İnsanlar, hem de onların en masumları, boy boy türlü türlü hayvanlar, envai çeşit nebatat yok olup gitmeseydi; açlık susuzluk kol gezmeseydi, tahribat sadece mimari ve kültürel boyutta olsaydı bile savaşın ne korkunç, ne zalimce bir lanet olduğunu hemen herkes anlardı. Neşeli, rengârenk, nefes üstüne nefes alan bir şehirle; griye çalan karanlığı her yerini kuşatmış enkaz yığını arasında ilkini seçip ikincisinden ölesiye uzak durmak tercihlerin en kolayıydı. Yok etmek ve kazanmak gibi tuhaf bir ikiliye hizmet eden savaşın güya incelikli planları, stratejileri vardı ama ne hikmetse en “kazanılmış” savaş bile barışla imzalanmayınca hiçbir şey elde edilemiyordu.
Belki de insanlığın büyük başarısızlığı, barışı yeterince işleyip herkesin anlayacağı bir netliğe kavuşturamamasıydı. Barış ne yazık ki, savaşlar arası bir mola, mecalsiz bir züğürt tesellisiydi. Barıştan vazgeçmek hayallerden bile uzak tutulmalıyken, seçenekler arasında hep ilk üç arasındaydı.
Plutarkhos’a selam verircesine iki kitaba, iki savaş karşıtı resimli direniş eserine eğileceğim, dört değil kırk dört gözümle. Görsel diliyle büyük savaşların propaganda afişlerini hatırlatan, biri Ukrayna’dan diğeri İspanya’dan seslenen “Rondo’yu Değitiren Savaş” ve “Savaş Neleri Sevmez” kitaplarında, ihmal ettiğimiz barış binbir dille köşeye sıkıştırıyor savaşı.
Şehir bir birikimdir; söylenen şarkılar, yapılan alışverişler, verilen selamlar. Dünün birikimi müzelerde görülür, kütüphanelerde okunur, sanat merkezlerinde hissedilir, duyulur. Sokaklarda başıboş gezen hayvanların neşesi bile ele verir o şehri. Merhamet kol gezer kuytularda, deli dervişler her yere girip çıkar hürmet görür.
Bu yazının devamı
219. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Yaşar aslen Kahramanmaraşlıydı. Evin tek erkek çocuğu, değerli. Kısa yoldan ekmek sahibi olsun diye, o günlerde meşhur olan, sağlık meslek lisesine kaydolması ailece onaylanmış, Yaşar büyük bir hüzün eşliğinde Diyarbakır’a
Yaşlı teyzemizi ziyarete gittik.O da oradaydı.Seksen üç yaşında, görmüş geçirmiş bir teyze. Temiz, onurlu bir yüzü vardı.Yaşlılar ilgilenilmeyi, konuşmayı severler.Sorular sorarak onu konuşturmak istedim. Niyetim sadece hoşbeş etmekti.Kısaca hayatını özetledi. Etkilenmemek elde değil. Neler yaşıyor insanlar da hâlâ ayaktalar.“İnsan her acıya katlanabiliyor demek ki” demekten kendimi alamadım.Bir sonraki nesli yani bizleri ve bizden sonrakileri düşündüm. …
Benim Sadık Yarim Işıl Işıl Barış
İnsanlar, hem de onların en masumları, boy boy türlü türlü hayvanlar, envai çeşit nebatat yok olup gitmeseydi; açlık susuzluk kol gezmeseydi, tahribat sadece mimari ve kültürel boyutta olsaydı bile savaşın ne korkunç, ne zalimce bir lanet olduğunu hemen herkes anlardı. Neşeli, rengârenk, nefes üstüne nefes alan bir şehirle; griye çalan karanlığı her yerini kuşatmış enkaz yığını arasında ilkini seçip ikincisinden ölesiye uzak durmak tercihlerin en kolayıydı. Yok etmek ve kazanmak gibi tuhaf bir ikiliye hizmet eden savaşın güya incelikli planları, stratejileri vardı ama ne hikmetse en “kazanılmış” savaş bile barışla imzalanmayınca hiçbir şey elde edilemiyordu.
Belki de insanlığın büyük başarısızlığı, barışı yeterince işleyip herkesin anlayacağı bir netliğe kavuşturamamasıydı. Barış ne yazık ki, savaşlar arası bir mola, mecalsiz bir züğürt tesellisiydi. Barıştan vazgeçmek hayallerden bile uzak tutulmalıyken, seçenekler arasında hep ilk üç arasındaydı.
Plutarkhos’a selam verircesine iki kitaba, iki savaş karşıtı resimli direniş eserine eğileceğim, dört değil kırk dört gözümle. Görsel diliyle büyük savaşların propaganda afişlerini hatırlatan, biri Ukrayna’dan diğeri İspanya’dan seslenen “Rondo’yu Değitiren Savaş” ve “Savaş Neleri Sevmez” kitaplarında, ihmal ettiğimiz barış binbir dille köşeye sıkıştırıyor savaşı.
Şehir bir birikimdir; söylenen şarkılar, yapılan alışverişler, verilen selamlar. Dünün birikimi müzelerde görülür, kütüphanelerde okunur, sanat merkezlerinde hissedilir, duyulur. Sokaklarda başıboş gezen hayvanların neşesi bile ele verir o şehri. Merhamet kol gezer kuytularda, deli dervişler her yere girip çıkar hürmet görür.
Bu yazının devamı 219. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Ne Yapmalı (Bir Dönemin Hikâyeleri)
Yaşar aslen Kahramanmaraşlıydı. Evin tek erkek çocuğu, değerli. Kısa yoldan ekmek sahibi olsun diye, o günlerde meşhur olan, sağlık meslek lisesine kaydolması ailece onaylanmış, Yaşar büyük bir hüzün eşliğinde Diyarbakır’a
Elma Ve Fazlası
Kulağıma kulağıma
Elmadan fazla olduğunu
Söyleyip duruyordu.
Kosmosun Gölgesinde Dirayetli Bir Kaos Öyküsü: Evrenin Öncesi ve Şimdisi
Eski çamlar bardak olmuş, o devirler eskide kalmış, akıl almaz şeylermiş kimin umurunda, bizi hâlâ hikâyeler bağlıyor birbirimize.
Adaletin Amentüsü
Haykırıyor âdem evladı, dillerde adaletin amentüsü,
Dualarla örülüdür yeryüzündeki masumiyetin örtüsü.
İnsan Her Acıya Katlanabilir mi
Yaşlı teyzemizi ziyarete gittik.O da oradaydı.Seksen üç yaşında, görmüş geçirmiş bir teyze. Temiz, onurlu bir yüzü vardı.Yaşlılar ilgilenilmeyi, konuşmayı severler.Sorular sorarak onu konuşturmak istedim. Niyetim sadece hoşbeş etmekti.Kısaca hayatını özetledi. Etkilenmemek elde değil. Neler yaşıyor insanlar da hâlâ ayaktalar.“İnsan her acıya katlanabiliyor demek ki” demekten kendimi alamadım.Bir sonraki nesli yani bizleri ve bizden sonrakileri düşündüm. …
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.