Fantastik metinler büyüye gark olmuş, adım başı tekinsizliklerin yaşandığı, inlerin cinlerle ver kaç yapıp iskeletlerin koruduğu kaleye topu plaselediği, gerçeğe sırtını dönmüş oyunbazlıklar mıdır? Boşlukta salınırcasına keyfilikte ilerleyen kurgu okurun ne ölçüde umrunda olur? Yeni nesil okur bile aile sorunlarının, akran çatışmalarının, iyi kötü mücadelesinin çekimindeki fantazyayı daha bir merakla, şevkle okuyor. Nasıl iyi bir gerilim, habire birilerinin telef olduğu mezhabalar gibi iş görmüyorsa, iyi fantazya, dupduru suya özenle damlatılan birkaç damlanın mayaladığı belirsizlikle güçlenip derinleşiyor. Avucumuzun içi gibi bildiğimizi sandığımız bir sokağın gözden kaçan kör noktası, ömrümüzü geçirdiğimiz konağın avlusundaki kuytu, hep karşısında dikildiğimiz kitaplığın tek bir rafındaki tuhaflık, bildiğimizi sandığımız dünyayı alt üst etmiyor mu?
Kitaplarının her birini hayranlıkla okuduğum Philippa Pearce, sabırla dokuduğu dramatik örgüye çok canlı bir tarihsel zemin katarken, can alıcı yerlerde gerçeği eğip bükerek tedirgin edici bir atmosfer oluşturuyor.
Tom Long, kızamık geçiren kardeşinin iyileşme sürecinde teyzesine gönderiliyor. Bahçeli hoş bir evde ve kafa dengi biraderi Peter ile yazı yaz etmeyi planlarken, bu hain gelişmelere lanet okuyor. Müşfik Gwen teyze, çok da cana yakın olmayan ve İngiliz sağduyusunun tipik bir örneği olan Alan eniştesiyle dört duvara sıkışacak olması yeterince kötü. Günleri sayarım biter gider diye düşünürken, erkencecik yatması ve hep mantıklı davranması dayatılınca, saatleri bile saymaya başlıyor.
Bu yazının devamı
220. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Öteki kavramının birçok alanı içine aldığı, farklı disiplinlerde karşılık bulduğu ve sinema filmlerinde de çoğunlukla ‘biz/ben’ ve ‘öteki/başkası’ karşıtlığında yer bulduğunu şimdiye değin yaptığımız okumalarda idrak ettik.
Antonio Gramsci’nin kavramlaştırdığı “kültürel hegemonya” teorisine göre, güçlü uluslar hâkimiyetlerini yalnızca askeri ve ekonomik yollarla değil, aynı zamanda kültürel araçlarla da pekiştirerek kurarlar. Bu bakımdan genel sanat teorisi bağlamında sanatın hemen bütün dallarında olduğu gibi özellikle yazının ve yazınsal üretimin toplamı niteliğindeki edebiyatın, emperyalist düşüncenin yayılması, yerel ve genel eksenlerde dal budak salması ve giderek meşrulaştırılmasında önemli bir rol oynadığının altını çizmek gerekmektedir.
Yine uzun uzun yollar yürüdükten sonra seyyahın yolu bir kasabaya varmış. Bu kasaba; ormanın içinde, ince toprak yolları olan, evleri birbirine mesafeli, güzel, ferah bir yermiş. Kış artık kendini iyice hissettirdiğinden, seyyah hemen kendine kalacak yer bulma kaygısına düşmüş.
İlk yazımızı Nida Dergisi’nde kaleme alalı beş yılı aşkın bir süre geçti. Bu süre zarfında birkaç yazı haricinde “11 Eylül sonrası dünya sinemalarından örnek filmlerde İslam, Müslüman ve öteki kurgusunu” ele alan değerlendirmeler yaptık.
Şair ve çocuk edebiyatı yazarı olarak tanıdığımız Mustafa Ökkeş Evren bu kez Sus İşaret isimli öykü kitabıyla yetişkin okuyuclarını selalmlıyor. Şiirleri, denemeleri, öyküleri ve çocuklar için yazdığı her türden eserleriyle tanıdığımız
Zaman Yok Artık: Duvar Saatinin On Üçüncü Gongu
Fantastik metinler büyüye gark olmuş, adım başı tekinsizliklerin yaşandığı, inlerin cinlerle ver kaç yapıp iskeletlerin koruduğu kaleye topu plaselediği, gerçeğe sırtını dönmüş oyunbazlıklar mıdır? Boşlukta salınırcasına keyfilikte ilerleyen kurgu okurun ne ölçüde umrunda olur? Yeni nesil okur bile aile sorunlarının, akran çatışmalarının, iyi kötü mücadelesinin çekimindeki fantazyayı daha bir merakla, şevkle okuyor. Nasıl iyi bir gerilim, habire birilerinin telef olduğu mezhabalar gibi iş görmüyorsa, iyi fantazya, dupduru suya özenle damlatılan birkaç damlanın mayaladığı belirsizlikle güçlenip derinleşiyor. Avucumuzun içi gibi bildiğimizi sandığımız bir sokağın gözden kaçan kör noktası, ömrümüzü geçirdiğimiz konağın avlusundaki kuytu, hep karşısında dikildiğimiz kitaplığın tek bir rafındaki tuhaflık, bildiğimizi sandığımız dünyayı alt üst etmiyor mu?
Kitaplarının her birini hayranlıkla okuduğum Philippa Pearce, sabırla dokuduğu dramatik örgüye çok canlı bir tarihsel zemin katarken, can alıcı yerlerde gerçeği eğip bükerek tedirgin edici bir atmosfer oluşturuyor.
Tom Long, kızamık geçiren kardeşinin iyileşme sürecinde teyzesine gönderiliyor. Bahçeli hoş bir evde ve kafa dengi biraderi Peter ile yazı yaz etmeyi planlarken, bu hain gelişmelere lanet okuyor. Müşfik Gwen teyze, çok da cana yakın olmayan ve İngiliz sağduyusunun tipik bir örneği olan Alan eniştesiyle dört duvara sıkışacak olması yeterince kötü. Günleri sayarım biter gider diye düşünürken, erkencecik yatması ve hep mantıklı davranması dayatılınca, saatleri bile saymaya başlıyor.
Bu yazının devamı 220. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Bir “Girdap”ın İçinde Olmak
Öteki kavramının birçok alanı içine aldığı, farklı disiplinlerde karşılık bulduğu ve sinema filmlerinde de çoğunlukla ‘biz/ben’ ve ‘öteki/başkası’ karşıtlığında yer bulduğunu şimdiye değin yaptığımız okumalarda idrak ettik.
Emperyalizm ve Edebiyat
Antonio Gramsci’nin kavramlaştırdığı “kültürel hegemonya” teorisine göre, güçlü uluslar hâkimiyetlerini yalnızca askeri ve ekonomik yollarla değil, aynı zamanda kültürel araçlarla da pekiştirerek kurarlar. Bu bakımdan genel sanat teorisi bağlamında sanatın hemen bütün dallarında olduğu gibi özellikle yazının ve yazınsal üretimin toplamı niteliğindeki edebiyatın, emperyalist düşüncenin yayılması, yerel ve genel eksenlerde dal budak salması ve giderek meşrulaştırılmasında önemli bir rol oynadığının altını çizmek gerekmektedir.
Seyyah II
Yine uzun uzun yollar yürüdükten sonra seyyahın yolu bir kasabaya varmış. Bu kasaba; ormanın içinde, ince toprak yolları olan, evleri birbirine mesafeli, güzel, ferah bir yermiş. Kış artık kendini iyice hissettirdiğinden, seyyah hemen kendine kalacak yer bulma kaygısına düşmüş.
Gökyüzü Kadar Kırmızı ile Eğitimcinin Sinema Rehberine Giriş
İlk yazımızı Nida Dergisi’nde kaleme alalı beş yılı aşkın bir süre geçti. Bu süre zarfında birkaç yazı haricinde “11 Eylül sonrası dünya sinemalarından örnek filmlerde İslam, Müslüman ve öteki kurgusunu” ele alan değerlendirmeler yaptık.
Mustafa Ökkeş Evren’den Hız Çağına “Sus İşareti”
Şair ve çocuk edebiyatı yazarı olarak tanıdığımız Mustafa Ökkeş Evren bu kez Sus İşaret isimli öykü kitabıyla yetişkin okuyuclarını selalmlıyor. Şiirleri, denemeleri, öyküleri ve çocuklar için yazdığı her türden eserleriyle tanıdığımız
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.