Hayatı, Eğitimi, Fikrî Katkıları ve Önemli Eserleri
Muhammed Tahir bin Âşûr (1879-1973), Tunuslu önemli bir İslam âlimi, fakih ve müfessirdir. Modern dönemde İslam düşüncesine katkılarıyla tanınan İbn Âşûr, özellikle tefsir ve makâsıd içtihat alanındaki çalışmalarıyla öne çıkmıştır. “et-Tahrîrve’t-Tenvîr” adlı tefsiri ve Makasidü’ş-Şeria el-İslamiye adlı eseri en meşhur eserlerindendir.
1879 yılında Tunus’ta doğmuş geleneksel İslami ilimlerin yanı sıra Arap dili ve edebiyatında da uzmanlaşmış, Ez-Zeytune Üniversitesi’nde eğitim almış ve daha sonra burada öğretim üyeliği yapmıştır.
İbn Âşûr’un kısaca fikri katkıları şu dallarda olmuştur.
Tefsir: et-Tahrîrve’t-Tenvîr adlı eseri, dilbilimsel ve anlam merkezli bir tefsir olup, klasik ve modern tefsir yaklaşımlarını birleştirmiştir.
Fıkıh: Hanefi ve Maliki mezheplerine vakıf olup, İslam hukuku ve usul alanında reform önerileri sunmuştur.
Modernleşme ve Gelenek: İslam’ın modern dünyaya nasıl adapte edilebileceği konusunda fikirler geliştirmiştir.
İbn Âşûr’un bir çok alanda çeşitli eserleri vardır, bunlardan en önemlileri şunlardır:
et-Tahrîrve’t-Tenvîr (Tefsir alanında en önemli eserlerinden biridir)
Makasidü’ş-Şeria el-İslamiye (İslam hukukunun amaçlarını ele alan önemli çalışmaların başında gelir)
1973 yılında vefat eden Muhammed Tahir bin Âşûr, İslam düşüncesinin modernleşmesine dair önemli izler bırakmış bir âlimdir.
Makasıda ve İçtihada Bakışı
Muhammed Tahir bin Âşûr, İslam düşüncesinde özellikle makâsıd-şeriat (şeriatın maksatları) konusundaki derinlemesine görüşleriyle tanınan bir alimdir. İçtihat (İslam hukukunu yeniden yorumlama ve uygulama süreci) ve makâsıd arasındaki ilişkiyi ele alırken sadece dini metinlerin zahiri anlamına dayalı bir yaklaşımdan ziyade, şeriatın hedefleri ve insanların toplumsal ihtiyaçları doğrultusunda daha kapsamlı ve esnek bir içtihat anlayışını savunur. İbn Âşûr, içtihadın modern toplumların gereksinimlerini karşılayabilmesi için makâsıd ilkesine dayalı olarak şekillenmesi gerektiğini ifade eder.
Makâsıd-Şeriat Kavramı ve İçtihat
Makâsıd-şeriat, İslam hukukunun (fıkıh) ve İslam’ın temel ilkelerinin ardında yatan amaçlar ve hedefler anlamına gelir. İçtihat ise naslardan ve temel ilkelerden hareketle Şâr’î’nin amaçladığı hedeflerin gerçekleştirmesini sağlayan hükümleri ortaya koyma eylemidir. İbn Âşûr’a göre İslam şeriatı sadece belirli ritüellerin yerine getirilmesi veya bireysel ibadetlerin düzenlenmesi değil, aynı zamanda toplumsal düzeni ve adaleti temin etmeyi de hedefler.
Makâsıd-Şeriat ve Şeriatın Amacı
Tahir bin Âşûr’a göre şeriat yalnızca bireysel ibadetler ya da belirli ahlaki normlarla sınırlı değildir. Şeriat, insanların dünyadaki ve ahiretteki mutluluğunu sağlama amacı güder. Bu nedenle, şeriatın amaçlarını (makâsıd-şeriat) doğru anlamak, içtihat ve hukuki uygulamaların doğru bir şekilde yapılabilmesi için gereklidir. Bu amaçlar; insan haklarının korunması, adaletin sağlanması, bireysel özgürlüklerin teminat altına alınması gibi temel ilkelere dayanır.
İbn Âşûr, şeriatın bu temel amaçlarını göz önünde bulundurarak hukukun ve içtihadın zamanla evrilen toplumsal koşullara uyum sağlaması gerektiğini savunur. Ona göre Makâsıd, şeriatın insanların manevi ve maddi refahını sağlamadaki gaye ve hedeflerini ifade eder ve içtihat bu hedeflere hizmet etmelidir.
Fıkıh Usulü ve Makâsıd İlişkisi:
İbn Âşûr, fıkıh usulü (İslam hukuku metodolojisi) açısından da makâsıd ilkesinin önemli olduğunu savunur. Geleneksel fıkıh usulü, hukuki metinlerin (Kur’an, hadis, icma ve kıyas) doğrudan anlaşılmasında belirli kurallara dayanır. Ancak, bu metinlerin sadece zahiri anlamlarıyla sınırlı kalmak, toplumsal ve bireysel koşulları dikkate almadığında, hukukun işlevselliği azalabilir.
Âşûr’a göre, makâsıd-şeriat ilkesinin fıkıh usulüne entegre edilmesi, hukuki yorumlamaları derinleştirir ve şeriatın toplumsal amacına hizmet etmesini sağlar. Örneğin, kamu yararı (maslaha) ve adalet gibi kavramlar, fıkıh usulünün temel referans noktalarından biri hâline gelir. Bu yaklaşım, içtihat yaparken daha esnek ve toplumsal ihtiyaçları göz önünde bulunduran bir yaklaşımı mümkün kılar.
Fıkıh Usulü ve Makâsıdın Rolü
Tahir bin Âşûr, fıkıh usulü ile makâsıd ilkesinin birleşmesinin, İslam hukukunu daha esnek ve zamanla uyumlu hâle getireceğini savunur. Geleneksel fıkıh usulü, genellikle metinlerin zahiri anlamlarına dayalıdır. Ancak makâsıd-şeriat ilkesine dayalı içtihat, şeriatın amacını göz önünde bulundurarak daha derin ve kapsamlı bir yaklaşım sunar. Bu, hukuki uygulamaların daha dinamik, daha toplumsal sorunları dikkate alan bir hâle gelmesini sağlar.
Makâsıd ilkesinin fıkıh usulüne dahil edilmesi, özellikle yeni sorunlara çözüm bulma noktasında faydalıdır. Örneğin modern dünyada çıkan teknolojik gelişmeler, çevre sorunları veya globalleşme gibi meseleler, geleneksel içtihatla yeterince ele alınamayabilir. Ancak makâsıd ilkesine dayalı bir içtihat, bu tür sorunları şeriatın genel amaçları doğrultusunda çözmeyi mümkün kılar.
Makâsıdın Fıkhı Yeniden Şekillendirme Üzerindeki Etkisi:
Muhammed Tahir bin Âşûr, şeriatın amacını anlamanın sadece geleneksel hukukî metinleri yorumlamakla sınırlı kalmaması gerektiğini belirtir. İslam hukukunun esas amaçları; insanın hayatta kalması, onurlu bir yaşam sürmesi, toplumsal barışın sağlanması ve bireylerin haklarının korunması gibi insanlıkla ilgili evrensel hedeflere dayanır. Bu yüzden makâsıd ilkesinin içtihatta dikkate alınması, hukukun insan odaklı olmasını sağlayarak toplumların ihtiyaçları ile örtüşmesini temin eder.
Makâsıd ilkesinin fıkha etkisi, aynı zamanda kapsayıcı bir yaklaşım getirir. Toplumun dinamikleri değiştikçe, İslam hukukunun da dinamik ve gelişime açık olması gerektiğini savunur. Bu da hukukun sadece geleneksel metinlerle değil toplumun ahlaki, ekonomik ve sosyal sorunları ile doğrudan ilgilenmesi gerektiği anlamına gelir.
Modern İçtihat ve Hukuki Reform
Tahir bin Âşûr’un içtihat anlayışı, hukuki reform talepleriyle de yakından ilişkilidir. Ona göre, İslam hukuku yalnızca geçmişteki alimlerin görüşlerine sadık kalarak değil, modern toplumların ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendirilmelidir. Makâsıd-şeriat anlayışına dayalı içtihat, İslam hukukunun canlı bir sistem olarak varlığını sürdürebilmesi için gereklidir. Bu, hukuki reformların temelini oluşturur.
Örneğin günümüzdeki sosyal adalet anlayışları, ekonomik eşitsizlik, kadın hakları ve sivil haklar gibi konularda yapılan içtihatlar; makâsıd-şeriat ilkesine dayalı olarak şeriatın amacına uygun biçimde güncellenebilir. Bu da, içtihadın sadece dinî bir emir olmanın ötesine geçip toplumsal fayda ve adalet sağlama amacını gütmesi gerektiğini ortaya koyar.
Sonuç
Muhammed Tahir bin Âşûr, makâsıd-şeriat ilkesine dayalı bir içtihat anlayışının toplumsal değişimlerle uyumlu, adil ve evrensel bir İslam hukuku oluşturulmasına olanak tanıyacağını savunmuştur. İçtihat, sadece dini metinlere dayalı klasik bir uygulama değil; toplumların dinamik ihtiyaçlarına cevap veren, şeriatın evrensel amaçlarına hizmet eden bir süreç olmalıdır. Makâsıd ilkesine dayalı içtihat, İslam hukukunu sadece bireysel ibadetlerin düzenlendiği bir sistem olmaktan çıkarıp toplumsal refahı, insan haklarını ve adaleti koruyan bir hukuki sistem hâline getirir.
Alışkanlıklar insanın hayatını idame ettirebilmesi için gereklidir. Bir babanın her gün işe gitmesi, bir annenin çocuklarıyla ilgilenebilmesi, bir öğrencinin derslerini zamanında yapabilmesi gibi alışkanlıklar son derece faydalıdır. Bu tür alışkanlıklarını terk eden bir baba, anne ya da öğrenci ise sıkıntı yaşayacaktır. Fakat iş, düşünce eylemine gelince durum biraz değişmektedir. Hep aynı tarz düşünen, herhangi bir konuda düşüncelerini değiştirmemekte ısrar eden bir kişi için bu alışkanlık zararlıdır. Fakat insanların çoğu fikri anlamda şüphe içinde bir hayat yaşamaktansa içinde şüpheye yer olmayan rahat bir hayatı tercih ederler.
“İslâm insanlığa ne vadediyor?” sorusu etrafında ele alınan konu, gerçeklikle hakikat sarkacında incelenmiş, ardından İslâm’ın temel kaynakları ekseninde değerlendirilmiştir. Çalışmada, kendini İslâm’a nispet eden toplumların yoğunlukta olduğu coğrafyalarda hezimet söz konusu iken, konunun beyanı öncesi doğru bir durum tespiti yapılması zarureti vurgulanmıştır.
Masallar, çocuk edebiyatını besleyen en zengin kaynaklardan biri olagelmiştir. Samed Behrengi’den John Boyne’a birçok yazar doğrudan ya da dolaylı bir şekilde masallarla alışveriş hâlinde olmuştur. Uyarlama, motif, tema, tip, ödünçleme, parodi, ters yüz etme teknikleriyle masallar bundan sonra da çocuk edebiyatı için bereketli bir damar olmayı sürdürecek gibi görünmektedir.
Evvela şunu bilmelidir ki her mümin potansiyel anlamda önündeki, elindeki, zihnindeki, karşılaştığı bütün hususlarda sıradan, alelade bir tepki vererek geçiştirici bir tavır gösterirse bu tutumundan ötürü mesul olacağını bilir, bilmelidir. Müminin cahil sıfatı yoktur. Bu bakımdan o; çaba göstermek, bütün gücünü kullanmak, hak ve hakikat uğruna ısrarlı olmak ve zahmet çekmeyi göze almakla mükelleftir
Ne yapmalıyım diye düşündüm hala düşünüyorum. İsrail ve ona yardım edenlerin mallarına karşı bir boykottan söz ediliyor. Tamam, diyorum. Markette daha önceleri yetmiş dokuz liraya satılan Domestos kırk liraya düşürülmüştü. Her müşteriye kasadaki masum kız tarafından özellikle indiriminden söz açılıp pazarlanmaya çalışılıyordu. İşte diyorum, karşımda ciddi bir imtihan suali. Cebimdeki para beni tahrik ediyor, elinde avucunda başka ne kaldı hadi davran al bu ucuzlukta şu kimyasal nesneyi de eşin sevinsin. Ama benim içimde bir başka ben daha var. O diyor ki sor bakalım senin memleketin Elaziz’deki Coca Cola dolum tesislerinin kapısına kilit vurulmuş mudur; Endonezya’da McDonalds’ların iflas ettirildiği gibi.
M. Tahir bin Âşûr’un Makasıda ve İçtihada Bakışı
Hayatı, Eğitimi, Fikrî Katkıları ve Önemli Eserleri
Muhammed Tahir bin Âşûr (1879-1973), Tunuslu önemli bir İslam âlimi, fakih ve müfessirdir. Modern dönemde İslam düşüncesine katkılarıyla tanınan İbn Âşûr, özellikle tefsir ve makâsıd içtihat alanındaki çalışmalarıyla öne çıkmıştır. “et-Tahrîrve’t-Tenvîr” adlı tefsiri ve Makasidü’ş-Şeria el-İslamiye adlı eseri en meşhur eserlerindendir.
1879 yılında Tunus’ta doğmuş geleneksel İslami ilimlerin yanı sıra Arap dili ve edebiyatında da uzmanlaşmış, Ez-Zeytune Üniversitesi’nde eğitim almış ve daha sonra burada öğretim üyeliği yapmıştır.
İbn Âşûr’un kısaca fikri katkıları şu dallarda olmuştur.
Tefsir: et-Tahrîrve’t-Tenvîr adlı eseri, dilbilimsel ve anlam merkezli bir tefsir olup, klasik ve modern tefsir yaklaşımlarını birleştirmiştir.
Fıkıh: Hanefi ve Maliki mezheplerine vakıf olup, İslam hukuku ve usul alanında reform önerileri sunmuştur.
Modernleşme ve Gelenek: İslam’ın modern dünyaya nasıl adapte edilebileceği konusunda fikirler geliştirmiştir.
İbn Âşûr’un bir çok alanda çeşitli eserleri vardır, bunlardan en önemlileri şunlardır:
et-Tahrîrve’t-Tenvîr (Tefsir alanında en önemli eserlerinden biridir)
Makasidü’ş-Şeria el-İslamiye (İslam hukukunun amaçlarını ele alan önemli çalışmaların başında gelir)
1973 yılında vefat eden Muhammed Tahir bin Âşûr, İslam düşüncesinin modernleşmesine dair önemli izler bırakmış bir âlimdir.
Makasıda ve İçtihada Bakışı
Muhammed Tahir bin Âşûr, İslam düşüncesinde özellikle makâsıd-şeriat (şeriatın maksatları) konusundaki derinlemesine görüşleriyle tanınan bir alimdir. İçtihat (İslam hukukunu yeniden yorumlama ve uygulama süreci) ve makâsıd arasındaki ilişkiyi ele alırken sadece dini metinlerin zahiri anlamına dayalı bir yaklaşımdan ziyade, şeriatın hedefleri ve insanların toplumsal ihtiyaçları doğrultusunda daha kapsamlı ve esnek bir içtihat anlayışını savunur. İbn Âşûr, içtihadın modern toplumların gereksinimlerini karşılayabilmesi için makâsıd ilkesine dayalı olarak şekillenmesi gerektiğini ifade eder.
Makâsıd-Şeriat Kavramı ve İçtihat
Makâsıd-şeriat, İslam hukukunun (fıkıh) ve İslam’ın temel ilkelerinin ardında yatan amaçlar ve hedefler anlamına gelir. İçtihat ise naslardan ve temel ilkelerden hareketle Şâr’î’nin amaçladığı hedeflerin gerçekleştirmesini sağlayan hükümleri ortaya koyma eylemidir. İbn Âşûr’a göre İslam şeriatı sadece belirli ritüellerin yerine getirilmesi veya bireysel ibadetlerin düzenlenmesi değil, aynı zamanda toplumsal düzeni ve adaleti temin etmeyi de hedefler.
Makâsıd-Şeriat ve Şeriatın Amacı
Tahir bin Âşûr’a göre şeriat yalnızca bireysel ibadetler ya da belirli ahlaki normlarla sınırlı değildir. Şeriat, insanların dünyadaki ve ahiretteki mutluluğunu sağlama amacı güder. Bu nedenle, şeriatın amaçlarını (makâsıd-şeriat) doğru anlamak, içtihat ve hukuki uygulamaların doğru bir şekilde yapılabilmesi için gereklidir. Bu amaçlar; insan haklarının korunması, adaletin sağlanması, bireysel özgürlüklerin teminat altına alınması gibi temel ilkelere dayanır.
İbn Âşûr, şeriatın bu temel amaçlarını göz önünde bulundurarak hukukun ve içtihadın zamanla evrilen toplumsal koşullara uyum sağlaması gerektiğini savunur. Ona göre Makâsıd, şeriatın insanların manevi ve maddi refahını sağlamadaki gaye ve hedeflerini ifade eder ve içtihat bu hedeflere hizmet etmelidir.
Fıkıh Usulü ve Makâsıd İlişkisi:
İbn Âşûr, fıkıh usulü (İslam hukuku metodolojisi) açısından da makâsıd ilkesinin önemli olduğunu savunur. Geleneksel fıkıh usulü, hukuki metinlerin (Kur’an, hadis, icma ve kıyas) doğrudan anlaşılmasında belirli kurallara dayanır. Ancak, bu metinlerin sadece zahiri anlamlarıyla sınırlı kalmak, toplumsal ve bireysel koşulları dikkate almadığında, hukukun işlevselliği azalabilir.
Âşûr’a göre, makâsıd-şeriat ilkesinin fıkıh usulüne entegre edilmesi, hukuki yorumlamaları derinleştirir ve şeriatın toplumsal amacına hizmet etmesini sağlar. Örneğin, kamu yararı (maslaha) ve adalet gibi kavramlar, fıkıh usulünün temel referans noktalarından biri hâline gelir. Bu yaklaşım, içtihat yaparken daha esnek ve toplumsal ihtiyaçları göz önünde bulunduran bir yaklaşımı mümkün kılar.
Fıkıh Usulü ve Makâsıdın Rolü
Tahir bin Âşûr, fıkıh usulü ile makâsıd ilkesinin birleşmesinin, İslam hukukunu daha esnek ve zamanla uyumlu hâle getireceğini savunur. Geleneksel fıkıh usulü, genellikle metinlerin zahiri anlamlarına dayalıdır. Ancak makâsıd-şeriat ilkesine dayalı içtihat, şeriatın amacını göz önünde bulundurarak daha derin ve kapsamlı bir yaklaşım sunar. Bu, hukuki uygulamaların daha dinamik, daha toplumsal sorunları dikkate alan bir hâle gelmesini sağlar.
Makâsıd ilkesinin fıkıh usulüne dahil edilmesi, özellikle yeni sorunlara çözüm bulma noktasında faydalıdır. Örneğin modern dünyada çıkan teknolojik gelişmeler, çevre sorunları veya globalleşme gibi meseleler, geleneksel içtihatla yeterince ele alınamayabilir. Ancak makâsıd ilkesine dayalı bir içtihat, bu tür sorunları şeriatın genel amaçları doğrultusunda çözmeyi mümkün kılar.
Makâsıdın Fıkhı Yeniden Şekillendirme Üzerindeki Etkisi:
Muhammed Tahir bin Âşûr, şeriatın amacını anlamanın sadece geleneksel hukukî metinleri yorumlamakla sınırlı kalmaması gerektiğini belirtir. İslam hukukunun esas amaçları; insanın hayatta kalması, onurlu bir yaşam sürmesi, toplumsal barışın sağlanması ve bireylerin haklarının korunması gibi insanlıkla ilgili evrensel hedeflere dayanır. Bu yüzden makâsıd ilkesinin içtihatta dikkate alınması, hukukun insan odaklı olmasını sağlayarak toplumların ihtiyaçları ile örtüşmesini temin eder.
Makâsıd ilkesinin fıkha etkisi, aynı zamanda kapsayıcı bir yaklaşım getirir. Toplumun dinamikleri değiştikçe, İslam hukukunun da dinamik ve gelişime açık olması gerektiğini savunur. Bu da hukukun sadece geleneksel metinlerle değil toplumun ahlaki, ekonomik ve sosyal sorunları ile doğrudan ilgilenmesi gerektiği anlamına gelir.
Modern İçtihat ve Hukuki Reform
Tahir bin Âşûr’un içtihat anlayışı, hukuki reform talepleriyle de yakından ilişkilidir. Ona göre, İslam hukuku yalnızca geçmişteki alimlerin görüşlerine sadık kalarak değil, modern toplumların ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendirilmelidir. Makâsıd-şeriat anlayışına dayalı içtihat, İslam hukukunun canlı bir sistem olarak varlığını sürdürebilmesi için gereklidir. Bu, hukuki reformların temelini oluşturur.
Örneğin günümüzdeki sosyal adalet anlayışları, ekonomik eşitsizlik, kadın hakları ve sivil haklar gibi konularda yapılan içtihatlar; makâsıd-şeriat ilkesine dayalı olarak şeriatın amacına uygun biçimde güncellenebilir. Bu da, içtihadın sadece dinî bir emir olmanın ötesine geçip toplumsal fayda ve adalet sağlama amacını gütmesi gerektiğini ortaya koyar.
Sonuç
Muhammed Tahir bin Âşûr, makâsıd-şeriat ilkesine dayalı bir içtihat anlayışının toplumsal değişimlerle uyumlu, adil ve evrensel bir İslam hukuku oluşturulmasına olanak tanıyacağını savunmuştur. İçtihat, sadece dini metinlere dayalı klasik bir uygulama değil; toplumların dinamik ihtiyaçlarına cevap veren, şeriatın evrensel amaçlarına hizmet eden bir süreç olmalıdır. Makâsıd ilkesine dayalı içtihat, İslam hukukunu sadece bireysel ibadetlerin düzenlendiği bir sistem olmaktan çıkarıp toplumsal refahı, insan haklarını ve adaleti koruyan bir hukuki sistem hâline getirir.
İlgili Yazılar
Eleştirel Düşünebilmek ve Eleştiri Geleneğimiz
Alışkanlıklar insanın hayatını idame ettirebilmesi için gereklidir. Bir babanın her gün işe gitmesi, bir annenin çocuklarıyla ilgilenebilmesi, bir öğrencinin derslerini zamanında yapabilmesi gibi alışkanlıklar son derece faydalıdır. Bu tür alışkanlıklarını terk eden bir baba, anne ya da öğrenci ise sıkıntı yaşayacaktır. Fakat iş, düşünce eylemine gelince durum biraz değişmektedir. Hep aynı tarz düşünen, herhangi bir konuda düşüncelerini değiştirmemekte ısrar eden bir kişi için bu alışkanlık zararlıdır. Fakat insanların çoğu fikri anlamda şüphe içinde bir hayat yaşamaktansa içinde şüpheye yer olmayan rahat bir hayatı tercih ederler.
İslâm’ın İnsanlığa Vadettikleri -I-
“İslâm insanlığa ne vadediyor?” sorusu etrafında ele alınan konu, gerçeklikle hakikat sarkacında incelenmiş, ardından İslâm’ın temel kaynakları ekseninde değerlendirilmiştir. Çalışmada, kendini İslâm’a nispet eden toplumların yoğunlukta olduğu coğrafyalarda hezimet söz konusu iken, konunun beyanı öncesi doğru bir durum tespiti yapılması zarureti vurgulanmıştır.
Ütopyaya Masal Aşısı ya da Masaldan Ütopyaya Bir Yol Var mı?
Masallar, çocuk edebiyatını besleyen en zengin kaynaklardan biri olagelmiştir. Samed Behrengi’den John Boyne’a birçok yazar doğrudan ya da dolaylı bir şekilde masallarla alışveriş hâlinde olmuştur. Uyarlama, motif, tema, tip, ödünçleme, parodi, ters yüz etme teknikleriyle masallar bundan sonra da çocuk edebiyatı için bereketli bir damar olmayı sürdürecek gibi görünmektedir.
İçtihad Yanılma Hürriyeti
Evvela şunu bilmelidir ki her mümin potansiyel anlamda önündeki, elindeki, zihnindeki, karşılaştığı bütün hususlarda sıradan, alelade bir tepki vererek geçiştirici bir tavır gösterirse bu tutumundan ötürü mesul olacağını bilir, bilmelidir. Müminin cahil sıfatı yoktur. Bu bakımdan o; çaba göstermek, bütün gücünü kullanmak, hak ve hakikat uğruna ısrarlı olmak ve zahmet çekmeyi göze almakla mükelleftir
Şairlerin ve Tüm Vicdan Sahiplerinin Filistin İçin Küresel İntifada Çağrısı
Ne yapmalıyım diye düşündüm hala düşünüyorum. İsrail ve ona yardım edenlerin mallarına karşı bir boykottan söz ediliyor. Tamam, diyorum. Markette daha önceleri yetmiş dokuz liraya satılan Domestos kırk liraya düşürülmüştü. Her müşteriye kasadaki masum kız tarafından özellikle indiriminden söz açılıp pazarlanmaya çalışılıyordu. İşte diyorum, karşımda ciddi bir imtihan suali. Cebimdeki para beni tahrik ediyor, elinde avucunda başka ne kaldı hadi davran al bu ucuzlukta şu kimyasal nesneyi de eşin sevinsin. Ama benim içimde bir başka ben daha var. O diyor ki sor bakalım senin memleketin Elaziz’deki Coca Cola dolum tesislerinin kapısına kilit vurulmuş mudur; Endonezya’da McDonalds’ların iflas ettirildiği gibi.