Manipülasyon, en genel anlamıyla bir aldatma biçimidir. Çıkarlar doğrultusunda muhataba hileli bir şekilde yaklaşılarak gerçekleşir. Amaçlara ulaşılsa bile meşruiyet çeperinden geçemez. Buna tevessül edenler, doğruluk ekseninde yargılanmaktan kurtulamaz. Hastalıklı olarak yahut bilinçli bir şekilde yapılsın, ahlâkî değerler karşısında tutunulamaz. Manipülasyonun sonuçları aldatana ve aldanana farklı şekilde yansır. Ama ne olursa olsun aldatan daha zayıf, daha acınası bir pozisyondadır. Genel geçer kabuller dışında gerçeklik bunu söylemeyi gerektirir. Çoğunluğun kabulleri ise genellikle bu doğruluk durumunu tersyüz eden bir yaklaşımın sergilenmesinin ürünüdür. Çünkü aldatmaya zekiliğin, aldanmaya da saflığın atfedildiği görülmüştür. Kazanç aldatının, kayıp zayıf olanın hanesine yazılır. Buradaki determinizmi aşmak ise bir bilgi durumunu gerektirir. Manipülasyon gerçeklik karşısında her zaman için malûldür. Bilmek ve fark etmek bu minvalde nicel değil nitel bir karşılık gerektirir. Mücadele etmek, aldanmamak elbette önemlidir ama neticede güç yetirilemediği de olur. En azından yeltenmeleri olgunlukla seyretmenin teskin edici yönüne sığınmak gerekir. Kaybı kazanca irca etmek, çıkarlara tevessül etmemiş olmakla mümkün olur. Kayıp yaşansa bile özgürlüğün vazgeçilmez çekiciliği ve kendine meftun edici yönü vardır. Ali Şeriati’nin (1991) özgürlüğe yüklediği anlam, bu minvalde örnek olarak sunulabilir:
Tek ülkeli, tek milletli, tek dilli kurgulara öyle alıştırıldık ki, bunu insanlığın kanunu sanmaya, sanmanın ötesinde inanmaya ve inanmayana kem bakmaya başladık. Kimlerdensin sorusunun tek ve kesin cevabı olmalıydı, herkes yerini bilmeliydi. Kafa karışıklıkları, melez kimlikler, çok dilli aileler canımızı sıkmamalıydı.
Gösterişten hemen her zaman kaçınan metin, ayrıntıya verdiği değeri gözler önüne sermekten çekinmiyor. Seranın içinde, okura rehberli tur yaptıran satırlarda, renkli camların ışık oyunlarını görür gibi oluyorsunuz. Sanki o camların her birinden sakince bakıp, sarıyla, kırmızıyla, yeşille, siyahla ve morla kuşatılıyorsunuz.
“Çok okuyan mı, yoksa çok gezen mi daha çok bilir?” diye meşhur bir söz vardır. Doğrusu ben bu sözü çok gerekli bir söz olarak görmüyorum. Çünkü ‘bilmek’ tek başına bir anlam ifade etmeye yetmez. Zira aslolan bilmek değil, anlamaktır. Dolayısıyla âlemin bilmek üzerine değil, anlamak üzerine inşâ edildiğini düşünüyorum. Anlamak, zihnin bilgi üzerinde arayış hamlesiyle takla atmasıdır.
Post-kolonyal çalışmaların şekillendirdiği alanların başında kültür çalışmaları ve edebiyat gelir. Edebi eserlerin birçoğu dönemin siyasi, toplumsal ve ekonomik altyapısından etkilenir veya döneme damgasını vuran olaylar ve süreçler yazarlara, şairlere ilham kaynağı olur.
Geçtiğimiz haftalarda içimizi ısıtan, yüreğimizi soğutan bir habere dikkat kesildik. Habere konu olan olay bir okul bahçesinde geçiyordu. Çocuklar dışarda oyun oynarken, okul bahçesine yanaşan kamyon, karşısında kalabalık bir ordu buldu. Adı boykot listelerinin başlarında
Edebiyat ve Manipülasyon
Manipülasyon, en genel anlamıyla bir aldatma biçimidir. Çıkarlar doğrultusunda muhataba hileli bir şekilde yaklaşılarak gerçekleşir. Amaçlara ulaşılsa bile meşruiyet çeperinden geçemez. Buna tevessül edenler, doğruluk ekseninde yargılanmaktan kurtulamaz. Hastalıklı olarak yahut bilinçli bir şekilde yapılsın, ahlâkî değerler karşısında tutunulamaz. Manipülasyonun sonuçları aldatana ve aldanana farklı şekilde yansır. Ama ne olursa olsun aldatan daha zayıf, daha acınası bir pozisyondadır. Genel geçer kabuller dışında gerçeklik bunu söylemeyi gerektirir. Çoğunluğun kabulleri ise genellikle bu doğruluk durumunu tersyüz eden bir yaklaşımın sergilenmesinin ürünüdür. Çünkü aldatmaya zekiliğin, aldanmaya da saflığın atfedildiği görülmüştür. Kazanç aldatının, kayıp zayıf olanın hanesine yazılır. Buradaki determinizmi aşmak ise bir bilgi durumunu gerektirir. Manipülasyon gerçeklik karşısında her zaman için malûldür. Bilmek ve fark etmek bu minvalde nicel değil nitel bir karşılık gerektirir. Mücadele etmek, aldanmamak elbette önemlidir ama neticede güç yetirilemediği de olur. En azından yeltenmeleri olgunlukla seyretmenin teskin edici yönüne sığınmak gerekir. Kaybı kazanca irca etmek, çıkarlara tevessül etmemiş olmakla mümkün olur. Kayıp yaşansa bile özgürlüğün vazgeçilmez çekiciliği ve kendine meftun edici yönü vardır. Ali Şeriati’nin (1991) özgürlüğe yüklediği anlam, bu minvalde örnek olarak sunulabilir:
“Ey özgürlük!
Seni seviyorum.
Sana muhtacım.
Sana aşığım.
Sensiz yaşam zordur.
…
Bu yazının devamı 218. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
218. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Şam’dan Dostum Geldi: Bin Dilde Hakikat Şarkısı Söyledi
Tek ülkeli, tek milletli, tek dilli kurgulara öyle alıştırıldık ki, bunu insanlığın kanunu sanmaya, sanmanın ötesinde inanmaya ve inanmayana kem bakmaya başladık. Kimlerdensin sorusunun tek ve kesin cevabı olmalıydı, herkes yerini bilmeliydi. Kafa karışıklıkları, melez kimlikler, çok dilli aileler canımızı sıkmamalıydı.
Zaman Yok Artık: Duvar Saatinin On Üçüncü Gongu
Gösterişten hemen her zaman kaçınan metin, ayrıntıya verdiği değeri gözler önüne sermekten çekinmiyor. Seranın içinde, okura rehberli tur yaptıran satırlarda, renkli camların ışık oyunlarını görür gibi oluyorsunuz. Sanki o camların her birinden sakince bakıp, sarıyla, kırmızıyla, yeşille, siyahla ve morla kuşatılıyorsunuz.
Entelektüel Bir Haslet Olarak Eleştirellik
“Çok okuyan mı, yoksa çok gezen mi daha çok bilir?” diye meşhur bir söz vardır. Doğrusu ben bu sözü çok gerekli bir söz olarak görmüyorum. Çünkü ‘bilmek’ tek başına bir anlam ifade etmeye yetmez. Zira aslolan bilmek değil, anlamaktır. Dolayısıyla âlemin bilmek üzerine değil, anlamak üzerine inşâ edildiğini düşünüyorum. Anlamak, zihnin bilgi üzerinde arayış hamlesiyle takla atmasıdır.
Toni Morrison ve Ötekilerin Kökeni
Post-kolonyal çalışmaların şekillendirdiği alanların başında kültür çalışmaları ve edebiyat gelir. Edebi eserlerin birçoğu dönemin siyasi, toplumsal ve ekonomik altyapısından etkilenir veya döneme damgasını vuran olaylar ve süreçler yazarlara, şairlere ilham kaynağı olur.
Koltuğun Hacmi
Geçtiğimiz haftalarda içimizi ısıtan, yüreğimizi soğutan bir habere dikkat kesildik. Habere konu olan olay bir okul bahçesinde geçiyordu. Çocuklar dışarda oyun oynarken, okul bahçesine yanaşan kamyon, karşısında kalabalık bir ordu buldu. Adı boykot listelerinin başlarında
Alışverişe devam et