz.
Ferhat Koç
Sözlükte mânâsız anlamına gelen malayani neye göre mânâsızdır? Nelere malayani diyebiliriz? Ve Müslüman için bunun bir sınırı var mıdır?
Sözcükte mânâsız demek olan bu kelime, aynı zamanda amaçsız, boş, fayda vermeyen, yapıldığı zaman günah olmayan ama gerekli de olmayan şeyler hakkında kullanılıyor. Malayani üzerine düşündüğüm zaman bu kelimenin zıddı olarak tam karşısına koyduğum kelime “amaç” oldu. Malayani kelimesi bence “amaçlılık – amaçsızlık” ile ilişkili bir kelimedir. Mânâsız olan neye göre mânâsızdır. Mânâsız tek başına değil, mânâlı olana göre mânâsızdır. Yani burada kriter mânâdır.
Önce mânâlı olanın ne olduğu tespit edildikten sonra mânâsız olan bulunabilir. Bu durumda mânâmız “Allah’a layık bir kulluk”tur. Ve bu kulluğa doğru bizi iletmeyecek olan ve hatta aldığı vakitten ötürü bizi kullukta geriletecek olan şeyler malayanidir. Çünkü bir kitap, bir şeye verdiğimiz değerin ona ayırdığımız zamanla ilişkili olduğunu söyler. Malayani kelimesi ile birebir ilişkili diğer bir kavram da zamandır.
Müslüman’ın, malayani hakkında bir şeye malayani demek için sınırı var mıdır? Şimdi burası biraz daha titiz bir düşünme gerektiriyor. Burası önemli. Tabiî ki sınırı vardır.
Çünkü her şeyin bir ölçütü ve sınırı vardır. Peki, Kur’ân’da açık bir şekilde nelerin malayaninin içine girdiği belirtilmemişken, bir şeyin malayani olduğunu nasıl anlayacağız? Ve bu konuda bizi bekleyen tehlikeler var mı? Yaptığımız bir işin sonunda veya yapacağımız bir işin başında şunu soracağız. “Benim bu işi yapmakta amacım nedir? Bu işi yapmam asıl yapmam gereken vazifelerimi engelleyecek kadar beni meşgul ediyor mu yoksa onların önüne geçmemiş bir durumda mıdır?” Bu sorularına kendisi şahsi cevap vererek kendi yaptığı eylemin “gerekliliğini” sorgulayacaktır. Burada şöyle bir tehlike de doğmaktadır. Malayani günah olmayıp sadece yapılmaması söylendiği, gereksiz, boş şeylerden uzak durulması tavsiye edildiği için, burada malayaniyi konumlandırma sorunu doğuyor. Malayani daha çok haram eylemler arasında değil helal eylemler arasında bir yerde bulunmakta. Çünkü haram olanlar direkt yasaklanmış. Oysa malayani yapılması direkt günah olmayıp insana fayda vermediği için uzak durulması önerilmiş şeyler. Burada doğan tehlike malayaniden uzak durma adı altında “helal alanın daraltılması”dır. Müslüman, malayaniden uzak durayım diye helâli de haramlaştırmamalıdır. Peygamberimiz (as) eşiyle koşu yarışı da yapıyordu, dikilecek hurma bahçeleri hakkında da konuşuyordu, dini olmayan sohbet, muhabbet de ediyordu. Bunların hepsi yerine göreydi. Ve helaldi. Malayani de değildi. Ama Peygamberimiz zamanını öyle bir dikkatli ve dengeli kullanıyordu ki malayaniden öyle uzaktı ki her şeye vakit buluyordu. Kendisine ayırdığı vakit, özel olarak Rabbine ayırdığı vakit, ailesine ayırdığı vakit ve arkadaşlarına ayırdığı vakit şaşkınlık verici. Nasıl oluyor da hepsine böyle adil bir vakit dağılımı yapıyor. Cevap basit: Peygamberimiz kendisini malayaniden uzak tutuyor. Ve böylece zamanı da bereketleniyordu.
İmâm Şâfiî der ki: “Nefsini hak ile meşgul etmezsen, bâtıl seni işgâl eder.” Buradan çıkarsama ile malayani ile meşgul olanların da hak ile iştigal etmediklerini söyleyebilir miyiz? Veya malayaninin ne gibi kötü sonuçları olabilir?
İmam Şâfiî çok güzel bir yere değinmiştir. İnsan tabiat olarak boşluğu sevmez. Boşlukları bir şeyle doldurur. İşte önemli olan bu boşluklarımızı ne ile doldurduğumuz. Özellikle bir şey üretmeyen, kendini faydalı bir şey yapmaya açmayan ve bomboş olan insanların çabucak bir fitne ile meşgul olduklarına şahit olmuşuzdur. Hatta onlar hakkında elinin boş olduğu için can sıkıntısından milletle uğraştığını düşünürüz. Çünkü kötülük dahi bir amaç barındırır. Ama en kötü şey hiçbir amacının olmamasıdır. İşte malayani de hiçbir amacın olmadığı eylemlerden doğar.
Malayani ile fazla meşguliyet bizi asıl amacımızdan uzaklaştırır. Ve zamanla bâtıla, kötülüğe, zulme yaklaştırabilir. Çünkü iyilikle ve hak ile dolmayan ve bu sebeple boşluğu olan ruh, bunu hemen kötülükle telafi etmek isteyecektir. O sebeple bir mü’min hayata öyle bir yaşam amacı ile tutunur ki boşlukta olduğu ve üretmediği dönemler dahi onu bâtıla itmez. Yine bir mü’min bu temel gayeye ulaşmak yolunda salih ameller biriktirerek hak ile dolar. Ve bâtıla yer kalmaz.
İnsanların, asli sözün ve işin farkında olmasına rağmen kendisini malayaniye kaptırması ne ile açıklanabilir? Sadece masum, zaten hep olagelen bir tür kaçış mı bu? Yoksa yeni bir din veya ideoloji ihtiyacı mı?
İnsanın asıl olanın ne olduğunu bilmesine rağmen kendini malayaniye kaptırması nedir? Artık malayaninin “asıl” haline gelmesidir. Çünkü sadece hakkı görmek yetmez, eylemlerimizle hakkı beslemek de gerekir. Mesela gülmek helaldir. Ama sadece gülmek ve eğlenmenin hayatın en merkezinde olduğu, bir ciddi konunun bile kendisiyle konuşulmadığı, yaşamda tek gayesinin gününü gün etmek, eğlenmek olduğu bir genç, helâli “faydasız” olan ile karıştırmış ve daha sonra da helal olan bir şey yaşam gayesi edinilerek bir nevi putlaştırılmıştır. Oysa İslam ne helal olanı daraltmak ne de helal de olsa bir şeye taptırmak ister. Bir ağacı alması gereken miktar kadar sularsak büyür, fazla su da kurutur. Her şeyde dengeli olmak bizi malayaniye de düşürmez. Hayatı boş, gereksiz şeylerden ibaret haline de getirmez. Malayani bir alışkanlığa dönüşebilir. Fakat bu onu masum kılmaz. Çünkü hayatta en tehlikeli şey alışkanlıklarımız olabiliyor. Değiştirilmesi zor bir şey haline dönüştüğü için.
Malayani hep olagelen bir kaçış mıdır? Hep olagelmez, başta yoktur, kişi sonradan edinir ve alışkanlığa da dönüştürebilir. Kaçış olması konusu ise yerine ve kişisine göre değişebilir. Bazılarına kaçış haline gelmiş de olabilir. Bizi gerçeklerle yüzleştiren, bize hayatın anlamını ve bu anlam için neler yapmamız gerektiğini söyleyen her şey ufkumuzda bir amaç oluşturur. Bunları duymak ve bunların sorumluluğunu üstlenmek ise herkesin yapabileceği bir şey değildir. Bazıları onu duymamak için kaçmayı tercih edebilir. Ve malayani de “kaçtığını dahi fark etmeyeceğin kadar seni oyalayan” bir alışkanlık haline gelebilir. Mekkeli müşriklerin, Peygamberimiz (as) Kur’ân okurken, gürültü çıkarın da duyulmasını engelleyin, dedikleri gibi bazıları gürültü çıkararak hakikati gizleme derdindedir. Veya hakikati göz önünden uzaklaştırma, meşgul olunan bir “özne” halinden çıkarma derdindedir.
Bu anlamda malayani ile ilişkisi olanları ikiye ayıralım. Birincisi, yeni bir ideoloji ve dinmiş gibi malayaniye tapmak üzere kurgulanmış, “malayani üreten insanlar.” İkincisi, bilinçli veya bilinçsiz malayaniyi yapan insanlar. İkinci kesimin niyeti doğrudan kaçış olmayabilir. Ama birinci kesim kesinlikle hakiki olanı gözden ve kulaktan ırak etmek için ellerimize oyalanacağımız boş ve amaçsız oyuncaklar vermektedir. Arada oyuna dalan çocuklara annelerinin seslenip yemek saatini hatırlatmaları gibi Kur’ân da bize seslenir ve ruhumuzu besler. “Biz yeri, göğü ve ikisi arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.” (Enbiya/16)
Modern hazcı yaşam ile onun cezb ve işgal edici eğlence kültürü, Müslümanlar ile malayani arasındaki ilişkiye nasıl etki ediyor?
Modern hazcı yaşam, dini hayattan silmek ve yerine sadece hazzı koymak derdinde. Ve bunu yapmak için icat ettikleri sihirli bir kelimeleri var: “Özgürlük”. Şunu merak ediyorum; neden dini hayattan çıkarıp özgür olduğu zaman insan hep daha fazla haz elde etmek üzere özgürleşir? Neden daha fazla iyilik için özgür değilsin. Daha fazla insana yardım etmek için özgür değil? Çünkü bu kaçınılmaz bir şey. Asıl kul olmamız gereken Allah’tan yüzümüzü çevirirsek heva ve heveslerimize kul oluruz. Çünkü heva ve heves büyük bir çekim gücüne sahip eğer yönetilmezse. Modern hazcı yaşam bizim korktuğumuz şeyi amaç haline getirip savunmakta. Bunu yaparken de tabiî ki birden bunu insana sunsa tepki çekeceği için malayani ile bunu insana alıştırmakta. Özellikle dizilerde verilen mesajlara bakalım. “Daha zengin olmalısın, bunun için hırs yapmalısın, eşin seni aldatabilir, sen eşini aldatabilirsin, evlilik öncesi beraberlikler normaldir çünkü âşıksın, ezilmemek için daha güçlü olmalı ve gerekirse ezmelisin.” Bu mesajlar doğrudan “kötü”dür. Ve bunu gerçek hayatta biri bize dese tepki veririz. Ama malayani ile verilirse alıştırarak kötü olan bir şey topluma empoze edilebilir. Ama tabiî izlediği diziye ve izleme amacına göre dizilerin malayani olması tartışılır. Müslümanlar da herkes gibi hazcı yaşamın konfor dolu, rahatlık dolu tarzına malayani sayesinde özenebiliyor. Herkesi olduğu gibi bu durum Müslümanları da etkiliyor.
Bugün birçoğumuzun uzun zamanlarını alan sosyal medya, bizleri faydalı işlerden alıkoyan bir malayani midir?
Sosyal medya mutlaka “zaman yönetimi” bilinerek kullanılmalıdır. Yoksa malayani olabilir. İnternetle işimiz bitince internet bağlantısı kapatılması ve günde belirlenen saatlerde ve belirlenen bir zaman kadar kullanılması bunu önleyebilir.
Sosyal medyada birçok şey yapılmaktadır. Sosyal medyayı kullanma amacına bağlı olarak malayani olup olmaması değişir. Fakat günde bir buçuk saat düzenli sosyal medyaya zaman ayıran birinin bu ayırdığı vakit o gün okuyacağı Kur’ân’ı engeller hale gelmişse sosyal medya malayaniye dönüşmüş demektir.
Resulullah’ın yaşamış olduğu dönemdeki malayani ile modern zamanlardaki malayani arasındaki farklar nelerdir?
Peygamberimiz dönemi faydasız olan şeyler ile günümüz arasında teknolojinin gelişmesi farkı vardır. Gelişen teknoloji faydasız olanı da çok hızlı yaymakta, popüler etmekte ve çoğaltmaktadır. Onun dışında malayaninin özü devirler boyunca aynıdır.
Malayaniden sakınmak için faydasız işlerden uzak durmak gerekir, peki, Müslümanlar ahirete yönelik dahi olsa bütün iş ve eylemlerinde faydayı mı gözetmelidir?
Müslümanların ahirete yönelik yaptığı iş ve eylemlerinde fayda mevcut değilse o iş ahirete yönelik değildir. Ahirete yönelik bir eylem zaten amaçlıdır ve onun malayanili olanı olmaz.
FERHAT KOÇ Yasin Ağırbaş, Uludağ Üniv. PDR mezunu, Psikolojik Danışman Yardımlaşma denince aklınıza ne geliyor? Yardımı ve yardımlaşmayı ne kadar somut veya ne kadar soyut algılıyorsunuz? Yardım neyden, nereden ve nereye yapılır? Yardım denilince aklıma, kişinin veya bir topluluğun elindekini, gönlündekini bir başka kişi ya da kişilerle paylaşması geliyor. Sanırım gönlündeki derken neyi kastettiğimi biraz …
Hangi tanımlama biçiminden hareket ettiğimize ve zaman ve mekana bağlı olarak bu sorunun cevabı değişir. Klasik kamusal-özel ayrımı ya da Türkiye’de anlaşılageldiği şekliyle kamusal alan, devletle alakalı bir alana, kamu hizmetlerinin görüldüğü yerlere işaret ediyordu. Müslüman kadının özel alanda kalması ve kamusal alana çıkmaması tartışması tam da bu bağlama oturuyordu. Başörtüsünün dini bir simge olarak tanımlanması ve seküler kamusal alanda dini simgelere yer olmadığı gerekçesiyle buradan dışlanması da.
‘Şartlar böyle’ ifadesi, genelde mevcut hali kanıksamayı, biraz daha ağırdan almayı veya tedbirli olmayı salık veriyorbize. Gençler ne düşünüyorlar acaba? Şartları zorlayacak, ona teslim olmayacak ruhu taşıyan gençler! Cesur çıkışların, cesur ve özgüvenli sorgulamaların tedbirli fikir sahipleriyle yoğrulması şart. Biri diğerine feda edilebilir gibi değil. Fakat gelişim, cesaret ve olgunlukla buluşabildiğinde olabilen bir şeydir. Sizleri gençlerin …
Oruç Allah’a teslimiyetin bir şiarı. Kulun kendini arındırması… Vakitleri belli bir ibadet… Hikmetini ve faydası üzerinde düşünülecek olursa hem bireysel hem toplumsal bir çok faydayı muhtevi. Kimilerine göre şenlik, kimilerine göre sadece açlık, kimlerine göreyse susuzluk… İnsanların çoğunun susuzluğundan açlığından bahsetmesi de ilgin. Zira bu oruç. Doğasında açlık, susuzluk, biraz yoksunluk biraz yorgunluk var. Arınma …
İnsan, kelimeler ve kavramlarla konuşur ve düşünür. Hele İlahi Vahyin okuyucusu ve mü’mini ise bu sahadaki hassasiyetini, kendisiyle konuşan Rabbinin kelimelerine, hususi bir itina göstererek yapar. Ben, okuryazarlık hayatım boyunca, daima İlahi Kelam’ı, bana hitap ederken kullandığı dil, kelime ve kavramlar üzerinden anlamaya ve anlamlandırmaya çalıştım bütün eşya ve hadiseleri. ‘Din’ dediğim zaman, birileri gibi sadece Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’ı anlamam.
Gençlerle Soruşturma
Hazcılık bir tercih değil, kaybolmuş ruhun kaçışıdır
İnsanın gülmemesi, tebessüm dahi etmemesi hatta surat asması gereken yerde gülmesi; gülmesi gerektiği yerde surat asması ‘laubaliliktir’,
Üzerinde düşünülesi bir konuda düşünmeyip geçiştirilmesi ve hakeza aksi durum için de farklı değildir.
Hey kardeşim,
Kendi tercihin sanıyorsan, senin değil senin için tercih edileni yaşıyorsun çoğu kez.
Onun için mutlu, huzurlu oluyor hatta ‘özgür’ hissediyorsun kendini.
Hazzının peşinde gidiyorsan bir tercihte bulunmuş değilsin dostum. Ruhunun asıl sahibini bulamamış zira aramamış, kaybolmuş ruhunu hazzına hoş gelen şeylere uydu kılmışsın demektir.
Düşün aziz dostum, düşün„
Kaçma, sorularını cesurca sor. Yüzleşmekten korkma! Sorular dişlerinin arasına sıkışmış yemek parçacıkları gibi ağızda gevelenecek birşev değil, cevaplaya bilirsen ciğerlerini açacak, nefesine güç katacak oksijendir, Biz de bu soruşturmada işte bunların izini sürdük.
Merve Çil
Sözlükte mânâsız anlamına gelen malayani neye göre mânâsızdır? Nelere malayani diyebiliriz? Ve Müslüman için bunun bir sınırı var mıdır?
Özge Özkaya: Malayani… İnsan ömrünün telef olmasının en sancılı sebeplerinden… İnsanın kendini misafir edemeyip yerleşmesi mesela dünyaya… Bu, mânâsızlık içinde boğulmaktan doğar. Çünkü misafir olmak daima pür dikkat yaşamayı gerektirir. Öyle uzatamazsın her istediğin an ayaklarını kanepeye, istediğin gibi gezemezsin evde, istediğin saatte uyuyup uyanamazsın filan. Ev sahibi ne yerse onu yersin. Bir rızalık, bir teslimiyet çıkar bir de bu misafir oluştan. Bak, insana ne uzak şeyler bunlar. Evvelen teslimiyet. Bu ağır, bu engebeli bir yol. Nedir teslimiyet öyle, hiç sorgulamadan, mânâyı aramadan geçen bir ömür mü? Hayır. Arama şuuruna eriştikten sonra bu şuuru bahşeden Rabbe karşı haddini bilme hâli. Bu teslimiyetin tam karşısında oturan da hırs. İşte biz tam o koltuktayız. Evet isyan! Dedik… La! Dedik. Neden, nasıl diye sormayı öğrendik ama bu şuurdarane ahval bizi neye itti. Gittikçe mânâya mı yaklaştık yoksa koca bir malayani denizinde mi çırpındık? Bana kalırsa çırpındık, çırpınıyoruz. Bu malayani denizi nedir? Müslüman için ne ifade eder bu deniz?
Zannımca bu deniz dediğim şey dünya başlı başına. Peki, tüm dünyayı bir malayani denizi ilan edersek hak nerede mânâ nerede? Bunlar denizin dibinde belki. Belki şu kaygılarımızdan sıyrılıp bahsettiğim o teslimiyetle çırpınmayı bırakıp bir dalsak derinlere yani bir dursak, bir dursak, bir düşünsek, bu işler bu kadar da sapmayacak. Durmuyoruz, belki sorun da burada. Durmadan düşünmeye çalışıyoruz ki bu da bizi yoruyor. Ve bu yorgunluk hissi bizi azimlendirmek yerine rehavete itiyor. Ah rehavet ki ne kara bir kulübe!
İmâm Şâfiî der ki: “Nefsini hak ile meşgul etmezsen, bâtıl seni işgâl eder.” Buradan çıkarsama ile malayani ile meşgul olanların da hak ile iştigal etmediklerini söyleyebilir miyiz? Veya malayaninin ne gibi kötü sonuçları olabilir?
Hayat-ı ebediyyeyi hayat-ı dünyeviyeye öyle göz göre hediye etmek gibi bir şey. Bence hak olana dalamayıp bâtılla iştigal etmek ömrünü. İmam Şâfiî hoş demiş. Sen dalmazsan, tabiî teslim olmazsan, misafir olduğunu kabul etmezsen, kendine yetiyor sanırsan kendini, bâtıl kuşanır kılıçlarını, gelir seni mağlup eder. Ah bu mağlubiyet bizi harap eder!
İnsanların asli sözün ve işin farkında olmasına rağmen kendisini malayaniye kaptırması ne ile açıklanabilir? Sadece masum, zaten hep olagelen bir tür kaçış mı bu? Yoksa yeni bir din veya ideoloji ihtiyacı mı?
Şimdi bu farkındalık mevzusunda aslında bahsettiğim şeylerde insan körpe değildir. Misafir olduğunun, misafir kalması gerektiğinin, uğraştığı şeyin bâtıl olduğunun bittabiî farkında. Ama dedim ya engebeli geliyor. Düşmek kalkmak da kimin harcı olsundu. Dümdüz yaşamak varken!
Modern hazcı yaşam ile onun cezb ve işgal edici eğlence kültürü Müslümanlar ile malayani arasındaki ilişkiye nasıl etki ediyor?
Hak ile meşgul olmak demek hak olanı doğru tanımaktan geçer. Dediğin gibi malayani ile meşgul olanın hak ile meşgul olmadığını söylemek keskin bilgiler ve özgüven gerektirir. Keskin bilgi biraz modern oldu, yani hakikat. Ve ona erişmiş olmak öyle söylendiği kadar kolay olmasa gerek. Velhasıl bu soruya istinaden benim en başta bu mânâsızlığı bir arayış olarak nitelendirmem geldi aklıma. Tüm bunlar arayış. Hakkı arayış, mânâyı arayış. Hepimiz bir oyuncak gibi düştük maddenin içine. Elimize kolumuza çarpıyor habire bir şeyler. Ama ruhumuza değsin istiyoruz, zihnimiz renklensin istiyoruz. Malayani oluşu günah kabul edersek, zannımca bu dahi belki sevabı arayışımızdan. Bu günahta uzunca kalmak, çırpınmak bu denizde, hakkın öyle kolay ulaşılamıyor oluşundan belki. Buradan bir kaçış doğar…
Bugün birçoğumuzun uzun zamanlarını alan sosyal medya, bizleri faydalı işlerden alıkoyan bir malayani midir?
Hadi inkâr etmeyelim. Vaktini hak ile geçirdiğine inanmış ve inandırmış birinin, kendini ev sahibinin emirleriyle donatıp ibadet, ilim vs ile geçirenin dahi bir arayış sancısı yok mu? Yok mu hiçbir kaygısı? Öyle lekesiz bağrıyla dalmış mı mânâ denizine? İnsanı bizzat kendi yoruyor. Bu arayış yoruyor. Çırpınmak da dalmak da istemiyor insan. Bu da insanı modern yaşamın sunduğu materyal dünyanın kucağına bırakıyor. Yeni bir din, yeni bir ideoloji, ta kendisi bence o kucağın. Haz duymak putu… Eğlence dini… Gülelim, eğlenelim gibi daim olan bir kafa. Bak buralar ne güzel; öyle misafirmiş, hakmış, bâtılmış, hiçbir şey yok. Oh mis! Dur şuna da istek atayım!
Ah bu arzular! Ve her arzumuza cevap veren bu modern yaşam… Her istediği olursa bir çocuğun, şımarır ve yoldan çıkar tabiî. Her istediğimiz oluyor. Ne istiyorsak bu o kadar da uzak gelmiyor. Elde edebileceği gücü ve farkındalığı yüklendi insana. Bu da, insan kendi kendine yettiğini sandığında azar, ayetini hatırlatıyor bana. Yetiyoruz hocam. Sapıyoruz da. Dalmak yerine, çırpınmak yerine, bu reel dünyadan tamamen çıkıp bir simülasyon dünyasına devrettik tüm işleri; orada her şey beyaz! Bu, faydasız işler başlığı adı altında işlenecek kadar basit değil. Burası başlı başına yaratılmış başka bir dünya. Bu dünyaya geçişimiz, azıcık ayak basıyor oluşumuz insanı tamamen saptırır demiyorum. Bu dünya da bu arayışın bir parçasıysa ne âlâ! Arayalım, dolanalım… Ama bu dünya bu arayış halinden kaçışsa şayet, güzel kayboluruz onu diyeyim.
Resulullah’ın yaşamış olduğu dönemdeki malayani ile modern zamanlardaki malayani arasındaki farklar nelerdir?
Bu arada eski zamandaki deniz ile şimdiki malayani denizinin özünde birbirinden farklı olmadığı kanaatindeyim. Her ikisi de insanı bir yönüyle kendinden uzaklaştırıyor, diğer yönüyle her ikisi de yorucu bir arayış hali…
Malayaniden sakınmak için faydasız işlerden uzak durmak gerekir, peki, Müslümanlar ahirete yönelik dahi olsa bütün iş ve eylemlerinde faydayı mı gözetmelidir?
Ben mevzuyu felsefî açıdan genel olarak ele aldım kendimce. Bunun pek senin işine yarayacağını sanmam kardeşim:) Şöyle makale gibi bir yazı da çıkar bu sorulardan aslına bakarsan. Çıkmıştır da. Ama ben bu tür konularda bu budur şu da şudur, faydalı olanlar şunlardır, şunlardan uzak durmak, bunlara yakın olmak gerekir gibi keskin bir yazıyla sıra sıra düzmenin doğruluğunun tartışılır olduğunu düşünüyorum. Belki burada haddimi aşıyorumdur. Uzun zamandır kendimleyim. Şimdi kendimden uzaklaşmakla meşgulüm ve bu hâl beni çürütmekte. Saptırmakta. Kendine bir çare bulamayan kadın, nasıl derman dolu bir sepetle çıkar dostlarının karşısına. Kusurlarımı hoş gör kardeşim.
Haluk Polat
Sözlükte mânâsız anlamına gelen malayani neye göre mânâsızdır? Nelere malayani diyebiliriz? Ve Müslüman için bunun bir sınırı var mıdır?
Muhammed Enes Can: İnsan ontolojik olarak var olduğundan itibaren diğer varlıklardan ayrı niteliklere sahip olarak var edilmiştir. En büyük niteliği ise düşünen bir varlık olması, farklı bir deyişle bir rasyonel olmasıdır. Böylece ontolojik sebeplere dayanarak ortaya çıkardığı eylemler, tabiatıyla diğer varlıkların meydana getirdiği eylemlerden erdem olarak daha üstündür. Malayani kelimesini de bu bağlamda değerlendirmemiz gerektiği kanaatindeyim. Örneğin; bir aslanın, vaktinin büyük bir bölümünü bir ağacın altında dinlenerek geçirmesi, yaratılış gereği fıtratına uygundur. Ancak akıl sahibi olan insanın, zamanını bu şekilde geçirmesi yaratılışına uygun düşmez. Binaenaleyh, insanın ontolojik değerlerine aykırı olarak gerçekleştirdiği eylemleri malayani (mânâsız) olarak kabul edebiliriz. Müslüman ise bu sınırı, yaratılışındaki hakikati anlayarak keşfedebilir. Böylece yaptığı her eylemin onu hakikate yakınlaştırıp uzaklaştırmasına göre eylemlerine şekil vermeye gayret eder.
İmâm Şâfiî der ki: “Nefsini hak ile meşgul etmezsen, bâtıl seni işgâl eder.” Buradan çıkarsama ile malayani ile meşgul olanların da hak ile iştigal etmediklerini söyleyebilir miyiz? Veya malayaninin ne gibi kötü sonuçları olabilir?
İnsanın en büyük zaaflarından birisi de, kendisine zarar verme yetisine sahip olmasıdır. Yaratılış sırrınızı keşfetmemiş iseniz, bu sırrın uzağında hareketler yapmanız kaçınılmazdır. Doğa bilimlerindeki kurala atıfla ortaya çıkan enerji kaybolmaz, dönüşür. Filhakika, insan bir enerji olarak yaratılmıştır. Dolayısıyla bu enerji kaybolmayacağına göre ya faydalı bir enerjiye dönüşecek veyahut zararlı bir enerji meydana getirecek. Bu bilgiler ışığında bunun ortasının olmadığı aşikârdır. Bu nedenle kendisini hakikat ile meşgul etmeyen insanın dünyası hakikatten uzak olan fikirler tarafından işgal edilecektir. Buna ek olarak, olumsuz enerjiyi yaymak ile görevli olan şeytanı da eklediğimizde, İmam Şâfiî’nin ne kadar haklı olduğu karanlıktaki bir ışık gibi gözükmektedir.
Malayani eylemleri meydana getirmenin en kötü sonuçlarından birisi, insanın ontolojik değerlerine zarar vermesidir. Çok mükemmel bir şekilde yaratılan bu varlığın, kendi varlığıyla uyuşmayan eylemler ile ilgilenmesi aslında kendisini reddetmesidir. Verilen en büyük nimetlerden biri olan aklı malayani eylemleri meydana getirmek için kullanan insanoğlu, böylece kendi yaratılışına en büyük zararı vermektedir.
İnsanların asli sözün ve işin farkında olmasına rağmen kendisini malayaniye kaptırması ne ile açıklanabilir? Sadece masum, zaten hep olagelen bir tür kaçış mı bu? Yoksa yeni bir din veya ideoloji ihtiyacı mı?
Aslında bu şekilde hakikati bir kat daha iyi anlıyoruz. Malayani eylemlerin varlığı, bize hakikat için yapılan eylemlerin ne kadar dikkate değer olduğunu hatırlatıyor. Bununla beraber, bu eylemler bir hayat felsefesi doğurabiliyor. Hakikatten uzaklaşan insan, kendine ait değerleri reddederek kendini hedonizmin kollarına bırakabiliyor. Buna bir din veya bir ideoloji adlandırması yapabilirsiniz. Ancak hakikate âşık olmayan insan, hakikati bir yük olarak görüyor. Sonuç olarak o yükün ağırlığı altında ezilirim endişesiyle, kendi varlığını reddetme yolunu seçiyor.
Modern hazcı yaşam ile onun cezb ve işgal edici eğlence kültürü, Müslümanlar ile malayani arasındaki ilişkiye nasıl etki ediyor?
Müslümanların en büyük problemlerinden birisi de yaratılış gerçeğini idrak etmemiş olmalarıdır. Genel itibariyle doğduklarından itibaren ön kabul ile öğrendikleri dini öğretileri üzerine bir araştırma yapmadan, ezberci bir hayat felsefesi ile yaşıyorlar. Bu nedenle de kendini tam anlamıyla tanımlamayan bir Müslüman, kendisine zararlı olanlara da ezber mantığı ile yaklaşıyor. Örneğin: bir Müslüman içki içmenin kendisine zarar verdiğini ve içmemesi gerektiğini küçüklükten itibaren bilmektedir. Ancak aynı Müslüman kahvehanelerde saatlerce oyun oynamayı âdet edinebiliyor. Yaşadığı ortamdan aldığı kültürel/dini bilgiyi olduğu haliyle kabul edip onu sorgulama ihtiyacı hissetmiyor. Buradaki en temel taşlardan birisi kendini tanımlamak ve sana yöneleni kendine göre tanımlayıp hareket etmektir. Ancak genel olarak Müslüman toplumlar ontolojik sorunlarına çözüm üretemediği için modern hayatın zevkleri adeta bir veba salgını gibi onları kuşatarak savunmasız kalelerini esir almaktadır. Takdir edersiniz ki modern hayat sınırsız haz ve sonsuz mutluluğun peşinden koşmaya icbar eden bir hayattır ki bu, malayaninin kişi için hayat felsefesi olması anlamına gelir.
Bugün birçoğumuzun uzun zamanlarını alan sosyal medya bizleri faydalı işlerden alıkoyan bir malayani midir?
Sosyal medya modern dünyada kullandığımız en temel iletişim araçlarından bir tanesidir. Günlük hayatta her an elimizin altındaki teknolojik aletlerden yararlanarak sosyal medyayı takip etmekteyiz. Böylece dünyanın birçok yerinden anında haberdar oluyoruz. Sorduğunuz soruya gelecek olursak; aslında sosyal medya biraz da şu örneğe benziyor: bir bıçakla ekmek kesilerek yararlı işler yapılabileceği gibi bir katil de olunabiliyor. Dolayısıyla buradaki sınırı bir dönüşüm olarak kabul edebiliriz. Sınırı aştığınız andan itibaren malayaninin askerlerinin artık zihninizi işgal etmeye başladığını anlayabiliyorsunuz. Sosyal medyadan gerekli olan güncel bilgiyi aldıktan sonra geçirilen zaman, genel itibariyle o haberlerin tekrarını görmek ile sonuçlanıyor. Böylece zihninize aynı bilginin defalarca tek taraflı olarak empoze edilmesi durumu ortaya çıkıyor. Böylece sağlıklı düşünmek konusunda çoğu zaman imkânsız hale geliniyor ve hakikat enerjisi malayani bir enerjiye dönüşüyor. Sosyal medya, bu şekilde bizi hakikat yolculuğundan alıkoymuş oluyor bir anlamda.
Malayaniden sakınmak için faydasız işlerden uzak durmak gerekir, peki, Müslümanlar ahirete yönelik dahi olsa bütün iş ve eylemlerinde faydayı mı gözetmelidir?
Malayaniden uzak durmak için daha önce de dile getirdiğim gibi hakikati tanımlamanız gerekir. Bunu tanımlayan bir Müslüman, yapacağı eylemlerde bu hakikat tanımını dikkate alarak fayda tanımını yapacaktır. Ezcümle tanımladığı bu fayda neticesinde fiillerine şekil verecektir.
Resulullah’ın yaşamış olduğu dönemdeki malayani ile modern zamanlardaki malayani arasındaki farklar nelerdir?
Peygamberimizin yaşadığı dönemde yaşantı temel olarak insan bedenindeki fiziksel güç üzerine kurulmuştu. Bundan dolayı ekseriyetle insanoğlu fiziksel işlerle hayatını devam ettiriyordu. Böylece boş vakitleri çok da olmuyordu. Ancak modern çağda insanoğlu robotlarla tanıştı. Geçmişte insanoğlunun yaptığı birçok işi artık robotlar yapmaktadır. Böylece insanoğlu için boş zaman meydana gelmektedir. İnsanoğlu, bu boş zamanı, hakikati anlamak için entelektüel seviyesini arttırarak kullanabileceği mükemmel bir fırsata çevirebilir. Ancak biz bunu Müslümanlar olarak tam idrak edebilmiş değiliz. Nitekim entelektüel seviye olarak geride kalmamız buna işaret etmektedir. Dolayısıyla bu da, enerjimizi malayanide harcadığımızı göstermektedir. Sonuç olarak Peygamber efendimizin döneminde yaşayan insanlardan daha fazla düşünmek için vaktimiz varken, biz bu vakti malayani olan eylemlerde kullanmakta devam ediyoruz.
Ferhat Koç
Sözlükte mânâsız anlamına gelen malayani neye göre mânâsızdır? Nelere malayani diyebiliriz? Ve Müslüman için bunun bir sınırı var mıdır?
Sözcükte mânâsız demek olan bu kelime, aynı zamanda amaçsız, boş, fayda vermeyen, yapıldığı zaman günah olmayan ama gerekli de olmayan şeyler hakkında kullanılıyor. Malayani üzerine düşündüğüm zaman bu kelimenin zıddı olarak tam karşısına koyduğum kelime “amaç” oldu. Malayani kelimesi bence “amaçlılık – amaçsızlık” ile ilişkili bir kelimedir. Mânâsız olan neye göre mânâsızdır. Mânâsız tek başına değil, mânâlı olana göre mânâsızdır. Yani burada kriter mânâdır.
Önce mânâlı olanın ne olduğu tespit edildikten sonra mânâsız olan bulunabilir. Bu durumda mânâmız “Allah’a layık bir kulluk”tur. Ve bu kulluğa doğru bizi iletmeyecek olan ve hatta aldığı vakitten ötürü bizi kullukta geriletecek olan şeyler malayanidir. Çünkü bir kitap, bir şeye verdiğimiz değerin ona ayırdığımız zamanla ilişkili olduğunu söyler. Malayani kelimesi ile birebir ilişkili diğer bir kavram da zamandır.
Çünkü her şeyin bir ölçütü ve sınırı vardır. Peki, Kur’ân’da açık bir şekilde nelerin malayaninin içine girdiği belirtilmemişken, bir şeyin malayani olduğunu nasıl anlayacağız? Ve bu konuda bizi bekleyen tehlikeler var mı? Yaptığımız bir işin sonunda veya yapacağımız bir işin başında şunu soracağız. “Benim bu işi yapmakta amacım nedir? Bu işi yapmam asıl yapmam gereken vazifelerimi engelleyecek kadar beni meşgul ediyor mu yoksa onların önüne geçmemiş bir durumda mıdır?” Bu sorularına kendisi şahsi cevap vererek kendi yaptığı eylemin “gerekliliğini” sorgulayacaktır. Burada şöyle bir tehlike de doğmaktadır. Malayani günah olmayıp sadece yapılmaması söylendiği, gereksiz, boş şeylerden uzak durulması tavsiye edildiği için, burada malayaniyi konumlandırma sorunu doğuyor. Malayani daha çok haram eylemler arasında değil helal eylemler arasında bir yerde bulunmakta. Çünkü haram olanlar direkt yasaklanmış. Oysa malayani yapılması direkt günah olmayıp insana fayda vermediği için uzak durulması önerilmiş şeyler. Burada doğan tehlike malayaniden uzak durma adı altında “helal alanın daraltılması”dır. Müslüman, malayaniden uzak durayım diye helâli de haramlaştırmamalıdır. Peygamberimiz (as) eşiyle koşu yarışı da yapıyordu, dikilecek hurma bahçeleri hakkında da konuşuyordu, dini olmayan sohbet, muhabbet de ediyordu. Bunların hepsi yerine göreydi. Ve helaldi. Malayani de değildi. Ama Peygamberimiz zamanını öyle bir dikkatli ve dengeli kullanıyordu ki malayaniden öyle uzaktı ki her şeye vakit buluyordu. Kendisine ayırdığı vakit, özel olarak Rabbine ayırdığı vakit, ailesine ayırdığı vakit ve arkadaşlarına ayırdığı vakit şaşkınlık verici. Nasıl oluyor da hepsine böyle adil bir vakit dağılımı yapıyor. Cevap basit: Peygamberimiz kendisini malayaniden uzak tutuyor. Ve böylece zamanı da bereketleniyordu.
İmâm Şâfiî der ki: “Nefsini hak ile meşgul etmezsen, bâtıl seni işgâl eder.” Buradan çıkarsama ile malayani ile meşgul olanların da hak ile iştigal etmediklerini söyleyebilir miyiz? Veya malayaninin ne gibi kötü sonuçları olabilir?
İmam Şâfiî çok güzel bir yere değinmiştir. İnsan tabiat olarak boşluğu sevmez. Boşlukları bir şeyle doldurur. İşte önemli olan bu boşluklarımızı ne ile doldurduğumuz. Özellikle bir şey üretmeyen, kendini faydalı bir şey yapmaya açmayan ve bomboş olan insanların çabucak bir fitne ile meşgul olduklarına şahit olmuşuzdur. Hatta onlar hakkında elinin boş olduğu için can sıkıntısından milletle uğraştığını düşünürüz. Çünkü kötülük dahi bir amaç barındırır. Ama en kötü şey hiçbir amacının olmamasıdır. İşte malayani de hiçbir amacın olmadığı eylemlerden doğar.
Malayani ile fazla meşguliyet bizi asıl amacımızdan uzaklaştırır. Ve zamanla bâtıla, kötülüğe, zulme yaklaştırabilir. Çünkü iyilikle ve hak ile dolmayan ve bu sebeple boşluğu olan ruh, bunu hemen kötülükle telafi etmek isteyecektir. O sebeple bir mü’min hayata öyle bir yaşam amacı ile tutunur ki boşlukta olduğu ve üretmediği dönemler dahi onu bâtıla itmez. Yine bir mü’min bu temel gayeye ulaşmak yolunda salih ameller biriktirerek hak ile dolar. Ve bâtıla yer kalmaz.
İnsanların, asli sözün ve işin farkında olmasına rağmen kendisini malayaniye kaptırması ne ile açıklanabilir? Sadece masum, zaten hep olagelen bir tür kaçış mı bu? Yoksa yeni bir din veya ideoloji ihtiyacı mı?
İnsanın asıl olanın ne olduğunu bilmesine rağmen kendini malayaniye kaptırması nedir? Artık malayaninin “asıl” haline gelmesidir. Çünkü sadece hakkı görmek yetmez, eylemlerimizle hakkı beslemek de gerekir. Mesela gülmek helaldir. Ama sadece gülmek ve eğlenmenin hayatın en merkezinde olduğu, bir ciddi konunun bile kendisiyle konuşulmadığı, yaşamda tek gayesinin gününü gün etmek, eğlenmek olduğu bir genç, helâli “faydasız” olan ile karıştırmış ve daha sonra da helal olan bir şey yaşam gayesi edinilerek bir nevi putlaştırılmıştır. Oysa İslam ne helal olanı daraltmak ne de helal de olsa bir şeye taptırmak ister. Bir ağacı alması gereken miktar kadar sularsak büyür, fazla su da kurutur. Her şeyde dengeli olmak bizi malayaniye de düşürmez. Hayatı boş, gereksiz şeylerden ibaret haline de getirmez. Malayani bir alışkanlığa dönüşebilir. Fakat bu onu masum kılmaz. Çünkü hayatta en tehlikeli şey alışkanlıklarımız olabiliyor. Değiştirilmesi zor bir şey haline dönüştüğü için.
Malayani hep olagelen bir kaçış mıdır? Hep olagelmez, başta yoktur, kişi sonradan edinir ve alışkanlığa da dönüştürebilir. Kaçış olması konusu ise yerine ve kişisine göre değişebilir. Bazılarına kaçış haline gelmiş de olabilir. Bizi gerçeklerle yüzleştiren, bize hayatın anlamını ve bu anlam için neler yapmamız gerektiğini söyleyen her şey ufkumuzda bir amaç oluşturur. Bunları duymak ve bunların sorumluluğunu üstlenmek ise herkesin yapabileceği bir şey değildir. Bazıları onu duymamak için kaçmayı tercih edebilir. Ve malayani de “kaçtığını dahi fark etmeyeceğin kadar seni oyalayan” bir alışkanlık haline gelebilir. Mekkeli müşriklerin, Peygamberimiz (as) Kur’ân okurken, gürültü çıkarın da duyulmasını engelleyin, dedikleri gibi bazıları gürültü çıkararak hakikati gizleme derdindedir. Veya hakikati göz önünden uzaklaştırma, meşgul olunan bir “özne” halinden çıkarma derdindedir.
Bu anlamda malayani ile ilişkisi olanları ikiye ayıralım. Birincisi, yeni bir ideoloji ve dinmiş gibi malayaniye tapmak üzere kurgulanmış, “malayani üreten insanlar.” İkincisi, bilinçli veya bilinçsiz malayaniyi yapan insanlar. İkinci kesimin niyeti doğrudan kaçış olmayabilir. Ama birinci kesim kesinlikle hakiki olanı gözden ve kulaktan ırak etmek için ellerimize oyalanacağımız boş ve amaçsız oyuncaklar vermektedir. Arada oyuna dalan çocuklara annelerinin seslenip yemek saatini hatırlatmaları gibi Kur’ân da bize seslenir ve ruhumuzu besler. “Biz yeri, göğü ve ikisi arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.” (Enbiya/16)
Modern hazcı yaşam ile onun cezb ve işgal edici eğlence kültürü, Müslümanlar ile malayani arasındaki ilişkiye nasıl etki ediyor?
Modern hazcı yaşam, dini hayattan silmek ve yerine sadece hazzı koymak derdinde. Ve bunu yapmak için icat ettikleri sihirli bir kelimeleri var: “Özgürlük”. Şunu merak ediyorum; neden dini hayattan çıkarıp özgür olduğu zaman insan hep daha fazla haz elde etmek üzere özgürleşir? Neden daha fazla iyilik için özgür değilsin. Daha fazla insana yardım etmek için özgür değil? Çünkü bu kaçınılmaz bir şey. Asıl kul olmamız gereken Allah’tan yüzümüzü çevirirsek heva ve heveslerimize kul oluruz. Çünkü heva ve heves büyük bir çekim gücüne sahip eğer yönetilmezse. Modern hazcı yaşam bizim korktuğumuz şeyi amaç haline getirip savunmakta. Bunu yaparken de tabiî ki birden bunu insana sunsa tepki çekeceği için malayani ile bunu insana alıştırmakta. Özellikle dizilerde verilen mesajlara bakalım. “Daha zengin olmalısın, bunun için hırs yapmalısın, eşin seni aldatabilir, sen eşini aldatabilirsin, evlilik öncesi beraberlikler normaldir çünkü âşıksın, ezilmemek için daha güçlü olmalı ve gerekirse ezmelisin.” Bu mesajlar doğrudan “kötü”dür. Ve bunu gerçek hayatta biri bize dese tepki veririz. Ama malayani ile verilirse alıştırarak kötü olan bir şey topluma empoze edilebilir. Ama tabiî izlediği diziye ve izleme amacına göre dizilerin malayani olması tartışılır. Müslümanlar da herkes gibi hazcı yaşamın konfor dolu, rahatlık dolu tarzına malayani sayesinde özenebiliyor. Herkesi olduğu gibi bu durum Müslümanları da etkiliyor.
Bugün birçoğumuzun uzun zamanlarını alan sosyal medya, bizleri faydalı işlerden alıkoyan bir malayani midir?
Sosyal medyada birçok şey yapılmaktadır. Sosyal medyayı kullanma amacına bağlı olarak malayani olup olmaması değişir. Fakat günde bir buçuk saat düzenli sosyal medyaya zaman ayıran birinin bu ayırdığı vakit o gün okuyacağı Kur’ân’ı engeller hale gelmişse sosyal medya malayaniye dönüşmüş demektir.
Resulullah’ın yaşamış olduğu dönemdeki malayani ile modern zamanlardaki malayani arasındaki farklar nelerdir?
Peygamberimiz dönemi faydasız olan şeyler ile günümüz arasında teknolojinin gelişmesi farkı vardır. Gelişen teknoloji faydasız olanı da çok hızlı yaymakta, popüler etmekte ve çoğaltmaktadır. Onun dışında malayaninin özü devirler boyunca aynıdır.
Malayaniden sakınmak için faydasız işlerden uzak durmak gerekir, peki, Müslümanlar ahirete yönelik dahi olsa bütün iş ve eylemlerinde faydayı mı gözetmelidir?
Müslümanların ahirete yönelik yaptığı iş ve eylemlerinde fayda mevcut değilse o iş ahirete yönelik değildir. Ahirete yönelik bir eylem zaten amaçlıdır ve onun malayanili olanı olmaz.
Kevser EVSEN
İlgili Yazılar
Soruşturma
FERHAT KOÇ Yasin Ağırbaş, Uludağ Üniv. PDR mezunu, Psikolojik Danışman Yardımlaşma denince aklınıza ne geliyor? Yardımı ve yardımlaşmayı ne kadar somut veya ne kadar soyut algılıyorsunuz? Yardım neyden, nereden ve nereye yapılır? Yardım denilince aklıma, kişinin veya bir topluluğun elindekini, gönlündekini bir başka kişi ya da kişilerle paylaşması geliyor. Sanırım gönlündeki derken neyi kastettiğimi biraz …
Soruşturma Alev Erkilet
Hangi tanımlama biçiminden hareket ettiğimize ve zaman ve mekana bağlı olarak bu sorunun cevabı değişir. Klasik kamusal-özel ayrımı ya da Türkiye’de anlaşılageldiği şekliyle kamusal alan, devletle alakalı bir alana, kamu hizmetlerinin görüldüğü yerlere işaret ediyordu. Müslüman kadının özel alanda kalması ve kamusal alana çıkmaması tartışması tam da bu bağlama oturuyordu. Başörtüsünün dini bir simge olarak tanımlanması ve seküler kamusal alanda dini simgelere yer olmadığı gerekçesiyle buradan dışlanması da.
Soruşturma
‘Şartlar böyle’ ifadesi, genelde mevcut hali kanıksamayı, biraz daha ağırdan almayı veya tedbirli olmayı salık veriyorbize. Gençler ne düşünüyorlar acaba? Şartları zorlayacak, ona teslim olmayacak ruhu taşıyan gençler! Cesur çıkışların, cesur ve özgüvenli sorgulamaların tedbirli fikir sahipleriyle yoğrulması şart. Biri diğerine feda edilebilir gibi değil. Fakat gelişim, cesaret ve olgunlukla buluşabildiğinde olabilen bir şeydir. Sizleri gençlerin …
Soruşturma
Oruç Allah’a teslimiyetin bir şiarı. Kulun kendini arındırması… Vakitleri belli bir ibadet… Hikmetini ve faydası üzerinde düşünülecek olursa hem bireysel hem toplumsal bir çok faydayı muhtevi. Kimilerine göre şenlik, kimilerine göre sadece açlık, kimlerine göreyse susuzluk… İnsanların çoğunun susuzluğundan açlığından bahsetmesi de ilgin. Zira bu oruç. Doğasında açlık, susuzluk, biraz yoksunluk biraz yorgunluk var. Arınma …
Soruşturma
İnsan, kelimeler ve kavramlarla konuşur ve düşünür. Hele İlahi Vahyin okuyucusu ve mü’mini ise bu sahadaki hassasiyetini, kendisiyle konuşan Rabbinin kelimelerine, hususi bir itina göstererek yapar. Ben, okuryazarlık hayatım boyunca, daima İlahi Kelam’ı, bana hitap ederken kullandığı dil, kelime ve kavramlar üzerinden anlamaya ve anlamlandırmaya çalıştım bütün eşya ve hadiseleri. ‘Din’ dediğim zaman, birileri gibi sadece Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’ı anlamam.